İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 22 · 4 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 22

21. Bölüm

‎Naz’ın anlatımıyla : ‎ ‎Buradayım ‎Elimi tuttuğunda fark ediyorum. ‎Sıkmıyor. ‎Kaçmamı engelleyen bir şey yok ama ‎gitmek de istemiyorum. ‎Yan yana yürürken yüzüne bakmıyorum. ‎Bakarsam dağılacak gibi. ‎Bazı duygular gözle temas edince acele ediyor. ‎Sessizliği seviyorum. ‎Yanında susmak eksik hissettirmiyor. ‎Bu nadir bir şey. ‎Genelde insanlar susunca insan kendini doldurmak zorunda kalıyor. ‎Kalabalık artıyor. ‎Bir adım yaklaşıyor bana. ‎Bunu bilinçli yapıp yapmadığını düşünmüyorum. ‎Düşünmemek iyi geliyor. ‎İçimde bir yumuşama var. ‎Zayıflık değil. ‎Savunmayı indirmek gibi. ‎Uzun zamandır yapmadığım bir şey. ‎Durduğumuzda elimi bırakmıyor. ‎Bırakmamasına alışmamam gerektiğini biliyorum. ‎Ama şu an… ‎şu an buna izin veriyorum. ‎Başımı hafifçe çeviriyorum. ‎Bakışlarımız kısa bir an kesişiyor. ‎Ne soru var, ne beklenti. ‎Bu da rahatlatıyor. ‎İçimden geçen net: ‎Buradayım. ‎Gitmiyorum. ‎Ve bunu ilk kez ‎kendimi ikna etmeye çalışmadan hissediyorum. ‎ ‎Adımlarımız yeniden başlıyor. ‎Bu kez saymıyorum. ‎Ne kadar yürüdüğümüzü, nereye gittiğimizi. ‎Bazı anlar yön istemez. ‎Nefesini duyuyorum. ‎Yakın ama üzerime gelmiyor. ‎İnsanlara en çok bunu anlatamıyorum: ‎Yakınlığın boğmak zorunda olmadığını. ‎Elimin içi ısınıyor. ‎Bu bir vaat gibi değil. ‎Daha çok, ‎“şimdilik buradayız” diyen bir durum tespiti. ‎Bir şey söylemesini beklemiyorum. ‎Beklemediğim için hayal kırıklığı da yok. ‎Sessizlik bu yüzden temiz. ‎İçinde gizli talepler yok. ‎Bir an aklımdan geçiyor: ‎Normalde şimdi geri çekilirdim. ‎Bir bahane bulur, ‎bir mesafe koyardım. ‎Kendimi güvende hissettiğim şeyi bile ‎kontrol etmeye çalışırdım. ‎Ama yapmıyorum. ‎Bu da yeni. ‎Kalbimde bir genişleme var. ‎Gürültülü değil. ‎Kimseye anlatılacak türden hiç değil. ‎Sadece bana ait. ‎Yanımda yürüyen birine değil, ‎yanımda kalabilen birine benziyor. ‎Bunu düşünmek bile ürkütücü olmalıydı. ‎Değil. ‎Elimi hâlâ tutuyor. ‎Bunun bir sonu olabileceğini biliyorum. ‎Her şeyin olabileceği gibi. ‎Ama şu an ‎geleceği hesaplamak istemiyorum. ‎Şu an, ‎yalnızca bu adım var. ‎Bu sessizlik. ‎Bu izin. ‎Ve içimde tekrar eden tek cümle: ‎Buradayım. ‎Kendi isteğimle. ‎ ‎ ‎Yol daralıyor. ‎İnsanların geçtiği ama kimsenin fark etmediği türden. ‎Ben fark ediyorum. ‎Detayları hep fark ederim. ‎Kaçış yollarını, durakları, ‎susulabilecek boşlukları. ‎Yanımda yürüyen biri varken bile ‎yalnız hissetmemek tuhaf. ‎Alışık olduğum bir durum değil. ‎Genelde yalnızlık ya kalabalığın içinde olur ‎ya da birinin tam ortasında. ‎Omuzlarımız neredeyse değiyor. ‎Bilerek mi bilmiyorum. ‎Sormuyorum. ‎Bazı sorular cevap alınca bozulur. ‎Bir an