Emre, yıllar sonra arkadaşını görmenin şaşkınlığını yaşıyordu. Burada ne işi var? diye düşündü. Buraya mı taşındılar? Babasının Mardin'den İstanbul'a geldiğini biliyordu. Demek ki eski memleketlerine geri dönmüşlerdi. Peki, Ayla'nın burada ne işi vardı? Baran ile akraba mıydı? Bunları düşünürken Ayla'nın sesiyle kendine geldi. "Burada askersin anlaşılan," dedi genç kız elinde tepsiyle ayakta dikilirken. "Evet, buradayım. Siz... Sanırım memleketinize geri döndünüz. Bildiğim kadarıyla okumak için canla başla çalışıyordun." Ayla'nın yüzündeki gülümseme soldu, başını eğdi. Evet, okumak için her şeyi yapmıştı ama sonuç, her şeyi bırakıp evlenmek olmuştu. Genç kız başını kaldırıp zoraki gülümseyerek, "Evlendim," dedi. Sesi acıyla ulaştı kulağa. Baran oturduğu yerden kalkıp, "Karım!" diye seslendi. Bu ikilinin daha fazla konuşmasına katlanamazdı. Kendisine bile "Baran Ağa" diye seslenilirken, ona sadece ismiyle hitap etmişti. Emre soluk bir gülümsemeyle, "Nasıl tanıştınız?" diye sordu. Buranın adetlerini en iyi o bilirdi nasıl olsa. Baran soruyla afallasa da dik durdu ve konuyu geçiştirip, "Neyse Emre, sen gelişmelerden haber ver. Kardeşimin katilinden iz var mı?" dedi. Ayla duyduklarıyla küçük bir şok yaşadı. Gözleri şaşkınlıkla Baran'a döndü. Ne yani? Baran'ın kardeşi mi ölmüştü? Kimseden duymamış işitmemişti. Şimdi Baran'a acı dolu gözlerle bakıyordu. Göz bebekleri titriyordu. Ne çok acı vardı... Kim bilir, o da bir töreye kurban gitmişti belki de? Baran aldığı derin nefesle keskin gözlerini genç kıza dikti. "Ayla, sen yukarı çık," dedi. Genç kız başını eğerek acıyla gülümsedi. Ne kadar güzeldi, değil mi? Evlendiği adamın hiçbir şeyini bilmiyordu. Ne hayatını, ne geçmişini, ne de kaç kardeşi olduğunu... Ömrüne ortak ettiği adamdan tamamen habersizdi. Arkasını dönüp merdivenlerden çıktı. Odasına girip kapattığı kapının arkasına çöküp ağlamaya başladı. Bunalmıştı. Göğsüne bastırdıkça, göz yaşları daha hızlı akıyordu. O evi cennetti ama burası... burası cehennemdi. Uzun süre ağladıktan sonra, yatağında düşüncelere dalmış bir halde oturuyordu. Ta ki kapı hızla açılıp, burnundan soluyan bir Baran içeri girinceye kadar. Kapı öyle şiddetli kapandı ki genç kız yerinden sıçradı ve korkuyla adama döndü. Baran, Ayla'ya doğru yürüdü, gözlerinde öfke vardı. Kollarından tutup sarstı. "Kimdi o, ha? Söyle kim! Eski sevgilin mi? Onun yüzünden mi bu kadar ağlıyorsun? Bu yüzden mi gözlerin kan çanağı?" Ayla, genç adamın kollarından kurtulmaya çalışırken onu itti. Kaşları çatılmıştı. "Ne saçmalıyorsun sen! Ne sevgilisi? O sadece okuldan bir arkadaşımdı!" Baran sinirden alnını ovuşturup Ayla'ya doğru yürüdü. "Bana yalan söyleme Ayla! Neden elin karısına 'Ona iyi bak' dedi, ha? Söylesene, bunu niye söylüyor o zaman?" Ayla dik durmaya çalışarak, "Bunun şimdi ne önemi var? Sonuçta biz evliyiz, değil mi? Her şeyin üzeri kapanmış. Ben her şeyi geride bırakıp buraya gelmişim. Hem birbirimizi severek evlenmedik Baran Ağa. Bu neyin hesabı?" dedi. Baran çatık kaşlarla Ayla'ya bakıyordu. "Sana dokunmadığım için mi? Ha? O yüzden mi bu cesaretin?" dedi. Bugün herkes zehrini döküyordu ortalığa. Genç kız söylediği şeyle donup kaldı, gözleri kızararak yeniden yaşarmaya başladı. Baran'ı itip, "Sen... sen