
Sabah saat tam 06.00'da Kumsal'ın alarmı çaldı.
Alarmın sesiyle gözlerini araladı. Bir an nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra aklına bir anda bugünün ne olduğu geldi.
Foça Kampı.
Bir anda yatağından doğruldu.
"Bugün başlıyor..."
diye fısıldadı.
Perdeyi açınca sabahın ilk ışıkları odasına doldu. Gökyüzü açık maviydi.
Hızlıca banyoya gidip yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı ve uzun düz kumral saçlarını dikkatlice taradı. Bugün rahat olması için saçlarını alçak bir atkuyruğu yaptı.
Dolabından siyah eşofmanını, beyaz tişörtünü ve okulun lacivert montunu çıkardı.
Hazırlanıp aşağı indiğinde annesi kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı.
"Günaydın."
"Günaydın anne."
Kaan da mutfaktaydı.
Elindeki kahve kupasını masaya bıraktı.
"Heyecan var mı?"
Kumsal gülerek,
"Biraz."
dedi.
Kaan ayağa kalktı.
"Çantan hazır mı?"
"Hazır."
"Kontrol ettin mi?"
"Üç kez."
Kaan kahkaha attı.
"Tamam o zaman."
Kahvaltı bittikten sonra valizini kapının önüne çıkardı.
Kaan valizi kolayca kaldırıp motosikletin yanındaki bagaj bölümüne yerleştirdi.
"Hadi."
"Geç kalmayalım."
Kumsal kaskını takıp motosiklete bindi.
Sabahın serin rüzgârı yüzüne çarparken içinde tarif edemediği bir heyecan vardı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra okulun önüne geldiler.
Bahçe öğrencilerle doluydu.
Büyük otobüs okul kapısının önünde bekliyordu.
Kaan motoru durdurdu.
Kumsal motordan indi.
"Teşekkür ederim abi."
Kaan kardeşine sarıldı.
"Kendine dikkat et."
"Merak etme."
"Bir sorun olursa beni ara."
"Söz."
Kaan başını okşayıp motosikletine bindi ve okuldan ayrıldı.
Tam o sırada Doğa koşarak geldi.
"Kumsaaal!"
İki arkadaş sarılarak güldüler.
"Hiç uyuyamadım."
dedi Doğa.
"Ben de."
Valizlerini otobüsün bagajına yerleştirdiler.
Birkaç metre ötede futbol takımı da toplanmıştı.
Altay omzunda spor çantasıyla Emir'in yanına geldi.
"Bugün çok sessizsin."
Emir otobüsün önünde bekleyen Kumsal'a kısa bir bakış attı.
"Normalim."
Altay sırıttı.
"Emin misin?"
"Altay..."
"Tamam sustum."
Tam o sırada antrenör yüksek sesle konuşmaya başladı.
"Herkes dikkat!"
"Yol boyunca kurallara uyacaksınız."
"Kimse izinsiz otobüsten inmeyecek."
Öğrenciler hep bir ağızdan,
"Tamam hocam!"
dediler.
Otobüse binme zamanı gelmişti.
Doğa ile Kumsal en arkalardan cam kenarında iki koltuk seçtiler.
Tam oturacakları sırada öğretmen seslendi.
"Bir dakika."
Herkes dönüp öğretmene baktı.
"Oturma düzenini değiştireceğiz."
Öğrenciler şaşkınlıkla birbirine baktı.
"Takımlar karışık oturacak."
"Herkes listedeki yerine geçsin."
Kumsal'ın kalbi hızlandı.
"İnşallah Doğa'yla aynı koltuktayım..."
Öğretmen listeyi okumaya başladı.
"Doğa — Zeynep."
Doğa şaşkınlıkla Kumsal'a baktı.
"Eyvah."
Öğretmen devam etti.
"Kumsal..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...Emir Ege."
Hem Kumsal hem de Emir aynı anda itiraz etti.
"Ne?"
Otobüste kahkahalar yükseldi.
Altay hemen konuştu.
"Hocam bence çok doğru karar."
Emir dönüp arkadaşına sert sert baktı.
"Bir gün seni bırakmayacağım."
Altay kahkaha atmaya devam etti.
Öğretmen gülümseyerek,
"İtiraz yok."
"Yerlerinize geçin."
dedi.
Kumsal derin bir nefes aldı.
"Harika..."
diye mırıldandı.
Emir de istemeyerek yanına oturdu.
İkisi de camdan dışarı bakıyordu.
Beş dakika boyunca tek kelime konuşmadılar.
Otobüs hareket etti.
İzmir yavaş yavaş arkalarında kalırken Foça yolculuğu başlamıştı.
Bir süre sonra otobüste müzik açıldı.
Öğrenciler şarkılara eşlik etmeye başladı.
Altay arka taraftan bağırdı.
"Emir!"
Emir arkasını döndü.
"N'oldu?"
"Gül biraz!"
Otobüste kahkahalar yükseldi.
Kumsal istemeden güldü.
Emir bunu fark etti.
"Neye gülüyorsun?"
"Sana."
"Neden?"
"Arkadaşın seni rahat bırakmıyor."
Emir başını iki yana salladı.
"Alıştım."
Kumsal ilk kez içten bir şekilde gülümsedi.
Ve Emir...
İlk kez o gülümsemeyi bu kadar yakından gördü.
İçinde garip bir sıcaklık hissetti.
Ama hemen gözlerini camdan dışarı çevirdi.
"Kendine gel Emir..."
diye geçirdi içinden.
Çünkü kalbi...
Artık onu dinlememeye başlamıştı.
