Yarım saat önce uyanıp yarı uykulu bir şekilde kahvaltı masasına oturtulmuştum. Evet cidden oturtulmuştum. Namjoon, Jungkook ve Yeonjun sabahın köründe bizim eve gelip kahvaltı hazırlamıştı. Önemli bir şey konuşacaklarını söylemişlerdi ama hala konuya giren yoktu. Bu durum canımı sıkmaya başlamıştı. Artık başlamaları için ilk ben konuştum.
"Sizi sabahın 8'inde buraya getirtecek kadar önemli olan şey ne?" Jungkook ve Yeonjun birbirine anlamlandıramadığım bir ifadeyle bakarken Namjoon konuşmak için boğazını temizleyip oturduğu yerde dikleşti.
"Bugün akşam iş var ama öncekiler gibi değil."
'Nasıl o zaman' der gibi başımı salladım.
"Bu çok ciddi ve nasıl altından kalkacağımızı bilmiyoruz."
Üçününde altından kalkamayacağı kadar ciddiyse durum gerçekten çok ciddidir.
"Ne ki bu iş? Neden bu kadar zor?"
Namjoon derin bir nefes alıp sorularımı yanıtlamak için konuştu.
"Kang Son Woo yer altı camiasında hatrı sayılır bir adam. Bu kadar saygı duyulmasının nedeni 25 yaşında fazla güçlü olması. Silah ve sanat eserleri kaçakçısı. En değerli eserleri evinde son derece güvenli bir şekilde koruyor. Eve girmemiz mümkün değil. Sadece bir yol var"
"Neymiş o yol?" Tahmin edebiliyordum ne olduğunu. Sabahın köründen buraya gelmelerinin ve bu hallerinin tek bir açıklaması vardı.
"Bu adamın tek açık verdiği yer kadınlara olan düşkünlüğü." Sonlara doğru sesinin kısılmasından bu söylediği şeylerden hoşnut olmadığını gösteriyordu. Ama bu benim için sorun değildi.
"Peki o halde bana adamın takıldığı mekanları söyleyin gerisi bende" Jungkook lafımı bitirir bitirmez konuşmaya başladı.
"Valeria bak bunu yapmak zorunda değilsin. Başka bir yolunu bulabiliriz" başımı onu reddettiğimi belli edecek şekilde salladım. Başka bir yol yoktu.
"Hayır Jungkook, Namjoon'un söylediğine göre sağlam bir güvenlik duvarı var. İçeriye girmek için düzenlenmiş bir davette yok. Tek yolumuz bu ben adamı kafalayıp eve gireceğim ve bu işi halledeceğim" Jungkook hırsla ayağa kalkıp ellerini saçlarına geçirdi. Sinirli olduğunda hep böyle yapardı.
"Hayır bu çok saçma. Ben Valeria'ya o adamın eline veremem." İleri geri yürüyüp Namjoon'a bakıyordu.
"Biliyorum Jungkook, bende istemiyorum Valeria'nın bunu yapmasını ama başka bir çaremiz yok." Dedi Namjoon. Konuşmanın başından beri sessizce bizi dinleyen Yeonjun araya girdi.
"Valeria'nın başına bir şey gelebilir bu çok riskli Jungkook haklı Namjoon Hyung" İkiside Namjoon'un üzerine gidince konuşmam gerektiğini hissettim.
"Bana güvenin sorunsuz bir şekilde halledeceğim, bundan başka bir yol yok. Konu burada kapandı akşam işe başlıyoruz." Jungkook itiraz edecekken elimle onu durdurdum. Namjoon'a dönüp adamla ilgili bilgileri ve akşam gideceği mekanı ya da herhangi bir yeri bana mail atmasını istedim.
"Jungkook konu burada kapandı. Merak etme bir sorun olmayacak" sıcak bir gülümseme sunup Jungkook ve Yeonjun'a sarıldım. Şimdilik ikna olmuş gibilerdi.
