“Yeterince sessiz değilsin anladığım kadarıyla.” dedi ve hafifçe güldü Emre. Eda ise, “Duymanda bir sorun göremedim, ve artık elimi alabilir miyim?” dedi. “Alabilirsin.” dedi ve elini çekti Emre ve oturdu.
“Direkt konuya giriyorum, beni neden çağırdın ve ne biliyorsun?” dedi Eda. Emre ise, “Öncelikle telefonunda ki ses kaydını durdurmanı öneririm.” dedi kendinden emin bir şekilde. Eda ise hafifçe gülerek telefonunun ekranını gösterdi, “Anladığım kadarıyla çok fazla dizi izliyorsun. Ses kaydı alacak kadar aptal zannettin herhalde beni. Korkma, öyle bir şey yapmam.” dedi Eda.
“Neyse, konuya dönelim. Seni çağırmamın sebebi Ferhat. Neyin peşinde olduğunuzu biliyorum, aslında Ferhat’a söyleyeceğimden değil, sadece sizin önünüze taş koymak için. Nasıl Ferhat’ı kandırdığınızı biliyorum. Sanki Cemre Ferhat’a olan aşkı yüzünden seni bırakmış gibi davranıyorsunuz, ve Ferhat’da buna bir güzel inanıyor.”
“Vay be, bunları anlayacak kadar aklın varmış. Bence Ferhat’ın bunları anlayacak kadar aklı yoktu. Ee, başka neler öğrendin bakalım?” dedi Eda. “Mesela planınızı, ama bunu burada söyleyemem.” diye karşılık verdi Emre.
“Madem söyleyemeyeceksin neden beni çağırdın? Hiç bir şey bilmiyorsun. Bilmiş gibi davranmayı kes.” dedi ve çantasını alıp kalktı Eda.
O sırada Emre kolundan tuttu ve, “Bilmesem neden İstanbul’dan buraya geleyim? Burada söylemem.” dedi. “Madem söylemeyeceksin çağırmasaydın bari, hem o kadar önemli bir şey değil, devlet sırrı gibi saklamana gerek yok.” dedi Eda ve kalkıp kapıya yöneldi, tam çıkarken arkasına döndü ve “Bir daha söyleyemeyeceğin şeyler yüzünden veya saçma sapan nedenlerden çağırma.” dedi ve oradan ayrıldı.