İçeriğe geç

back to you, myg

Bölüm 3 · 5 dk okuma

back to you, myg

Bölüm 3

3.Bölüm

Yine fazla uyuyamamış sabahın ilk ışıklarında uyanmıştım. Karşı duvardaki saate baktığımda 6'ya geldiğini gördüm. Yalnızca 3 saat uyuyabilmiştim. Yaklaşık bir haftadır her günüm böyle geçiyordu ve artık bedenimde kaldıramıyordu. 8'e kadar yatakta öylece tavana bakarak zamanımı geçirmiştim ama artık yatmakta sıkmıştı. Jungkook'u uyandırmamaya özen göstererek yataktan kalkıp lavaboya gittim. Yüzümü yıkayıp işlerimi hallettikten sonra kahvaltı hazırlamak için mutfağa indim.

Kettlea su koyup ısınmasını beklerken masaya kahvaltılıkları yerleştirmek için dolabın kapağını araladığımda bazı malzemelerin eksik olduğunu farkettim ama yeterince kahvaltılık olduğu için umursamadım. Jungkook'un üst kattan gelen sesini ilk duyduğumda bana seslendiğini düşünmüştüm ancak telefonla konuştuğunu anlamam uzun sürmedi. Domates ve salatalığı yıkayıp doğrama tahtasına koydum. Giderek yaklaşan sesle Jungkook'un buraya geldiğini anlamıştım. Bir kaç saniye sonra tahmin ettiğim gibi mutfak kapısında belirmişti. Konuşması devam ederken masadaki yerine oturup karşıdaki kişiyi dinlemeye başlamıştı.

Doğramışım sebzeleri tabağa koydum. Kaynayan suyu önceden hazırladığım kahve kupalarına doldurup masaya getirdim. Her kimle konuşuyorsa ciddi bir konu olduğu her halinden belliydi. Kaşlarını çatmış pür dikkat konuşan kişiyi dinliyordu.

"Tamam bu gece planı uygulamaya başlıyoruz" diyip telefonu kapattı. Bende karşısına oturup tabağıma bir şeyler koymaya başladım. O sırada ben sormadan Jungkook anlatmaya başlamıştı bile.

"Yeonjun aradı bu gece silah kaçakçısı Junghan'ın geçen hafta müzayededen aldığı mücevheri çalacağız." Kahvemden bir yudum alıp ona baktım. Ne yalan söyleyeyim keyfim yerine gelmişti. En çokta Junghan'dan bir şeyler çalmayı seviyordum. O işe yaramaz herif sahte bağış davetleri düzenleyip parayı kaçakçılık işlerinde kullanıyordu.

"Tamam plan ne peki?" Yaptığım minik sandviçden bir kaç ısırık alıp Jungkook'a odaklandım. Her ne kadar şu ana kadar yakalanmamış olsakta rahat davranıp işlerin boka sarmasını istemiyordum.

"Plan basit, akşam Junghyun evinde davet veriyor şu uyduruk bağış davetlerinden birisi. Namjoon sana ve Yeonjun'a davet ayarladı ikiniz içeriye gireceksiniz. Mücevher orta kattaki çalışma odasında bir kasanın içerisinde duruyor. Yeonjun ortalığı kolaçan ederken sen girip mücevheri alacaksın. Ben kapıda arabayla bekliyor olacağım. Dikkatleri üzerinize çekmeden oradan ayrılılacaksınız ve bam! O sikik herif farkettiğinde her şey için geç olacak."

"Bu adam gerçekten çok aptal, onu iki seferdir soyuyoruz ama bizi bulamadı bile" Jungkook alaylı sırıtışını yüzüne yerleştirip keyifle kahvesini yudumlamaya başladı.

"Neredeyse unutuyordum DB çeteside bu mücevherin peşindeymiş duyduğuma göre" ağzıma bir kaç salatalık dilimi atıp yemeye başladım.

DB çetesinin adını çok sık duyuyordum ancak nasıl bir güvenlik sistemleri varsa hiç bir şekilde açık vermiyorlardı. Söylenene göre DB'nin açılımı Deagu Boys muş ve çetelerine sadece erkekleri kabul ediyorlarmış. Hah! Cinsiyetçi piçler.

"İstedikleri kadar mücevherin peşinde olsunlar çoktan bizim elimizde olacak."

•20.48•

Yarım saat önce davetli olarak girdiğimiz bu evde korumaların ve güvenlik kameraların olduğu yerleri öğrenmiştik. Geriye sadece plana başlamak kalmıştı. Jungkook dışarıda beklerken, Namjoon güvenlik kameralarını ve alarmı çoktan hacklemişti. Her şey sorunsuz işlerken artık başlamamız gerektiğine karar verdik.

"Ben şimdi üst kata çıkıyorum sende dikkatli ol ve her ihtimale karşı tetikte bekle" Yeonjun beni başıyla onayladı.

Oturduğum sandalyeden kalkıp üzerimdeki siyah mini elbiseyi düzelttim.

"Valeria dikkat et, bir sorun olursa diye seni arayacağım iş bitene kadar aramada kal" elimi Yeonjun'un omzuna koyup gülümseyerek sıktım. Bunu endişelenmemesi için yapmıştım.

Dikkat çekmemeye çalışarak davetin bulunduğu salondan ayrılıp üst kata çıkan merdivenlere yöneldim. Şu anlık etrafta kimse yoktu. Orta kata geldiğimde Yeonjun'u arayıp telefonu çantama attım. Şimdi sıra sol koridordaki 3. Kapıya girmekti. Korumalar burada olduğumu farketmeden o odaya girmem gerekiyordu. Hızlı hareketlerle kapıya doğru ilerledim.

