İçeriğe geç

BALO

Bölüm 3 · 28 dk okuma

BALO

Bölüm 3

MERAK

(Doğu Koral Anlatımıyla)

Eve gelip yatağıma yattığımdan beri aklıma tek bir soru vardı:

Mehir ve Göktuğ gerçekten sevgili miydi?

Tavanıma bakıp dakikalardır bunu düşünüyordum. İkisi nasıl sevgili olabilirdi ki? Ayrıca Mehir de ilk önce öyle bir şeu olmadığını söylemişti ama Göktuğ sevgili olduklarını söylemişti. Mehir acaba sevgili olduklarını bilmemi istemediği için mi ilk baş reddetmişti? Aklımda onlarca soru dönüyordu ve neden döndüklerini bilmiyordum. Bana neydi ki? Ben neden Mehir'i takip etmiştim ve neden kafede o şekilde davranmıştım, bilmiyordum. O an bedenimi, içimi yiyip bitiren bir duygu kaplamıştı ve duygunun da ne olduğunu bilmiyordum. Tam bir aptaldım! Ne diye Mehir'i takip etmiştim sanki? Gerçekten aptaldım!

"Abiş, bak ben Elsa oldum!" diyerek odama dalan Defne'ye baktım. Sırt üstü uzandığım yatağımdan kalktım ve gülümseyerek Defne'nin yanına geldim. Yavaşça dizlerimin üstüne eğilip Defne'nin boyuna geldikten sonra onu koltuk altlarından tutup kaldırdım ve kucağıma aldım. "Sen yine prenses mi oldun, Defne prenses?" dedim elimi yumuşak yanaklarına götürüp yanağından makas alarak.

Neşeyle kıkırdadı. "Evet, abiş! Ben prenses oldum, hem de kar prensesi!" dedi neşeyle.

Gülümseyerek yanağına öpücük kondurduğumda tekrar kıkırdadı. "Benim güzel prensesim," dedim ve onu kucağımda tutarak mutfağa doğru ilerledim.

"Ben sadece abimin prensesiyim!" dedi neşeyle ve kollarını iki yana açtı. Ardından boynuma sımsıkı sarıldı. Gülümsedim ve Defne'nin kumral, dalgalı saçlarına öpücük kondurdum. "Abiş!" dedi gamzeleriyle kocaman gülümseyerek.

"Abişim!" dedim gülerek. Ardından mutfağa girdiğimde, tezgâhın önünde biber doğrayan annemi gördüm. Annem bizim geldiğimizi fark ederek bize doğru döndü. "Kuzularım benim," dedi gülümseyerek. Ardından Defne'ya bakıp, "Defne'm kurabiyelerini masaya koydum yersin, annem," dedi.

Defne heyecanla kollarını iki yana açtı. "Yaşasın, kurabiye!" dedi ve kucağımdan inmek için hareketlendi. Defne'yi kucağımdan bıraktığımda heyecanla sandalyeye oturdu ve masadaki çikolatalı kurabiyeyi aldı. Kurabiyeden küçük bir ısırıkı aldıktan sonra bana, "Abiş, bana çizgi film açar mısın?" dedi tatlı bir gülümsemeyle.

Gülümseyerek televizyonun kumandasını aldım ve mutfağın duvarında bulunan televizyonu açtım. "Hangi çizgi filmi istiyorsun, abişim?" dedim televizyondaki kanallara bakarken.

"Karlar Ülkesi'ni aç!" dedi Defne sevinçle. Gülerek televizyonun film bölümünden Karlar Ülkesi'ni açtım. Defne hiç bıkmadan, neredeyse her gün bu filmi izlerdi. Karlar Ülkesi fimine de, filmdeki Elsa karakterine bayılıyordu. Hatta anneme zorla Elsa kostümü aldırmıştı. Anneme de saçlarını örgü yaptırır, tokalar taktırırdı. Annem de hiç bıkmadan, zevkle Defne'nin saçını yapardı. Annem gerçekten hem çok iyi bir anne hem de çok iyi bir babaydı. Babam öldüğünden beri zor da olsa ayakta kalmayı başarmıştı, bize çok destek olmuştu. Annem ve babam birbirlerine çok bağlıydı, bu yüzden babam vefat ettiği zaman annem yıkılmıştı. Yıkılmıştı ama nasıl yıkıldıysa geri dikilmeyi de bilmişti, çünkü biz vardık. O zamanlar Defne daha doğmamıştı ve annem çok yıprandığı için Defne'nin düşme ihtimali vardı. Çok şükür ki öyle bir şey yaşamamıştık, Defne sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmişti. Fakat Defne babamın öldüğünü bilmiyordu, henüz ona söyleyememiştik. Çünkü Defne daha yedi yaşındaydı ve bu yaşında bunu kaldırabileceğini sanmıyorduk. Defne'ye, babamın her gün iş gezisinde olduğunu ve eve çok geç saatlerde döndüğünü söylüyorduk. Daha küçük olduğu için buna inanıyordu ama daha ne kadar inanacaktı, bilmiyorduk. Bu yalanı fark ettiğinde bize ne diyecekti, bizden nefret edecek miydi? Bilmiyordum, düşünmek de istemiyordum.

Defne kurabiyesini yiyerek film izlerken ben de annemin yanına geldim. "Yardım edebileceğim bir şey var mı, annem?" dedim ne yaptığına bakarak.

Annem gülümseyerek bana baktı. "Yok, kuzum. Olursa seslenirim sana," dedi ve yanağıma öpücük kondurdu. Gülümseyip ben de annemin yanağına öpücük kondurdum ve tekrar Defne'ye baktım.

"Bugün okulda ne yaptın, abim?" dedim yanındaki sandaleyeye oturarak.

Defne gülümseyerek bana baktığında ağzının kenarlarında kurabiye kırıntılarının olduğunu fark ettim. Gülümseyerek baş parmağımla ağzındaki kırıntıları sildiğimde kıkırdadı. "Gıdıklandım!" dedi.

Gülümsedim ve elimi Defne'nin karnına götürüp onu gıdıklamaya başladım. Daha çok kıkırdadı.

"Abiş, çok gıdıklandım!" dedi neşeyle kıkırdayarak. Gülerek onu gıdıklamayı bıraktığımda gamzeleriyle gülümseyerek bana baktı. "Abiş biliyor musun, bugün Alp benim saçımı çekti," dedi.

Yüzümdeki gülümsemem silindi ve yerini ciddi bir ifade aldı. "Selda teyzenin çocuğu Alp mi?" dedim.

Defne neşeyle başını aşağı yukarı salladı. "Evet, Alp benden hoşlanıyormuş," dedi gamzelerini daha da belirginleştirerek.

Kaşlarımı çattım. "Ne demek senden hoşlanıyor?" dedim hafif öfkeli bir ses tonuyla. Kıskanmıştım. Bir abi olarak çok kıskanmıştım. Kaşlarımı daha çok çattım ve anneme baktım. "Anne sen biliyor muydun?"

