Göğsüne yaslandığımda kalbi hızlı atıyordu. Benimkiyle yarışır gibiydi. İkisi de sakinleşmeyi bilmiyordu henüz. Elini saçlarımın arasına sokmadı. Sadece omzumda tuttu. Kaçabileceğimi bildiği bir mesafe bıraktı. Sessizce ağlamaya devam ettim. Sesim çıkmıyordu ama içim hâlâ titriyordu. “Buradayım,” dedi yine. Bu kez kelime değil, bekleyişti bu. Bir süre sonra nefesim düzeldi. Gözlerim yandı. Ama korku, ilk kez geri çekildi. Başımı biraz kaldırdım. Yüzüne baktım. Gözleri hâlâ kızarıktı. Ama sert değildi. “Bana bağırdığında,” dedim kısık bir sesle, “sadece sana kızmadım… küçük bir yerim çok korktu.” Başını eğdi. “Biliyorum,” dedi. “Ve o yeri bir daha çağırmayacağım.” Elimi tuttum. Sıkmadım. Bırakabilirdim. “Babanın öfkesi sen değilsin,” dedim. “Ben de onun hedefi değilim.” Başını salladı. Gözleri doldu ama ağlamadı. “Benimle kal,” dedi. “Bu gece… sadece kal.” Cevap vermedim. Ama yerimden kalkmadım. Işık dışarıda iyice azaldı. Kırık çerçevenin camları salonda kaldı. Toplanmadı. O an önemli değildi. Önemli olan şuydu: İlk kez bir kavganın ardından kimse kaçmamıştı. Ben hâlâ ağlıyordum. O hâlâ buradaydı. Ve bu… başlangıçtı. Başımı göğsüne yaslamış şekilde otururken nefesim yavaş yavaş düzeldi. Kalbim hâlâ hızlıydı ama korku yerini yavaş bir güvene bırakıyordu. Azil — Uras — yavaşça yanağımdan akan yaşları sildi. Parmakları sıcak, nazik ve titrekti. “Her şeyi halledeceğiz,” dedi. “Sadece birlikte kalmamız yeter.” Gözlerimi kapattım. Sessizlik vardı ama artık ağır değildi. Bir nefes, bir bakış, bir dokunuş yeterliydi. Bir süre kimse konuşmadı. Sadece oturduk. Ben hâlâ hafifçe titriyordum, ama o varlığı her şeyi biraz daha katlanılır kılıyordu. “Ben bir daha böyle bağırmayacağım,” dedi Uras, fısıltıyla. “Ve sana böyle yaklaşmak zorunda kalmayacağım.” Başımı kaldırdım ve küçük bir gülümseme belirdi, gözyaşlarım hâlâ akarken. Bu güven, kırılmış bir gecenin ardından doğmuştu. Yavaşça başımı tekrar göğsüne yasladım. Ve o an, hem kırılmış hem de yeniden bağlanmış hissettim. İlk defa, kavganın ortasında bile, yalnız olmadığımı bilmenin ağırlığı yerine huzuru vardı. Dışarıdaki karanlık yavaş yavaş sessizliği sardı. Ama odada, iki kırık kalp birbirini bulmuştu. Ve bu, başlangıçtı… yeni bir sessizlik, ama bu kez güven dolu bir sessizlik. Sessizliği dinledim. Azil’in — Uras’ın — nefes alışını hissetmek, kalbimin ritmiyle eşleşiyordu. Her titreyen parmağı, her yavaşça sildiği gözyaşı, korkularımı biraz daha uzaklaştırıyordu. “Seninle konuşmak istiyorum,” dedi fısıldayarak. Sesi hâlâ yumuşak, hâlâ kırılmıştı. Ama artık öfke yoktu. Sadece bir açıklık vardı. Başımı göğsünden kaldırdım. Göz göze geldik. Kelimeler gerekmedi. Bir bakış yetti. İkimiz de hâlâ kırılmış ama birbirimizi bulmuştu. “Bir süre sessiz kalalım,” dedim. Sesi hâlâ titriyordu ama kararlıydı. “Yalnızca burada olalım.” O başını salladı. “İsterim,” dedi. “Sana dokunmadan, sadece yanında.” Bir süre öyle oturduk. Dışarıdaki karanlık, odanın içindeki sıcaklığı bozamıyordu. İlk kez kavganın ardından hâlâ yanımda kalması, bana nefes aldırtıyordu. Zaman yavaşladı. Gözyaşlarım kurudu, titremem hafifledi. Ve o an anladım: her kırılma, her kavga, her öfke… bazen yalnızca birbirimizi bulmak için bir yoldu. Başımı tekrar göğsüne yasladım. Ve o gece, kırık camların sessizliği, kırılmış kalplerimizin güveniyle yer değiştirdi. İlk defa, hem ağlayabilir hem de güvenebilirdim. Başımı göğsüne yaslamış bir şekilde uzun uzun oturduk. Her nefesi, her titreyen eli bana bir şey anlatıyordu: “Buradayım, kaçmıyorum.” Bir süre sonra Uras — Azil — yavaşça beni kucağına çekti. Sıkmadı, zorlamadı. Sadece tuttum, sarılmak yerine güven veren bir ağırlık koydu omuzlarıma. Sessizce ağlamaya devam ettim. Ama bu kez titremem hafiflemişti. Gözyaşlarımı parmaklarıyla silerken, ben de yavaşça rahatladım. Korkum geri çekiliyordu. “Artık bağırmayacağım,” dedi fısıltıyla. “Ve sana zarar vermeyeceğim, söz veriyorum.” Başımı göğsünden kaldırdım. Göz göze geldik. O bakış, kelimelerden çok daha fazlasını anlatıyordu: pişmanlık, sevgi, güven. Sessizliği birlikte dinledik. Dışarıdaki karanlık odanın içine sızarken, içeride bir huzur vardı. Kırık camlar hâlâ yerdeydi, ama biz artık kırık değildik. Naz olarak içim hâlâ titriyordu ama artık yalnız değildim. Ve o gece, ilk kez, hem ağlayabilmek hem de güvenebilmek aynı anda mümkün olmuştu.
Bölüm 19
18. Bölüm
