
Kampın üzerinden iki gün geçmişti.
Umut Koleji yine her zamanki gibi hareketliydi.
Koridorlarda öğrencilerin sesleri yankılanıyor, ders zili yaklaşırken herkes sınıflarına yetişmeye çalışıyordu.
Saat tam 07.00'de Kumsal'ın alarmı çalmıştı.
Gözlerini açar açmaz aklına kampta yaşananlar geldi.
Emir'in herkesin içinde ona inanmayışı...
Aleyna'nın attığı iftira...
Ve abisi Kaan'ın ona verdiği söz...
Derin bir nefes aldı.
"Bugün güçlü olacağım."
Yatağından kalktı.
Yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı ve uzun düz saçlarını özenle taradı.
Aynaya baktığında gözlerinin altındaki hafif yorgunluğu fark etti.
"Geçecek."
diye fısıldadı.
Aşağı indiğinde annesi kahvaltıyı hazırlıyordu.
Kaan da masadaydı.
Kardeşini görünce gülümsedi ama yüzündeki hüzün hâlâ hissediliyordu.
"Günaydın küçük."
"Günaydın."
Kaan dikkatle ona baktı.
"Bugün daha iyi misin?"
Kumsal zoraki gülümsedi.
"İyiyim."
Kaan onun iyi olmadığını biliyordu.
Ama verdiği sözü de unutmamıştı.
Kahvaltı sessiz geçti.
Bir süre sonra Kaan motosikletin anahtarını aldı.
"Hadi."
"Okula geç kalmayalım."
Okulun önüne geldiklerinde Kaan motoru durdurdu.
Kumsal inerken kardeşine baktı.
"Abi..."
"Hı?"
"Teşekkür ederim."
Kaan gülümsedi.
"Her zaman."
Kumsal okul kapısından içeri girdi.
Tam o sırada Doğa koşarak yanına geldi.
"Nasılsın?"
"İyiyim."
"Yalan söyleme."
Kumsal hafifçe başını eğdi.
"Biraz kırgınım."
Doğa koluna girdi.
"Bugün her şey düzelecek."
Diğer tarafta Emir ve Altay okul bahçesinde konuşuyorlardı.
Altay ciddi görünüyordu.
"Kanka."
"Ne var?"
"İki gündür düşünüyorum."
Emir sessiz kaldı.
"Bence Aleyna'nın söylediklerini araştırmalısın."
"Araştıracak bir şey yok."
"Emin misin?"
Altay derin bir nefes aldı.
"Çünkü ben voleybol takımındaki birkaç kişiyle konuştum."
Emir şaşkınlıkla baktı.
"Ne dediler?"
"Kimse Kumsal'ın Aleyna'yı kötülediğini duymamış."
Emir'in yüzündeki ifade değişti.
"Ne?"
"Hatta tam tersi."
"Herkes Kumsal'ın takımı toparladığını söyledi."
Emir'in kalbi hızlandı.
İlk kez gerçekten şüphe etmeye başlamıştı.
İlk ders başlamadan önce voleybol antrenörü bütün voleybolcuları spor salonuna çağırdı.
Futbol takımı da aynı saatte salondaydı.
Antrenör ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı.
"Kamp sırasında yaşanan olay hakkında araştırma yaptım."
Salondaki herkes sessizleşti.
Aleyna'nın yüzündeki rahat ifade yavaş yavaş kayboldu.
Antrenör elindeki notları kaldırdı.
"Takımdaki bütün oyuncularla tek tek konuştum."
"Kumsal'ın benim yanıma gelip Aleyna hakkında olumsuz konuştuğunu söyleyen tek bir kişi bile yok."
Aleyna'nın nefesi kesildi.
Antrenör devam etti.
"Ama..."
"Birkaç kişi Aleyna'nın Kumsal hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu anlattı."
Salonda uğultular yükseldi.
Emir'in yüzü bembeyaz oldu.
Yavaşça Aleyna'ya döndü.
"Bu..."
"Doğru mu?"
Aleyna telaşlandı.
"Ben..."
