Bi umut düşsün yüreğime, ~Çaresizliğimde üşüyorum... ~Umudu beklerken, umudun hiç gelmeyeceğini bilmek... Peki, yaşadığını hissettiğin nefesi kaybetmek nasıl bu kadar zor olabilirdi? Bir insan buna katlanabilir miydi? Sevdasını gömebilir miydi? Bir daha ulaşamayacağını bilse, hayat bulduğu kadını bırakır mıydı?Baran, Zilan'ın yaptığı alçaklıktan sonra kendine gelmesi zaman almıştı. Kardeşi, bacısı, canı, ciğeri... Bunu nasıl yapabilmişti? Nasıl bu kadar acımasız olabilirdi? Kör mü etmişti aşk onu, yoksa delilik miydi? Derin bir nefes aldı. İki gün... İki gündür sevdiği kadından uzak, başka bir şehirde kardeşini arıyorlardı. Ama yoktu. Hayatını güzelce altüst edip yok olmuştu.Zilan, bir hayatı yıkmış, bir umudu söndürmüştü. Zilan, abisinin yüreğini elleriyle sökmüştü.Sevmişti işte. Kendine ne kadar itiraf edemese de sevmişti ilk gördüğü an çoktan kalbi içine çekmişti Ayla'yı. Şimdi onu kaybetme duygusu deli gibi korkutuyordu onu. Yüzüne baktığında, sesini duyduğunda içinde yaşadığı huzuru tarif bile edemeyen bir adam olmuştu. Bir insan, bir insana nasıl bu kadar meftun olabilirdi? Her şey planlı olsa da, aşk plansız kuruluyordu...Yola koyulmuş, Mardin'e doğru yol alıyorlardı. Baran, beraberindeki babası Ömer Ağa, Botan ve adamları... Zilan'ı bulamamışlığın acısı vardı şimdi içlerinde. Gitmeden önce içinde bir umut vardı Baran'ın. "Belki," demişti, "belki Ferat, Ayla'yı götürmek istediği için bize yalan söylemiştir. Belki onu saklamıştır," diye düşünmüştü ama hiçbir şey düşündüğü gibi çıkmamıştı.Ellerine geçen en son bilgi, Azat ve Zilan için iki bilet ayırtılmış olmasıydı. Bu bilgi ellerine geçmesiyle soluğu havaalanında almışlar, ama ne gelen olmuştu ne de giden. .Çok aramışlardı. Taş taş üstünde bırakmamışlar, her yere bakmışlar, tüm adamlarına haber salmışlardı. Ne kadar arasalar da bulmaları imkansızdı. Çünkü kara ve hava yoluyla gidemeyen Azat, gemiyle yurtdışına koyulmuştu bile.Bunu duyunca Baran, önüne geleni yıkıp dağıttı. Her şey ellerinde parçalara ayrılırken, Ömer Ağa kızının ihanetiyle boynu bükülmüştü. Kolay mıydı ihanet? En yakının tarafından uçuruma atılmak kolay mıydı?Kim bilir, şimdi nerede, nasıl bir hayatla meşguldü Zilan. Arkasında bıraktığı enkaza belki de gülüyordu... Belki de ağlıyordu. Ama bir gerçek vardı: Kendi için, arkasında yaralı koca bir aile bırakmıştı genç kız. Öylece de uçup gitmişti.Baran, yol boyunca sadece küfür savurmuştu. Bunların başlarına nasıl geldiğini düşünüp deliye dönüyordu. Kalbinin üzerine vurdu: "Burası neden bu kadar sıkışıyordu ki? Ne zamandan beri bir kadına karşı bu kadar muhtaç hissediyordum? Bir kadın, koskoca Mardin'i dize getiren adamı nasıl bu kadar çaresiz bırakabilirdi?" İki gündür göremediği karısını, şimdi boşamak için Mardin'e gidiyordu Baran. Onu bu sona götüren yoldan nefret etti, tekerleği hızla dönen arabadan nefret etti. Çünkü İslam'da karını üç talakla boşarsan, bir daha evlenemezdin.Evlenmen için ancak karının başka bir adamla evlenip boşanması, ondan sonra eski kocasıyla evlenebilmesi gerekirdi. Bunları düşündükçe nefesi kesiliyordu adamın. Ayla'nın yanından