İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 20 · 5 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 20

19. Bölüm

‎Gece ilerledikçe sessizlik daha da derinleşti. ‎Dışarıdaki karanlık, odanın içine sızıyor, kırık camların üzerindeki ay ışığıyla parıldıyordu. ‎Ama biz hâlâ yan yanaydık, birbirimize temas etmeden ama birbirimizi hissederek. ‎Azil — Uras — hâlâ beni tutuyordu. ‎Omuzlarımdaki ağırlığı güven veren bir sabitlikti artık. ‎Titremem yavaşça durdu. ‎Gözyaşlarım kurudu, ama içimde hâlâ hafif bir sıcaklık vardı. ‎“Sen hâlâ korkuyorsun, farkındayım,” dedi fısıltıyla. ‎“Ve buna izin veriyorum. Sadece yanında olacağım.” ‎Başımı göğsünden kaldırdım. ‎Göz göze geldik. ‎O bakış, kelimelerden fazlasını söylüyordu: ‎“Ben buradayım, seni bırakmayacağım.” ‎Yavaşça nefes aldım. ‎Ve ilk kez, kavganın, öfkenin ve kırılmışlığın ardından, ‎gerçekten güvenebileceğimi hissettim. ‎Bir süre öyle oturduk. ‎Hiç konuşmadık. ‎Ama sessizlik artık korkutucu değildi. ‎Bizim sessizliğimizdi. ‎O gece, kırık camlar, yarım kalan kelimeler ve boğulan öfke ‎yerini sıcak bir huzura bıraktı. ‎İlk defa, hem kırık hem de tam olmanın, hem ağlamak hem de güvenebilmenin mümkün olduğunu hissettim. ‎ ‎ ‎Geceyi sessizce geçirdik. ‎Ben yatağımda, o kendi yatağında uyudu. ‎Kavganın, korkunun, ağlamanın ardından, ilk kez huzurlu bir sessizlik vardı. ‎Sabah güneşi henüz doğmaya başlamıştı. ‎Ama ben uyanmıştım. ‎Yavaşça yataktan kalktım. ‎O hâlâ derin uykudaydı; yüzü rahat, nefesi dengeliydi. ‎Sessizce mutfağa geçtim. ‎Kahvaltı hazırlamaya başladım: ‎Ekmek kızarttım, peynir ve zeytinleri tabağa dizdim, taze demlediğim çayı koydum. ‎Her hareketim yavaş ve dikkatliydi; uyandırmak istemiyordum ama bir sürpriz yapmak istiyordum. ‎Masayı hazırladım. ‎Sonra mutfaktan yatağına doğru sessizce yürüdüm. ‎O hâlâ uyuyordu. ‎Yüzünde hafif bir gülümseme vardı, göz kapakları ağır ağır hareket ediyordu. ‎Elimde tepsiyle başının önünde durdum. ‎“Sevgilim… uyan,” dedim kısık bir sesle. ‎Gözlerini araladı. ‎Henüz tam olarak uyanmamıştı, ama bakışları benimkini arıyordu. ‎“Günaydın,” dedim, gülümseyerek. ‎“Sen uyurken kahvaltı hazır oldu.” ‎Azil — Uras — hafifçe esnedi, gözlerini ovuşturdu ve sonra bana gülümsedi. ‎O an, küçük bir kahvaltı tepsisi bile, aramızdaki sessiz güvenin ve sevginin bir göstergesi olmuştu. ‎“Gel, birlikte yiyelim,” dedim. ‎Tepsiyi yatağına doğru uzattım. ‎O da beni sessizce izledi, hâlâ uykulu ama mutlu. ‎İlk defa sabah, kavga ve ağlamanın ardından, ‎her şey yerli yerine oturmuş gibi hissediyordum. ‎Ve biz, birlikte güne başlamanın tadını sessizce çıkarmaya hazırdık. ‎ ‎ ‎Geceyi sessizce geçirdik. ‎Ben yatağımda, o kendi yatağında uyudu. ‎Kavganın, korkunun, ağlamanın ardından, ilk kez huzurlu bir sessizlik vardı. ‎Sabah güneşi henüz doğmaya