"Emir, beni dinle..."
Emir'in sesi bu kez çok sakindi.
"Doğru mu?"
Aleyna gözlerini kaçırdı.
Sessizlik...
Her şeyi anlatıyordu.
Emir'in dizlerinin bağı çözüldü sanki.
Aklına Kumsal'ın gözyaşları geldi.
"Ben yapmadım..."
Kızın titreyen sesi kulaklarında yeniden yankılandı.
O anda...
Ne kadar büyük bir hata yaptığını anladı.
Tam karşı tarafta duran Kumsal ise hiçbir şey söylemiyordu.
Sadece Emir'e baktı.
Bakışlarında öfke yoktu.
Sadece...
Derin bir hayal kırıklığı vardı.
Ve bu bakış...
Emir'in aldığı en ağır cezaydı.
~~~
Spor salonunda oluşan sessizlik herkesi rahatsız ediyordu.
Kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.
Aleyna başını öne eğmişti.
Emir ise olduğu yerde donup kalmıştı.
Kumsal'ın gözlerine bakmaya çalışıyor ama her baktığında vicdanı biraz daha sızlıyordu.
Antrenör sessizliği bozdu.
"Aleyna."
"Sana son kez soruyorum."
"Bu iddiaları uydurdun mu?"
Aleyna birkaç saniye boyunca cevap veremedi.
Salonun dört bir yanından bakışlar ona çevrilmişti.
Doğa kollarını bağlayıp bekliyordu.
Altay ise Emir'e kısa bir bakış attı.
Sonunda Aleyna derin bir nefes aldı.
"...Evet."
Salonda uğultular yükseldi.
"Özür dilerim."
"Kaptanlığı kaybettiğim için çok sinirlendim."
"O an öyle söyledim."
Antrenörün yüzü sertleşti.
"Bu yaptığın sadece Kumsal'a değil, bütün takıma zarar verdi."
Aleyna'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Ama bu kez kimse yanına gitmedi.
Emir olduğu yerde kalmıştı.
İçinden tek bir cümle geçiyordu.
"Ben ne yaptım..."
Kumsal'ın ağladığı an...
Kamp dönüşündeki sessizliği...
Otobüste cama bakarak gözyaşı döküşü...
Hepsi birer birer gözünün önüne geldi.
Kendi kendine fısıldadı.
"Ben ona inanmadım..."
Altay sessizce omzuna dokundu.
"Şimdi ne yapacaksın?"
Emir cevap vermedi.
Yavaş adımlarla Kumsal'a doğru yürümeye başladı.
Salon tamamen sessizdi.
Kumsal olduğu yerde bekliyordu.
Emir birkaç adım önünde durdu.
İlk kez ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Derin bir nefes aldı.
"Kumsal..."
Kumsal cevap vermedi.
Emir başını eğdi.
"Özür dilerim."
"Gerçekten..."
"Çok büyük hata yaptım."
Kumsal'ın yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Sadece sakin bir sesle konuştu.
"Bitti mi?"
Emir şaşırdı.
"...Ne?"
"Diyeceklerin bitti mi?"
"Evet..."
"O zaman ben gidebilir miyim?"
Emir hemen bir adım attı.
"Hayır."
"Lütfen beni dinle."
Kumsal bu kez gözlerinin içine baktı.
"Kampta da seni dinlememi istemiştin."
"Ama sen beni dinlemedin."
Bu söz Emir'i derinden sarstı.
Haklıydı.
Hem de sonuna kadar.
Doğa sessizce Kumsal'ın yanına geldi.
"Kumsal..."
Kumsal başını salladı.
"İyiyim."
Ama sesi hiç de iyi olduğunu göstermiyordu.
Tam çıkacakları sırada Emir yeniden konuştu.
"Lütfen..."
"Bir şans ver."
Kumsal acı bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Şans mı?"
"Ben sana kaç kere kendimi anlatmaya çalıştım biliyor musun?"
"İlk günden beri bana zorbalık yaptın."
"Sonra biraz değiştin."
"Ben de belki gerçekten değişiyorsundur diye düşündüm."
