İstanbul’un, sokaklarından aksiyon eksik olmayan semti Bağcılar... Güneş batmak üzeredir ve sokakta devriye gezen iki kişi vardır: Osman Tuş ve elinde efsanevi cetveliyle Baldi.
Sokakta ağır ağır ilerlerken bir anda burunlarına nefis bir isot ve nar ekşisi kokusu gelir. Kafalarını çevirdiklerinde karşılarında dükkanın camına "Hakiki Acılı Çiğ Köfte" yazmış bir dükkan görürler.
Osman Tuş’un gözleri parıldar. Karizmatik bir yürüyüşle dükkana dalar, tezgaha havalı bir şekilde yanaşır. Özgüveninden zerre ödün vermeden ritmik bir hareketle tezgaha vurur:
"Tıkkış tıkkış Osman Tuş! Bana bir çiğ köfte ver!"
Tezgahın arkasındaki bıyıklı usta elindeki marulları bırakır, derin bir nefes alır ve Osman Tuş’a ters ters bakar:
"Abi sen ne diyorsun ya? Burası Bağcılar! Sen ne diyorsun amına koyayım, hayırdır lan?!"
Usta lafını bitirir bitirmez Osman Tuş’un suratına "ŞRAK!" diye bir tokat patlatır. Osman Tuş sendeleyip tezgahın kenarına tutunur.
Bunu gören Baldi’nin gözü döner. Hiç vakit kaybetmeden belinden o meşhur, kırılmaz uzun cetvelini çeker.
"Sen kime vuruyorsun lan 'Oy Nambir'a?!" diyerek çiğ köftecinin üzerine atlar. Cetveli bir kılıç gibi sallayarak ustaya art arda vurmaya başlar. Usta neye uğradığını şaşırır, "Ah, yapma!" demeye kalmadan pat diye yere yapışır.
Usta yerde etkisiz hale gelince, Osman Tuş hemen durumdan faydalanır. Şapkasını ters çevirip tezgahın arkasına geçer, önlüğü boynuna takar. Yoğurma tepsisindeki bulgurun, isotun başına geçer ve ellerini sıvar.
Bir yandan çiğ köfteyi usta bir edayla yoğururken, bir yandan da o meşhur marşını söyler:
"Tıkkış tıkkış Osman Tuş... Armut piş ağzıma düş!"
Çiğ köfte tam kıvamına gelince Osman Tuş dev bir sıkım hazırlar. Şovunu tamamlamak için köfteyi havaya fırlatıp, "Çat!" diye tavanın tam ortasına yapıştırır. Çiğ köfte tavana yapışıp kalırken, Osman Tuş ellerini çırpar ve yere serilen ustaya bakarak karizmatik bir şekilde gözlüğünü düzeltir.
Bağcılar sokaklarında yeni bir efsane daha yazılmıştır.




