Kulaklığımla uyuyakaldığımın farkında bile değildim. Odaya giren Naciye halanın sadece agresifce haraket eden ağzını, yüz hatlarını ve mimiklerini duyuyordum. Onun dışında kulaklığımda son ses bir müzik vardı.
"Nasıl anlatırsın ki zaten onlara? Oy pusulasıyla yön arayanlara. Açtık, kaçtık bize göre değil bu dünya. Hiç yok sana, hep çalış onlara."¹
Göğsüme düşen telefonumu alıp kilit ekranından durdurdum şarkı, ama kulaklığımı çıkarmadım.
"Kaç yaşına geldin, hâlâ bizim sayemizde geçiniyosun! Yeter artık, çalışmaya başla! Hemen, bugün!" dedi be kapıyı sertçe kapatıp çıktı. Şarkıyı geri açtım. Tamam, dediklerini yapacaktım ama en azından biraz daha dinlenmeye ihtiyacım vardı. Saate baktım, sabah 07.47.
Bu saatte eşek mi kovaladı peşinden be hala, ne bu erkencilik?
Gözümü tekrar açtığımda saat 9.56'ydı. Hızlı, soğuk bir duş alıp ev ahalisine kahvaltı hazırladıktan sonra iki lokma bir şeyler yiyip evin bir kaç sokak ötesindeki markete gittim. Evin küçük ihtiyaçlarını ve kendime bir kaç paket toz kahve aldım. Plan belliydi, bilgisayarım, kahvem, not defterim ve kalemimle iş ilanlarına bakacaktım.
İş ilanlarının birinde az önce gittiğim marketi gördüm. Hem yakındı, hem de maaşı idealdi. Çok zor bir iş de yapmayacaktım, kasiyerlik. Çok düşünmeye gerek yoktu, sonuçta hayatımın sonuna kadar çalışacağım ya da paraya ihtiyacım olduğu için çalışacağım bir iş değildi bu, halamın gözünde 'bir boka yarasam' yeterdi. Başvurdum.
Sanırım acil elemana ihtiyaçları vardı ki, başvurumun ertesi günü kabul edilmiştim, gece vardiyası olarak çalışacaktım. Saat akşam 8 civarı gidip, gece 1 gibi dönecektim. Belki yorucu olacaktı, ama sorun etmiyordum. O gün akşam 7.40 gibi hazırlanıp evden çıktım. İlk iş günüm olduğu için tertipli, disiplinli ve düzenli olmaya çalışıyordum. İlk görünüm bence çok önemlidir. Her konu için. Gideceğim yer 5-10 dakikalık mesafedeydi.
"Ah, hoş geldin, güzel kızım." dedi oranın sahibi olan yaşlı adam. Zoraki bir gülümsemeyle başımı eydim. Ellerim istemeden önümde birleşmişti. Yaşlı adam bana kasa ayarlarını, ürünlerin yerlerini, herhangi bir durumda ne yapacağımı, kart ve nakit parayı nasıl yapacağımı gösterdikten sonra hem benim rahat hissetmem hem de herhangi bir şeyi unutmam durumunda sorun çıkmaması için marketin kasanın yanında duran yaşlılar ve engelliler için oturma koltuklarına geçip oturdu. Çok gerilmiştim niyese. Basit bir işti, niye bu kadar gerilmiştim ki?
İşin en güzel tarafı, markette çalan şarkıyı ben şeçebiliyordum ve kimse de bir şey diyemezdi buna, tabii, şarkı hakaret ve küfür içermedikçe. Benim sevdiğim ve çoğu kişinin sevdiğini düşündüğüm bir sanatçının şarkısını açtım.
"Surlar ardında ışıl ışıl ağaçlı bulvar. Kime sorsan gösterir yerde bir yükselti var. Her şeyi gömdüm, kalbim mezar."²
Zaman öyle böyle geçti, saat şu an 11 civarıydı. Kasayı daha iyi öğrenmiştim, arada iki üç sıkıntı çıksa da müşteriler ve yaşlı adam anlayışla karşılamışlardı. Onun dışında bir sıkıntı yoktu. O an bence çok tatlı bir tesadüf oldu, Duman'ın Bal şarkışı markette yankılanırken benim yaşlarımda genç bir adam bal almıştı. Bunu farkedince balı kasaya okuturken gülümsemiştim. Yanlış anlaşılmamak için de açıklama yapma gereksinimi hissettim.
"Şarkıyla çok uyumlu, değil mi?"
Dudağının sol kenarı usulca kıvrıldı, tatlıydı. Konuşmadı, ama gülümsemesiyle benimle aynı fikirde olduğunu belirtti.
"Burada yeni misin?" diye sordu.
"Evet." Ürünü poşete koyarken gülümsedim. Bal şarkısı hâlâ çalıyordu arkada.
