Kış derinleştikçe evin içi daha sıcak oldu. Naz perdeleri açtığında gün kısa sürüyordu artık; Azil akşamları ışıkları daha erken yakıyordu. İkisi de farkındaydı: Zaman hâlâ geçiyordu ama kaçmıyordu. Bir sabah Naz mutfakta durdu, elindeki bardağı masaya bıraktı. “Bir şey söyleyeceğim,” dedi. Azil durdu. Dinledi. “Ben iyileştim,” dedi Naz. “Yaralarım geçti diye değil… Artık kendimi tutmuyorum diye.” Azil başını salladı. “Ben de,” dedi. “Susmuyorum diye.” Küçük Bir Gün Birlikte pazara çıktılar. Poşetler ağırdı ama kimse şikâyet etmedi. Eve dönerken Naz güldü; bu gülüş, düşüşten kalan son gölgeyi de sildi. Azil kapıyı açtı. Anahtar artık masada sabit bir yerde duruyordu. Kaybolmuyordu. Akşamüstü Naz kanepeye uzandı. Azil kitap okur gibi durdu ama sayfayı çevirmedi. “Ne düşünüyorsun?” dedi Naz. Azil dürüstçe cevap verdi: “Eskiden hep sonra derdim. Şimdi… şimdi.” Naz gözlerini kapadı. “Şimdi yeter.” Birlikte Sessizlik Dışarıda rüzgâr vardı. İçeride sessizlik. Bu sessizlik, eskisi gibi boş değildi. Doluydu. Azil elini Naz’ın elinin üzerine koydu. Tutmadı, bırakmadı. Oradaydı. Naz fısıldadı: “Biliyor musun, düşmek beni korkutmuyor artık.” Azil cevap verdi: “Beni de kalmak.” Gece Işıklar kapandı. Pencerenin önünde kar taneleri yavaşladı. Naz uykuya dalarken son kez konuştu: “Yarın…” Azil tamamladı: “Yarın buradayım.” Naz gülümsedi. Cümleye gerek kalmadı. Çünkü bazı hikâyeler mutlu bittiği için değil, kaçılmadığı için tamamlanır. Kışın sonu fark edilmeden geldi. Kar eridi, sokaklar ıslandı. Naz pencerenin önünde durup dışarı baktığında, ilk kez mevsimi saymadığını fark etti. Azil arkasındaydı. Sessizce. “Eskiden hep geç kalırdım,” dedi. “Şimdi zaman… burada.” Naz dönmedi. “Çünkü artık beklemiyorsun,” dedi. “Kalıyor musun.” Bu bir soru değildi. Sabah Naz erkenden uyandı. Azil mutfaktaydı. “Gidelim mi?” dedi Naz aniden. “Nereye?” diye sormadı Azil. Sadece başını salladı. Deniz kenarına vardıklarında hava açıktı. Dalgalar sakindi. Naz ayakkabılarını çıkardı. Kum soğuktu ama canını yakmadı. “Burada,” dedi, “düştüğüm anı hatırlamıyorum.” Azil yanına geldi. “Ben de,” dedi. “Kaçtığım yerleri.” Kıyıya oturdular. Uzun süre konuşmadılar. Naz sonunda fısıldadı: “Beni tutman yetmedi o gün. Ama kalman… yetti.” Azil başını eğdi. “Ben de ilk defa birine yetiştim.” Eve döndüklerinde akşam olmuştu. Işıklar otomatik yanmadı. Azil anahtarı çevirdi. Naz montunu çıkardı. “Bu ev,” dedi, “artık bir başlangıç.” Azil cevap verdi: “Ve bir duruş.” Gece ilerledi. Naz uyudu. Azil pencereye yaklaştı, dışarı baktı. Geçmiş, arkasında durmuyordu artık. Yanında da değildi. Geride kalmıştı. Azil ışığı kapattı, yanına uzandı. Kaçmadı. Kalmak için değil… Zaten olduğu yerde olduğu için. Ve hikâye burada bitmedi. Ama tamamlandı. Sabah olduğunda ev sessizdi. Naz uyanmadan önce Azil uyandı. Bu, kaçmak için değil; uyanık kalmak içindi. Perdeyi araladı. Işık içeri doldu. Artık gözlerini kısmadı. Naz kıpırdadı. “Gitmedin,” dedi uykulu bir sesle. Azil arkasını döndü. “Buradayım.” Bu cümle artık bir güvence değildi. Bir durumdu. Naz doğruldu, pencereye geldi. Yan yana durdular. Dışarıda hayat vardı. Ne aceleciydi ne bekleyen. Sadece akıyordu. Naz derin bir nefes aldı. “Biliyor musun,” dedi, “bazı insanlar düşerek hayatta kalır.” Azil başını salladı. “Bazıları da kalarak.” Bir süre sustular. Sonra Naz elini uzattı. Azil tuttu. Ne sıkı, ne gevşek. Yeterince. Ve artık kimse bir şey eklemedi. Çünkü hikâye anlatılmayı bırakıp, 1 ay sonra yaşanmaya geçmişti .
Bölüm 13
12. Bölüm