Annem bana bakmadan, "Evet, Selda teyzen söylemişti bana," dedi ve ardından bana döndü. "Ama senin kıskanacağını düşündüğüm için söylemedim." Ardından yüzümdeki ifadeyi fark edip imayla gülümsedi. "Ay sen kız kardeşini mi kıskandın?"

Ciddi ifademi bozup hafifçe güldüm. "Tabii ki de kıskandım, nasıl kıskanmayabilirim ki?" dedim.

"Sen daha dur, Defne evlenince göreceğim ben seni," dedi annem ve tekrar tezgâha dönüp işini yapmaya devam etti.

"Evlendirmem ben prensesimi," diyerek Defne'ye baktım. "Evlenmeyeceksin, değil mi, prensesim?" dedim gözlerimi kısıp komik bir yüz ifadesi yaparak.

Defne yüzüme bakıp kıkırdadı ve bana dil çıkarttı. "Ben Alp ile evleneceğim!" dedi. Ardından elindeki kurabiyesini tabağa bırakıp sandalyeden indi ve hızlıca odasına kaçmaya başladı.

"Seni, küçük bücür," diye peşinden koşarak onu kovalamaya başladım.

Defne neşeyle cıvıldadı. "Ben de Alp'e aşık olup onunla evleneceğim!" dedi beni daha da kışkırtmak için.

Defne odaya girdi ve koltuğa çıkıp oraya buraya koşturdu. "Kız, hele şuna!" dedim ve onu sonunda yakalayıp koltuğa sırt üstü yatırdım. Onu gıdıklamaya başladığımda kıkırdadı ve ellerini sihir yapar gibi yüzüme doğru tuttu.

"Don!" dediğinde ben de onun oyununa uydum ve donup kalmış gibi yaptım. Neşeyle kıkırdadı ve ellerimden sıyrılıp hemen kaçtı. Koşarken de bana doğru seslendi. "Çözül!"

Çözülmüş gibi yaptım ve odadan çıkıp peşinden koştum. Neşeyle cıvıldayarak koşuyordu. Yine onu yakalayıp kucağıma aldım ve neşeyle parlayan, ela rengi gözlerine baktım. "Ben seni kimseye vermem," dedim ve yanaklarına öpücükler kondurmaya başladım.

Sevinçle güldü. "Ben veririm!" dedi bana inatla.

Güldüm ve yanağından makas aldım. "Büyümüş de evlenecekmiş," dedim ve tekrar yanağına öpücük kondurdum.

"Büyüdüm ben, artık kocaman kız oldum," dedi ve bana bakıp tatlı bir ifadeyle gözlerini kıstı. "Evleneceğim!"

"Vermem," dedim inatla.

"Ben kendimi Alp'e veririm o zaman," dedi ve sinsi bir gülüş sergiledi.

"İzin vermem o zaman," dedim ben de aynı şekilde gözlerimi kısarak.

Güldü ve kucağımdan inmek için hareketlendi. Onu yavaşça kucağımdan indirdim ve yanağından makas aldım. Defne de bana tatlı bir gülümseme sergileyip mutfağa ilerledi. Ben de arkasından gülümseyerek baktım ve kendi odama ilerledim. Odama girio kapıyı kapattım ve yatağımın üstündeki telefonumu aldım. Ekranı açtığımda WhatsApp'tan mesaj geldiğini gördüm. Kesin Emir veya Ata'dır. Mesaj Ata'dan gelmişti. Mesaj ekranını açtım ve ne mesaj yazdığına baktım.

Kanka, biz kütühaneye ders çalışmaya gideceğiz. Her zaman gittiğimiz kütüphaneye gideceğiz, geliyor musun?

Hızlıca cevap yazdım.

Olur, kanka. Birazdan çıkıyorum.

Telefon ekranımı kapattım ve yatağıma atıp kıyafet dolabıma ilerledim. Kıyafet dolabımın kapağını açıp kıyafetlerime göz gezdirdim ve uygun olan kıyafetleri seçip hızlı bir şekilde giyindim. Üstüme bej rengi, boyunlu bir kazak, altıma ise kahverengi bir pantolon giydim. Saatimi taktım, parfümümü sıktım, dolabımın kapağındaki aynadan saçlarıma ve kıyafetlerime baktım. Saçlarımı ellerimle düzeltip şekil verdim, kıyafetlerimi de düzelttikten sonra sırt çantama çalışacağım kitapları koyup koluma taktım. Telefonumu da yataktan alıp pantolonumun cebine koydum ve odadan çıkıp mutfağa ilerlediğimde Defne'nin sesleri kulağıma doldu:

"Anne, ben büyüyünce prenses olacağım!" dedi neşeyle, annem güldü.

"Benim kızım dünyanın en güzel prensesi olacak," dedi annem.

Mutfağa girdiğimde Defne neşeyle bana döndü. "Abiş, ben büyüyünce prenses olacağım!" dedi neşeli bir ifadeyle.

Gülümseyerek Defne'nin yanına geldim ve yanağından makas aldım. "Ol, prensesim," dedim ve yanağına öpücük kondurdum. Ardından anneme döndüm. "Anne ben Atalar ile kütüphaneye gidiyorum, ders çalışmaya," dedim ve annemin yanına geldim.

Annem bana döndü. "Tamam, kuzum. Dikkatli git, gidince haber ver," dedi. Ben de gülümsedim ve başımla onaylayıp yanağına öpücük kondurdum. Gülümsedi ve annem de benim yanağıma öpücük kondurdu.

Ardından mutfaktan çıktım ve evin kapısına gelip kapıyı açtım. Askılıktan siyah montumu alıp giydim ve kapının önüne çıkıp ayakkabılarımı giymeye başladım. Ayakkabılarımı giydikten sonra kapıyı arkamdan kapattım ve asansörü çağırdım. Asansör üçüncü kata geldiğinde kapılar açıldı ve asansöre binip asansörün aynasından kendime baktım. Tekrar saçlarıma baktım ve son kez bir düzeltme yaptım. Saçlarım benim için önemliydi, saçlarımın dağılmasından veya birinin saçlarımı dağıtmasından nefret ederdim. Bu yüzden nerede ayna bulursam hep saçlarımı düzeltirdim.

Asansör zemin kata geldiğinde kapıya döndüm ve kapılar açıldığında asansörden çıkıp apartman kapısına ilerledim. Pantolonumun cebinden telefonumu aldım ve telefon ekranımı açıp saate baktım. Saat 16.12 idi. Telefon ekranımı kaydırdım ve ana ekranıma girdim. Tam bu sırada bir yere çarptığımı hissedince geri sendeledim. Acıyla kafamı tuttum ve çarptığım yere baktım. Telefona dalıp apartmanın kapısına çarpmıştım. Mehir gerçekten haklıydı, salaktım! İki dakika telefonu açtığımda bile telefona bu kadar odaklanıp kapıyı nasıl görmüyordum gerçekten?

Sinirle nefes verdim sert bir hareketle apartmanın kapısını açıp apartmandan dışarı çıktım. Hala kafam acıdığı için resmen kapıya tekme atmak istemiştim. Sinirlerime hakim olup böyle bir şey yapmadan dış kapıyı da -çarpmadan- açtım. Ardından telefonumu kapatıp pantolonumun tekrar cebime koydum. Bundan sonra yolda yürürken telefona bakmayacaktım.

