İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 17 · 3 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 17

16. Bölüm

‎ ‎Naz fincanı masaya bıraktıktan sonra bir an durdu. Söyleyecek bir şey aramıyordu. Sessizliği bölmek istemediğini fark etti. Ama yine de ağzından bir kelime çıktı. ‎ ‎“Uras.” ‎İlk kez. ‎İlk defa böyle seslenmiştim. ‎ ‎Azil başını kaldırdı. Bir anlığına dondu. Bakışı kısa sürdü ama şaşkınlığını saklayamadı. Naz bunu gördü. Geri adım atmadı. ‎“Yanlış bir şey mi söyledim?” dedi. ‎Sesi sakindi. İçinden koparak çıkmamıştı. Yerindeydi. ‎Azil birkaç saniye sustu. ‎“Hayır,” dedi sonra. “Sadece… beklemiyordum.” ‎Naz başını hafifçe eğdi. ‎“Ben de,” dedi. “Ama ağzımdan böyle çıktı.” ‎Azil’in yüzündeki ifade yumuşadı. ‎“Rahatsız etmedi,” dedi. “Sadece alışık değilim.” ‎Naz bunu not etti. ‎İsimler bazen mesafe koymak için değil, ‎yeni bir yer açmak için söylenirdi. ‎Kalbi hâlâ temkinliydi. ‎Ama kaçmıyordu. ‎Ve ilk defa, ‎bir kelime ‎ona ağır gelmedi. ‎ ‎ ‎ ‎ Bu sessizlik öncekiler gibi değildi; araya girilmesi gereken bir boşluk değil, olduğu yerde durabilen bir hâldi. ‎Azil bakışlarını masadan kaldırdı. Yüzündeki şaşkınlık tamamen geçmemişti ama sertleşmemişti de. Daha çok, alışılmadık bir şeye bakar gibiydi. ‎“Bunu ilk kez söyledin,” dedi. Bir tespit gibiydi, soru değil. ‎Naz başını salladı. ‎“Evet. İlk defa.” ‎Açıklama yapmadı. Yapmak istemedi. Her kelime, olması gerekenden fazla anlam yükleyebilirdi. ‎Azil hafifçe gülümsedi. ‎“Böyle seslenmen tuhaf geldi,” dedi. “Ama rahatsız etmedi.” ‎Naz bunu duyunca içindeki gerginlik biraz daha çözüldü. Tamamen değil. Ama yeterince. ‎Bir süre daha aynı odada kaldılar. Azil koltuğun kenarına yaslanmıştı. Naz fincanın boşluğunu izliyordu. Konuşmak zorunda değillerdi. Bu da yeni bir durumdu. ‎Naz içinden geçirdi: İyileşmek, bazen sadece bir kelimeyi farklı söyleyebilmekti. Ardından gelen bakıştan kaçmamak, sessizliği bozmamakti. ‎Azil ayağa kalkmadı. Gitmeye niyetlenmedi. Naz da zamanı kontrol etmedi. Akşamın nasıl ilerlediği önemli değildi. ‎ ‎ ‎ ‎Azil pencerenin önünde duruyordu. Camdan dışarı bakıyordu ama gerçekten baktığı şey bu değildi. Naz bunu hissetti. Bir süre bekledi. Sonra, aklına takılanı olduğu gibi söyledi. ‎“Bir şey sorabilir miyim?” ‎Azil başını hafifçe çevirdi. ‎“Tabii.” ‎“İki ismin var,” dedi Naz. “Niye hiç sormadım bilmiyorum. Merak ettim.” ‎Azil kısa bir an sustu. Bu sessizlik kaçmak değildi. Daha çok, doğru yerden cevap aramak gibiydi. ‎“Azil babamın seçimi,” dedi. “Uras annemin.” ‎Naz başını salladı. Üzerine gitmedi. ‎“Hangisi daha sen?” diye sordu. ‎Azil omuz silkti. ‎“Duruma göre,” dedi. “Ama çoğu kişi Azil der.” ‎Naz fincanın kenarına baktı. ‎“Ben Uras dedim,” dedi. ‎Bir açıklama gibi değil, bir tespit gibi. ‎Azil dönüp baktı. Şaşkınlığı çok kısa sürdü. ‎“Evet,” dedi. “Dedin.” ‎“Yanlış mıydı?” diye sordu Naz. ‎“Hayır,” dedi Azil. “Sadece beklemiyordum.” ‎ ‎ ‎Naz, konuşmanın bittiğini düşündü. Ama bitmedi. Bazı kelimeler söylendikten sonra ortadan kaybolmazdı. Uras kelimesi odada kaldı. ‎Azil pencereye döndü. Bir süre dışarı baktı. Sonra tekrar konuştu. ‎“Annem öyle seslenirdi.” ‎Naz başını kaldırdı. ‎“Uras mı?” ‎“Evet.” ‎Naz bunu not etti. Üzerine düşünmedi. Düşünürse ağırlık kazanacağını biliyordu. ‎Bir süre sessiz kaldılar. Sessizlik rahatsız edici değildi. Yerindeydi. ‎“Garip geldi mi?” diye sordu Naz. ‎Azil başını iki yana salladı. ‎“Hayır,” dedi. “Yabancı gelmedi.” ‎Naz bir şey demedi. Fincanı eline aldı. Çay soğumuştu. ‎“İstersen yenisini koyayım,” dedi Azil. ‎“Gerek yok,” dedi Naz. “Böyle iyi.” ‎Azil tekrar oturdu. Aralarındaki mesafe değişmedi. Ne açıldı ne kapandı. ‎Naz o an şunu fark etti: Bazı şeyler konuşulmadan yerini buluyordu. Bir kelime, bir bakış, bir duruş yeterli olabiliyordu. ‎Ve bu hâl, ona ağır gelmedi. ‎ ‎ ‎ ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.