gitmesini düşünemezken, onun başka bir adamla olmasını düşünmek, içindeki öfkeyi alevlendiriyor, çaresizliği gözünden iki damla yaş akıtmasına sebep oluyordu. Onu çok sevmişti.Koskoca Baran Ağa ağlıyordu. Baran'ın gözündeki aşk büyüktü. O, sevdiği kadını uyurken bile özlüyordu....Arabanın durmasıyla indiler. Baran sessizdi. Babası sanki daha çok yaşlanmıştı bu iki günde. Botan'ın yüzünde tarifi olmayan bir öfke vardı. Namus, onlar için candı, kandı. Ama Zilan bunu çiğneyip gitmişti. Yine... Ve yine...Konağın kapısı açılmasıyla içeri girdiler. Baran'ın gözü, sesine dahi müptelası olduğu kadını aradı. Ayla burnunda tütüyordu...Genç kız, odasında oturmuş, gelen haberle eşyalarını toplamıştı. Zilan'ın başka bir adamla kaçtığı doğrulanınca telefon gelmiş, Fatma Ana da vakit kaybetmeden soluğu Ayla'nın yanında almıştı."Topla eşyalarını! Ömer Ağalar gelince bu konaktan gideceksin. Artık kızımın günahını taşımana gerek yok."Ve devam edip, "Git ve geriye kalan hayatını güzelce yaşa," demişti. Fatma Kadın, kızının yaptığı şeyden sonra inanmamış ama haber gelince utancından yerin dibine girmiş, dövünerek ağlamıştı. Evlat acısı, yüreğindeki koru alevlendirip duruyordu.Ayla, dışarıdan gelen sesle pencereye doğru koşup baktı. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmıştı. Çünkü artık bitmişti. Bitmez dediği buradaki mecburiyeti bitmiş ve abisiyle gidebilirdi. Özgürlüğüne, okuluna, hayallerine yeniden kavuşabilirdi. Tekrar kitaplarına gömülebilirdi.Kapısının tıklanmasıyla kendine gelen Ayla, kapıya doğru yürüyüp açtı.Gelen abisiydi. "Hadi Ayla, hazırsan gidelim artık."Genç kız başını sallayıp valizini abisinin almasıyla avluya inmişlerdi. Gidiyordu artık. İçinde kendini belli etmeye başlayan bir hüzün olsa da gidiyordu.Genç adam (Baran), sedirde oturmuş, ellerini önünde birleştirmiş oturuyordu. Gözleri donuk, sadece yere bakıyordu.Ayla, merdivenden inerken köşede gördüğü adama baktı. Tüm aile perişandı. Herkes kan ağlıyor, artık kimsenin yüzüne bakamamanın utancını yaşıyordu.Hele ki Baran... Ne kadar da tükenmiş duruyordu diye geçirdi içinden. Tabii zordu; kardeşi sırtından bıçaklamış, başka bir adama kaçıp namuslarına leke getirmişti. Oysa Baran'ın tek derdi Zilan değildi...Baran, karısının varlığını hissetmesiyle başını kaldırdı. Merdivenlerden, abisinin arkasında inen sevdiği kadınla göz göze geldi. Şu kadarcık bakış bile Baran'ın içindeki özleme su serpmişti sanki.Yüzünde bir tebessüm oluşurken, Ayla da ona karşılık küçük bir tebessüm etmişti. Ferit'in elindeki valizlere kayarken gözleri, Baran'ın kaşları çatıldı. Şimdiden boğazı düğümlenmeye başlamıştı. Bu gidiş, bir adamın yaşamını söndürüyordu sanki...Herkes avluda toplandı. Baran'ın Ayla'yı boşaması için bekliyorlardı. Herkesin yüzünde acı, kırgınlık ve ihanete uğramışlığın izi vardı.Ömer Ağa, "Hadi oğul, daha fazla bekletme insanları," dedi.