içimde eski bir refleks kıpırdanıyor. ‎“Bu fazla iyi” diyen ses. ‎“Bir yerde bedeli olur” diye fısıldayan o tanıdık ton. ‎Onu susturmuyorum. ‎Ama dinlemiyorum da. ‎Gözlerim yere kayıyor. ‎Taşlara, çatlaklara, ‎ayağımın ritmine. ‎Ritim tutmak güvenlidir. ‎Kontrol hissi verir. ‎Sonra fark ediyorum: ‎Kontrole ihtiyacım yok şu an. ‎Duruyoruz. ‎Bu kez ben duruyorum aslında. ‎O da benimle. ‎Öne geçmiyor. ‎Geri çekilmiyor. ‎İçimde bir cümle daha beliriyor: ‎“Beni geçmeye çalışmıyor.” ‎Bu cümle ağır geliyor. ‎Çünkü alışık değilim. ‎Elimi bıraksa sorun olmazmış gibi geliyor. ‎Ama bırakmıyor. ‎Ben de çekmiyorum. ‎İki tarafın da bilerek yaptığı bir şey bu. ‎Belki ilk kez. ‎Kafamı kaldırıyorum. ‎Yüzünde çözmeye çalıştığım bir ifade yok. ‎Rol yok. ‎Acele yok. ‎Bu sakinlik… ‎İnsanı savunmasız yakalıyor. ‎Bir adım daha yaklaşıyorum. ‎Bu sefer benim hareketim. ‎Bunun farkında olup olmaması önemli değil. ‎Ben farkındayım. ‎İçimdeki ses netleşiyor: ‎Kaçmıyorum. ‎Tutunmuyorum. ‎Sadece kalıyorum. ‎Ve bu hâl, ‎sandığımdan daha güçlü hissettiriyor. ‎ ‎Naz’ın anlatımıyla: ‎Yan yana duruyoruz. ‎Durmak bazen yürümekten daha zor. ‎Çünkü hareket edince insan saklanabiliyor. ‎Şimdi saklanacak bir yer yok. ‎Sessizlik uzuyor. ‎Kimse kurtarmaya çalışmıyor. ‎Bir şey söylemem gerekmiyor. ‎Bu rahatlık hâlâ yabancı. ‎Ama itici değil. ‎Ellerimiz artık ayrı. ‎Bunu fark ediyorum. ‎Bir eksilme olmuyor. ‎Çünkü az önce olan şey ‎sadece temas değildi. ‎Gözlerimi kaçırmıyorum. ‎Bakıyorum. ‎Uzun değil. ‎Derin hiç değil. ‎Ama gerçek. ‎İçimde eski bir alışkanlık kıpırdanıyor. ‎“Şimdi bitir.” ‎“Burada bırak.” ‎“Fazlası zarar verir.” ‎O sesi tanıyorum. ‎Yıllardır beni ayakta tutan ses bu. ‎Ama bu kez ‎onunla aynı fikirde değilim. ‎Nefes alıyorum. ‎Göğsüm sıkışmıyor. ‎Kalbim kendini korumaya çalışmıyor. ‎Bu da yeni. ‎Bir adım geri atmıyorum. ‎İleri de gitmiyorum. ‎Olduğum yerde kalıyorum. ‎Bunun bir karar olduğunu fark ediyorum. ‎İnsan kalmayı seçtiğinde ‎her şey dramatik olmak zorunda değilmiş. ‎Ne büyük cümleler ‎ne sözler ‎ne de vaatler. ‎Sadece durmak. ‎Yan yana. ‎Kaçmadan. ‎Bakışlarımız tekrar kesişiyor. ‎Bu sefer daha uzun. ‎Bir şey aramıyorum yüzünde. ‎O da benden bir şey istemiyor. ‎Bu anın geçici olduğunu biliyorum. ‎Her an gibi. ‎Ama geçici olması ‎anlamsız yapmıyor. ‎İçimde net bir his var. ‎Adı yok. ‎Ama tanıdık. ‎Sanki uzun zamandır ‎adını koymadan aradığım bir şey. ‎Elini uzatmıyor. ‎Ben de uzatmıyorum. ‎Bu bile bir uyum. ‎Birlikte susabiliyoruz. ‎Ve bu suskunlukta ‎kendimi küçültmüyorum. ‎Belki yarın yine zor olacak. ‎Belki eski refleksler geri dönecek. ‎Bunu inkâr etmiyorum. ‎Ama şu an ‎buradayım. ‎Kalıyorum. ‎Ve bunu ‎ilk kez ‎kendimden saklamıyorum. ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.