Kaldırımda ilerleyip caddeye geldim ve sağıma soluma bakıp araba geçmediğinden emin olduktan sonra karşı kaldırıma geçtim. Ara sokağa girip ilerledim ve sıkıntıdan etrafıma göz gezdirdim. Böyle de biraz turist gibi görünüyordum ama çok da umursamadım. Evlere göz gezdirirken gözüm kahve tonlarında evde takılı kaldı. Adımlarımı yavaşlayarak eve baktım.

Bu ev Mehir'in eviydi.

Ne yaptığımı fark ederek hızlıca kafamı yere çevirdim. Neden Mehir'in evini dikizliyordum, mal mıydım ben? Bugün yaşattığım olay yüzünden acaba bana çok kızmış mıydı? Umarım yine onun şiddetine maruz kalmazdım, çünkü Mehir'in eli gerçekten çok ağırdı. Nereden mi biliyordum? Mehir beni her gün dövüyordu da. Tekmeler, tokatlar, her türlü şiddete Mehir tarafından maruz kalıyordum. Okulda olmadığımız zamanlarda ise WhatsApp'tan sözlü şiddete maruz kalıyordum. Bunları yapmakta haklı mıydı? Tabii ki de. Çünkü onu çok fazla sinirlendirip kışkırtıyordum. Kız da haklı olarak beni her türlü şiddete maruz bırakıyordu. Ben olsam ben de kendimi döverdim, o derece delirtiyordum kızı. Ne yapayım, hoşuma gidiyordu.

Sokaktan sola döndüm ve kütüphaneye doğru ilerledim. Kütüphaneye girdiğimde içerideki insanlara göz attım. Çoğu benim yaşımda veya benden büyüktü. Herkes ya ders çalışıyor, ya kitap okuyor, ya da kulaklığıyla müzik dinliyordu. Ortak masaya göz gezdirdim ama bizimkiler yoktu. Sağda bulunan masalara göz attığımda bizimkileri gördüm, hepsi ders çalışıyordu. Sessiz adımlarla yanlarına geldim ve boş olan sandalyeyi çekip oturdum.

Geldiğimi görüp konuşmak yerine el salladılar. Ben de hepsine hafifçe gülümseyerek el salladım ve ne yaptıklarına, hangi derslere çalıştıklarına baktım.

Zeynep kulaklığını takmış, biyoloji dersinden test çözüyordu. Zeynep zeki bir kızdı, çalışmasa bile sınava girebilirdi. Zeynep siyah, wolfcut saçlı, ela gözlü ve ince yapılı bir kızdı. Mizacı sertti ama aynı zamanda çok da komikti. Hatta grubun en komiği o olabilirdi.

Zeynep'in hemen yanında oturan Eren'e baktığımda o da tarih dersinden soru çözüyordu. Eren ile Zeynep sevgiliydi ve ilişkileri çok iyiydi. Hatta okuldaki en güzel, en yakışan, en iyi çift onlar diyebilirim. İkisi de çok uyumlulardı, hem dış görünüş olarak hem de iç görünüş olarak. Eren siyah saçlıydı, saçları omzuna değiyordu ve Zeynep ile aynı saç modeline sahipti. Uzun boylu ve ince yapılıydı. Çok iyi kalpliydi, kimseyi kırmamaya özen gösterirdi.

Onların karşılarında ise Emir ve Ata oturuyordu. Emir kahverengi saçlı, kahverengi gözlü ve biraz zayıf bir fiziğe sahipti. Genelde sessiz, sakindir ama sinirlendiğinde de öyle bir sinirlenir ki ben bile korkardım. Allah hiçbirimize Emir'in sinirini göstermesin valla. Bir de Eren'in kardeşiydi.

Ata kumral saçlı, kahverengi gözlü ve olduça iyi görünen bir fiziğe sahipti. Bu yüzden genelde okuldaki kızların ilk görüşte aşık olduğu çocuklardandı. Gayet yakışıklı bir arkadaşımdı, hakkını yiyemezdim. Ayrıca çok da komikti, çok iyi espri yapardı, neşeli ve hareketli bir kişiliği vardı. Emir ve Ata'nın kişiliği birbirine gerçekten çok tersti. Emir sessiz, ciddi olan; Ata ise her şeyi dalgaya vuran, neşeli olandı. İkisini de çok küçüklüğümden beri bildiğim için çok iyi tanırdım. İlkokulda, ortaokulda ve şuanda -yani lisede- hep aynı sınıfta okumuştuk. Bir nevi üçümüz de kardeş gibiydik. Aramızda birbirimizden sakladığımız hiçbir şey olmazdı, her şeyimizi birbirimize anlatırdık çünkü birbirimize güvenirdik, herkesten çok güvenirdik. Babam öldüğünde bile bana o kadar destek olmuşlardı, beni güldürmeye çalışmışlardı, teselli etmeye çalışmışlardı... Gerçekten onların haklarını yiyemezdim, bana en zor zamanlarımda hep destek olmuşlardı. O yüzden en sevdiğim arkadaşlarım Emir ve Ata'ydı.

Sandalyeme oturduktan sonra sırt çantamı çıkarıp masanın altından bulunan çanta koyma yerine koydum, montumu çıkarıp sandalyeme astım ve en sonunda çantamdan ders çalışacağım kalemliğimi, kitaplarımı çıkardım. Edebiyat dersinin kitabını ve soru bankasını çıkardım, hem konuları tekrar edip hem de sorularını çözmeye başladım. Birden sol kolumda bir el hissettiğimde başımı sola yönlendirip Ata'ya baktım. Katlanmış, küçük bir kağıdı bana uzattı. Kağıdı alıp açtım ve içinde yazanı okudum.

Kanka, iyi misin? Okul çıkışı da hemen çıkmışsın.

Kalemimi alıp Ata'nın yazdığı yerin altına cevap yazdım.

İyiyim ya, sadece Mehir ile birbirimizi kovalıyorduk. Her zamanki gibi onu sinirlendirdim de :))

Kağıdı Ata'ya uzattım. Kağıdı açıp yazdığım cevabı okudu ve bana bakıp sen var ya sen, der gibi baktı. Sırıttım ve omuzlarımı silktim. Hafifçe kıkırdadı ve omzuna dostça iki kere vurdu. Ardından ikimiz de ders çalışmaya devam ettik.

Fakat benim aklım önümdeki kağıtlarda yazanlarda değildi. Aklım Mehir ve Göktuğ'nun sevgili olmasındaydı. İkisi ne alakaydı? Bir türlü aklımdan çıkaramıyordum bu soruları. Çok saçmaydı, aşırı saçmaydı. Ayrıca Mehir nasıl Göktuğ gibi bir malla sevgili olabilmişti? Aklım almıyordu.