Bir an durdu.
Gözleri dolmuştu.
"Ama ilk duyduğun yalanda yine bana inanmadın."
"Demek ki hiçbir şey değişmemiş."
Salondaki herkes sessizce onları dinliyordu.
Emir'in boğazı düğümlendi.
"Değiştim..."
Kumsal başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Eğer değişseydin..."
"Önce bana sorardın."
"Bir kez olsun 'Kumsal, doğru mu?' derdin."
"Sen bunu bile yapmadın."
Emir cevap veremedi.
Çünkü Kumsal'ın söylediği her cümle doğruydu.
Antrenör araya girmek istedi.
"Çocuklar..."
Ama Kumsal nazikçe başını salladı.
"İzin verir misiniz hocam?"
Antrenör sessizce geri çekildi.
Kumsal son kez Emir'e baktı.
"Özrünü kabul ediyorum."
Emir'in yüzüne kısa süreli bir umut geldi.
Ama Kumsal cümlesini tamamladı.
"Ama seni affetmiyorum."
O cümle...
Salonda yankılanıp kaldı.
Emir'in umut dolu bakışları bir anda söndü.
Kumsal arkasını dönüp yürümeye başladı.
Doğa da onun peşinden gitti.
Emir ise olduğu yerde kaldı.
İlk kez...
Yaptığı bir hatanın telafisinin bu kadar zor olacağını anlamıştı.
Altay sessizce yanına geldi.
"Bu daha başlangıç."
Emir başını eğdi.
"Biliyorum."
"Ve bu kez haklı olan o."
~~~
Aradan iki ders geçmişti.
Okulun koridorlarında herkes sabah yaşanan olayı konuşuyordu.
"Kumsal haklıymış."
"Aleyna nasıl böyle bir şey yapmış?"
"Emir de hiç araştırmadan inanmış."
Fısıltılar koridorun her köşesine yayılmıştı.
Kumsal ise bunların hiçbirini duymak istemiyordu.
Ders çıkışında çantasını omzuna takıp okul bahçesine indi.
Tek istediği eve gitmekti.
Tam okul kapısına yaklaşmıştı ki arkasından tanıdık bir ses duydu.
"Kumsal!"
Durmadı.
Ses yeniden geldi.
"Lütfen dur!"
Bu kez Emir koşarak önüne geçti.
Nefes nefeseydi.
"Kumsal... ne olur beni dinle."
Kumsal gözlerini kaçırmadan cevap verdi.
"Söyleyecek bir şeyim yok."
"Benim var."
"Dinlemek istemiyorum."
Yanlarından geçen öğrenciler yavaşlamaya başlamıştı.
Kısa sürede etraflarında küçük bir kalabalık oluştu.
Altay uzaktan endişeyle onları izliyordu.
Doğa da Kumsal'ın yanına geldi.
"Kumsal, istersen gidelim."
Kumsal tam yürümek üzereydi ki Emir kolundan tuttu.
"Lütfen."
"Sadece iki dakika."
Kumsal öfkeyle ona baktı.
"Sen bana iki dakika bile vermedin."
"Kampta beni herkesin içinde suçladığında bana konuşma hakkı tanımadın."
Emir başını öne eğdi.
"Haklısın."
"Çok büyük hata yaptım."
"Hata mı?"
Kumsal'ın sesi ilk kez yükseldi.
"Sen buna hata mı diyorsun?"
"Bana yalancı dedin."
"Herkesin içinde beni küçük düşürdün."
"Bir kez bile bana güvenmedin."
Emir konuşmaya çalıştı.
"Ben..."
"Hayır!"
Bu kez Kumsal onun sözünü kesti.
"Hep sen konuştun."
"Şimdi beni dinle."
Bahçedeki öğrenciler tamamen sessizleşmişti.
Kumsal'ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
"Ben bu okula geldiğim ilk günden beri senden ne gördüm biliyor musun?"
"Alay."
"Küçük düşürülmek."
"Zorbalık."
"Her gün yeni bir söz."
"Her gün yeni bir kırgınlık."