23.47
Bara geleli 1 saat olmuştu ama adamın geleceği yok gibiydi. Artık pes etmek üzereydim. Sıkıntıdan neredeyse patlayacaktım. Jungkook Namjoon ve Yeonjun üçlüsüde barın farklı yerlerine dağılmış beni izliyorlardı. Lavaboya gideceğimi işaret edip kalabalık ortamdan uzaklaştım. Üzerime giydiğim beyaz crop ve siyah mini eteği düzeltip rujumu tazeledim. Kırmızı ruj böyle erkeklerin dikkatini çeken şeylerden birisiydi. Son kez aynada kendime bakıp lavabodan çıktım. Kapıdan çıkmamla birisiyle çarpışmam bir olmuştu.
"Pardon hanımefendi" başımı kaldırıp kim olduğuna bakınca şansın benim tarafıma olduğu için sevindim. Bu aradığım adamdı. Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim.
"Benim dikkatsizliğim kusura bakmayın" dedim dikkatini çekmeye çalışırken.
"Önemli değil benimde suçum" başımla onu reddettim.
"Hayır benim hatamdı, izin verin bunu telafi edeyim" ellerimle nazikçe kollarına dokunduğumda yüzünde hafif bir şaşkınlık oluşmuştu.
"Telafi etmeniz gereken bir şey yok ama bu teklifinizi reddedemem." Balık oltaya geldi bile. Keyifle gülümseyip barın içine doğru yürümeye başladım. Adamda arkamdan geliyordu. Boş bir bar taburesine oturup onunda oturmasını bekledim.
"Ne içersiniz?"
"Farketmez siz seçebilirsiniz"
Bize doğru yaklaşan barmene iki tane alkollü kokteyl vermesini rica ettim.
Adamın bu kadar çabuk ağıma düşeceğini tahmin etmiyordum. Bu beni biraz rahatlatsada biraz tedirgindim. Çünkü adamla giderken tek olacaktım. Evin her yerinde koruma ve güvenlik kamerası vardı.
İçkilerimiz geldikten sonra içerken boş konulardan konuşmaya başlamıştık. Bir şeyler soruyordu bende cevaplıyordum. Bir ara ayıp olur diye bende ona sordum ama bu muhabbet o kadar sıkıcıydı ki uykum gelmişti. Yavaş yavaş ileriye gidip işi sonlandırmam gerekiyordu.
"Ne kadar yakışıklısınız" etkilenmiş bir yüz ifadesi yaptım. Gülümseyip içkisinden bir yudum aldı.
"Şu sizli bizli konuşmaları kaldırsak mı?" Hmm'layarak güldüm ve onu kışkırtmak için biraz yaklaştım.
"Olabilir" sağ eliyle önüme düşen saçlarımı geriye atarak açıktaki boynumu tamamen görülür hale getirdi. Artık başlıyorduk.
"Sohbetimize evde devam etmeye ne dersin?"
"Evet derim"
01.58
Son Woo denen adamla evine geleli 10 dakika oluyordu. İçkisine uyku ilacı karıştırdığım için az önce yatağında sızıp kalmıştı. Benimle geldiği içinde bu kattaki tüm korumaları göndermişti. Her şey yolunda gidiyordu bir aksilik çıkmadan işi halletmeliyim.
İlk olarak Son Woo'nun telefonunu alıp güvenlik kameralarını devre dışı bırakmam gerekiyordu. Yatakta uzanan bedenin yanına gidip ceplerini karıştırdım. Bulmak uzun sürmemişti, yüz tanıma sistemi olduğu için telefonu yüzüne tutup açtım. Düşündüğümden sorunsuz gidiyor olması beni şaşırtsada huzursuz hissediyordum.
Güvenlik kameralarının devre dışı bıraktıktan sonra odadaki kamufle olmuş kasaya yöneldim. Kasa olduğunu bilmeseydim kesinlikle masa olduğunu düşünürdüm. Ağaç desenleriyle dolu tamamen o görünüm yansıtılmış. Çabuk olmaya özen göstererek şifreyi girip içindeki elmaslarla işlemmiş saati ve bir kaç mücevheri aldım.