Salak, Doğu! Sen niye bunları düşünüyorsun ki? Sana ne? Kim kiminle sevgili oluyorsa olsun, sana ne? Bir türlü aklımdan çıkmıyordu bu olay. Ne yapabilirdim ki? Neden aklıma girdiğini ve neden aklımdan çıkmadığını bile bilmiyordum. Çok saçmaydı, her şey çok saçmaydı. Lanet olası aklım!

Bir anda elimdeki kalemden çat diye bir ses geldiğinde irkilip kaleme baktım. Kalemi kırmıştım ve fark etmemiştim. Masadaki herkesin dikkati dağılmıştı ve bana bakıyorlardı. Yutkundum ve elimdeki kırılmış kalemi masaya bıraktım.

"Ne oldu, oğlum?" dedi Emir fısıltıyla. Bana endişeli ve şaşkın bir ifadeyle bakıyordu. Diğerlerine baktığımda onların da bana aynı şekilde baktıklarını gördüm.

Emir'e bakıp, "Bir şey yok," diyerek geçiştirmeye çalıştım ve gözlerimi önümdeki kitaba çevirdim.

"Sende bugün bir şeyler var ama," dedi Ata ve bana bakarak devam etti. "ne var?"

Gözlerimi Ata'ya çevirdim. "Ya abi Mehir ve Göktuğ nasıl sevgili olabilir? İkisi ne alaka ne yani? Aşırı saçma değil mi?" dedim dayanamayarak.

Ata bana şaşkınlıkla bakıyordu. Bunu söylediğimi diğerleri de duymuş olacak ki şaşkın gözlerle bana bakıyorlardı. "Mehir ve Göktuğ sevgili mi?" dedi Zeynep fısıltıyla. Ses tonunda büyük bir şaşkınlık vardı. "Ben ikisini sadece arkadaşlar diye biliyordum."

"Ama bizden iyi olamazlar. Biz okulun en iyi çiftiyiz, değil mi, Zeyno'm?" dedi Zeyno'suna bakarak. Zeynep büyük bir tebessümle sevgilisine gülümsedi ve yanağına öpücük kondurdu.

Emir ikisine iğrenerek bakıp, "Yine başladı, aşk kumruları," dedi homurdanarak.

"Oğlum sen şimdi iğrenerek bakıyorsun ama sonra yalnızım diye gezersin," dedi Ata, Emir'e bakarak.

Emir gözlerini devirdi. "Benim sevgiliye ihtiyacım yok ki, ben böyle iyiyim," dedi.

"Göreceğiz," dedi Ata meydan okur bir ifadeyle.

"Göreceksin, Ata'cığım," dedi Emir aynı ifadeyle.

Ata iğrenerek yüzünü buruşturdu. "Ata'cığım ne oğlum ya? Kız mısın sen?"

"He, kızım," dedi Emir cık cıklayarak.

Ben tam ikisine de susmasını söyleyecekken Zeynep arkama doğru bakarak birine el salladı.

"Aa, kız gelin gelin," dedi buraya gelmelerini işaret ederek.

Arkama döndüğümde gördüğüm kişilerle donup kaldım. Hayır, hayır şuan burada olamazlardı. Şuan olmaz, şuan sırası değildi!

Mehir ve Hilal gülümseyerek bizim masaya doğru geliyorlardu. Hilal, Mehir'in en yakın arkadaşıydı. İkisi hep beraber takılırlardı. Hilal kumral ve düz saçlı, ela renkte gözlere sahip ve zayıf bir kızdı. Çok enerjik bir yapıya sahipti, neşeli bir kişiliği vardı. En azından Mehir kadar inatçı değildi.

"Siz de mi buradaydınız, ne güzel bir tesadüf," dedi Hilal neşeli bir sesle.

Oysa benim gözlerim Mehir'in gözlerine bakıyordu. Mehir de beni görmenin şokuyla, şaşkınlıkla açılmış gözlerle bana bakıyordu. Ben de aynı şaşkın gözlerle Mehir'e bakıyordum.

Zeynep hemen ayağa kalkıp Mehir ve Hilal'i kollarından tutup onları boş olan sandalyelere oturttu. Ardından Zeynep de kendi yerine oturup Mehir'e heyecanla baktı.

"Mehir, duydum ki Göktuğ ile sevgiliymişsiniz. Bana neden söylemedin?" dedi küsmüş gibi yaparak.

Mehir'in gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Ne sevgilisi? Biz Göktuğ ile sevgili değiliz, nereden çıktı?" dedi kaşlarını çatarak.

Şaşkın gözlerle Mehir'e baktım. Zeynep de aynı şaşkın ifadeyle bana bakıyordu. Ne demek sevgili değillerdi? O zaman Göktuğ neden sevgili olduklarını söylemişti?

"Doğu sö-" diyen Zeynep'in sözünü bölüp araya girdim:

"Ne demek sevgili değilsiniz?" dedim Mehir'e sorgulayan bir ifadeyle bakarak.

Mehir bana baktı ve aydınlanmış gibi gözlerini kaçırdı. "Değiliz, nereden çıktı?" dedi. Bilerek yalan söylüyordu. Göktuğ sevgili olduklarını söylemişti, fakat Mehir neden şuan bunu inkar ediyordu? "E, Göktuğ ne-" derken bu sefer Mehir sözümü böldü:

"Yok öyle bir şey," dedi Mehir. Daha fazla konuşmamı göstermek için gözlerini belertti. Sanırım kafede yaşananları bahsetmek istemiyordu. Saklamak istiyor olabilirdi. Demek bu yüzden kafede sevgili olmadıklarını söylemişti. Benden saklamıştı ama sevgililerdi, bu çok barizdi. Neyse ya, bana ne zaten? Değil mi?

"Ne oluyor, oğlum?" dedi Ata bir bana, bir Mehir'e bakarak.

Mehir gülümseyerek Ata'ya baktı. "Yok bir şey. Doğu yine olmayan kafasından bir şeyler uydurmuş işte," dedi.

Mehir'e bakarak başımı onaylar şekilde yavaşça aşağı yukarı doğru salladım. "Tabii, tabii. Kafasız olduğum için attım öyle," dedim alayla kaşlarımı kaldırarak.

"Mehir ile Göktuğ sevgili olsalardı Mehir bana söylerdi zaten, değil mi?" dedi Mehir'e bakarak. "Yani sevgili değiller."

Mehir başını hızlıca aşağı yukarı salladı. "Tabii ki de değiliz! Olsak bile ben ilk Hilal'e söylerdim zaten," dedi hemen.

"Neyse, arkadaşlar. Herkes dersine dönsün," dedi Emir.

"Aynen, böyle şeyler konuşacağımıza ders çalışalım yoksa yarınki sınava biz girmeyeceğiz," dedi Ata.

Eren kaşlarını çattı ve Ata'ya baktı. "Ne demek girmeyeceğiz, oğlum?" dedi.

"Sınav bize girecek, oğlum," dedi Ata gayet ciddi bir ifadeyle.Hepimiz gülmeye başladık. Ata da hafifçe güldü ve "Ne var, oğlum? Yalan mı?" dedi ve kendini tutamayıp kocaman bir kahkaha saldı. Fakat bu kadar sesli gülünce kütüphanedeki çoğu kişi bizim masaya doğru baktı. Ata gülmeyi bıraktı ve suçu Emir'in üstüne atmak için işaret parmağıyla Emir'i işaret etti.

