
Foça Kampı'nın ikinci günü...
Sabah saat 06.30'da kamp alanını çalan düdük sesi uyandırdı.
Kumsal yavaşça gözlerini açtı.
Odasındaki diğer kızlar da uyanmaya başlamıştı.
Doğa yorganın altından başını çıkarıp homurdandı.
"Biraz daha uyusak olmaz mı?"
Kumsal gülümseyerek yatağından kalktı.
"Olmaz."
"Antrenör bizi yaşatmaz."
Herkes gülmeye başladı.
Kumsal banyoya gidip yüzünü yıkadı.
Düz kumral saçlarını dikkatlice taradı ve bugün rahat hareket edebilmek için yine atkuyruğu yaptı.
Eşofmanını giyip ayakkabılarını bağladı.
Hazır olduğunda pencereyi açtı.
Denizden gelen hafif rüzgâr yüzüne vurdu.
Foça'nın sabahı gerçekten huzur vericiydi.
Bir an gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"İyi ki gelmişim."
Erkekler odasında ise tam tersi bir manzara vardı.
Altay çoktan uyanmıştı.
Emir ise hâlâ yastığını başına çekmişti.
"Kalk."
diye seslendi Altay.
"Beş dakika."
"Onu dün de söyledin."
Emir istemeyerek doğruldu.
"Sen hiç susmuyor musun?"
"Hayır."
Altay kahkaha attı.
"Çünkü seni sinir etmek çok eğlenceli."
Emir gülümsememek için kendini zor tuttu.
Hazırlanıp aşağı indiklerinde bütün öğrenciler kahvaltı salonunda toplanmıştı.
Kumsal, Doğa'yla birlikte pencere kenarındaki masaya oturdu.
Tam kahvaltıya başlayacakları sırada öğretmen seslendi.
"Bugün oturma düzeni karışık."
"Farklı arkadaşlarınızla oturun."
Doğa şaşkınlıkla Kumsal'a baktı.
"Yine mi?"
Kumsal gülerek omuz silkti.
"Alıştım artık."
Kader yine küçük bir oyun oynadı.
Emir tepsisini eline aldı ve boş olan sandalyeye oturdu.
Tam Kumsal'ın karşısına...
İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
Altay bunu görünce uzaktan sırıttı.
"Bunları kader bile ayıramıyor."
Emir çayından bir yudum aldı.
"Günaydın."
Kumsal kısa bir duraksamadan sonra cevap verdi.
"Günaydın."
Bu, birbirlerine isteyerek söyledikleri ilk "günaydın"dı.
Kumsal bunu fark edince şaşırdı.
Emir de neden söylediğini bilmiyordu.
Kahvaltıdan sonra bütün öğrenciler sahilde koşuya çıktı.
Antrenör önde koşuyor, öğrenciler onu takip ediyordu.
Kumsal tempolu koşarken yanındaki Elif'in nefesi kesilmeye başladı.
"İyi misin?"
diye sordu.
"Biraz yoruldum."
Kumsal hızını yavaşlattı.
"Gel."
"Birlikte koşalım."
Elif teşekkür ederek onun temposuna uydu.
Bu sahneyi uzaktan gören Emir istemsizce gülümsedi.
Altay yine yaklaştı.
"Neye gülümsüyorsun?"
"Hiç."
"Kumsal'a bakıyordun."
"Takımı izliyordum."
Altay başını iki yana salladı.
"Tamam kanka."
"Sen öyle san."
Koşu bittikten sonra öğrenciler dinlenmek için sahile oturdu.
Deniz hafif hafif kıyıya vuruyordu.
Doğa ile birkaç kız kumdan küçük şekiller yaparken Kumsal biraz ileride tek başına oturuyordu.
Elinde küçük bir deniz kabuğu vardı.
Onu inceliyordu.
Tam o sırada voleybol takımından Deniz adındaki bir öğrenci yanına geldi.
"Güzel kabuk bulmuşsun."
Kumsal gülümsedi.
"Evet."
"Foça'nın hatırası olur."
İkisi kısa süre sohbet etmeye başladı.
Birkaç metre ötede duran Emir'in gözleri farkında olmadan onlara kaydı.
Deniz'in Kumsal'la gülerek konuştuğunu görünce içinde tarif edemediği bir huzursuzluk oluştu.
Kaşlarını çattı.
"Bu çocuk kim?"
Altay bunu hemen fark etti.
"Kıskandın mı?"
Emir sertçe döndü.
"Ne?"
"Kıskandın işte."
"Saçmalama."
"O çocuk sadece konuşuyor."
Altay sırıttı.
"Evet..."
"Ama senin suratın hiç öyle demiyor."
Emir cevap vermedi.
Çünkü ilk kez...
İçindeki o garip hissin adıyla yüzleşmeye başlamıştı.
Ve bu onu korkutuyordu.
~~~
Deniz kenarında verilen kısa molanın ardından antrenörün düdüğü kamp alanında yeniden yankılandı.
"Herkes toplansın!"
Öğrenciler hızlıca sahildeki alana doğru yürüdü.
Antrenör elindeki listeye baktı.
"Şimdi karışık gruplar oluşturacağız."
"Yapacağınız parkurda birbirinize yardım etmeniz gerekecek."
Öğrenciler merakla birbirlerine baktılar.
Altay gülerek Emir'in omzuna vurdu.
"İddia ediyorum, yine Kumsal'la aynı gruba düşeceksin."
