İçeriğe geç

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 12 · 3 dk okuma

Ayrı Kalan sevda

Bölüm 12

11. Bölüm

‎ ‎Sonbahar yavaşça şehre yerleşti. ‎Pencereden giren ışık daha yumuşaktı artık. Hikayeye devam ozaman inşallah beyenirsiniz . ‎ ‎ ‎Naz sabahları montunu almadan balkona çıkmıyordu; Azil onu sessizce izliyordu. ‎ ‎Bu  sabah Naz durdu. “Bir şey fark ettim,” dedi. ‎ ‎Azil kahvesinden bir yudum aldı. “Ne?” ‎ ‎“Artık arkama bakmıyorum.” ‎ ‎Bu cümle, uzun zamandır söylenen her şeyden daha ağırdı. ‎ ‎ ‎ ‎Azil’in telefonu çaldı. ‎Ekranda babasının adı vardı. ‎ ‎Uzun süre bakmadı. ‎Sonra telefonu kapatmadı da. ‎ ‎Naz hiçbir şey sormadı. ‎Sadece yanında durdu. ‎ ‎Azil konuştu. ‎Sesi sakindi. ‎İlk kez kaçmadan, ilk kez savunmadan. ‎ ‎Telefonu kapattığında derin bir nefes aldı. “Bitti,” dedi. ‎ ‎Naz başını salladı. “Geçmiş değil. ‎Bağı.” ‎ ‎Azil gülümsedi. ‎Bu ayrımı ilk kez yapabiliyordu. ‎ ‎Küçük Bir Yol ‎ ‎Bir hafta sonra deniz kenarına gittiler. ‎Uzun bir yol değildi. ‎Uzaklaşmak için değil, durmak için. ‎ ‎Naz ayakkabılarını çıkardı, kumda yürüdü. ‎Azil biraz geriden geldi. ‎ ‎“Yanıma gelsene,” dedi Naz. ‎ ‎Azil hızlandı. ‎Yanına geldi. ‎ ‎Bir süre konuşmadılar. ‎Dalgaların sesi yetti. ‎ ‎Naz sonunda durdu: “Ben hep kalırım sandım,” dedi. ‎“Meğer insan bazen kendine kalmalıymış.” ‎ ‎Azil cevap verdi: “Ben de ilk defa biriyle kaldım.” ‎ ‎Akşam ‎ ‎Güneş batarken rüzgâr serinledi. ‎Azil ceketini Naz’ın omuzlarına bıraktı. ‎ ‎Naz itmedi. ‎Aldı. ‎ ‎“Teşekkür ederim,” dedi. ‎ ‎Bu teşekkür, geçmişteki bütün eksik teşekkürlerin yerini tuttu. ‎ ‎Dönüş ‎ ‎Eve geldiklerinde ışığı Azil açtı. ‎Eskiden karanlıkta kalmayı severdi. ‎Artık değil. ‎ ‎Naz anahtarı masaya bıraktı. “Bu ev,” dedi, ‎“ilk kez ‘sonra’ demiyor.” ‎ ‎Azil başını salladı. “Çünkü kaçış değil.” ‎ ‎Naz ona baktı. “Kalmak.” ‎ ‎Azil cevap verdi: “Birlikte.” ‎ ‎Işıklar açık kaldı. ‎Gece ilerledi. ‎Ama kimse karanlığa çekilmedi. ‎ ‎Çünkü bazı hikâyeler, büyük cümlelerle değil, ‎aynı yerde kalabilen iki insanla devam eder. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Kış erken geldi. ‎Camların kenarında buğu oluştu; Naz parmağıyla küçük bir iz bıraktı. ‎Azil montunu askıya astı, eve girdiğinde hâlâ dışarıdaymış gibi durmuyordu artık ‎ ‎ ‎Naz sessizliği bozdu. “Ben o gün düştüğümde,” dedi, ‎“her şeyin yarım kalacağını sandım.” ‎ ‎Azil yanına oturdu. “Yarım kalmadı,” dedi. ‎“Şekil değiştirdi.” ‎ ‎Naz başını ona yasladı. ‎Bu hareket hâlâ yeniydi ama yabancı değildi. ‎ ‎Alışmak ‎ ‎Alışmak sandıkları gibi olmadı. ‎Birbirlerine değil; aynı yerde durmaya alıştılar. ‎ ‎Azil sabahları erkenden kalkıp kahve yaptı. ‎Naz bazen onu izledi, bazen uyumaya devam etti. ‎Kimse alınmadı. ‎ ‎Çünkü gitmek yoktu. ‎ ‎Bir Mektup ‎ ‎Bir gün posta kutusunda eski bir zarf buldular. ‎Azil’in adı yazıyordu. ‎Annesinin el yazısıydı. ‎ ‎Azil zarfı açmadı hemen. ‎Masaya bıraktı. ‎ ‎Naz dokunmadı. ‎Sadece oradaydı. ‎ ‎Akşam zarf açıldığında Azil’in sesi kısıktı. “Beni affet dememiş,” dedi. ‎“Beklemiş.” ‎ ‎Naz cevap verdi: “Beklemek de bir kalma biçimi.” ‎ ‎Azil başını eğdi. ‎Bu cümle, içindeki son düğümü çözdü. ‎ ‎Dışarı da  Kar yağarken dışarı çıktılar. ‎Ayak izleri yan yanaydı. ‎ ‎Naz durdu: “Ben korkmuyorum artık,” dedi. ‎“Ya sen?” ‎ ‎Azil bir an düşündü. “Korkuyorum,” dedi dürüstçe. ‎“Ama kaçmıyorum.” ‎ ‎Naz gülümsedi. ‎Bu, ona yetti. ‎ ‎ ‎ ‎Eve girdiklerinde soğuk geride kaldı. ‎Azil ışığı yaktı. ‎Naz montunu çıkardı. ‎ ‎Masada iki kupa duruyordu. ‎Biri buhar, biri bekleyiş. ‎ ‎Naz kupayı eline aldı. “Biliyor musun,” dedi, ‎“bazı sonlar, başlamak için olur.” ‎ ‎Azil karşısına geçti. “Ve bazı başlangıçlar,” dedi, ‎“artık gitmemek içindir.” ‎ ‎Kupalar masaya bırakıldı. ‎Sessizlik yerini buldu. ‎ ‎Çünkü hikâye bitmiyordu. ‎Sadece acele etmiyordu. ‎ ‎

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.