Emir sinirle Ata'nın parmağını sıkıca kavradı ve sıktı. "Seni mahvederim, oğlum. Hem suçlusun, hem de suçu bana atıyorsun," dedi sinirle. "Seni var ya s-" derken Zeynep araya girdi.

"Ya bir yerde de tartışmayın be, her yerde mi aynı olursunuz?" dedi bıkkınlıkla. "Sessiz olun, kütüphanedeyiz kafede değil," dediğinde herkes sessizleşti ve başını önündeki kitaplarına çevirdiler.

İşte Zeynep Bolatlı gücü!

Aslında Zeynep'in iki ismi vardı ama söylenmesinden hoşlanmıyordu. İkinci ismi Alya'ydı ama kendisine söylenmesine asla izin vermiyordu. Nedenini Eren dışında hiç kimseye söylememişti, muhtemelen özeldi.

Yaklaşık bir saat ders çalıştıktan sonra Eren hepimize bakıp, "Kalkalım mı?" dediğinde Eren'e baktım. Herkes onayladıktan sonra eşyalarımızı topladık ve hepimiz birden kütüphaneden çıkıp rasgele bir yere yürümeye başladık.

Eren ve Zeynep el ele tutuşuyorlardı, Mehir ile Hilal yan yana yürüyorlardı, ben, Ata ve Emir de yan yana yürüyorduk. Birkaç adım yanımda Mehir vardı. Arada bir Mehir'e göz atıyordum ama o binaları incelemekle meşguldü. Başı yavaşça bana doğru dönünce hemen gözlerimi binalara çevirdim. Ardından tekrar göz ucuyla Mehir'e baktığımda o da bana bakıyordu. Bir anda kafama sert bir şaplak attı.

"Önüne bak! Bana buluşacağını bilmiyor muyum ben?" dedi sinirle.

Güldüm. Nasıl da biliyordu beni. Hiç beklemeden onu arkasından ittirdiğimde öne doğru sendeledi, neredeyse yere kapaklanıyordu. "Bulaştım bile," dedim büyük bir keyifle.

Mehir dengesini sağlayıp bana döndü. Tam üstüme atlamasıyla Hilal Mehir'i durdurup, "Kavga etmeyin, sokak ortasındayız ya," dedi bıkkın bir ifadeyle.

Mehir sinirle Hilal'e baktı. "Bırak ne olursun ya, şuna bir kere dalayım!" dedi Mehir ısrarla.

Hilal gözlerini devirdi. "Kedi ve köpek gibisiniz yemin ediyorum ya," dedi.

Hilal'e yalvarır bir ifadeyle baktım. "Lütfen Mehir'i bırakma, bırakırsan beni gebertir," dedim.

Mehir sinirle güldü. "Nasıl da biliyor dayak yiyeceğini. Gel, oğlum sen buraya!" diyerek tekrar saldırmaya kalkıştı ama Hilal onu tekrar tuttu.

Hilal bıkkınlıkla ofladı. "Ya, kızım yapmasana şöyle hareketler. O daha çok keyifleniyor."

"Ama ben bunu nasıl dövmeyeyim ki? Hele sırıtışa bak!" dedi Mehir. Ben de inatla daha da çok sırıttım. "Yırtarım o ağzını, oğlum! Hele bir elime geç sen!" dedi sinirle. Hilal aramızda olduğu için bana saldıramıyordu. Yine Mehir'i sinirlendirip bırakmıştım, şimdi beni asla dövemezdi. Yaşasın, kötülük!

Zeynep bıkkınlıkla ofladı ve bize doğru baktı. "Ay yeter be! Her yerde kavga ediyorsunuz siz de!" dedi. Evet, her yerde kavga ederdik. Kimin yüzünden? Tabii ki benim yüzümden. Neden? Çünkü Mehir'i sinir etmek çok eğlenceli. Sinirlendiğinde çok komik oluyordu, bu yüzden bir tek onu kışkırtırdım. Çünkü bir tek o sinirlendiğinde böyle oluyordu. Valla sadece ona özeldi, kıymetini bilsin bence! Ama var ya beni yakalayıp dövdüğünde de bir döverdi, öyle bir döverdi ki. O yüzden hem kendim için hem de Mehir için baya büyük oynuyordum. Evet, salaktım.

"Gençler, biz Zeyno'm ile kafeye oturalım diyoruz, geliyor musunuz?" dedi hepimize tek tek bakarak.

"Ben geliyorum," dedi Ata.

"Ben de geliyorum," dedi Emir.

"Ben gelmiyorum," dedi Mehir.

Mehir'e bakıp sırıttım. "Ne oldu, benimle aynı ortamda kalmak istemiyorsun herhalde?"

Mehir sinirle gözlerini devirdi. "Ben bunu boğarım," dedi yavaşça Hilal'e bakarak. Hilal bana bakıp, "Kaşınma sen de, Doğu," dedi.

Ben de sırıtarak ağzımı kapatmış gibi yaptım ve önüme baktım. "Peki, sustum."

"O zaman Mehir dışında herkes geliyor mu?" dedi Eren sorgulayan bir ifadeyle tekrar hepimize bakarken.

"Ben Mehir'im olmadan hiçbir yere gelmem," dedi Hilal. Ardından Mehir'e dönüp kollarını Mehir'in boynuna doladı.

"Yaaa, yerim," dedi Mehir ve Hila'in beline kollarını dolayıp sımsıkı sarıldım.

Aslında Mehir'in taklidini yapacaktım ama kışkırtma hakkımı kullandığım için yapmadım. Tekrar kışkırtırsam beni eşek sudan gelesiye kadar döverdi. Tövbe haşa, Allah beni Mehir'in tokatlarından korusun. Vallahi kızın eli çok ağırdı.

Kafeye girdiğimizde hepimizin sığacağı bir masa bulup sandalyelerimize oturduk ve herkes sırayla menüye bakmaya başladı. Bu sırada yanımda oturan Mehir kolumu bir anda çekip beni biraz kendi doğru çekti. Delici bakışlar atıyordu.

"Bir konuşabilir miyiz?" dedi oldukça samimiyetsiz bir gülümsemeyle. Yalandan gülümsediği çok belli oluyordu.

Ben de yalandan bir gülümsemeyle Mehir'e bakıp, "Tabii, konuşalım," dedim. Böyle gülümsüyordum ama baya korkuyordum. Çünkü beni dövebilirdi, ama insan içindeydik. Zaten dövse de kendi rezil olurdu.

Sandalyelerimizden kalkıp masadan biraz uzak bir yere gitti ve bana sinirle bakıp, "Sen neden Göktuğ ile sevgili olduğumuzu bizimkilere söylüyorsun?" dedi öfkeyle.

Bir kaşımı kaldırıp sırıttım. "Hani sevgili değildiniz?" dedim

Bıkkın bir nefes verdi. "Sevgili değiliz zaten, Göktuğ birden öyle bir şey dedi. Benim bile haberim yoktu." Duraksadı ve gözlerini kıstı. "Sen niye bizimkilere böyle bir şey söyledin?" dedi.