Ömer Ağa da kızının yaptığı bu ahlaksızlıktan bitap düşmüş, daha fazla kimsenin canı yansın istemiyordu. Huzur olmayan ömründe, artık kimsenin yüzüne bakamamanın ne demek olduğunu da tatmıştı. Baran gözlerini sabırla yumdu, içindeki ateşi zapt etmeye çalışarak, kısık sesiyle ve elleri sıkmış bir vaziyette, "O benim karım," demişti. Devam ederken gözleri babasına döndü."Baba! Başkasının ihanetini neden biz ödüyoruz?" dedi, sesi sonlara doğru yükselmişti.Ferit hemen öne atlayıp öfkeyle, "Kardeşim, hepimizin ihanetini," –kardeşinin yüzün de ki yaraları göstererek– "acısına bir bedel ödedi Baran Ağa! Şimdi görevini yerine getir," dedi.Baran, Ayla'ya derince bakıp, "Ayla, boşanmanın hükmünü biliyorsun," dedi, gözleri karısını bulurken. "Eğer seni üç talakla boşarsam, bir daha bir araya gelemeyiz. Her ne kadar bu zorunlu bir evlilik olsa da, ben senin yanımda kalmanı istiyorum,"Bu bir yalvarıştı, itiraftı. Belki son sözler, belki de sonsuz sözlerdi...Ayla şaşırmış, bu adamın neler dediğini tartıyordu. Bu adam yanında kalmasını mı istemişti şimdi? Ama Ayla kararlıydı. Burada berdel bozulursa, karısını boşamak istemeyen adam para öderdi. "Ben bir mal değilim," diye düşündü. Ne olursa olsun, eski hayatına dönüp nefes almak istiyordu. Boğulduğu bu yerde daha fazla kalamazdı.Genç kız gözlerini Baran'a dikip, "Benim hayallerim var Baran Ağa. Buraya mecbur olduğumda onları yakıp kül etmişti töreniz. Ama şimdi hayallerim tekrar can bulmuşken nasıl yüz çeviririm? Eminim senin de mutlu bir hayatın olacak," dedi tüm samimiyetiyle. Ayla, kimseyi kırmak istemeyen naif bir kadındı...Baran'ın gözleri öfkeyle doldu. Yanındaki sandalyeye bir tekme savurup, "Anlamıyor musun Ayla! Bir daha bir araya gelmemiz imkansız diyorum! Görmüyor musun halimi! Yokluğunu düşündükçe deliriyorum!" diye bağırdı.Ferat kaşlarını çattı, Baran'a doğru bir adım atıp, "Baran Ağa, daha fazla uzatma istersen! Duydun ne dediğini," dedi kızgınlıkla. Ferat, bu konakta iki gün kalması bile onu delirtmişti.Karşısındaki adam, kardeşine nasıl "gitme" derdi? Görmüyor muydu, solmuştu kardeşi burada. Yavaş yavaş yıkılmaya başlamıştı.Baran saçlarını iki eliyle hırsla dağıtıp etrafında döndü. Bu durum onu çıldırtıyordu. Ferat'a yaklaşıp kolundan tuttu, ikna etmeye çalışıyordu. Biri onu duysun istiyordu ama herkes kulağını tıkamıştı."Anlamıyor musun Ferat? Sen şu an ne haldeysen, Ayla gittikten sonra da ben nefessiz kalacağım. Sen nasıl acı çekiyorsan, ben de o acıda kavrulacağım," dedi.Koskoca ağa karısı için kalbini tüm insanlığa açıyordu ama Ferat, kaşları çatık, karşısındaki adamı dinledi. Aşk acısını Ferat çok iyi bilirdi. Onun ruhu ihaneti de tatmıştı. Gözlerini kardeşine çevirip, "Ayla," dedi.Derin bir nefes aldıktan sonra yutkundu ve devam etti. Kardeşine bu soruyu sormak dahi istemiyordu. Ama şu an kardeşi de aynı düşüncedeyse, onu da yakmak istemezdi. Sonuçta onunla aynı çatı altında aylar geçirmişti. "Burada kalmak istiyor musun?" dedi, yüzündeki acı dolu bakışla. Ayla kaşlarını kaldırmış, ağzı açık abisine bakıyordu. Bu soruyu bir de soruyor muydu diye düşündü. Kendi görmüyor muydu halini? Abisinin elinden valizi alıp, "Valizimi kalmak için değil, gitmek için hazırladım abi," dedi.Bu sözlerden sonra Baran kalbine bir ok saplanmış gibi donup kaldı. Karşısındaki kadın onu istemiyordu. Hiç istememişti de.