Sınıfta ölüm sessizliği vardı. Herkes nefesini tutmuş, tahtadaki saate bakıyordu. Tam o sırada sınıfın kapısı "ÇAAAM!" diye ardına kadar açıldı.
İçeriye elindeki o meşhur, tahta cetvelini havada tehditkar bir şekilde sallayarak Baldi girdi. Adımlarından "pat pat" sesleri yükseliyordu. Kürsüye doğru yürüdü, cetvelini sıranın üzerine "ŞRAK!" diye vurdu ve gözlerini sınıfta gezdirdi:
"Bugün sizlere kazık ötesi sorularla dolu bir matematik sınavı prepared ettim! Özellikle de senin için..." diyerek parmağıyla en arka sırada güneş gözlükleriyle oturan Osman Tuş’u gösterdi.
Osman Tuş hemen gözlüğünü burnunun ucuna indirdi. Hiç bozuntuya vermeden sandalyesinde geriye doğru kaydı, elini göğsüne koyup dramatik bir sesle bağırdı:
"Ne?! Kazık mı? Hocam ben daha dün gece armut piş ağzıma düş duası etmiştim, bu kazık nereden çıktı?! Benim gibi bir 'Nambir Van'a bu yapılır mı be!"
Baldi, Osman Tuş’un bu tepkisine aldırmadan sınav kağıtlarını masalara fırlatmaya başladı. Cetvelini ritmik bir şekilde eline vurarak ilk soruyu yüksek sesle okudu:
"Soru bir! Listen carefully! Bir elma ağacından üç tane armut düşerse, Osman Tuş kaçıncı Nambir Van olur?"
Sınıftaki herkes kafasını kaşımaya başlarken Osman Tuş kağıda baktı, sonra Baldi’ye baktı. Cebinden hemen bir tebeşir çıkardı, sıranın üzerine büyük harflerle yazmaya başladı:
"Hocam! Elma ağacından armut düşüyorsa orada matematik bitmiştir, fizik ağlıyordur! Ama cevap net: Armut düşse de, elma düşse de Osman Tuş her zaman Nambir Van’dır! Tıkkış tıkkış Osman Tuş, yüz puan kağıdıma düş!"
Baldi sinirden yeşil kazağının kollarını sıvadı ve cetvelini havaya kaldırdı: "Wrong answer Osman! Matematik kurallarına aykırı!"
Osman Tuş ise çoktan kağıdını uçak yapıp Baldi’nin tam kafasına doğru fırlatmıştı bile. Uçak Baldi’nin kel kafasına çarpıp yere düşerken Osman Tuş ağır çekimde sıranın altına saklandı. Sınav daha yeni başlıyordu!