başlamıştı. ‎Ama ben uyanmıştım. ‎O hâlâ derin uykudaydı; yüzü rahat, nefesi dengeliydi. ‎Sessizce yataktan kalktım. ‎İlk kez… ilk kahvaltımızı hazırlıyordum. ‎Elim titriyordu ama heyecanım daha baskındı. ‎Ekmek kızarttım, peynir ve zeytinleri tabağa dizdim, taze demlediğim çayı koydum. ‎Yanına biraz reçel ve meyve de ekledim; küçük bir sürpriz olsun istedim. ‎Masayı hazırladım. ‎Sonra tepsiyi dikkatlice elime aldım ve sessizce odasına yürüdüm. ‎O hâlâ uyuyordu. ‎Yüzünde hafif bir gülümseme vardı, göz kapakları ağır ağır hareket ediyordu. ‎Tepsiyi başının önünde durdurup kısık bir sesle fısıldadım: ‎“Sevgilim… uyan. İlk kahvaltımız hazır.” ‎Gözlerini araladı. ‎Henüz tam olarak uyanmamıştı, ama bakışları merak ve mutlulukla doluydu. ‎“Günaydın,” dedim, gülümseyerek. ‎“Sen uyurken hazırladım. Sürpriz olsun istedim.” ‎Azil — Uras — hafifçe esnedi ve gülümsedi. ‎Uykulu ama mutluydu. ‎“Böyle düşünmen… beni çok mutlu ediyor,” dedi. ‎Başını hafifçe kaldırıp tepsiyi tuttu. ‎Birlikte kahvaltıya başladık. ‎Kelimeler çoğu zaman yetersizdi. ‎Ama göz göze geldiğimizde, sessiz bir anlaşma vardı: ‎Geçmişin öfkesi, korkusu ve kırgınlığı artık burada değil; ‎yerini birbirimize güvenmek ve sessizce birlikte olmanın huzuru almıştı. ‎Kahvaltı sırasında az konuştuk. ‎Ben, onun tepsiden bir lokma almasını izledim; o, bana bakıyordu. ‎Bir bakış, bir gülümseme… ‎Tüm kırgınlıklar, tüm ağlamalar, tüm korkular bir anda hafifledi. ‎“Bugün güzel olacak,” dedi fısıltıyla. ‎“Sadece birlikte olduğumuz sürece.” ‎Başımı hafifçe salladım. ‎Evet, bugün güzel olacaktı. ‎İçimde, ilk kez bir sabahın umut ve güven dolu olabileceğini hissettim. ‎ ‎ ‎ ‎Kahvaltıyı bitirdikten sonra ikimiz de sessizce oturduk. ‎Tepsi artık boştu, ama içimizde bir sıcaklık, bir huzur vardı. ‎İlk kahvaltımızı birlikte yapmış olmanın verdiği küçük ama anlamlı bir mutluluk. ‎“Dışarı çıkalım mı?” diye fısıldadı Uras. ‎Gözleri hâlâ hafif kırmızıydı ama gülümsemesi samimiydi. ‎Başımı salladım. ‎“Evet… temiz hava iyi gelir,” dedim. ‎Küçük bir gerginlik Sahil boyunca yürürken sessizlik hâlâ bizimleydi. ‎Ama bu sessizlik korkutucu değildi; aksine, sakin ve güven vericiydi. ‎İkimiz de birbirimize bakmadan ama birbirimizi hissederek ilerliyorduk. ‎“Bir şey hazırladım sana,” dedim, hafifçe gülümseyerek. ‎Uras şaşkın bir bakış attı. ‎“Ne hazırladın?” diye sordu kısık bir sesle. ‎Gülümsememi sürdürdüm. ‎Çantasından küçük bir piknik sepeti çıkardım. ‎İçinde taze meyveler, sandviçler ve bir termos sıcak çay vardı. ‎Uras’ın gözleri ışıldadı. ‎“Sen… bunu yaptın mı?” dedi. ‎Gülümsemem büyüdü. ‎“Evet. İlk kahvaltımızın devamı gibi… ama dışarıda.” ‎Sahil kenarında bir banka oturduk. ‎Rüzgâr saçlarımızı savuruyordu, denizin tuzlu kokusu içimizi dolduruyordu. ‎Yavaşça sepeti açtım, birlikte küçük