Kapının şifresi 38695

Aklımda yankılanan Yeonjun'un sesiyle hızlıca şifreyi girdim. Kapının açılmasıyla merdivenlerden gelen konuşma seslerini duymam bir olmuştu. Aceleyle kapıyı kapatıp kasaya yöneldim. Hangi aptal kapı şifresiyle kasanın şifresini aynı yapardı ki?

Kasanın şifresinide seri bir şekilde girdikten sonra kapağı açtım. İlk göze çarpan kırmızı kadife bir mücevher kutusuydu. Elime alıp içini açtığımda aradığımız mücevherin bu olduğunu anlamıştım. Zümrüt yeşili elmaslarla süslenmiş bu gerdanlık ilk bakışta koca bir servet olduğunu belli ediyordu. Kasayı kapatıp kutuyu çantama attım.

Kapıyı yavaşça açıp etrafı kontrol ettim koridor boştu. Yakalanma ihtimalini göze almamak için yangın çıkışından kaçacaktım. Kapıyı kapatıp koridorun sonundaki çıkışa doğru yöneldim. Yeonjun'a işi hallettiğimi söylemek için çantamdan telefonu çıkarttım.

"İş tamam yangından çıkıyorum"

"Tamam bende ön kapıdan çıkıp arabada bekleyeceğim"

Telefonu kapatıp tekrar çantama attım. Yangın kapısını açıp merdivenlerden inmeye başladım. Giydiğim topuklular yüzünden dik merdivenlerden inmek beni yeterince zorlarken mini eteğimde inatla yukarıya kıvrılıyordu.

Çıkışa yaklaştığımda rahat bir nefes aldım. Kapıya elimi uzattığımda elimin üzerinde başka bir bedene ait el hissetmemle neye uğradığımı şaşırdım. Sokak lambalarının aydınlattığı loş ortamda elin sahibini seçememiştim. Karşımdaki yabancı beni kendine doğru çekip duvara yaslamıştı. Yüzlerimiz arasında az bir mesafe olduğu için şimdi daha net görebiliyordum. Bu o gece sokakta karşılaştığım yabancı adamdı.

"Cesaretini sevdim ama şimdi o gerdanlığı bana vereceksin küçük kız" cidden benden bunu istemiş miydi? Sadece onun duyabileceği bir desibelde alayla güldüm.

"Benden alabileceğin tek şey çakmağın" dudağının bir kenarı kıvrılırken başını sağa çevirmişti. Bir an gözlerim ortaya çıkan çene kaslarına kaymıştı. Hala benden gerdanlığı alabileceğine dair umutları olması ne kadar üzücü.

"Beni zorlamak istemezsin" sesindeki tehditkâr havayı sezmiştim ama gram korkutmamıştı. Meydan okuyan bakışlarımla ona bakıp güldüm.

Ellerini iki tarafıma koyup beni bedeniyle duvar arasına hapsetmişti. Ondan kurtulmak için hızlı hareket etmem gerekiyordu. Kulağına doğru yaklaşıp tahrik edici bir ses tonuyla fısıldadım.

"Belkide istiyorumdur hmm" geri çekildiğimde planımı uygulamak için 5 saniyem vardı. Tam konuşmak için bana yaklaşacağı sırada dizimi aletine sertçe geçirdim. Acıyla inleyip eğildiğinde kaçmam için gerekli ortam oluşmuştu. Kapıdan çıkmadan önce ona döndüm.

"Her istediğini elde edemezsin bunu sana öğretmediler mi?" Acıyla dolu bakışları beni bulduğunda öfkeyle konuştu.

"Seni bulacağım baş belası ve bunun hesabını soracağım" neredeyse yere düşecek olan bedene doğru eğildim.

"Seve seve, bekliyorum" diyip kapıdan çıktım. Yangın çıkışı ön kapıdan bir sokak geride olduğu için Jungkook'lar da yeni gelmişti. DB çetesinden başka bir üyenin gelme ihtimaline karşı koşarak arabaya gittim.

"Burdalar DB, tam kapıdan çıkarken beni durdurup gerdanlığı almaya çalıştı. Etkisiz hale getirip kaçmayı başardım ama arkadaşları her an buraya gelebilir" Jungkook gazı kökleyip hızla binanın önünden uzaklaşmamızı sağladı.

"Sana bir şey yapmadılar değil mi?"

Dikiz aynasından bakan Jungkook'u başımla reddettim.

"Hayır, zaten bir kişiyle karşılaştım. Bilirsin bir erkeği etkisiz hale getirmekte oldukça iyiyimdir."

Yeonjun ve Jungkook birbirlerine bakıp yüzlerini buruşturdular.

"Ahh! Acısını şu an hissettim" dedi Yeonjun gözlerini kısarak. Jungkook'ta ona katıldığını belli eder şekilde mırıldandı.

"Bu arada karşılaştığım DB üyesi hangisiydi acaba?" Jungkook düşündüğünü belli edercesine hmmladı.

"Genelde sahaya Agust D ve V çıkıyor karşılaştığın siyah saçlı mıydı yoksa kırmızı mı?"

"Siyah saçlıydı" Jungkook yavaşça başını salladı.

"Siyah saçlı demek. Agust D, çetenin en yetkili kişisi" demek Agust D'ydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.