Ömer Ağa bir hışımla bastonunu yere vurdu, heybetli sesiyle, "Baran!" diyerek artık uzatmamasını söylemişti. Ömer Ağa, her ne kadar oğlunun bu kadına sevdalandığını bilse de, zorla kimseyi tutsak edemezdi.Baran başını eğip kurumuş dudaklarını yaladı. Biraz yeri inceledikten sonra başını kaldırıp Ayla'nın gözlerine dikti gözlerini."Buradan gitmene asla izin vermezdim, Ayla, ama..." dedi ve yutkundu. "Seni mutsuz olacağın bir yere de hapsedemem."Zor konuşuyordu. Diline "ayrılık" kelimesi dökülürken içi parçalanıyordu sanki. Devam etti:"Seni sadece bir talakla boşayacağım, yoksa nefesim kesilir." Yüzündeki yorgunlukla Ayla'yı süzdü.Genç kız şok olmuş gözlerle Baran'a baktı. Bu adam onu seviyordu. "Benden kopmamak için kendine yine de bir açık kapı bırakıyor," diye geçirdi içinden. Ayla yüzünü yumuşatıp başını salladı. "Peki," dedi sadece. Öyle ya da böyle özgür olacaktı...İnanma her duyguna, her gördüğüne. Belki altında nice nedenler, nice sebepler vardır. Belki de nice mecburiyetler... ---3 GÜN ÖNCE Zilan, huzur bulduğu adamı işe göndermişti. Evde akşam için eksik olan sebzeleri farkedince almak için markete çıkmıştı. Hayatının en güzel ve en mutlu günlerini yaşıyordu.Ferit, canından çok sevdiği kadının gözündeki korkuyu görünce ona kıyamamış, dokunamamıştı en azından Zilan böyle düşünüyordu. Gözlerinin mavisinde boğulduğu karısını, gerekirse bir ömür beklemeye razıydı. Yeter ki sevdiği kadın, ömrünü önüne serdiği o güzel insan yanında olsun. Zilan, yüzünde bir gülümsemeyle elindeki poşetleri taşıyarak evinin yolunu tuttu. Merdivenleri çıkmaya başladığında içine bir ağırlık çöktü.Evinin kapısına gelince kilidi açmak için anahtarı uzattı, ancak kapı kendiliğinden açıldı. Kötü bir şey düşünmek istemiyordu. Ferit'in evde bir şey unutup geri döndüğünü varsayarak içeri girdi."Ferit, sen mi geldin canım? Yine ne unuttun acaba?" Elindeki poşetleri mutfağa bırakıp yatak odasına doğru yürüdü. Kimseyi göremeyince, "Ferit, neredesin hayatım?" diye seslendi.Gözleri Ferit'i ararken oturma odasına doğru ilerledi. Kapıyı açar açmaz gördüğü suret ile donup kaldı. Elleri titriyor, kalbi korkudan hızla çarpıyordu. Karşısında duran, Azat'tı. Onu yıllardır rahat bırakmayan, her fırsatta karşısına çıkıp huzurunu kaçıran Azat. Yüzünde iğrenç bir gülümsemeyle, "Ben de seni bekliyordum, güzelim. Sonunda geldin. Gözüm yollarda kaldı," dedi.Kahkahası kulaklarını tırmalarken, Zilan hızla arkasını dönüp kaçmaya çalıştı. Tam kapıya yöneldiğinde Azat onu kolundan tutup geri çekti.Korku içinde çırpınmaya ve bağırmaya başladığında, Azat onu kucağına çekip ağzını eliyle kapattı. Eline damlayan gözyaşları arasında, "Cık cık cık, kendini bu kadar hırpalama güzelim. Daha enerjini harcayacağın uzun bir yolculuğumuz olacak," dedi.Elindeki bezi Zilan'ın ağzına bastırdı. Kadın çırpınarak bayılmıştı.Azat, kollarında baygın halde duran kadına baktı. Yanağını okşayıp, "Seni kimselere bırakmam, güzelim. Sen benimsin," dedi. Gözleri kararmıştı. Bu kadını elde etmek için çok uğraşmış, en son kaçtığını duyunca deliye dönmüştü. Onu ne pahasına olursa olsun alıp kaçırmaya kararlıydı. Zaten burada