sandviçler hazırladık ve çayı paylaştık. ‎Konuşmadık ama kelimeler gerekmedi. ‎Birbirimize bakışlarımız, gülümsemelerimiz, sessizliğimiz… ‎Hepsi önceki gecenin öfkesi ve kırgınlığını silmişti. ‎Uras elimden tuttu. ‎“Sana güveniyorum,” dedi fısıltıyla. ‎“Ve artık birlikte olduğumuz sürece hiçbir şey korkutamaz.” ‎Başımı hafifçe yasladım. ‎“Ben de,” dedim. ‎“Seninle her şeye hazırım.” ‎O an, dalgaların sesi ve rüzgârın hafif uğultusu eşliğinde, ‎ilk kez tam anlamıyla birbirimize güvenebildiğimizi hissettik. vardı ama korku yerini meraka bırakmıştı. ‎Hızlıca hazırlandık. ‎Ben, saçlarımı topladım; o, gözlerini ovuşturdu ve son kez gülümsedi. ‎Dışarı çıktığımızda güneş hâlâ hafif ışıklarla çevreyi aydınlatıyordu. ‎Hava serindi ama birlikte olmak her şeyi ısıtıyordu. ‎Sessizce yürüdük. ‎İkimiz de fazla konuşmadık, ama sessizlik rahattı. ‎Birbirimizin varlığını hissederek, el ele olmadan bile güven dolu bir yakınlık vardı. ‎Sahil yoluna geldiğimizde denizin sesi bize eşlik etti. ‎Rüzgâr saçlarımızı okşuyor, dalgalar hafifçe kıyıya vuruyordu. ‎İlk defa, kavga, korku ve ağlamanın ardından, sadece birlikte olmanın huzuru vardı. ‎Uras bana baktı. ‎“Bugün… iyi olacak, değil mi?” dedi. ‎Gözlerindeki kırmızılık hâlâ vardı ama bu kez sıcak, umut dolu bir kırmızılık. ‎“Evet,” dedim. ‎“Biz olduğumuz sürece her şey iyi olacak.” ‎Ve o anda, ilk kez tam anlamıyla güvenebilmenin ne demek olduğunu hissettim. ‎Sessiz ama güçlü bir bağ, aramızda oluşmuştu. ‎ ‎ ‎ ‎Sahil boyunca yürürken sessizlik hâlâ bizimleydi. ‎Ama bu sessizlik korkutucu değildi; aksine, sakin ve güven vericiydi. ‎İkimiz de birbirimize bakmadan ama birbirimizi hissederek ilerliyorduk. ‎“Bir şey hazırladım sana,” dedim, hafifçe gülümseyerek. ‎Uras şaşkın bir bakış attı. ‎“Ne hazırladın?” diye sordu kısık bir sesle. ‎Gülümsememi sürdürdüm. ‎Çantasından küçük bir piknik sepeti çıkardım. ‎İçinde taze meyveler, sandviçler ve bir termos sıcak çay vardı. ‎Uras’ın gözleri ışıldadı. ‎“Sen… bunu yaptın mı?” dedi. ‎Gülümsemem büyüdü. ‎“Evet. İlk kahvaltımızın devamı gibi… ama dışarıda.” ‎Sahil kenarında bir banka oturduk. ‎Rüzgâr saçlarımızı savuruyordu, denizin tuzlu kokusu içimizi dolduruyordu. ‎Yavaşça sepeti açtım, birlikte küçük sandviçler hazırladık ve çayı paylaştık. ‎Konuşmadık ama kelimeler gerekmedi. ‎Birbirimize bakışlarımız, gülümsemelerimiz, sessizliğimiz… ‎Hepsi önceki gecenin öfkesi ve kırgınlığını silmişti. ‎Uras elimden tuttu. ‎“Sana güveniyorum,” dedi fısıltıyla. ‎“Ve artık birlikte olduğumuz sürece hiçbir şey korkutamaz.” ‎Başımı hafifçe yasladım. ‎“Ben de,” dedim. ‎“Seninle her şeye hazırım.” ‎O an, dalgaların sesi ve rüzgârın hafif uğultusu eşliğinde, ‎ilk kez tam anlamıyla birbirimize güvenebildiğimizi hissettik. ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.