İçeriğe geç

BAL

Bölüm 3 · 5 dk okuma

BAL

Bölüm 3

Bir Rüya Gördüm

O akşam bir rüya gördüm..

Ömrü hayatım boyunca hiç görmediğim, belki de milyarlarca kez karşılaştığım yüz, genç bir kız yüzü. Tuvaletteki lavabonun üstündeki aynaya bakarak ağlıyordu. Biraz daha yaklaştım yanına. Elinde bir şey vardı, gebelik testi?

Elini ağzına kapatmış, kıpkırmızı gözlerle titreyerek sessiz, küçük hıçkırıklarla ağlıyordu. "Hayır..." diye sayıklıyordu aynı zamanda. Hayır...

Sonra, önce tuvalet kapısına baktı, ama sanki bana baktığını hissettim. Evde sessizlik hakimdi. Sanırım tek yaşıyordu, ya da diğer şahıslar evde değildi. Sonra, elinde tuttuğu testi büyük, cılız bir çığlıkla önünde duran aynaya attı. Ayna saniyeler içinde paramparça olurken sanki o test ayna yerine benim yüreğime atılmış gibi bir iki adım geriye sendeledim.

Ellerini başına attı, öne eğilip kendi hâline acır gibi bir çığlık daha attı. Feryatlar arası sadece bir iki saniye sürüyor, onlarda da ya nefes alınıyor, ya da şok atlatılmaya çalışıyordu. Ne yapacağını bilemez bir şekilde etrafına bakınıp çığlıklar atıyordu. Derken cam kırıklarının parça parça yayıldığı mermer beyaz lavabodaki bir şeyi görmüşcesine gözleri oraya takılınca bakışlarımı oraya çevirdim. Bir kaç tane daha test duruyordu orada.

Her birini tek tek, yanlıştır umuduyla denedi, ama sonuç hepsinde pozitifti, iki kırmızı çizgi. Son testi yaparken artık alışmış gibi, tepki vermiyordu. Donmuştu âdeta. Vücudu, refleksleri, organları çalışıyordu ama gözleri ve mimikleri, beyniyle beraber uçsuz bucaksız bir denize, boşluğa düşmüştü. Korku, sadece bir duygu değildi, titreyen elleri korkunun her şeyin sonu olabileceğinin kanıtıydı.

O an, sanki bana baktı. Kafasını, kapağı kapalıyken oturduğu klozetten kaldırıp dağınık saçları arasındaki elleriyle ve donuk yüzüyle bana baktı. Anne, demek istedim, ama karşımda duran genç kıza anne diye hitap etmek, çok acıydı.

Sonra, gözlerini karnına çevirdi. O an, çatlak dudaklarında olan donuk gülüşün sıcağını gözlerinde gördüm. "Özür dilerim.." diyen sesi bir anneninki kadar sıcak, düşünceli ve ılımlıyken, intihar eden bir gencin onu tek önemseyen arkadaşına bıraktığı bir mektup kadar çaresiz ve pişmanlık doluydu. "Özür dilerim, annem."

Benden yaşça küçük kızın ağzından bu sözleri duymak acıydı, ama bu kızın benim annem olduğunu bilmek daha acıydı.

"Anne," diye mırıldandım, ama sesim sessiz bir yankı olup uçmuştu. Beni duymamıştı. "Anne!" diye daha yükses bir sesle seslendiğimde, sesim sadece bir ton daha sesli bir yankı olup yine uçmuştu. Annem ise karnına sarılarak kafasına dizlerine yaslamış, özürlerini sayıklıyordu. Çığlık çığlığa ağladığı zaman bile dökülmeyen göz yaşlarını sanki şimdi kafamdan aşağı bir kova kaynar su dökülüyormuş gibi ben de hissediyordum.

"Özür dilerim, küçücüğüm."

*

Kanter içinde uyandım. O kaynar suyun yastığımda bıraktığı ıslak izlerden suyun kovadan değil de, gözlerimden geldiğini anladım. Küçük bir küfür mırıldanıp acıyla kızaran gözlerimi ovuştururken yatajta oturur pozisyona geldim. Başımı biraz kaldırdığımda odamdaki boy aynasına baktım. Ama kendimi görmek yerine bana yabancı, ama aynı zamanda o kadar da yakın olan birini gördüm. Anne?

Daha huzurlu uyumama yardım ettiği için yastığımın altına koyup müzik açtığım telefonumun sesi hâlâ duyuluyordu.

"Karlı dağların ardında biri yaşarmış, Bulut olur, yağmur olur bize bakarmış. Hem yakın, hem uzakmış. Yanakları al almış. Deli kızım uyan..." ¹

Rüyamda gördüğüm genç kızın yüzü, arkamdan gelen boğuk şarkı sözleriyle aynamda daha net gözükmeye başlamıştı. Korkulu gözleri, titreyen elleri, acı çığlıkları, al al yanakları..

Şarkı doğruydu, hem bana uzak, hem yüreğime yakındı annem.

"Anne," diye sayıkladım fark etmeden. "Annem."

