İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 18 · 2 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 18

17. Bölüm

Arkadaşlar yarın devamı gelicek inşallah beyenirsiniz hazırsanız kitaba geçerim ‎Naz fincanı masaya bıraktı. Altlığına tam oturtmadı; biraz yamuk kaldı. Düzeltmedi.‎Azil bunu fark etti ama o da bir şey demedi.‎Pencerenin ardından akşam sızıyordu içeri. Işık yavaşça çekiliyor, eşyaların kenarlarını belirsizleştiriyordu. Naz bu saati severdi. Günün aceleci tarafı bitmiş olurdu; geriye sadece kalanlar kalırdı.‎Azil nefes aldı. Derin değildi. Dikkat çekmek istemeyen bir nefes.‎“Bir süre burada kalacağım,” dedi.‎Cümle soru gibi değildi, açıklama da sayılmazdı.‎Naz başını salladı.‎“Tamam,” dedi.‎Neyi kabul ettiğini ikisi de tam olarak bilmiyordu. Gerek de yoktu.‎Yine sustular. Bu kez sessizlik biraz daha genişti. Ama hâlâ taşmıyordu.‎Naz, Azil’in ellerine baktı. Masanın kenarında duruyorlardı. Ne ileri ne geri. Olduğu yerde.‎“Bazen,” dedi Naz, gözünü kaldırmadan, “bir şeyin adını koyunca yerinden oynuyor.”‎Azil başını çevirdi.‎“Şimdi koymuyoruz,” dedi.‎Naz hafifçe gülümsedi. Kısa sürdü. Kendine sakladı.‎Çay soğuktu. O da öyle kaldı.‎Ve o akşam, bu da yeterliydi.‎‎1 saat sonra‎‎‎Telefonun sesi her şeyi başlattı.‎Kısa, keskin bir bildirim.‎Azil telefonu aldı. Ekrana baktı.‎Yüzü bir anda gerildi.‎Videoyu açtı.‎Ben görmedim.‎Ama sesi duydum.‎Bir kadının ağlaması.‎Bir erkeğin bağırışı.‎Sonra bir darbe sesi.‎Azil’in eli titredi.‎“Babam,” dedi.‎“Annem.”‎Oda daraldı.‎Duvarlar üstümüze geldi.‎“Azil—” dedim, yanına yaklaşırken.‎“Dokunma!” diye bağırdı.‎Sesi kontrolsüzdü.‎Beni irkiltti.‎“Yine yapmış!” dedi.‎“Elimden hiçbir şey gelmiyor!”‎“Bu senin suçun değil,” demek istedim.‎Ama sözümü kesti.‎“Her şey üst üste geliyor!” diye bağırdı.‎“Geçmişim, onlar…‎sen de susuyorsun!”‎O cümle bana çarptı.‎“Ben susmuyorum,” dedim.‎Sesim küçüktü.‎“Susuyorsun!” dedi.‎“Sonra ben kötü oluyorum!”‎Bana doğru bir adım attı.‎Ben geriye çekildim.‎Bir adım daha.‎Ayağım halının kenarına takıldı.‎Dengeyi kaybettim.‎Geri geri sendeledim.‎Çat.‎Arkamdaki çerçeve duvardan koptu.‎Camlar yere saçıldı.‎İkimiz de sustuk.‎Kalbim çırpınıyordu.‎Ellerim titriyordu.‎Kırık camlar ayaklarımın dibindeydi.‎Azil’in yüzü bembeyaz oldu.‎Bir şey söylemek istedi.‎Söyleyemedi.‎Gözlerim doldu.‎Bu kez tutmadım.‎“Böyle konuşmana dayanamadım,” dedim.‎Sesim titredi.‎“Bu ses… beni çok eski bir yere götürdü.”‎Arkamı döndüm.‎Odaya koştum.‎Kapıyı kapattım.‎Yatağın kenarına çöktüm.‎Ağlamak içimi acıtıyordu.‎Bir süre sonra kapının önünde bir ağırlık hissettim.‎Oturmuştu.‎“Ben buradayım,” dedi.‎Sesi kırılmıştı.‎“Öfkem sana ait değildi.‎Ama sana çarptı.”‎Sessiz kaldım.‎“Babamın yaptığını gördüm,” dedi.‎“Ve kendimden korktum.”‎Zaman geçti.‎Nefesim yavaşladı.‎Kapıya yaklaştım.‎Elim titreyerek kolu tuttu.‎“Girebilirsin,” dedim.‎Kapı açıldı.‎Azil içeri girdi.‎Yavaş. Sessiz.‎Bir adım attı.‎Sonra durdu.‎“Sevgilim…” dedi.‎Sesi neredeyse duyulmuyordu.‎“Özür dilerim.”‎Bana yaklaşmaya çalıştı.‎Refleksle gerildim.‎Omuzlarım kasıldı.‎Göz göze geldik.‎Ben korkuyla baktım.‎Kaçmaya hazır bir bakıştı bu.‎Bunu gördü.‎Hemen durdu.‎“Yaklaşmamı istemezsen dururum,” dedi.‎“Lütfen… sadece söyle.”‎Sessiz ağlıyordum.‎Sesim çıkmıyordu ama içim sarsılıyordu.‎Başımı çok küçük bir hareketle salladım.‎Bir izin gibi.‎Bir deneme gibi.‎Bu kez yavaş yaklaştı.‎Nefesini bile tutarak.‎Yanıma çöktü.‎Dokunmadı.‎“Çok korkuttum seni,” dedi.‎“Kendimden bile korktum.”‎Ağlamaya devam ettim.‎Omuzlarım titriyordu.‎Elini kaldırdı.‎Durdu.‎Gözlerime baktı.‎İzin aradı.‎Başımı eğdim.‎Parmakları yanağıma değdi.‎Sıcaktı.‎Nazikti.‎Sessizce akan yaşımı sildi.‎Sonra bir tane daha.‎Aceleden uzak.‎Sanki ağlamamın ritmine uyuyordu.‎“Ben buradayım,” dedi fısıltıyla.‎“Ve sana böyle gelmeyeceğim bir daha.”‎Ağlamam kesilmedi.‎Ama korkum yumuşadı.‎Başımı yavaşça göğsüne yasladım.‎Bu kez kaçmadım.‎O da beni sıkmadı.‎Sadece tuttu.‎Ve o gece,‎sessiz ağlarken…‎yalnız değildim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.