iğrenç bir adamsın!" dedi. Sabır taşıyordu bazen... Adam, Ayla'nın kolunu tutup kendine doğru çekti. Öfkeli gözleri korku salarken, "Kendine çeki düzen ver Ayla! Bana bir daha sesini yükseltme. Anladın mı beni?" diye gürledi. Ayla gözlerini ondan ayırmadan kolunu çekti. Ondan bir adım uzaklaşırken, "Ben İstanbulluyum Baran Ağa. Bunu bilerek beni aldınız, ya da almak zorunda kaldınız. O yüzden yapıp yapmamam gereken şeyleri doğru düzgün söyle!" Sinirlenmişti; mecburiyetin ağırlığında bugün patlamıştı. Baran, kendinden uzaklaşan genç kızı duvara kenetledi. Genç kızın gözlerinde endişe vardı. "Bana emir mi veriyorsun?" dedi Baran, gözlerini Ayla'nın gözlerine dikmiş, nefesini yüzüne üflerken. Çok yakınlardı... Fazla yakın Genç kız başını indirip aldığı kesik nefesle, "Uzaklaş," dedi. Bu sözlerle genç adam histerik bir kahkaha attı. Ayla'nın sözlerinin aksine daha da yaklaştı. Üzerine gelen adamla duvar arasında sıkışan Ayla'nın kaçacak yeri kalmamıştı. Kafasını sağa çevirdi, ellerini Baran'ın göğsüne koyup itmeye çalıştı ama adam kıpırdamıyordu bile. Karşısındaki kocasıydı ama ona bu kadar yakın olması endişelenmesine sebep oluyordu. Baran kulağına yaklaşıp, "Sen benimsin, Ayla," dedi. Buz gibi sesi genç kızı titretirken devam etti: "İstediğim kadar yaklaşırım ve sen benden asla uzaklaşamazsın. Bunu o beynine iyice sok, sevgili karıcığım. Sana dokunmuyorsam, zehir olan hayatını daha da zehir etmemek için." Son bir kez genç kıza baktı ve kapıyı sertçe çekip çıktı. Tabii kapının önünde onu bekleyen annesi de vardı ama ardında bırakıp sinirlerini daha çok bozmaması için konaktan çıkmıştı. Arabasına binip hızla sürerken, boş bir arazide durdu. Beyninde sürekli Ayla'nın "Uzaklaş" kelimesi dolanıyordu. İki eliyle başını tutup tüm gücüyle bağırdı. Aşk, çoktan genç adamın kalbine kurulmaya başlamıştı. Kader, onun bu zamana kadar hissetmediği kalbini hissettiriyordu. Acıyla, tutkuyla, hasretle, kıskançlıkla... Oysa bu topraklar da ağaların sözü geçer gözleri sarsılmaz bir edayla bakardı. Öyle ki kimse gözlerinin içine bakmaya cesaret dahi edemezdi. Kurallar belliydi ama kuralları kalbi çoktan bozmaya başlamıştı bile. --- Genç kız, Baran'ın gitmesiyle gözyaşlarına bir yenisini ekledi. Hiçbir şey yapmadığı halde yine suçlu kendisi oluyordu. Kapının aniden açılmasıyla korkuyla ayağa kalktı. İçeri giren Fatma Ana, gelinine iğrenir gibi bakıyordu. "Biri kızımı kaçırır, biri oğluma huzur vermez. Bilmem ki ben ne edeyim. Bana bak gelin, kendine çeki düzen ver! Yoksa ben sana ne etmesini bilirim!" Ayla şaşkınlıkla karşısındaki kadına baktı ve sinirinin son safhasını kusacaktı, ama canı yanan yine kendisi olacaktı. "Abim zorla kimseyi kaçırmadı," demesiyle birlikte, hızla genç kızın yüzüne bir tokat indi. Fatma kadın daha bitirmemişti: "Sen benim kızıma hangi hakla laf edersin, ha!" diyerek bir kez daha vurdu. Sesler yükselmeye başlayınca bütün ev halkı odaya toplandı. Baran'ın kardeşi Botan, annesine "Ana!" diye bağırması, atacağı son darbeyi durdurdu. Fatma kadın oğlunun sesini duyunca, "Bu gelin haddini bilmez oğul, bacına laf eder," diye söylendi. Botan annesinin fevri olduğunu bilirdi. "Ne dedi de bu kadar dellendin? Hele bir de bizden duyalım," dedi. Ayla Botan'a minnetle