İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 19 · 3 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 19

18. Bölüm

‎Göğsüne yaslandığımda kalbi hızlı atıyordu. ‎Benimkiyle yarışır gibiydi. ‎İkisi de sakinleşmeyi bilmiyordu henüz. ‎Elini saçlarımın arasına sokmadı. ‎Sadece omzumda tuttu. ‎Kaçabileceğimi bildiği bir mesafe bıraktı. ‎Sessizce ağlamaya devam ettim. ‎Sesim çıkmıyordu ama içim hâlâ titriyordu. ‎“Buradayım,” dedi yine. ‎Bu kez kelime değil, bekleyişti bu. ‎Bir süre sonra nefesim düzeldi. ‎Gözlerim yandı. ‎Ama korku, ilk kez geri çekildi. ‎Başımı biraz kaldırdım. ‎Yüzüne baktım. ‎Gözleri hâlâ kızarıktı. ‎Ama sert değildi. ‎“Bana bağırdığında,” dedim kısık bir sesle, ‎“sadece sana kızmadım… ‎küçük bir yerim çok korktu.” ‎Başını eğdi. ‎“Biliyorum,” dedi. ‎“Ve o yeri bir daha çağırmayacağım.” ‎Elimi tuttum. ‎Sıkmadım. ‎Bırakabilirdim. ‎“Babanın öfkesi sen değilsin,” dedim. ‎“Ben de onun hedefi değilim.” ‎Başını salladı. ‎Gözleri doldu ama ağlamadı. ‎“Benimle kal,” dedi. ‎“Bu gece… sadece kal.” ‎Cevap vermedim. ‎Ama yerimden kalkmadım. ‎Işık dışarıda iyice azaldı. ‎Kırık çerçevenin camları salonda kaldı. ‎Toplanmadı. ‎O an önemli değildi. ‎Önemli olan şuydu: ‎İlk kez bir kavganın ardından ‎kimse kaçmamıştı. ‎Ben hâlâ ağlıyordum. ‎O hâlâ buradaydı. ‎Ve bu… ‎başlangıçtı. ‎ ‎ ‎Başımı göğsüne yaslamış şekilde otururken nefesim yavaş yavaş düzeldi. ‎Kalbim hâlâ hızlıydı ama korku yerini yavaş bir güvene bırakıyordu. ‎Azil — Uras — yavaşça yanağımdan akan yaşları sildi. ‎Parmakları sıcak, nazik ve titrekti. ‎“Her şeyi halledeceğiz,” dedi. ‎“Sadece birlikte kalmamız yeter.” ‎Gözlerimi kapattım. ‎Sessizlik vardı ama artık ağır değildi. ‎Bir nefes, bir bakış, bir dokunuş yeterliydi. ‎Bir süre kimse konuşmadı. ‎Sadece oturduk. ‎Ben hâlâ hafifçe titriyordum, ama o varlığı her şeyi biraz daha katlanılır kılıyordu. ‎“Ben bir daha böyle bağırmayacağım,” dedi Uras, fısıltıyla. ‎“Ve sana böyle yaklaşmak zorunda kalmayacağım.” ‎Başımı kaldırdım ve küçük bir gülümseme belirdi, gözyaşlarım hâlâ akarken. ‎Bu güven, kırılmış bir gecenin ardından doğmuştu. ‎Yavaşça başımı tekrar göğsüne yasladım. ‎Ve o an, hem kırılmış hem de yeniden bağlanmış hissettim. ‎İlk defa, kavganın ortasında bile, yalnız olmadığımı bilmenin ağırlığı yerine huzuru vardı. ‎Dışarıdaki karanlık yavaş yavaş sessizliği sardı. ‎Ama odada, iki kırık kalp birbirini bulmuştu. ‎Ve bu, başlangıçtı… yeni bir sessizlik, ama bu kez güven dolu bir sessizlik. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Sessizliği dinledim. ‎Azil’in — Uras’ın — nefes alışını hissetmek, kalbimin ritmiyle eşleşiyordu. ‎Her titreyen parmağı, her yavaşça sildiği gözyaşı, korkularımı biraz daha uzaklaştırıyordu. ‎“Seninle konuşmak istiyorum,” dedi fısıldayarak. ‎Sesi hâlâ yumuşak, hâlâ kırılmıştı. ‎Ama artık öfke yoktu. Sadece bir açıklık vardı. ‎Başımı göğsünden kaldırdım. ‎Göz göze geldik. ‎Kelimeler gerekmedi. ‎Bir bakış yetti. ‎İkimiz de hâlâ kırılmış ama birbirimizi bulmuştu. ‎“Bir süre sessiz kalalım,” dedim. ‎Sesi hâlâ titriyordu ama kararlıydı. ‎“Yalnızca burada olalım.” ‎O başını salladı. ‎“İsterim,” dedi. ‎“Sana dokunmadan, sadece yanında.” ‎Bir süre öyle oturduk. ‎Dışarıdaki karanlık, odanın içindeki sıcaklığı bozamıyordu. ‎İlk kez kavganın ardından hâlâ yanımda kalması, bana nefes aldırtıyordu. ‎Zaman yavaşladı. ‎Gözyaşlarım kurudu, titremem hafifledi. ‎Ve o an anladım: her kırılma, her kavga, her öfke… ‎bazen yalnızca birbirimizi bulmak için bir yoldu. ‎Başımı tekrar göğsüne yasladım. ‎Ve o gece, kırık camların sessizliği, kırılmış kalplerimizin güveniyle yer değiştirdi. ‎İlk defa, hem ağlayabilir hem de güvenebilirdim. ‎ ‎ ‎ ‎Başımı göğsüne yaslamış bir şekilde uzun uzun oturduk. ‎Her nefesi, her titreyen eli bana bir şey anlatıyordu: “Buradayım, kaçmıyorum.” ‎Bir süre sonra Uras — Azil — yavaşça beni kucağına çekti. ‎Sıkmadı, zorlamadı. ‎Sadece tuttum, sarılmak yerine güven veren bir ağırlık koydu omuzlarıma. ‎Sessizce ağlamaya devam ettim. ‎Ama bu kez titremem hafiflemişti. ‎Gözyaşlarımı parmaklarıyla silerken, ben de yavaşça rahatladım. ‎Korkum geri çekiliyordu. ‎“Artık bağırmayacağım,” dedi fısıltıyla. ‎“Ve sana zarar vermeyeceğim, söz veriyorum.” ‎Başımı göğsünden kaldırdım. ‎Göz göze geldik. ‎O bakış, kelimelerden çok daha fazlasını anlatıyordu: pişmanlık, sevgi, güven. ‎Sessizliği birlikte dinledik. ‎Dışarıdaki karanlık odanın içine sızarken, içeride bir huzur vardı. ‎Kırık camlar hâlâ yerdeydi, ama biz artık kırık değildik. ‎Naz olarak içim hâlâ titriyordu ama artık yalnız değildim. ‎Ve o gece, ilk kez, hem ağlayabilmek hem de güvenebilmek aynı anda mümkün olmuştu. ‎

Bölüm sonu

1 yorum