"Ner'desin, sevgilim? Söyle, ner'desin, bal? Artık benlesin, bal."³
"Sever misin bu şarkıyı?" diye sordu.
"Evet, neden?" dedim. Ama cevabımı alamadım. Onun yerine gülümseyerek beni izlemeye devam etti. Sonra konuştu.
"Bende." dedi. "Sonra görüşürüz." dedi ve poşetini de alarak marketten çıktı. Bir süre arkasından bakakaldım. Adının Şerafettin olduğunu öğrendiğim yaşlı amca bu haraketimi fark etmiş olacak ki nkrmalden daha hızlı adımlarla yanıma geldi.
"Sana bir şey mi dedi o, kızım?" diye sordu hemen. Bi' an ne diyeceğimi şaşırsam da hemen toparladım kendimi.
"Yok, amcam. Konuştuk bir anda gidince baktım öyle. Bir şey yok."
"Öyle bir şey olursa sakın söylemekten kaçınma, kızım. Bu mahalleyi tanırım, kimse bir şey yapmaz ama yaparlarsa ilk bana söyle."
"Teşekkür ederim."
Böyle böyle günler geçti. Markete daha çok alışmıştım. Artık gelen müşterileri de tanımaya başlamıştım. Artık Şerafettin Amca bile açtığım şarkıları ezberlemiş, basit kafa ile ayak haraketleri ile ritme eşlik ediyor ya da sessizce sözleri mırıldanıyordu. Çok tatlı bir beyefendiydi, tanıdıkça bunda daha çok emin oluyordum.
Yine bir iş çıkışı evin tam önünde üst katın penceresinde bir kıpranma gördüm. Pek de umursamadım, büyük ihtimalle ev ahalisinden biri dışarı bakmıştı. Fakat içeri girdiğimde hiçbir ses yoktu. İlk defa sessizlikten korktum.
Sessizlik nedir? İnsana baş ağrısı veren sestir, değil mi? O zaman ses olmazsa baş ağrımız, huzursuz uykularımız olmaz. Sessizlikten değil, sesten korkmamız gerekir. Ama eğer böyle bir evden ses gelmiyorsa, işte o zaman sessizlikten korkmalısınız.
"Hala?" diye seslendim içeri doğru. Üst kattan tıkırtılar geliyordu. Merdivenleri endişe, biraz da korkuyla ağır ağır çıktım. Odamın kapısı açık, içeride ışık yanıyordu.
"Hala?" dedim gittikçe kısılan sesimle. "İçeri gel." diyen sesle birlikte az biraz rahatlamış olsam da huzursuzluğum iyiden iyiye artmıştı. Hayır, bu evde bile olsa kesinlikle sessizliği seçiyorum.
İçeri geçip yatağıma oturdum. Halam arkası dönük bir şekilde perdesi kapalı penceremden dışarı bakıyordu. Şimdi fark ediyordum ki, dışarda gördüğüm haraketlenen perde buranın, benim odamın perdesiydi.
"Diğerleri ner'de?" diye sordum. Yavaş yavaş arkasını döndü. O an fark ettim gözlerindeki kırmızı pırıltıyı. Çok net bir şekilde, neden olduğunu bilmediğim bir nedenden bana öfkelenmişti.
"Orospu!" diye haykırdı. Bana doğru hızla iki adım attı ve yakamı tutup beni ayağa kaldırdı. Afallamıştım. Yine ne yaptım?
"Biz seni çalışmaya gönderiyoruz, her gece seni başka erkeklerin kollarında buluyoruz! Keşke o bıçak seni kesseydi, orospu!"
Ne?
"Ne adamı, ne kolu, hala? Ne oluyor?"
"Bilmiyormuşcasına davranma, fare. Her akşam başka bi' adam getiriyor seni buraya. Sence ben aptal mıyım?"
"K- Kim beni getiriyormuş?" Sesim korkudan titremişti. Ne halamın hakaretleri, ne de o cırtlak sesi beni korkutmuştu. Eğer gerçekten her akşam peşimden erkekler evime kadar geliyorsa...
"Aptal!" Demesiyle yüzüme yediğim tokat bir olmuştu. Ani vuruşun etkisiyle başım yana düşse de kas katı kesilmiş olarak yerimden kıpırdamadım.
"Şimdi tam olarak 'kezbansın' işte!" Dedi göğsümden iktirirken. Kapıyı çarpıp çıktı. Bense olduğum yerde kalmıştım. Kezban, yalancı. Ben muhtemelen sapık biri tarafından her gece takip edilirken orospu muammelesi görüp, üstüne bir de öz halam tarafından yalancı damgası yemiştim.
Korkuyorum.
.
Sizce bu sapık kim? Tanıdığı birisi mi, yoksa ona göz dikmiş bir manyak mı?
¹= Padme: Annem Ateğimi Vermedi
²= Şebnem Ferah: Kalbim Mezar
³= Duman: Bal