Naz’ın anlatımıyla : Buradayım Elimi tuttuğunda fark ediyorum. Sıkmıyor. Kaçmamı engelleyen bir şey yok ama gitmek de istemiyorum. Yan yana yürürken yüzüne bakmıyorum. Bakarsam dağılacak gibi. Bazı duygular gözle temas edince acele ediyor. Sessizliği seviyorum. Yanında susmak eksik hissettirmiyor. Bu nadir bir şey. Genelde insanlar susunca insan kendini doldurmak zorunda kalıyor. Kalabalık artıyor. Bir adım yaklaşıyor bana. Bunu bilinçli yapıp yapmadığını düşünmüyorum. Düşünmemek iyi geliyor. İçimde bir yumuşama var. Zayıflık değil. Savunmayı indirmek gibi. Uzun zamandır yapmadığım bir şey. Durduğumuzda elimi bırakmıyor. Bırakmamasına alışmamam gerektiğini biliyorum. Ama şu an… şu an buna izin veriyorum. Başımı hafifçe çeviriyorum. Bakışlarımız kısa bir an kesişiyor. Ne soru var, ne beklenti. Bu da rahatlatıyor. İçimden geçen net: Buradayım. Gitmiyorum. Ve bunu ilk kez kendimi ikna etmeye çalışmadan hissediyorum. Adımlarımız yeniden başlıyor. Bu kez saymıyorum. Ne kadar yürüdüğümüzü, nereye gittiğimizi. Bazı anlar yön istemez. Nefesini duyuyorum. Yakın ama üzerime gelmiyor. İnsanlara en çok bunu anlatamıyorum: Yakınlığın boğmak zorunda olmadığını. Elimin içi ısınıyor. Bu bir vaat gibi değil. Daha çok, “şimdilik buradayız” diyen bir durum tespiti. Bir şey söylemesini beklemiyorum. Beklemediğim için hayal kırıklığı da yok. Sessizlik bu yüzden temiz. İçinde gizli talepler yok. Bir an aklımdan geçiyor: Normalde şimdi geri çekilirdim. Bir bahane bulur, bir mesafe koyardım. Kendimi güvende hissettiğim şeyi bile kontrol etmeye çalışırdım. Ama yapmıyorum. Bu da yeni. Kalbimde bir genişleme var. Gürültülü değil. Kimseye anlatılacak türden hiç değil. Sadece bana ait. Yanımda yürüyen birine değil, yanımda kalabilen birine benziyor. Bunu düşünmek bile ürkütücü olmalıydı. Değil. Elimi hâlâ tutuyor. Bunun bir sonu olabileceğini biliyorum. Her şeyin olabileceği gibi. Ama şu an geleceği hesaplamak istemiyorum. Şu an, yalnızca bu adım var. Bu sessizlik. Bu izin. Ve içimde tekrar eden tek cümle: Buradayım. Kendi isteğimle. Yol daralıyor. İnsanların geçtiği ama kimsenin fark etmediği türden. Ben fark ediyorum. Detayları hep fark ederim. Kaçış yollarını, durakları, susulabilecek boşlukları. Yanımda yürüyen biri varken bile yalnız hissetmemek tuhaf. Alışık olduğum bir durum değil. Genelde yalnızlık ya kalabalığın içinde olur ya da birinin tam ortasında. Omuzlarımız neredeyse değiyor. Bilerek mi bilmiyorum. Sormuyorum. Bazı sorular cevap alınca bozulur. Bir an içimde eski bir refleks kıpırdanıyor. “Bu fazla iyi” diyen ses. “Bir yerde bedeli olur” diye fısıldayan o tanıdık ton. Onu susturmuyorum. Ama dinlemiyorum da. Gözlerim yere kayıyor. Taşlara, çatlaklara, ayağımın ritmine. Ritim tutmak güvenlidir. Kontrol hissi verir. Sonra fark ediyorum: Kontrole ihtiyacım yok şu an. Duruyoruz. Bu kez ben duruyorum aslında. O da benimle. Öne geçmiyor. Geri çekilmiyor. İçimde bir cümle daha beliriyor: “Beni geçmeye çalışmıyor.” Bu cümle ağır geliyor. Çünkü alışık değilim. Elimi bıraksa sorun olmazmış gibi geliyor. Ama bırakmıyor. Ben de çekmiyorum. İki tarafın da bilerek yaptığı bir şey bu. Belki ilk kez. Kafamı kaldırıyorum. Yüzünde çözmeye çalıştığım bir ifade yok. Rol yok. Acele yok. Bu sakinlik… İnsanı savunmasız yakalıyor. Bir adım daha yaklaşıyorum. Bu sefer benim hareketim. Bunun farkında olup olmaması önemli değil. Ben farkındayım. İçimdeki ses netleşiyor: Kaçmıyorum. Tutunmuyorum. Sadece kalıyorum. Ve bu hâl, sandığımdan daha güçlü hissettiriyor. Naz’ın anlatımıyla: Yan yana duruyoruz. Durmak bazen yürümekten daha zor. Çünkü hareket edince insan saklanabiliyor. Şimdi saklanacak bir yer yok. Sessizlik uzuyor. Kimse kurtarmaya çalışmıyor. Bir şey söylemem gerekmiyor. Bu rahatlık hâlâ yabancı. Ama itici değil. Ellerimiz artık ayrı. Bunu fark ediyorum. Bir eksilme olmuyor. Çünkü az önce olan şey sadece temas değildi. Gözlerimi kaçırmıyorum. Bakıyorum. Uzun değil. Derin hiç değil. Ama gerçek. İçimde eski bir alışkanlık kıpırdanıyor. “Şimdi bitir.” “Burada bırak.” “Fazlası zarar verir.” O sesi tanıyorum. Yıllardır beni ayakta tutan ses bu. Ama bu kez onunla aynı fikirde değilim. Nefes alıyorum. Göğsüm sıkışmıyor. Kalbim kendini korumaya çalışmıyor. Bu da yeni. Bir adım geri atmıyorum. İleri de gitmiyorum. Olduğum yerde kalıyorum. Bunun bir karar olduğunu fark ediyorum. İnsan kalmayı seçtiğinde her şey dramatik olmak zorunda değilmiş. Ne büyük cümleler ne sözler ne de vaatler. Sadece durmak. Yan yana. Kaçmadan. Bakışlarımız tekrar kesişiyor. Bu sefer daha uzun. Bir şey aramıyorum yüzünde. O da benden bir şey istemiyor. Bu anın geçici olduğunu biliyorum. Her an gibi. Ama geçici olması anlamsız yapmıyor. İçimde net bir his var. Adı yok. Ama tanıdık. Sanki uzun zamandır adını koymadan aradığım bir şey. Elini uzatmıyor. Ben de uzatmıyorum. Bu bile bir uyum. Birlikte susabiliyoruz. Ve bu suskunlukta kendimi küçültmüyorum. Belki yarın yine zor olacak. Belki eski refleksler geri dönecek. Bunu inkâr etmiyorum. Ama şu an buradayım. Kalıyorum. Ve bunu ilk kez kendimden saklamıyorum.
Bölüm 22
21. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.