2. BÖLÜM
Çarşıda sessizce ilerliyordu Baran. Kafası her zaman ki gibi çok karışıktı. Son iki gündür kafasının içindeki sesler hiç susmuyordu. Sadece kardeşini düşünüyordu. Koruyamadığı kardeşini...
Dalgınlığını çarptığı kız dağıttı. Kızın elindeki poşetler yere düştü. "Pardon yanlışlıkla oldu," dedi kız. Ve düşürdüğü poşetleri toplamaya başladı.
Baran'da yardım etti. Kız poşetlerini topladıktan sonra eğildiği yerden doğruldu. Baran, kızın saçını kirazlı tokayla topladığını gördü.
Aklına tek bir kişi düştü. Kardeşi... Her zaman saçını kiraz tokayla bağlardı kardeşi. O almıştı. Ona verdiği zaman nasıl mutlu olduğunu hiç unutmazdı.
Aklına geçmişten bir an düştü. Kız kardeşi ellerinde kirazlı tokalarla ona doğru koşuyordu. Aynı yanındaki gibi yeşil gözlü ve çilliydi. Büyük tebessüm ediyordu abisine. Yanına gelip tokaları ona uzatıp örmesini saçını örmesini istedi. Baran eline tokayı alıp kardeşinin canını acıtmadan saçını örmeye çalıştı. Çok becerememişti ama bir şekilde yapmıştı. Kardeşi çok mutlu olmuştu. Ama mutluluğu, oda kapısı açılınca bitmişti. Anının geri kalan kısmı ise yine aynıydı.
Karşısındaki kıza boş bir şekilde bakıyordu. Baran sonradan anlamıştı. Kızı voleybol maçında görmüştü. Ama adını hatırlamıyordu. "Birşey sorucağım, senin adın ne?" diye sordu. Kız sorgular bir şekilde bakmaya başladı. "Irmak. Sana birşey mi oldu?" dedi kız. Baran sendeledi. Kardeşinin adıydı Irmak. Hem adları aynıydı hem de dış görünüşleri. Baran öylece kaldı. Irmak hiç bir şey anlamadı. Her şey bir anda oldu.
Baran arkasını dönüp hızla Irmak'ın yanından ayrıldı. Irmak arkasından ona baktı. Baran çarşıdan çıkıp nereye gittiğini bilmeden yürümeye devam etti. Irmak, bir süre olduğu yerde kaldı. Sonra otele doğru hızlı adımlar ile ilerlemeye başladı.
★
Irmak hızlı bir şekilde ilerliyordu. Otelin önüne geldiğinde içeri girdi. Koşar adım merdivenlerden çıktı. Odanın önüne geldiği zaman kapıyı açıp içeri girdi.
Bu olanları Nazlı ve Eylül'e anlatmalıydı. Eylül balkon korkuluklarına yaslanmış, yağmurdan sonra sislenen sokakları izliyordu.
Nazlı ise odada değildi. Irmak balkona Eylül'ün yanına gitti. Hemen olanları anlatmaya başladı. "Eylül başıma neler geldi. Hani maçtan önce altyapıda oynayan futbolcularla tanışmıştık ya işte orda bi tane esmer kahverengi gözlü bir çocuk vardı. Neydi adı..." diye biraz düşündü.
Sonra kendi sorusuna kendi cevap verdi. "Hatırladım Baran." Eylül sokağa bakmaya devam etti. Aklında tribünde gördüğü çocuk vardı. Onu Emir'e benzetmişti ama emin değildi. Irmak, Eylül'e bakarken odaya Nazlı girdi. "Evet vardı ne olmuş?" dedi.
Eylül en son daldığı yerden kopup Naz'a doğru baktı. Irmak anlatmaya devam etti. "İşte onunla çarşıda çarpıştık. Bana adımı sordu söyledim. Durup bana baktı sonra arkasını dönüp gitti." dedi. Nazlı, "Yüzünü görünce korkmuştur kesin," diyerek gülmeye başladı. Irmak hemen, "Sen sus. Eylül sen beni dinliyor musun?" dediği sırada ona baktı. Bakışları boştu.