ne kadar mutlu olabilirdi ki. Planlarını tamamladıktan sonra Zilan'ı İstanbul'dan kaçırdı. Arkasında şaşkınlık yaratmak için ikna edici bir not bıraktı ve hatta bulunmalarını zorlaştırmak için havaalanından bilet bile ayarladı.Gemiye bindikten sonra kamaraya gidip uyuyan sevdiği kadını izledi. Onun ne kadar inatçı olduğunu biliyordu; eğer uyutmasaydı, kendini denizin soğuk sularına atabilirdi. Azat, Zilan'ın yanına uzandı ve yüzünü inceledi."Sen benimsin, Zilan'ım. Ne olursa olsun benim," diye fısıldadı.Ve böylece sevdiği kadını huzur dolu hayatından alıp, kendi elleriyle bir cehenneme sürüklüyordu .---GÜNÜMÜZ Baran, konağın kapısında dikilmiş, giden Ayla'sını izledi. Onu sadece bir talakla boşamıştı; böylece berdel bozulmuş oldu. Eğer gerçek bir evlilik hayatları olsaydı, Ayla böyle gidebilir miydi? Eğer ona dokunmuş olsaydı bu kadar kolay bırakabilirmiydi onu. Düşünmeden edemiyordu. Ellerini yumruk yapıp boğazına kadar yükselen acıyı yutmaya çalıştı. Ayla gözden kaybolduğunda, öfkeden titreyerek konağa girdi. Masaya oturup etrafına baktı; gözleri doluydu. Nereye baksa Ayla'yı görüyordu: avluda, mutfakta, sedirde... Her yerde gülümseyen, narin Ayla'sı vardı.Şimdi neden yoktu? Neden onu bırakıp gitmişti? Onu sevemez miydi? Kalbinde küçük bir oda bile açsa razıydı. Ama Ayla hiç düşünmeden çıkıp gitmişti.Baran daha fazla dayanamadı. Hırsla yerinden fırlayıp önündeki masayı devirdi. "Zilan!" diye bağırdı. Eline ne geçerse etrafa fırlatmaya başladı."Zilan, bulacağım seni! Bulup bunun hesabını hepinize soracağım! Kustuğum kanda boğacağım hepinizi!"Botan, deliye dönen abisini izliyor ama yanına yaklaşmıyordu. Eğer yaklaşırsa, onun daha da çıldırmasına neden olacağını biliyordu. Yüzündeki öfkeyle abisinin halini izledi. Tüm konak halkı, çaresizlik içinde uzaktan seyrediyordu.Fatma Ana, oğlunun bu halini görünce oturduğu yerde dövünerek ağlıyor Ömer Ağa ise olacakları tahmin etmişçesine, odasının camından oğlunun halini izliyor ve üzüntüsünü içine atıyordu.Baran her yeri dağıttı, en sonunda tüm acısını dile getirip bağırdı. Yere çöktüğünde, enerjisinin tamamen tükendiğini hissetti. Biraz önceki kükreyen aslandan eser kalmamıştı; şimdi derin yaralı, ölmek üzere olan bir aslana dönüşmüştü. Kimse görmese de, kan kaybından ölüyor gibiydi. Yarası derindi ve onu iyileştirecek kişi çoktan gitmişti.Botan, koşarak yanına gitti. Yere çöküp elini onun omzuna koydu. Botan, ne pahasına olursa olsun bu yaşananların hesabını soracaktı."Güçlü ol, abi. Hiçbir şey bitmedi. Zilan'ı bulup bunun hesabını hep birlikte soracağız. O Azat'ı kendi ellerimle öldüreceğim."Baran, vücudunda kalan son enerjiyle gülümsedi. "Bu saatten sonra Zilan'ı bulsak ne olur? Ben benliğimi kaybettim."Botan, abisine sıkıca sarıldı. "Allah her şerde bir hayır gizlemiştir, abi. Belki daha hayırlısı içindir bu acılar, ya da sabır için bir imtihandır," dedi.Baran'ı zorla yerden kaldırıp kendi odasına götürdü. Burası onun için daha iyiydi; kendi odasında daha çok perişan olurdu. Yatakta ikisi de oturmuş, konuşmuyorlardı. Baran, çaresizlik sularında boğulurken, Botan sessizce onu izliyordu. Koca konakta derin bir sessizlik hüküm sürüyordu. Herkes, toprak altındaymışçasına acısına gömülmüştü .