Yutkundum. Ardından boğazımı temizledim. "Senin arkandan konuşacaktım, herkese yayacaktım!" dedim bilmiş bir tavırla. Halbuki böyle bir şey yoktu.

Sinirle omzuma vurduğunda irkilip omzumu tuttum. "Pisliksin!" dedi ve bu sefer omzumu tuttuğum elime vurdu."

Canımın acımasına rağmen sırıttım. "Öyleyimdir," dedim. Ardından aydınlanmış bir ifadeyle Mehir'e kocaman gözlerle baktım. "Siz şimdi Göktuğ ile sevgili değil misiniz yani?"

Gözlerini devirdi. "Hayır tabii ki de, salak!' dedi. Ardından işarer parmağını bana doğrulttu, gözlerini kısıp tehdit eden bir ifadeyle, "Sakın bir daha benim hakkımda böyle yalan bilgileri anlatma yoksa insan demem gebertirim seni, Doğu!" dedi. Tehditi aldığımı gösterircesine teslim oluyorum, dercesine kollarımı iki yana kaldırdım. "Pekala, Mehir Hanım," dedim ciddi kalmaya çalışarak.

Mehir ise benim aksime ciddi ifadesini korumaya devam etti. "Ayrıca sen, beni mi takip ettin?" dedi şüpheyle.

Yutkundum ve kollarımı indirdim. Gözlerimi kaçırıp, "Hayır," dedim. Ardından Mehir'in gözlerine baktım.

Mehir şüpheyle gözlerini kıstı. "Gözlerimin içine bakıp söyle."

Gözlerimi kaçırıp tekrar, "Hayır," dedim.

"Gözlerime bak!" dedi Mehir bu sefer sinirli bir ses tonuyla.

"Salak mısın, kızım sen? Neden takip edeyim seni ben?" dedim yırtmaya çalışarak.

"O zaman neden bir anda kafede öyle bir girişimde bulundun?" dedi tekrar gözlerini kısarak.

Gözlerimi kaçırdım. İşte burada yırtamayabilirdim. Bahane bul, oğlum! Hadi, aslanım, göreyim seni!

"Ne bileyim ben?" Aferin sana, Doğu! Tebrik ediyorum, çok iyi bir bahane gerçekten. Gözleri yaşardı resmen, ne kadar akıllı bir çocuksun sen böyle!

Mehir kaşlarını çatıp, "Dalga mı geçiyorsun sen benimle?" dedi.

Çabuk bahane bul, Doğu! Bulmazsan ya sıçtın, ya sıçtın. "Yok be, ne dalga geçeceğim seninle?" Durdum ve devam ettim. "Böyle saygısız insanlara dayanamıyorum, sadece sana özel değil. Her kim olsa aynı şeyi yapardım." Yalandı. Yapmazdım. Yapar mıydım? Bilmiyordum.

"Öyle olsun bakalım, Doğu Bey," dedi Mehir geriye doğru çekilirken.

Yırtmamın sevinciyle rahat bir nefes verdim. "Öyle zaten, Mehir Hanım," dedim ben de Mehir'e karşılık olarak.

Gözlerini devirdi ve beni geridee bırakıp oturduğumuz masaya doğru ilerledi. Ben de hemen arkasından geldim. Bizimkerin hepsi Mehir ve bana şüpheyle bakıyordu.

"Hayıdır? Böyle baş başa konuşmalar, gülmeler filan?" dedi Ata ikimize şüpheyle bakıp. "Sizin aranızdaki gereksiz düşmanlık gidiyor mu yoksa?"

Mehir'in gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Bir kere o gereksiz bir düşmanlık değil, gayet gerekli bir düşmanlık," dedi ve beni işaret etti. "Ayrıca ben gülmüyordum, bu sırık gülüyordu."

Şaşkınlıkla ona baktım. "Pardon da ben nereden sırık oluyormuşum?" dedim ne alaka der gibi bakarak.

Mehir bana bakıp, "Gayet de öylesin. Her zaman sırıtıyorsun," dedi ve sandalyesine oturdu.

Ben de hemen karşısındaki sandalyesine oturup, "Çok mantıklı bir lakap gerçekten," dedim alayla. Ardından gözlerimi devirdim.

"Aynen öyle," dedi Mehir bana gözlerini kısıp bakarak.

"Öyle mi?" Kollarımı bağlayıp ben de Mehir gibi gözlerimi kıstım.

"Öyle," dedi Mehir inatla.

"Öyle olsun," dedim ben de aynı ifadeyle.

"Öyle zaten."

Gözlerini devirdi, aynısını yaptım. Sinirle ofladı, aynısını yaptım. En sonunda dayanamayıp, "Taklit etme!" diye yükseldi.

Ben de yine onun gibi, "Taklit etme!" dedim alayla.

Sinirle sandalyesinden kalkıp masanın üzerinden bana uzanmaya çalıştı ve "Seni gebertirim, oğlum!" dedi. Hemen sandalyemi hafifçe geriye ittirdim ve Mehir'in bana ulaşmasını zorlaştırdım. Hilal hemen Mehir'i kolundan tutup sandalyesine oturttu. "Mehir otur yerine, ne yapıyorsun? Toplum içindeyiz," dedi ve Mehir'i sakinleştirmeye çalıştırdı.

"Hilal bırak Allah aşkına ya! Şuna dalmazsam adım da Mehir değil!" dedi Mehir sinirle ve Hilal'in ellerinden kurtulmaya çalıştı.

"Yeter lan!"

Emir'in sinirle yükselmesiyle hepimiz, hatta kafe bile sessizleşmişti. Emir'in yüzünde sinirden delirmiş bir ifade vardı. İkimize de öfkeyle bakıyordu, en çok da bana. Neden mi? Hem kadınlara, kızlara o şekilde bakılmaz, hem de bütün hata bendeydi. Mehir'i de Emir'i de delirten bendim.

Emir yüzündeki sinir ifadesini anında silip kafedeki insanlara baktı ve gülümsedi. "Kusura bakmayın, siz devam edin," dedi ve tekrar bize baktı. Yüzüne o sinirli ifadesini tekrar kuşandı."Bir daha kavga ederseniz ikinizi de sürekli bir araya getiririm, okulda yan yana gezmek zorunda kalırsınız, ona göre."

Mehir bir süre sessiz kaldı ama sonra kaşlarını çatıp Emir'e baktı. "Sen niye karışıyormuşsun? İstediğimiz kişilerle gezer-" derken Emir bir kaşını kaldırıp Mehir'in sözünü böldü.

"Bir şey mi dedin?" dedi tehdit eden bir ifadeyle.

Mehir yutkundu ve başını hızlıca iki yana salladı. "Yok, demedim," dedi hafif çatallı bir ses tonuyla.

Emir de kaşını indirip başını hafifçe aşağı yukarı salladı. "Ben de öyle düşünmüştüm." Ardından korkutucu bakışları bana döndü. "Anladın sen de herhalde?"