Şimdi sıra gizemli tablolardaydı. Namjoon tabloların giyinme odasındaki gizli bölmede sakladığını söylemişti. Giyinme odasına girip bölmeyi aramaya başladım. Kimse bölmenin nerede olduğunu bilmediği için bulabileceğimden emin değildim. Askıların arkasındaki duvarları incelerken telefonuma gelen bildirim dikkatimi çekmişti. Bilinmeyen bir numaraydı ve attığı mesaj ilgimi çekmişti.
Bilinmeyen numara:
Oyun bitti
Yakalandın küçük kız ;)
Ne sikim bir mesajdı bu. Birisi beni işletmeye mi çalışıyordu. Sinirlerim iyice gerilmişti. Ne yapacağımı düşündüm. Mesajı ciddiye almalı mıyım diye düşünürken aklıma dank eden şeyle iyice sinirlenmiştim. Tabi ya! Mesajı atan Agust D'den başkası olamazdı. Bana her seferinde küçük kız diyen tek kişi oydu.
Koşar adımlarla giyinme odasından çıkarken ayağıma takılan bir şey yüzünden sendelemiştim. Dönüp baktığımda bir kapağın çıkıntısı olduğunu anlamıştım. Bu aradığım bölme olabilirdi. Ya şu an riske girip bu kapağı açacaktım ya da birileri gelmeden kaçacaktım.
Maalesef gidemezdim, çocuklara söz verdim bu işi halledeceğime dair. Onların güvenini boşa çıkaramazdım. Yere eğilip kapağı açmaya çalıştım. Stresten titreyen ellerim bana yardımcı olmasada kapağı açabilmiştim. İçinde tam 3 tane rulo kutu vardı. Bir tanesini çıkartıp içini açtım. Bu aradığımız tablolardı. Hemen geriye koyup diğer 2 kutuyu da alıp kapağı kapattım.
Giyinme odasından çıktığımda Son Woo'nun hala mışıl mışıl uyuduğunu gördüm. Aptal herif!
Çantamıda alıp pencereye doğru yaklaştım. Yeonjun aşağıda beni bekleyecekti ama ortalıkta gözükmüyordu bile. Telefonumu çıkarıp arayacakken merdivenlerden gelen ayak sesleriyle bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım.
2. Katta olduğumu düşünürsek atlamam olası bir ihtimal değildi. Ayağımı kırmadan kurtulamazdım. Hızlı düşünüp hızlı hareket etmeliydim. Ayak sesleri giderek yaklaşınca buraya geldiklerini anlamıştım. Pencereden dışarıya çıkıp evin etrafındaki çıkıntılara basarak kış bahçesinin çatısına doğru gitmeye başladım. Elimdeki kutular yüzünden yürümek pekte mümkün olmuyordu ama devam ettim. Kimseye yakalanmadan çatıya geldiğimde etrafı kolaçan edip çatıdan yere atladım ve koşmaya başladım. Son gücümle koşarken bizimkilerin arabasını gördüm. Onlarda beni gördüklerinde arabayı çalıştırdılar. Arabaya kendimi zar zor atınca Jungkook gazı kökleyip hızla burdan uzaklaştı.
"Valeria ne oldu bir sorun mu çıktı?" Namjoon merakla bana bakarken ben derin nefesler aldığım için ona cevap verememiştim.
"İyi misin Valeria?" Jungkook aynadan beni kontrol ediyordu. Sadece başımı sallayabilmiştim. Konuşacak kadar kendimi iyi hissetmiyordum.
"İyi değilsin al biraz su iç" diyip su şişesi uzatmıştı Yeonjun. Alıp biraz içtim. Nefes alışverişlerim düzene girmeye başlamıştı. Aklımda dolanan tek şey Agust D'ye bunu ödeteceğimdi. Onu pişman edecektim.