Emir gözlerini devirdi.
"Abartmayı bırak."
Antrenör isimleri okumaya başladı.
"Birinci grup..."
"Kumsal, Emir Ege, Doğa, Altay ve Kerem."
Altay kahkahasını tutamadı.
"Ben demiştim!"
Kumsal da şaşkınlıkla Emir'e baktı.
Emir ise sadece derin bir nefes aldı.
"Gerçekten kader bizimle uğraşıyor galiba..."
Parkurun ilk etabı kumların üzerinde koşuydu.
Kumsal önden ilerliyor, Doğa hemen arkasından geliyordu.
Bir anda Doğa'nın ayağı kuma takıldı.
Tam düşecekken Kumsal kolundan tutup onu dengeledi.
"İyi misin?"
Doğa gülerek başını salladı.
"İyiyim."
Bu sırada Emir de arkalarına yetişti.
"Devam edin."
"Zaman kaybediyoruz."
İlk kez sesi sert değil, sakindi.
Kumsal bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi.
İkinci etapta öğrenciler tahta parçalarından yapılmış dar bir köprüden geçecekti.
Kerem dengesini kaybedince Emir kolundan tutup düşmesini engelledi.
Altay gülerek,
"Bugün kahraman oldun."
dedi.
Emir omuz silkti.
"Takımız."
Kumsal istemeden bu sözü duydu.
"Eskiden böyle konuşmazdı..."
diye düşündü.
Son etapta bütün grubun birlikte ağır bir halatı taşıması gerekiyordu.
Herkes aynı anda halata asıldı.
Kumsal'ın eli kayınca halat omzuna sertçe çarptı.
Canı acısa da belli etmedi.
Emir bunu gördü.
"İyi misin?"
Kumsal kısa bir an durdu.
"İyiyim."
"Emin misin?"
"Evet."
Emir birkaç saniye ona baktı.
Yalan söylediğini anlamıştı.
Ama üstelemedi.
Parkur tamamlandığında grupları ikinci olmuştu.
Doğa sevinçle Kumsal'a sarıldı.
"Harikaydık!"
Kumsal gülümsedi.
"Evet."
Altay ise Emir'e dönüp fısıldadı.
"Bugün ona üç kez 'İyi misin?' dedin."
Emir kaşlarını çattı.
"Eee?"
"Daha önce bırak 'iyi misin' demeyi, görmezden gelirdin."
Emir cevap vermedi.
Çünkü Altay yine haklıydı.
Akşamüstü öğrenciler serbest zamandaydı.
Kumsal tek başına iskeleye yürüdü.
Ayağını denize doğru sallandırıp ufku izlemeye başladı.
Bir süre sonra yanına biri oturdu.
Emir...
Kumsal ona baktı.
"Yine mi sen?"
Emir hafifçe gülümsedi.
"Foça küçük galiba."
Kumsal istemeden güldü.
"Küçük değil."
"Sen beni buluyorsun."
Emir birkaç saniye sustu.
"Belki."
İkisi de denizi izlemeye devam etti.
Sessizlik bu kez rahatsız edici değildi.
Tam o sırada uzaktan Altay'ın sesi duyuldu.
"Emiiir!"
"Akşam maçı başlıyor!"
Emir ayağa kalktı.
"Geliyorum."
Sonra kısa bir duraksamadan sonra Kumsal'a döndü.
"Omzun gerçekten iyi mi?"
Kumsal şaşkınlığını gizleyemedi.
"Evet."
"Merak etme."
Emir başını salladı.
"Tamam."
Uzaklaşırken Kumsal onun arkasından baktı.
"Gerçekten değişiyor olabilir mi?"
diye geçirdi içinden.
Ama hemen düşüncelerini susturdu.
"Hayır... Bana yaptıklarını unutmadım."
Akşam yemeğinden sonra öğrenciler odalarına çekildi.
Doğa yatağına uzanır uzanmaz konuşmaya başladı.
"Kumsal..."
"Hı?"
"Emir bugün sana karşı çok farklıydı."
Kumsal yastığını düzeltirken cevap verdi.
"Sadece kamp ortamı."
"Okula dönünce yine eski hâline döner."
Doğa gülümsedi.
"Bence sen de bunu söylediğine inanmıyorsun."
Kumsal cevap vermedi.
Pencereye yöneldi.
Gökyüzü yıldızlarla doluydu.
Bir yandan Emir'in bugün gösterdiği küçük nezaketleri düşünüyor, diğer yandan geçmişte yaşadığı kırgınlıkları hatırlıyordu.
İçinde iki farklı duygu vardı.
Affetmek istemiyordu...
Ama kalbi de yavaş yavaş eskisi kadar öfkeli atmamaya başlamıştı.
Aynı saatlerde erkekler odasında Altay yatağına uzanmıştı.
Emir ise pencerenin önünde durmuş, denizi izliyordu.
Altay sessizliği bozdu.
"Kanka..."
"Ne var?"
"Bugün bütün gün Kumsal'ı düşündün."
Emir başını eğdi.
"Bilmiyorum."
"Galiba..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Altay gülümsedi.
"Bir gün kendine itiraf edeceksin."
Emir cevap vermedi.
Çünkü ilk kez...
Kalbinin söyledikleriyle mantığının söyledikleri birbirine hiç benzemiyordu.
Ve bu savaşın kazananı henüz belli değildi.