Başımı hızlıca aşağı yukarı salladım. "Anladım, anladım," dedim. Az daha korksam altıma işerdim herhalde. Dediğim gibi, Emir sinirlendi mi fena sinirlenirdi. Ortam baya gerilmişti. Emir gözlerini ikimizin üzerinden ayırdı ve gülümseyip diğerlerine döndü. "Ee, seçtiniz mi ne yiyeceğinizi, içeceğinizi?" Emir'in bir anda tatlı bir ifadeye bürünmesine şok içinde bakakalmıştım. Hatta ben değil, hepimiz ona şok içinde bakıyorduk.

Emir hafifçe güldü. "Kusura bakmayın, delirtti bunlar beni. Sizlik bir şey yok, siz rahat olun ya. Arkadaşlar arasında olur böyle şeyler," dedi ve menüyü eline alıp açtı. Emir sakince menüyü incelerken biz de gülmeye çalıştık.

"Kardeşim o nasıl bir sinir? Yıllardır içinde tuttuğun siniri mi çıkardın içinden?" dedi Ata hala Emir'e şokla bakarken. Emir gözlerini menüden ayırmadan, "Bu konuyu kapat istersen, sana da patlamayayım Ata'cığım," dedi garip bir sakinlikle.

Ata yutkundu ve hemen kendini sessize aldı. Hepimiz suspus oturuyorduk. En sonunda bu sessizliği bozan Zeynep oldu:

"Ben Americano içeceğin, siz?" dedi hepimize göz gezdirerek.

Eren de hemen sevgilisine bakıp, "Ben de aynısından alacağım," dedi.

"Ben salep alacağım," dedi Mehir.

"Ben de," dedim. Salep kışın içmeyi en sevdiğim içecek diyebilirdim, gerçekten her zaman içerdim.

Mehir bana şaşkınlıkla baktı. Tam bana yine laf atmak için dudaklarını aralamıştı ki Emir'in bakışlarıyla karşılaşınca yutkundu ve araladığı dudaklarını hemen kapatıp bakışlarını masaya çevirdi. Bunun keyfiyle sırıtıp Emir'e baktığımda adeta elektrik çarpmış gibi oldum. Emir bana sert ve sinirli bakışlar atıyordu. Yutkunup sırıtışımı hemen sildim ve bakışlarımı masaya çevirdim. Artık Emir üstümüzde nasıl bir etki bıraktıysa gözlerinin içine baktığımızda elektrik çarpmış gibi hemen bakışlarımı kaçırıyorduk.

Tüh ya, artık Mehir'e çok nadir bulaşabilecektim. Gıcıklığa veda...

Ata ve Hilal hala menüye bakıp karar vermeye çalışıyordu. Ardından ikisi de başlarını aynı anda kaldırıp aynı anda konuştular:

"Ben de sıcak çikolata alacağım."

İkisi aynı anda konuşunca Ata ve Hilal'in bakışları birbirine döndü. İkisi de şaşkınlıkla birbirilerine, hepimize de ikisine bakıyorduk. Hilal hemen gözlerini kaçırdı ve menüyü kapatıp masanın ortasına uzattı. Ata ise bir süre Hilal'e baktıktan sonra hemen gözlerini kendi menüsüne çevirdi ve menüyü kapatıp o da aynı şekilde masanın ortasına uzattı. Ata ve Hilal arasında garip bir gerilim oluşmuştu, istemsizce sırıtıp ikisine baktım. Ardından Hilal ve Ata tekrardan aynı anda konuştu:

"Ya da ben salp alayım."

İkisi yine aynı anda birbirlerine şaşkınlıkla baktı. Ardından Ata hafifçe gülmeye başladı, hemen ardından da Hilal hafifçe gülmeye başladı. "Biz aslında gizli ikizleriz," dedi Hilal hepimize gülerek bakarak. Hepimiz gülmeye başladık. Ata da bu espriyi devam ettirip, "Neden söyledin Hilal ya? Adı üstünde, gizli ikizleriz," dedi gülerek. Hilal gülerken yanında oturan Ata'nın omzuna hafifçe, art arda vurmaya başladı. Ata da gülerek Hilal'e bakıyordu, Hilal'ın vuruşlarını umursamıyor gibiydi.

Hilal en sonunda gülmeyi kesip, "Neyse, neyse garsonu çağıralım da verelim siparşilerimizi," dedi ve garsona bakıp gelmesi için seslendi. "Bakar mısınız?"

Garson adam yanımıza gelip siparişlerimizi aldı ve yanımızdan ayrıldı. Hepimizin arasında kısa bir sessizlik oldu. Ve tabii ki de bu sessizliği bozan yine Zeynep oldu:

"Ee, daha daha nasılsınız?" dedi hepimize gülümseyerek bakıp.

"İyiyiz, aşkım. Sen nasılsın?" dedi Eren sevgilisine tatlı gözlerle bakarak.

Zeynep hafifçe güldü ve Eren'in yanağını okşadı. "Biliyorum, aşkım. Hep beraberiz zaten, konuşacak bir şey bulamadığım için öylesine sordum."

Eren gülümseyip Zeynep'in yanağına öpücük kondurdu. İkisi beraber aşk yaşarken hepimizin gözleri ikisinin üstündeydi. Resmen ikisine de özentiyle bakıyorduk çünkü gerçekten çok güzel bir ilişkileri vardı. Ben de özenmiyor değildim. Umarım benim de böyle güzel bir ilişkim olurdu.

"Ben şu tarih sınavına hiç çalışamadım ya, kopya çekeceğim," dedi Ata. Ata zaten hiçbir sınava çalışmazdı, her sınavda kopya çekerdi. Bu yüzden hiçbirimiz şaşırmamıştık.

"Hiç yapmadığın şey mi sanki?" dedi Emir gözlerini devirerek.

"Doğru," dedi Ata.

"Sıkıldım ben, azıcık sohbet etsenize. Hep ben mi konu açayım?" dedi Zeynep hepimize bakarak.

"Yok, Zeynep reis. Estağfurullah, biz açarız konu," dedi Ata. Ardından düşünüyormuş gibi yaptı.

Bir anda Hilal ve Ata ikisi aynı anda, "Yarın boş musunuz?" dedi.

Şaşkın gözlerle hepimiz ikisine baktık. İkisi de aynı şaşkın ifadeyle hem bize hem birbirlerine bakıyorlardı.

Emir ikisine bakıp hafifçe sırıttı. "Hayırdır, siz bu aralar sürekli aynı kelimeleri aynı anda söylemeye başladınız?"

Hilal panikle Emir'e bakıp, "Bilerek yapıyoruz biz, anlaştık," dedi hemen. Ardından Ata'ya baktı. "Değil mi, Ata?" Ata ise oldukça rahat görünüyordu, hatta hafifçe sırıtıyordu. "Yoo, ben bilerek yapmıyorum," dedi.

Hilal gözlerini belirtip Ata'nın omzuna vurdu. "Gayet de bilerek yapıyorsun, değil mi?" dedi Hilal Ata'ya tehdit eden bir ifadeyle bakarak.