Kumsal'ın elleri titremeye başladı.
"Sonra..."
"Biraz değiştin."
"Ben de aptal gibi gerçekten değiştiğini sandım."
"İlk kez sana güvenmeye başlamıştım."
Bir an sustu.
Sonra gözyaşlarını sildi.
"Ama sen..."
"Bir yalana inanmayı beni dinlemeye tercih ettin."
Bu cümle Emir'in içine bıçak gibi saplandı.
Başını kaldırıp Kumsal'ın gözlerine baktı.
"Kendimden nefret ediyorum."
Kumsal acı acı güldü.
"Ben de bir zamanlar sana güvenmiş olmaktan."
Bu söz Emir'i tamamen yıktı.
Çevredeki öğrenciler bile sessizce birbirlerine bakıyordu.
Altay ilk kez arkadaşı için gerçekten üzülüyordu.
Çünkü Emir hak etmişti.
Ama yaşadığı pişmanlık da gerçekti.
Emir bir adım daha attı.
"Ne yaparsam beni affedersin?"
Kumsal hiç düşünmeden cevap verdi.
"Hiçbir şey."
Emir'in gözleri doldu.
"Lütfen böyle söyleme."
"Geç kaldın."
"Ben seni affetmeye çalışırken..."
"Sen bana inanmadın."
Kumsal dönüp gitmek istedi.
Emir bu kez istemsizce sesini yükseltti.
"Kaçma!"
Kumsal hızla arkasını döndü.
"Kaçan ben değilim!"
"Gerçeklerden kaçan sendin!"
"Sen bana değil..."
"Kolay olana inandın."
Emir'in içinde biriken bütün duygular birbirine karışmıştı.
Suçluluk...
Öfke...
Pişmanlık...
Korku...
Hepsi aynı anda patladı.
"Yeter artık!"
diye bağırdı.
Bahçedeki herkes irkildi.
Kumsal da şaşkınlıkla ona baktı.
Emir nefes nefeseydi.
"Sen neden anlamıyorsun?"
"Neyi anlayacağım?"
"Ben..."
Emir yumruklarını sıktı.
Söylemek istemiyordu.
Hazır değildi.
Ama kelimeler artık durmuyordu.
"Çünkü..."
Bir an durdu.
Gözleri dolmuştu.
"Çünkü seni seviyorum be Kumsal!"
Bahçe...
Bir anda tamamen sessizliğe gömüldü.
Kimse tek kelime edemedi.
Doğa şaşkınlıkla ağzını kapattı.
Altay gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Sonunda söyledi..."
diye fısıldadı.
Kumsal ise olduğu yerde donup kalmıştı.
Gözleri büyümüştü.
Sanki duyduklarına inanamıyordu.
Emir de söylediği cümlenin farkına yeni varmıştı.
Elini ağzına götürdü.
"Ben..."
"Ben bunu..."
Kumsal'ın gözlerinden yaşlar yeniden süzüldü.
Ama bu kez şaşkınlıktan.
Sessizce başını iki yana salladı.
"Hayır..."
"Sakın..."
"Şimdi bunu söyleme."
Emir bir adım attı.
"Kumsal..."
"Gelme!"
Kumsal'ın sesi bahçede yankılandı.
"Sevgi..."
"Güven olmadan hiçbir şey ifade etmez."
"Sen benim güvenimi kırdın."
"Ben seni affetmiyorum."
"Bunu da değiştirmeyecek."
Son kez Emir'in gözlerine baktı.
"Belki bir gün seni affederim."
"Belki de affetmem."
"Ama bugün..."
"Sana inanamıyorum."
Kumsal arkasını döndü.
Doğa onun peşinden yürüdü.
Bahçedeki öğrenciler iki yana çekildi.
Emir olduğu yerde kaldı.
Başını eğdi.
İlk kez...
Sevdiği kişiyi kendi hatası yüzünden kaybetmenin ne demek olduğunu anlamıştı.
Ve o gün...
İkisi de aynı gökyüzünün altında farklı acılar taşıyarak okuldan ayrıldı.