Ne cevap vereceğini bilemedi. Kafasını aşağı yukarı salladı ama Irmak'ı dinlememişti. Çünkü kafası karışıktı. O çocuğun Emir olup olmadığını öğrenmeliydi.
"Benim bir yere gitmem lazım." diyerek odadan çıktı. Nazlı ve Irmak ne olduğunu anlamadığı için arkasından boş boş baktılar. Sonra birbirlerine baktılar. Irmak, "Buna birşey olmuş. Nereye gitti şimdi?" dedi. Nazlı omuzlarını indirip kaldırıp indirerek 'bilmiyorum' demişti.
★
Otelden çıkıp köye doğru yürüyordum. Eğer gördüğüm çocuk Emir ise köydedir. O değilse... En son köye geldiğimde sekiz yaşındaydım. Köyü çok hatırlıyordum. Burada tanıdığım çok kişi de yoktu.
Tanıdıklarımdan biri Saniye Nene'ydi. Emir'in babaannesi... Küçükken onda kalmak için ağladığımı bile hatırlıyordum. Birkaç kere Emir ile beraber kaldığımızı da hatırlıyordum. Saniye Nene'yi de az çok hatırlıyordum.
Her zaman sinirli, kaşları çatık, her şeye kızan biriydi ama içi yumuşaktı.
Önce kızar sonra severdi. Hasta olduğum zaman sabaha başımda beklediği bile olmuştu. Beni kendi torunu gibi seviyordu. Bende onu babaannem gibi sevmiştim. Toprak yolda ilerledim.
Biraz yürüdükten sonra köyün tabelasını gördüm. Yüzümde nedenini bilmediğim bir tebessüm oluştu. Özlemiştim köyü ama en çok onu özlemiştim. Küçükken olduğu gibi şimdi de arkadaş olmak istiyordum.
Yolda mutlu bir şekilde yürümeye devam ederken arkamdan adım sesleri duymaya başladım. Arkama bakmadan ilerledim. Tam köyün ismi yazılı olan tabelanın yanından geçiyordum ki... Arkadaki adım sesleri hızlandı. Ve nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde sırtımda bir ağrı hissettim.
Tam bağıracaktım bir el ağzımı kapattı. Sonra bacaklarım beni taşıyamadı. Bilincim yavaş yavaş giderken yere yüz üstü düştüm. Canım acıdığı için dudaklarımdan acı bir inilti döküldü. Önümden siyah kapşonlu biri koşarak geçti. Yüzünü görememiştim. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Ondan sonra ise zifiri karanlıktı...
★
Emir, çarşıdan köye doğru gidiyordu. Şu günlerde kafası karışıktı. Maçta gördüğü kız... yaklaşık on senedir ne onu görmüştü, ne de onunla ilgili birşey duymuştu. Onu gördüğü zaman, küçükken de güzeldi ama şimdi daha güzelleştiğini farketti.
Ama onu gördüğü zaman kalbi değişik hissetmişti. Küçükken adını koymadığı duyguyu şuan da yaşıyordu. Aşık mıydı? Yoksa arkadaş olarak mı görüyordu? Bu iki sorunun cevabını da bilmiyordu. Son birkaç senedir onu düşünmüyordu.
Ama o gün onu gördüğünden beri aklına sadece o vardı. Peki neden? İşte Emir hiçbir şeyi bilmiyordu. Ya da cevaplardan korkuyordu. Köye yaklaşmıştı. Uzun bir süredir uğramamıştı köye. Eskisi kadar insanda yoktu. Bazı günler Saniye Nene'ye giderdi. Bugün de onun yanına gidiyordu.
Köy tabelası görüş açısına girdi. Ama... yerde yatan kızı da gördü. Arabayı durdurdu. Yanına gitti. Kız yüz üstü yatıyordu. Ve sırtından kan akıyordu.
Emir kızı yerden kaldırdı. Yüzünü kendine çevirdi. Ve başından aşağı kaynar sular döküldü.
Çünkü şu an tuttuğu kız Eylül'dü... Yüze bembeyaz, vücudu kanlar içinde Emir'in kollarındaydı.
Emir kaskatı kesildi. Hareket edemedi. Ne yapacağını bilemedi. Dudaklarından tek bir kelime döküldü. "Eylül..."