Anne kelimesi bana çok uzaktı. Benim için her zaman "hala" olmayan bir hala vardı daima. Bana karşı ne saygısı vardı, ne sevgisi. Ben sevgiyi hayal mi yoksa gerçek mi olduklarını bilmediğim rüyalarımdan, daha doğrusu kâbuslarımdan öğrenmiştim. Henüz karnındaki yavrusuna nefret, acıma karışık sevdayla bakan o genç kızdan öğrenmiştim.

Ne kadar acı, değil mi?

Kâbusumun etkisinden çıkmak için soğuk suyun altına attım kendimi. Duştan sonra suyu kapatıp henüz ıslak olan yere oturdum. Ortalık sessizdi. Ama bu, dün akşamki gibi bir sessizlik değildi. Huzurluydu. Gözlerimi kapattım, beynimin içinde bin bir farklı melodi çalarken kendimi bu melodilerle baş başa bıraktım.

Ne kadar geçtiğini bilmediğim sürenin sonunda banyo kapısındaki tıklatma ile gerçek dünyaya döndüm. Neden olduğunu bilmediğim bir acillikle yerden kalktım. "Çıkıyorum," diye seslendim kapıya doğru, duşakabinden çıkıp havlulara sarılırken. Ellerimle bir yandan düşmemesi için havlunun göğüs kısmından tutarken bir yandan da kapıyı açtım. Karşımda beklediğim biri değil de, halamın oğlu Aziz vardı.

Ağır ağır yutkundum, aynı zamanda da yutkunuşumun dışarıdan duyulmaması için dua ettim. Göz temasından kaçındım, ve hızlı adımlarla odama kaçtım, âdeta. Aziz ile bir şeyler yaşamıştık, ama bunu şu an değil anlatmak, düşünmek dahi istemiyorum.

Üstüme bir uzun kollu, siyah body; onun üstüne üzerinde rastgele atılmış siyah ve gri kalın çizgiler olan kısa kollu, beyaz bir tişört giydim. Altıma siyah bir kargo pantolon geçirip telefonumu ve olmazsa olmazım kulaklığımı oldukça derin olan cebime koyup evden ayrıldım. İşe gitme zamanım değildi, aksine güneş daha yeni doğuyordu.

Evden çıktım çıkmasına ama o an aklıma bir şey geldi. Yaklaşık bir haftadır peşimde bir sapık vardı, ve bu sapık ben o markette çalışmaya başladığımdan beri vardı. Ya marketten biri ya da müşterilerden biri olabilir mi? Şerafettin Amca?...

Şerafettin Amca aklıma geldiği için kendime kıza kıza ilerlemeye devam ettim. O adamın olması imkânsızdı. Daha önce hiç kimseye yan gözle baktığını görmemiş, rahatsız edici bir haraketini görmemiştim. Üstelik ilk günümde müşterilerden biri beni rahatsız mı ediyor diye yanıma kadar gelmişti oturduğu yerden. Şerafettin Amca'ya çok minnettardım, yardımları ve tatlı sözcükleri için. O adamın böyle bir şey yapmasına imkân yoktu... değil mi?

Henüz bir haftadır tanıdığın bir adama nasıl güvenebiliyorsun, diye düşündüm. Iç sesim haklıydı. Nasıl güvenebiliyorum?

Akşama kadar müzik dinleye dinleye sokaklarda dolaştım, başıboş bir şekilde. Saat akşam sekize geliyordu. Buradan direkt işe geçip ilk olarak bu olayı Şerafettin Amca'ya anlatacaktım. Ne kadar ondan da şüphelensem, yine de sormam gerekiyordu. Dükkâna geçtiğimde önce telefonumu ve eşyalarımı kasanın arkasında kalan tezgaha bıraktım. Hızlı bir şekilde şarkı açıp sesini biraz kıstım.

"Amca.." diye seslendim yanına, oturduğu puf koltuklardan birine otururken. Beni fark edince gözlerinin içine tatlı bir ışıltı geldi. Ama bugünkü düşüncelerden sonra bu ışıltı bile beni korkutmuştu.

"Buyur, güzel kızım." dedi gülümserken. Normalde sert duran adamın bu gülümsemesi de bi' ayrı tatlıydı ama az önceki gibi, korkmuştum.

"Amcacığım, size söylemem, daha doğrusu sormam gereken bir şey var." Ciddi ve korkulu yüz ifadem onun yüzüne de yansımıştı. Kaşları çatılmış, eski sertliği geri gelmişti, gözlerindeki o hafif ışıltı bile kaybolmuştu.

"Şu birkaç gündür buradan çıktığımda biri beni evime kadar takip ediyormuş. Çevredeki insanlar öyle görmüş. Bu elbette beni korkuttu ama sormadan duramayacağım, beni takip eden birini gördünüz mü? Ya da yan gözle bakan birini? Lütfen, gördüyseniz.." dedim ama daha ben cümlemi bitiremeden sensörlü kalı açıldı. Şerafettin Amca'nın sert bakışları arkama doğru döndü. Anlık bir hışımla kalktı.

"Amca'm-"

"Şerefsiz, o gün kızımı rahatsız eden sendin değil mi, pezevenk!" diye bağırdı. Arkamı döndüğümde Bal şarkısında denk geldiğimiz çocuğu gördüm. İçeri adımı atar atmaz böyle bir olayla karşılaşacağını tahmin etmiş olacak ki ağzından çıkan iki harfle dona kaldı.

"Ne?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.