Saçlarımı bir arada tutması için bağladığım tokayı tek hamlede çekip aldım. Kafam oldukça doluydu, aklımı kurculayan sorulara bir cevap bulamıyordum. Yüzüme çarptığım soğuk su biraz da olsa beni kendime getirmişti. Üzerimdeki tişörtü çıkartıp kirli sepetine attım. Lavabodan çıkıp odaya girdiğimde ilk işim altımdaki pantolondan kurtulmak olmuştu. Onun yerine bol bir eşofman giyip yatağıma uzandım. Üzerimde bralet olduğu için tişört giymek istememiştim.
Karanlık odayı pencereden vuran ay ışığı zar zor aydınlatırken ölüm sessizliği bu ortama eşlik ediyordu. Sessiz kaldıkça düşünmeden edemiyordum. 18 yaşımda bu çeteye katıldım ve 5 senedir yapmadığım kirli iş kalmamıştı.
Mutsuz muydum? Bilmiyorum.
Belkide daha farklı bir hayata sahip olabilirdim. Toz pembe bir hayat. Ama maalesef hayat bu hayallerden daha gerçekti. Eğer yaşamak istiyorsan en az o insanlar kadar kötü, ölmek istiyorsan iyi olmalıydın. Henüz delirmemiştim ama bunları düşündükçe delireceğimi hissediyordum.
Yattığım yerde oturur pozisyona geçip komidinin üzerinde ki sigara paketine uzandım. Yanında duran o yabancıdan aldığım çakmağı görünce dudaklarım istemsizce yukarı kıvrılmıştı. Paketten çıkardığım bir dalı dudaklarıma yerleştirip çakmakla yaktım. Yataktan kalkıp balkona çıktım. Hafif serin hava bedenimi okşayıp geçerken dumanı esen rüzgara üfledim.
Kapımın açılma sesiyle kısa bir süreliğine bakışlarım oraya dönmüştü. Jungkook saçlarını karıştırarak yanıma doğru geliyordu. Uykudan yeni uyandığı yarı kapalı olan gözlerinden belliydi.
"Valeria sen hala uyumadın mı?"
Kollarımı balkon demirlerine yaslayıp ona baktım. Uyuyamamıştım, bu halde nasıl uyuyabilirim ki.
"Hayır Kook" o da benim yaptığım gibi kollarını demirlere koyup sokağı incelemeye başladı. Göz ucuyla Jungkook'a baktığımda altına giydiği siyah eşofman dışında hiçbir şey yoktu üzerinde. Bu sayede bedenindeki dövmeler tamamen açığa çıkmış büyüleyici bir manzara oluşturuyordu.
"Yine mi uyku problemi?" Kadife gibi yumuşak ve nazik çıkan sesi beni içten gülümsetmişti. Jungkook çoğu zaman özelliklede iş başındayken sert, sinirli bir ruh haline bürünüyordu. Ama içindeki o şefkatli adam ne zaman düşsem elimden tutup kaldırıyor, düşünceli halini göstermekten çekinmiyordu.
"Geçtiğini düşünmüştüm ama tekrar başladı" dedim sigaramdan bir nefes alırken. Önüme düşen saçlarımı kemikli uzun parmaklarıyla kulağımın arkasına geçirip başımı okşadı. Jungkook'un bu sahiplenici abi tavırlarını seviyordum. Adeta şımarık küçük bir kız çocuğuna dönüyordum.
"Beraber uyuyalım mı?" Biten sigaramı kül tablasına bastırırken başımla onu onayladım. Jungkook'un yanında hep güvende ve huzurlu hissediyordum. Kimse bana dokunamaz, zarar veremezmiş gibi.
"Lütfen buna çok ihtiyacım var" söylediğim şeye kıkırdayıp kolunu omzuma attı. Beraber odaya girip yatağıma uzandık. Jungkook'la ilk tanıştığımda 5 yaşındaydım. Sadece 2 yıl karşımızdaki evde yaşadıktan sonra yurt dışına taşınmışlardı. Gittiği zamanı hatırlıyorumda ikimizde birbirimizi bırakmamak için evden kaçmak istemiştik ama bu isteğimizi fark eden ailelerimiz bizi ne yazık ki durdurmayı başarabilmişti. Gittiklerinden 10 yıl sonra geri döndüler. O zamanlar 17 yaşındaydık ve sanki aramıza giren 10 yıl hiç yaşanmamış gibi arkadaşlığımıza devam etmiştik.
18 yaşımda evden gitmeye karar verdiğimde de beni yalnız bırakmayıp peşimden gelmişti.
Başımı Jungkook'un göğüsüne yaslarken derin bir nefes alıp söyleyeceklerimi aklımdan geçirdiğimde gülmeden edememiştim.
"Kook hatırlıyor musun? Siz Amerika'ya gideceğinizde birbirimize sarılıp ağlayarak aileni ikna etmeye çalışmıştık." Söylediğim şeyle o zamanı hatırlayıp gülmeye başlamıştı.
"Hatırlıyorum, hatta sizin arka bahçenize gidip saklanmıştık beni bulup götürmesinler diye." Başımı onu onayladığımı belli edercesine salladım.
"Annen kıyafetlerini bavula yerleştirirken bizde geri dolaba koyuyorduk."
"Annem sonunda bize kızıp odadan kovmuştu. Sen nasıl ağlıyordun ama salya sümük" kahkaha atmaya başladığında benimle alay ettiği için koluna yavaşça vurmuştum.
"Ahh!" Acıyla inlediğinde gözlerimi devirmeden edememiştim. Drama queenlik yapıyordu. Sert bile vurmamıştım.
"Abartma Kook" gözlerini kısmış kolunu tutuyordu. Aptal çocuk arada bir sol gözünü hafif aralayıp tepkimi ölçüyordu.
"Rol yapmayı kes yoksa seni ısırırım" diyip dişlerimi gösterdiğimde hemen eski haline dönmüştü.
"Ben iyilik yapmak için yanına geleyim sen beni ısırmakla tehdit et" yüzüne sahte bir kınama ifadesi yerleştirip bana baktı.
"Kook sus ve uyu" diyip kollarımı ona sardım ve gözlerimi kapadım. Jungkook olmasaydı ne yapardım bilmiyorum benim için kardeşten çok öteydi. Her sorunumu kendi sorunu gibi çözüp, beni benden daha çok düşünüyordu. Hayatımın sonuna kadar ona borçluydum.