~~~
Yaklaşık iki saat süren yolculuğun ardından otobüs yavaş yavaş Foça'daki kamp tesisinin önünde durdu.
Öğrenciler camlardan dışarı bakmaya başladı.
Deniz masmaviydi.
Hafif bir rüzgâr ağaçların yapraklarını sallıyor, iyot kokusu her yeri sarıyordu.
Doğa heyecanla Kumsal'ın koluna dokundu.
"Çok güzel!"
Kumsal gülümseyerek başını salladı.
"Gerçekten öyle."
Otobüsten indiklerinde öğretmen bütün öğrencileri topladı.
"Herkes valizini alsın."
"Odalarınız birazdan açıklanacak."
Öğrenciler bavullarını alırken Altay her zamanki gibi şakalaşıyordu.
"Kanka, umarım Emir'le aynı odadayım."
Emir gülerek,
"Başka şansın mı var?"
dedi.
Diğer tarafta Doğa da aynı heyecanla konuşuyordu.
"Kumsal, kesin aynı odadayız!"
Görevli öğretmen elindeki listeyi açtı.
"Kızlar..."
"Doğa, Kumsal, Elif ve Selin."
Doğa sevinçle zıpladı.
"Yaşasın!"
Kumsal da gülümsedi.
Sonra erkeklerin isimleri okundu.
"Emir Ege, Altay, Mert ve Kerem."
Altay, Emir'in omzuna vurdu.
"Kaçamadın yine."
Emir sadece başını salladı.
Odalara yerleştikten sonra herkes spor kıyafetlerini giyip tesisin bahçesinde toplandı.
Antrenör iki takımı karşısına aldı.
"Bugün ağır antrenman yapmayacağız."
"Birbirinizi daha iyi tanıyacağınız takım oyunları oynayacağız."
Öğrenciler merakla birbirine baktı.
İlk oyun ip çekmeydi.
Takımlar karışık oluşturuldu.
Kumsal ve Emir aynı takımdaydı.
İkisi de bunu duyunca birbirlerine baktılar.
Emir hafifçe gülümsedi.
"Bu kez kavga etmeyelim."
Kumsal kaşını kaldırdı.
"Sen başlatmazsan."
Altay uzaktan seslendi.
"İkiniz de aynı taraftasınız!"
"Birbirinizle değil, karşı takımla yarışın."
Herkes gülmeye başladı.
Yarış başladığında Emir ipin en önüne geçti.
Kumsal ise hemen arkasındaydı.
"Hazır!"
"Başla!"
düdüğüyle birlikte herkes asıldı.
İlk birkaç saniye iki takım da eşitti.
Tam o sırada Emir,
"Hadi!"
diye bağırdı.
"Kuvvet verin!"
Kumsal da takım arkadaşlarını cesaretlendirdi.
"Biraz daha!"
"Hep birlikte!"
Son hamlede ip tamamen onların tarafına geçti.
Takımları büyük bir sevinçle bağırdı.
Doğa gelip Kumsal'a sarıldı.
"Kazandık!"
Altay da Emir'in omzuna vurdu.
"Fena değildin."
Emir'in gözleri kısa bir an Kumsal'a kaydı.
İlk kez...
Aynı takımda olmanın nasıl bir his olduğunu düşünüyordu.
Akşamüstü kısa bir serbest zaman verildi.
Öğrenciler sahile inmeye başladılar.
Kumsal deniz kenarına yürüyüp ayakkabılarını çıkardı.
Dalgalar kıyıya hafifçe vuruyordu.
Tam denizi izlerken arkasından bir ses duydu.
"Manzara güzel."
Kumsal dönünce Emir'i gördü.
"Sen de mi geldin?"
"Biraz kafa dağıtmak istedim."
İkisi birkaç saniye sessizce denizi izledi.
Rüzgâr Kumsal'ın düz saçlarını hafifçe savuruyordu.
Emir farkında olmadan ona baktı.
Sonra hemen gözlerini denize çevirdi.
"Adana'yı özledin mi?"
diye sordu.
Kumsal başını iki yana salladı.
"Aslında..."
"Buraya alışmaya başladım."
Emir hafifçe gülümsedi.
"Belli oluyor."
Tam o sırada uzaktan Altay'ın sesi duyuldu.
"Emiiir!"
"Yine kayboldun!"
Emir başını iki yana sallayıp güldü.
"Geliyorum."
Gitmeden önce Kumsal'a döndü.
"Akşam kamp ateşi varmış."
"Evet."
"Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Hava karardığında bütün öğrenciler sahilde yakılan kamp ateşinin etrafında toplandı.
Öğretmen gitarını eline aldı.
Şarkılar söylenmeye başladı.
Kimi öğrenciler alkış tutuyor, kimileri sohbet ediyordu.
Kumsal ve Doğa ateşin karşı tarafında oturuyordu.
Emir ise Altay'ın yanında olmasına rağmen ara sıra gözleri farkında olmadan Kumsal'a gidiyordu.
Altay bunu yine fark etti.
"Yine bakıyorsun."
Emir derin bir nefes verdi.
"Farkında olmadan oluyor."
Altay gülümsedi.
"İşte asıl sorun da bu."
Emir ilk kez arkadaşına cevap vermedi.
Çünkü içten içe...
Artık Kumsal'ı sadece merak etmediğini hissediyordu.
Ama bunu ne kendine ne de başkasına söylemeye hazır değildi.
Kampın ilk gecesi yıldızların altında sona ererken...
İkisi de bunun sıradan bir kamp olmayacağını henüz bilmiyordu.