bakıp dudağındaki kanı sildi. Gözlerindeki yaşlar durmayacaktı artık; bunu bugünden sonra iyi anlamıştı nazlı Ayla. Fatma kadın parmağıyla Ayla'yı gösterip, "Bu gelin, bacını orospu yerine koydu!" dedi. Ayla şok olmuştu. Bu ne iğrenç bir iftiraydı! Botan sakin kalmaya çalışarak Ayla'ya doğru yaklaştı. "Anamın dediği doğru mudur?" diye sordu. Doğru olmadığını biliyordu ama sormazsa annesi daha çok üstüne gidecek, canı daha çok yanacaktı. Ayla üzerini düzeltti, ayağa kalktı. "Ben kimsenin namusuna laf etmem, hele ki abimin karısına... Asla!" dedi. Fatma Ana, "Tüü, senin gibi geline de bak! Bir de utanmadan laf yetiştiriyor," diye söylendi. Suçlu olup bu kadar yüzsüz olması, oğlunu da delirtecekti. "Ana! Sus! Kaçıp gitmiş kızının ardından bir de seninle uğraşamam," dedi Botan. Fatma Ana öne atılırken, "Bana inanmaz mısın oğul?" diye diretti. Öyle inatçı öyle yüzsüz bir dille. Botan dişlerini sıktı. Anasını tanımasa oyununa kurban giderdi ama onun bu hallerinin sebebini biliyordu "Söyle hele ana, sana tam olarak ne dedi Ayla gelin?" diye sordu. Fatma kadın sustu. Konuşsa rezil olurdu zaten. Oğlunu kenara itip odadan çıktı. Botan annesini iyi tanırdı. Bundandı ki Ayla'ya kötü bir laf etmemişti. "Anama dikkat et, Ayla gelin. İyidir hoştur ama Berzan abim öldüğünden beri sinirlerine, kendine hakim olamaz. Aklı gider gelir," diye açıkladı. Ana işte... Bir ana için evlat kaybetmek kolay mıydı? Nice analar delirmemiş miydi böyle? Ayla başını salladı. Evet, evlat acısı bir ana için büyük kayıptı. Her ne kadar canı yansa da anne olmak zordu; kendi annesinden bilirdi. Abisi ölmesin diye kızını buraya bırakırken, annesinin saçlarına aklar daha da eklenmişti. Odadan herkesin çıkmasıyla Ayla banyoya girdi. Sıcak su ona iyi gelecekti. Sadece kendi acısına ağlarken, diğer insanların acısını düşündü. Kendi gibi onlar da çok acı çekmişti. --- Genç kız banyoda işini bitirip yaralarına krem sürdü. Canı acımıştı biraz. Ne annesi ne de babası ona bir kere bile vurmamışken, burada hem de dayak yemiş hemde kötü ithamlar işitmişti. Aynaya bakıp gülümsedi. "Kader," dedi Ayla. "Kader neler seriyor insanın hayatına?" Banyoda işini bitirip yatağına yattı ve bir güne daha gözlerini yumdu... Oysa zaman... İnsan için ne kadar kıymetlidir. Her an, her dakika... --- Baran Ağa, sabaha karşı eve geldi. Üstü başı dağınık, gözlerinde derin bir sancı vardı. Odasının kapısına gelip biraz bekledi. Elleri niye bu kadar soğuk ve içi niye bu kadar durgundu? Baran Ağa bir kadın için yıkılmış mıydı yani? Derin bir nefes alıp odasına girdi. Ayla arkası dönük uyuyordu. Biraz sonra kalkar diye geçirdi içinden; her sabah erkenden kalktığını biliyordu. Yatağın kenarına oturup uzandı. Gözlerini yumdu. Ne kadar da yorgundu bedeni. Aşk, insanın tüm benliği ile yoruyordu. Yüzünü karısının sırtına dönüp kolunu başının altına koydu. Kokusu burnuna doluyordu. Bir kadın nasıl bu kadar güzel kokardı? Nasıl bu kadar huzur verebilirdi bir insana? Karısının kokusuyla kapandı gözleri. Kendini karanlığa teslim etmişti; oysa acılar, gözlerini açtığında başlayacaktı. Genç kız, adamın geldiğini duymuştu ama onu o halde görmesin diye kaldırmadı başını. Ne zaman ki Baran'ın uyuduğunu anladı o zaman sessizce kalkmıştı. Güzeller