İçeriğe geç

Aynı Gökyüzü Altında

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Aynı Gökyüzü Altında

Bölüm 3

Hastane

3. BÖLÜM

“Eylül...” Birkaç dakikadır aynı şeyi tekrarlıyordu Emir. Eylül onun kollarında yatıyordu.

Acısı yüzünden inilti seslerini duyuyordu. Emir ilk ne yapacağını bilemedi. Bir zaman sonra aklı başına gelmeye başladığında Eylül'ü tek seferde kucakladı.

Eylül'ün inilti sesini duyduğunda içinden bir parça koptu sanki.

Arabanın arka koltuğuna onu yüzüstü yatırdı. Dudaklarından acı bir inilti döküldü.

O sırada gözünden bir damla yaş süzüldü.

Kapıyı kapatacakken Eylül'den bir ses geldi.

“Emir...” Ardından acı bir inilti daha kaçtı dudaklarından.

Emir yüzüne doğru eğildi.

“Eylül, iyi misin? Canın acıyor mu?” diye sordu.

Eylül hemen cevap vermedi. Gözlerini açmayı denedi. Sonra,

“Emir... sırtım...” diyebildi zorla.

Emir karşısındaki kızı gördükçe içi ezildi. Saçlarına minik bir öpücük bırakıp geriledi.

Onu hastaneye götürmesi gerekiyordu.

Yolda Baran'ı arayıp olanları anlattı.

Ve hastane yolunda sadece ikisi vardı. Kader onları yol kenarında denk düşürmüştü. Ama onlar sonradan olacak şeyleri bilmiyorlardı.

Eylül'ün acı inilti sesinden başka hiçbir ses yoktu arabada. Emir onun sesini duyduğu zaman daha da içine çöktü.

Ve Emir kendini ilk defa bu kadar çaresiz ve ne yapacağını bilmez hissetti.

*

“Nazlı, sen beni dinliyor musun?”

Nazlı, daldığı yerden kopup karşısında bir saattir ona Baran'ı anlatan Irmak'a baktı.

“Pardon, daldım bir an. Sen artık yorulmadın mı Baran'ı anlatmaktan?” diye sordu.

Irmak gözlerini devirip, “Ne yapayım, aklımdan çıkmıyor. O an ne oldu diye merak ediyorum.”

Nazlı dudak büktü.

“Belki bir şey hatırladı. Ya da dediğim gibi seni görünce korktu.” diyerek gülmeye başladı.

Irmak ona boş boş bakıp kafasını sağa sola salladı.

“Sen akıllanmazsın. Anlattığım her şeyi unut. Eylül olsaydı anlardı beni,” diyerek iç çekti.

Bu konuda Irmak haklıydı. Saçma şeyler anlatsalar bile Eylül sonuna kadar dinleyip fikir veriyordu. Bu grubun annesi gibiydi.

İkisi de bu yüzden sessiz kaldı. Sessizliklerini kapı sesi böldü. Irmak oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru ilerledi.

Kapıyı açtığında karşısında uzun boylu, kumral saçları dağınık ve kahverengi gözlü bir çocuk duruyordu.

Irmak, “Buyurun, bir sorun mu var?” diye sordu.

Nazlı da kapıya doğru yürüyüp, “Kim geldi?” dedi.

Kapıda Sarp'ı görünce dudaklarında bir tebessüm oluştu. Maçtan önce onunla tanışmıştı.

Ve onu görünce sevinmişti. Kalbi değişik duygular içerisindeydi. Sosyal medya hesaplarından da birbirlerini takip ediyorlardı.

Sarp bugün onunla buluşup konuşmak istemişti. Onu almak için gelmişti.

Sarp da onu görünce gülümsedi. “Şey...” demişti ki telefon sesi araya girdi. Hemen telefonunu açtı.

Arayan Baran'dı. Onun anlattıklarını dinledi.

“Tamam, ben kızlara haber verip geliyorum.” diyerek telefonu kapattı.

Irmak ona boş bir şekilde bakarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Nazlı ise ona hayran bir şekilde bakıyordu. Çünkü karşısındaki adam onun gözünde çok karizmatikti.

Sarp, Baran'ın söylediği şeyleri nasıl anlatacağını bilemedi. Önce boğazını temizledi. Sonra ona bakan Nazlı ve Irmak'a bakarak,

“Şey... Sizin arkada Eylül var ya...” dediği anda Nazlı ve Irmak buz kesildi.

“Şu an hastanedeymiş.” dedi zar zor.

Ölüm sessizliği.

Irmak yutkundu. Nazlı öylece kaldı. İkisi de ne konuştu ne de hareket edebildi.

Nazlı'nın kafasından bir sürü senaryo geçti. Ve herhangi biri olmuş diye korktu.

Çünkü Eylül onun için ikinci ama aslında gerçek ailesi gibiydi. Her zaman ona yardım etmiş, fikir vermişti.

Hasta olduğu zaman Irmak ile başında beklemişti. Sevgilisinden ayrıldığında ağlarken onu güldürmüştü.

Panik atak geçirdiği zaman onu sakinleştirmişti.

Kısacası ona hep destek olmuştu.

Irmak da onun için aile gibiydi. Ama Eylül ikisi için de anne gibiydi. Ve Nazlı, ailesi olarak gördüğü kızlardan birini kaybetmek istemiyordu.

Öne doğru sendelediği zaman Sarp onu tuttu. Nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde Sarp ile beraber hastaneye doğru yola çıktılar.

Irmak olduğu yerde kaldı.

Nazlı ve Sarp çıktıktan sonra o da hastaneye gitmek için taksi tuttu.

İkisi de Eylül'e bir şey oldu diye çok korktu. İkisi de kötü bir şey olduğunu düşündü.

*

Emir hastane koridorunda bir ileri bir geri yürüyordu. Eylül'ü hastaneye geçirmişti.

Doktorlar yaranın derin olduğunu, ameliyat yapılması gerektiğini söylemişti. Ameliyata girmeden önce Eylül'ü görmüştü.

O halini hayatı boyunca unutmayacaktı. Yüzü bembeyazdı...

İçinden bir parça kopmuştu. Nefes alamıyordu. Kendini ilk defa bu kadar çaresiz hissediyordu.

Uzun bir süre sonra görmüştü ama duyguları karışıktı. “Unuttum.” diye kendini avutuyordu.

Ama onu hiçbir zaman unutmadı, unutamadı, unutamayacaktı.

Ona sevmeyi öğretmişti. Belki de Eylül'ün haberi yoktu bundan.

Ama o arkadaşlığı, sevmeyi, sevilmeyi öğretmişti.

Onu yeni bulmuşken kaybedemezdi. Daha ona olan duygularını ifade etmeden gidemezdi.

Uyandığı zaman onunla uzun bir konuşma yapıp onu unutamadığını anlatacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.