Ata aldığı uyarıyla hemen ciddileşti ve yüzündeki sırıtışı sildi. "Bilerek yapıyorum," dedi hemen.

İkisinin bu hallerine sırıttım ve Emir'e baktım. Emir de bana aynı sırıtışla bakıyordu. Emir işaret parmağını bana doğrultup, "Aynı şeyi mi düşünüyoruz?" dedi imayla.

Ben de aynı şekilde işaret parmağımı Emir'e doğrultup, "Aynen öyle düşünüyoruz, kardeşim," dedim aynı imayla.

Hilal Mehir'e yalvaran gözlerle baktı. "Mehir," dedi yardım ister gibi.

Mehir'e baktığımda o da ikisine bakıp sırıtıyordu ama Hilal'ın yalvarışıyla yüzündeki sırıtışıhemen sildi ve boğzaını temizleyip yüzüne sert bir ifade takınmaya çalıştı. "Saçmalamayın, yok öyle bir şey! Olsa bana söylerdi zaten," dedi Emir ve bana bakarak.

Ama bu uyarıyı kimse ciddiye almamış gibiydi. Zeynep ve Eren sırıtarak aralarında bir şeyler fısıldaştılar. Evet, hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk. Ayrıca bu durumdan Ata gayet memnun görünüyordu. Biz Emir ile anlamıştık zaten Ata'nın Hilal'e karşı hisleri olduğunu. Hilal'i her gördüğünde resmen dibi düşüyordu çocuğun, gözlerini Hilal'den alamıyordu. Bence Hilal de Ata'ya karşı o kadar da boş değil gibiydi. Şuanda yanakları kızarmıştı resmen."Her neyse, yarın boşsanız bizim evin oradaki parkta piknik yapalım mı? Zaten okul yarın yok, öğlen çıkıp bir piknik yapalım. Ne dersiniz?" dedi Hilal konuyu değiştirerek.

"Ben boşum," dedi Ata hemen.

"Valla ben de boşum," dedi Emir.

"Biz ikimiz boşuz," dedi Zeynep Eren ve kendisini göstererek. "Ben de boşum," dedim ve Mehir'e baktım.

Mehir hepimize baktı ve "Ya benim aslında ders ça-" derken Hilal sözünü böldü:

"Geliyorsun, şekerim," dedi Mehir'e bakarak. Mehir güldü ve sonunda pes edip, "İyi peki," dedi.

Ben Mehir'e bakmaya devam ederken omzuma dokunan bir elle irkildim. Emir bana bakıp fısıldadı. "Niye kıza o kadar uzun baktın, oğlum? Çok dikkat çekiyorsun."

"Kim, ben mi? Bakmadım o kadar uzun," dedim hemen. Son cümleyi devrik kurmamdan Emir paniklediğimi anlamış olmalı ki hafifçe sırıttı.

"Haydi hayırlısı," dedi imayla.

İçeceklerimiz geldiğinde bir şey söylememek için hemen içeceğimden büyük yudumlar aldım. Sonradan hepimiz sıradan konulardan sohbet etmeye başladık. Ardından saat altı olduğunda hepimiz yavaşça evlerimize dağıldık.

Eve geldiğimde ellerimi yıkayıp direkt olarak Defne'nin odasına girdim. Elsalı pijamasını giymiş, yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Saçlarını narince okşadım ve yanağına çok hafif bir buse kondurup sessiz adımlarla odasından çıktım. Annemin yanına, salona geldiğimde annem koltukta oturmuş, televizyonun karşısında örgü örüyordu. Annemin yanına gelip oturdum ve yanağına öpücük kondurdum.

"Ne örüyorsun, annem?" dedim annemin ördüğü mavi ipliğe bakarak.

"Defne'ye eldiven örüyorum. Tutturdu, 'Elsan'nın eldiveni var, benim yok,' diye. Ben de ona eldiven örüyorum.

Güldüm. Annem de güldü ve benim yanağıma öpücük kondurdu. "Klasik, Defnoş," dedim.

"Ee, sen ne yaptın, kuzum? Eğlendiniz mi?" dedi bana bakarak.

"Evet, evet. Eğlendik valla, güzel geçti. Yarın piknik yapalım diyorlar, gidebilir miyim?" dedi anneme bakarak.

"Ay ne kadar güzel! Git tabii, kuzum. Çok iyi olur senin için de," dedi anne hemen sevinçle.

Gülümsedim ve annemin diğer yanağında da öpücük kondurdum. "Teşekkür ederim, annem," dedim ve yanından kalkıp kendi odama ilerledim. O sırada annem arkamdan seslendi:

"Kıyafetlerini yıkadım, yatağına koydum. Yerleştirirsin sen."

"Tamam, anne," diyerek seslendim ve odama girdim. Yatağımdaki kıyafetleri alıp kıyafet dolabımdaki yerlerine yerleştirdim ve üstüme beyaz bir tişört, altıma da siyah bir eşofman giyip yatağıma oturdum. Telefonumu alıp Instagram'a girdim ve Reels kaydırmaya başladım. Bu sırada odamın kapısı hafifçe açıldı, gözlerimi kapıya çevirdim. Defne elinde pelüş tavşanıyla ve uykulu gözlerle bana baktı.

"Kötü rüya gördüm, abiş," dedi ve uykulu adımlarla bana doğrı ilerledi.

Telefonumu kapatıp yataktan kalktım ve Defne'nin yanına gelip Defne'yi kucağıma aldım. "Oy, kıyamam. Korkma, prensesim abi burada," diyerek yanağına öpücük kondurdum. Yatağıma oturdum ve Defne'yi de kucağıma oturtup saçlarını gözünün önünden çektim. "Ne gördün, prensesim?"

"Elsa canavar olup beni kovaladı," dedi ve hemen bana sarıldı. Defne'yi hemen kendime çekip kollarımı etrafına doladım ve sımsıkı sarıldım. Saçlarını okşayıp öpücükler kondurdum.

"Kızalım mı o canavara?" dedim ve saçlarının hafifçe dağılmış örgüsünü yavaşça okşadım.

"Kızalım! Çok korktum ben," dedi ve bana daha sıkı sarıldı.

Şuan resmen eriyip bitmiştim. Aşırı tatlıydı Defne, tam ısırmalıktı valla. Bir de minik kollarıyla bana sarılıyor ya, valla yerim ben bunu!

"Korkma, güzelim. Abi burada, abi burada," dedim ve yüzüne eğilip yanağına hafif bir öpücük kondurdum.

"Yanında uyuyabilir miyim, abiş?" dedi tatlı bir ifadeyle başını kaldırıp gözlerime bakarak.

Yanağından küçük bri makas aldım. "Tabii ki de uyuyabilirsin, prensesim," dedim ve Defne'yi koltuk altlarından kaldırıp yatağa oturttum. Defne uykulu bir şekilde başını yavaşça yastığa koydu ve gözlerini kapattı. Ben de yavaşça yanına uzandım ve bir süre Defne'nin bu tatlı halini izledim. Ardından benim de gözlerim yavaşça kapandı ve uykunun kollarına teslim oldum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.