güzeli Ayla, kalbini sımsıkı tutarak dayanıyordu. Çaresizlik ne büyük bir vebaydı böyle. Nasıl anlatılır nasıl dile dökülür onu bile bilmiyordu. Üzerini giyinip aşağı indi. Kahvaltıya Baran'ı çağırmamıştı. Herkes sofraya otururken, kocasının eksikliği, Ömer Ağa'nın "Gelin, Baran nerededir?" demesiyle sessizleşmişti. Genç kız, bu zamana kadar kendisiyle fazla muhatap olmayan adama gözlerini çevirdi. Ömer Ağa'nın kaşları çatılırken, "Yüzüne ne oldu?" diye sordu bu sefer. Ayla, "Düştüm," dedi. Bir aile tartışmasına sebep olmak en son isteyeceği şeydi. "Baran Ağa biraz yorgun, uyuyor," diye ekledi. Küçük bir kutunun içine hapsedilmeyi düşünün. Sıkışık, hareket edemediğiniz o küçük kutuyu da büyük bir kutunun içine koyduklarını... İşte Ayla da böyleydi. O kadar insanın içinde yalnız, nefes almaya bir yer bulamıyordu. Hapsedilmişti; haftalardır konaktan dışarı dahi çıkmıyordu. Ömer Ağa, "Bir dahakine dikkat et, gelin. Sen emanetsin," dedi. Genç kız, şefkatle karşısındaki saçları ağarmış, yüzü yaşanmışların çizgilerini taşıyan adama baktı. Gülümsedi, güzel Ayla. "Ederim," dedi. Ömer Ağa başını sallayıp yemeğine devam ederken, Fatma Kadın kötü kötü bakıyordu genç kıza. Ayla, Fatma Kadın'ı görmezden gelip derin bir nefes aldı ve yemeğini yemeye devam etti. Etmeliydi de. --- Genç adam uyandı, saatin öğle vakti olduğunu görünce yatağında doğruldu. "Ne kadar çok uyumuşum," dedi. Odaya baktığında karısı yoktu. Yaşananlar aklına gelince bir nefes verdi "uyandırmış bile" diyerek üzerinden yorganı atıp banyoya girdi. Bugün şirkete gitmeyecekti nasıl olsa, tişört ve kot pantolon giyip hızla aşağı indi. Karısını şimdiden özlemişti bile. Gözleri Ayla'yı ararken avluda Hira'yı gördü. "Hira!"diye seslendi. Evin küçük kızı abisine dönüp,"Buyur abi?" "Ayla nerede?" "Mutfaktadır abi." Baran mutfağa doğru yürüdü. Masada, arkası dönük oturmuş, dalgın dalgın çayını karıştırıyordu. "Ayla,"dedi Baran. Ayla,o anın şaşkınlığıyla yüzünü döndü. Baran'ın yüzü anında kasıldı. Ayla'nın yüzünü o halde görmesi, kaşlarının çatılmasına ve bütün kanının çekilmesine sebep oldu. Hızla yanına gidip çenesini tuttu. Sinirden çenesi seğiriyordu. "Bunu kim yaptı?!"deyince sanki bütün konak titremişti. Ayla, adamın bu haliyle endişelenmiş, öfke dolu adamı sakinleştirmek için elini tutmuştu. "Bir şey yok, sadece düştüm." Baran'ın dün giderken annesini gördüğü geldi aklına. Genç kızın çenesini hızla bırakıp mutfaktan çıkarken konağı inletiyordu: "ANA!!!" Herkes bilirdi annesinin nasıl biri olduğunu. Alttan almaya çalışırlardı. Ama bu sefer... Bu sefer haddi aşmıştı. Ayla, Baran'ın koluna yapışırken, "Baran Ağa!Dur!" Gözleri doluyordu yine genç kızın; onun yüzünden annesine kötü bir şey söyleyecek diye ödü kopuyordu. Fatma Kadın, gelen seslerle avluya inmiş, telaşlı gözlerle oğlunun yanına gelmişti. Burnundan soluyordu adam. Kaşları çatılırken, koluna yapışan kadını annesinin önüne sürdü. Zavallı Ayla oradan oraya sürükleniyordu. "Ana!"derken öfkesini kontrol altında tutmaya çalıştığı aşikar belliydi. "Bu kadının hali nedir? Şimdi lafların bitti, şiddete mi başladın?" Fatma Kadın olduğu yerde titrerken, "Bir şey yapmadım oğul! Sana ne demişse yalandır!" diye yalanladı. Baran, alaylı bir gülümsemeyle, "Ana!" dedi. Bir