--- Ayla, umudun peşinden koşarak gidiyordu, ancak aklına Baran'ın son hali gelince üzülmeden de edemedi. Onun kendisine olan duygularını hiç fark etmemişti. "Belki," diye düşündü, "belki başka şartlar ve zamanlarda tanışsaydık, her şey farklı olurdu. Ya da onu gerçekten sevebilseydim..."Yeni bir kapı açılmışken, onu da üzerine kapatmak istemiyordu Ayla. Abisine döndü, yüzündeki derin acıyı fark etti. İki gündür üstü başı perişan, saçları dağınık, hafif sakallı bir şekilde sadece yola odaklanmış araba kullanıyordu."Abi," dedi Ayla, başı öne eğik, tırnaklarıyla oynayarak. "Çok canın yanıyor mu?"Ferit, kardeşinin bu sözlerine kaşlarını kaldırdı, sonra hafifçe tebessüm etti. "Kimin canı yanmaz ki, bir parçası koparılınca?"Bu küçük cümlenin ardında ne acılar, ne hayal kırıklıkları gizliydi. İnsan, koskoca acısını küçük bir kelimeyle ifade etmeye çalışıyordu işte. Çaresizlik gelip çattığında, diline dökülen kelimeleri bile kontrol edemiyordu.Ayla, abisine uzun uzun baktı. Onun da içi yanıyordu. Onun mutlu olması için abisinin üzülmesi gerekiyordu. "Ne tuhaf," diye düşündü. "Mutluluğu hiçbir zaman tam olarak yaşayamıyoruz. Hayat bizi her zaman bir şeylere mahkum ediyor."Arabanın durmasıyla Ayla, içine sığdıramadığı özlemle evine baktı; gözleri doldu. Sokağını, bakkalını, insanların koşuşturduğu caddeleri özlemişti.Abisi arabadan valizleri indirirken, Ayla evine doğru yürüdü. Kalbi, sol tarafına sığmıyor gibiydi; heyecandan bayılacaktı. Ne çok özlemişti gül kokulu annesini, hele babasını... Burnunda tütüyordu.Zile bastı heyecanla. Kapıyı, yüzü bin parça olan annesi açtı. Kızını görünce şaşırdı, dudaklarından hasretle "Ayla" kelimesi döküldü.Ayla, gözlerinden dökülen yaşlarla "Anne!" diyerek sıkıca sarıldı. Kokusunu içine çekti; ne çok özlemişti. İkisi de ağlıyordu.Ardından "Kim o hanım?" diyen babasının sesiyle irkildi. kapıda duran kızını görünce, "Ayla, kızım!" dedi.Yüreğine su serpilmişti sanki. Koşarak kapıya geldi ve sıkı sıkı kızına sarıldı. "Kızım, yavrum benim!" dedi. "Canım babam!" diye karşılık verdi Ayla.Ferat, arkadan seslendi: "Hadi, biraz da içeride hasret giderin!" Yoksa sabaha kadar sarılıp koklaşmaları bitmeyecekti."Kızım, nasıl geldin? Ne oldu?" diye sordu babası.Ayla, abisine şaşkınlıkla bakıp, "Abi, onlar bilmiyorlar mı?" dedi.Ferit'ın yüzü düştü, başını eğdi. "Elime not geçer geçmez arabaya atlayıp soluğu Mardin'de aldım. O kadar öfke doluydu Babası "Oğul ne oluyor ne diyorsunuz ne öfkesi ne Mardin'i" Ferit derin bi nefes alıp başlarından geçeni anlatmaya başladı. Anlattıkça ailesi oğlunun başına gelenlere onlarla beraber perişan olmuşlardı. Ama bu hikayede ki oyunun kuralları daha yeni başlıyordu.. ▫️4 Şubat pazar 2018 Not;Arkadaşlar bi adam karısını 3 talakla boşarsa evlenemez ancak karısı başka adamla evlenip o adamdan boşanirsa eski kocası ile evlenebilir. Eğer 1 veya 2 talakla boşarsa nikah yeniden aynı kocası ile kıyıla bilir ...
Bölüm 4
4.Bölüm (Izdırap)
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.