İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 13

12. Bölüm

‎Kış derinleştikçe evin içi daha sıcak oldu. ‎Naz perdeleri açtığında gün kısa sürüyordu artık; Azil akşamları ışıkları daha erken yakıyordu. ‎İkisi de farkındaydı: Zaman hâlâ geçiyordu ama kaçmıyordu. ‎ ‎Bir sabah Naz mutfakta durdu, elindeki bardağı masaya bıraktı. “Bir şey söyleyeceğim,” dedi. ‎ ‎Azil durdu. ‎Dinledi. ‎ ‎“Ben iyileştim,” dedi Naz. ‎“Yaralarım geçti diye değil… ‎Artık kendimi tutmuyorum diye.” ‎ ‎Azil başını salladı. “Ben de,” dedi. ‎“Susmuyorum diye.” ‎ ‎Küçük Bir Gün ‎ ‎Birlikte pazara çıktılar. ‎Poşetler ağırdı ama kimse şikâyet etmedi. ‎Eve dönerken Naz güldü; bu gülüş, düşüşten kalan son gölgeyi de sildi. ‎ ‎Azil kapıyı açtı. ‎Anahtar artık masada sabit bir yerde duruyordu. ‎Kaybolmuyordu. ‎ ‎Akşamüstü ‎ ‎Naz kanepeye uzandı. ‎Azil kitap okur gibi durdu ama sayfayı çevirmedi. ‎ ‎“Ne düşünüyorsun?” dedi Naz. ‎ ‎Azil dürüstçe cevap verdi: “Eskiden hep sonra derdim. ‎Şimdi… şimdi.” ‎ ‎Naz gözlerini kapadı. “Şimdi yeter.” ‎ ‎Birlikte Sessizlik ‎ ‎Dışarıda rüzgâr vardı. ‎İçeride sessizlik. ‎ ‎Bu sessizlik, eskisi gibi boş değildi. ‎Doluydu. ‎ ‎Azil elini Naz’ın elinin üzerine koydu. ‎Tutmadı, bırakmadı. ‎Oradaydı. ‎ ‎Naz fısıldadı: “Biliyor musun, düşmek beni korkutmuyor artık.” ‎ ‎Azil cevap verdi: “Beni de kalmak.” ‎ ‎Gece ‎ ‎Işıklar kapandı. ‎Pencerenin önünde kar taneleri yavaşladı. ‎ ‎Naz uykuya dalarken son kez konuştu: “Yarın…” ‎ ‎Azil tamamladı: “Yarın buradayım.” ‎ ‎Naz gülümsedi. ‎Cümleye gerek kalmadı. ‎ ‎Çünkü bazı hikâyeler mutlu bittiği için değil, ‎kaçılmadığı için tamamlanır. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Kışın sonu fark edilmeden geldi. ‎Kar eridi, sokaklar ıslandı. ‎Naz pencerenin önünde durup dışarı baktığında, ilk kez mevsimi saymadığını fark etti. ‎ ‎Azil arkasındaydı. ‎Sessizce. ‎ ‎“Eskiden hep geç kalırdım,” dedi. ‎“Şimdi zaman… burada.” ‎ ‎Naz dönmedi. ‎“Çünkü artık beklemiyorsun,” dedi. ‎“Kalıyor musun.” ‎ ‎Bu bir soru değildi. ‎ ‎ ‎ Sabah  Naz erkenden uyandı. ‎Azil mutfaktaydı. ‎ ‎“Gidelim mi?” dedi Naz aniden. ‎ ‎“Nereye?” diye sormadı Azil. ‎Sadece başını salladı. ‎ ‎Deniz kenarına vardıklarında hava açıktı. ‎Dalgalar sakindi. ‎ ‎Naz ayakkabılarını çıkardı. ‎Kum soğuktu ama canını yakmadı. ‎ ‎“Burada,” dedi, ‎“düştüğüm anı hatırlamıyorum.” ‎ ‎Azil yanına geldi. ‎“Ben de,” dedi. ‎“Kaçtığım yerleri.” ‎ ‎ ‎ ‎Kıyıya oturdular. ‎Uzun süre konuşmadılar. ‎ ‎Naz sonunda fısıldadı: “Beni tutman yetmedi o gün. ‎Ama kalman… yetti.” ‎ ‎Azil başını eğdi. “Ben de ilk defa birine yetiştim.” ‎ ‎ ‎ ‎Eve döndüklerinde akşam olmuştu. ‎Işıklar otomatik yanmadı. ‎Azil anahtarı çevirdi. ‎ ‎Naz montunu çıkardı. “Bu ev,” dedi, ‎“artık bir başlangıç.” ‎ ‎Azil cevap verdi: “Ve bir duruş.” ‎ ‎ ‎ ‎Gece ilerledi. ‎Naz uyudu. ‎Azil pencereye yaklaştı, dışarı baktı. ‎ ‎Geçmiş, arkasında durmuyordu artık. ‎Yanında da değildi. ‎ ‎Geride kalmıştı. ‎ ‎Azil ışığı kapattı, yanına uzandı. ‎Kaçmadı. ‎Kalmak için değil… ‎Zaten olduğu yerde olduğu için. ‎ ‎Ve hikâye burada bitmedi. ‎Ama tamamlandı. ‎ ‎ ‎ ‎Sabah olduğunda ev sessizdi. ‎Naz uyanmadan önce Azil uyandı. ‎Bu, kaçmak için değil; uyanık kalmak içindi. ‎ ‎Perdeyi araladı. ‎Işık içeri doldu. ‎Artık gözlerini kısmadı. ‎ ‎Naz kıpırdadı. “Gitmedin,” dedi uykulu bir sesle. ‎ ‎Azil arkasını döndü. “Buradayım.” ‎ ‎Bu cümle artık bir güvence değildi. ‎Bir durumdu. ‎ ‎Naz doğruldu, pencereye geldi. ‎Yan yana durdular. ‎ ‎Dışarıda hayat vardı. ‎Ne aceleciydi ne bekleyen. ‎Sadece akıyordu. ‎ ‎Naz derin bir nefes aldı. “Biliyor musun,” dedi, ‎“bazı insanlar düşerek hayatta kalır.” ‎ ‎Azil başını salladı. “Bazıları da kalarak.” ‎ ‎Bir süre sustular. ‎Sonra Naz elini uzattı. ‎Azil tuttu. ‎ ‎Ne sıkı, ne gevşek. ‎Yeterince. ‎ ‎Ve artık kimse bir şey eklemedi. ‎Çünkü hikâye anlatılmayı bırakıp, 1 ay sonra yaşanmaya  geçmişti . ‎  ‎

Bölüm sonu

1 yorum