adım daha yaklaşırken, yaşlı kadın iyice küçüldü. "Bu,seni ilk ve son uyarışım. Bir daha sakın!... Sakın ola ona dokunmayasın!" Fatma Kadın ellerini önünde bağlamış, gözlerini kaydırmıştı. Baran, gözleri kızaran genç kızın kolundan tutarken, genç kız düşmek üzere olan örtüsünü tutuyordu bir yandan. O kadar savunmasız ve güçsüzdü ki; başındaki örtüsü bile zor tutunuyordu sanki. Genç adam merdivenleri hızla çıkarken, odaya girdi, karısının elini bıraktı. Aldığı derin nefeslerle arkasına dönüp gözlerini genç kıza dikti. "Sende bir daha bana sakın yalan söyleme,Ayla! Sana dedim, anam ne derse desin sus!" Genç kız, gözlerindeki yaşı koluyla silip burnunu çekerken, tutunamayan örtüsü omzundan aşağı savrulmuştu. "Üzgünüm,"dedi. İçinde biriken çığlıkları susturup. Baran, genç kızın dökülmüş haline baktı. Parça parça eksilen kadına yaklaşıp sıkıca kollarını karısına sardı. Ona kıyamıyordu ama en yakını onu bu hale getirmekten geri durmuyordu. Ayla, bir omuza muhtaç gibi Baran'a tutunup hıçkırarak ağlamaya başladı. Baran, saçlarını okşayıp boynuna gömdü yüzünü. Genç kızın hıçkırıkları, kocasının kalbini parçalıyordu sanki. Kadın her şeye ağlamıştı bugün. Bütün biriktirdiklerini Baran'ın omzuna dökmüştü, tane tane. Baran onun gözyaşlarında erirken, Ayla akıttığı yaşta boğuluyordu. Genç kız, uzun ağlamalarının sonunda, dışarıdan gelen tanıdık bir sesle başını adamın omzundan kaldırdı. "Baran ağa!!) Baran kaşlarını çatıp çekmeceden aldığı silahını arkasına takarak odadan çıktı. Ayla da onunla beraber peşinden koşarak avluya indi. Gördüğü yüzle donup kaldı Ayla. Bu... bu abisi Ferit'i Ferit, karşısında gördüğü Baran'a kan çanağına dönmüş gözlerini dikti, yanına yaklaştı. "Baran Ağa!Ömrümü adadığım, canımdan can verdiğim, onun uğruna biricik kardeşimi bile ölüm çukuruna attığım Zilan kaçtı, Baran Ağa!" Baran'ın yakasını tutup sarstı. "Duydun mu beni? Uğruna öldüğüm kadın bir başka adama kaçtı!" Baran duyduklarıyla afallamış, sarsılmıştı. Ne diyordu bu adam? 'Zilan kaçtı' ne demekti? Derin derin nefes almaya başlarken, Ferit'in yakasını tutan bu sefer Baran'dı. "Ne dersin sen,Ferit? Ne kaçması? Zilan öyle şey yapar mı sanırsın?!" Felaketler hiç kesilmeden birbiri ardını kovalıyordu sanki. Yorulup nefes almadan hızla ilerliyordu. Ferit Baran'a bir yumruk atıp cebinden çıkardığı kâğıdı fırlattı. "Al bak! Gitmeden yazdığı notu oku! Ona da inanmazsan git ara, bulabilirsen ona hesap sor!" Baran notu alıp okumaya başladı. Okudukça kaşları çatılmış, yumruklarını sıkmıştı. *Ferit, ben gidiyorum. Belki beni çok sevdin ama bende başkasını sevdim. İstanbul'a onunla kaçıp canını riske atamadığım için seni kullandım. Çünkü senin kız kardeşin vardı, berdel ile ölümden kurtulurduk. Bu yüzden uzak durdum senden. Şimdi gitme vaktim geldi. Her şey için teşekkürler. Zilan* Baran okumasıyla kâğıdı elinde sıktı. Bu... Bu olamazdı. Zilan yapmazdı. Böyle bir namussuzluğu yapmazdı. Yapamazdı. "Zilan!"diye bağırdığında, bütün konak inledi. Duyduklarıyla Fatma Ana çoktan baygınlık geçirmişti. Ömer Ağa ayakta fazla duramayıp bir yere çöküvermişti. Ferit, yorgun adımlarla ileride, dağılmış, kız kardeşine yaklaşıp yüzünü avuçladı. "Benim güzel Ayla'm...Ne yaptılar sana böyle?" Gözlerindeki yaşlar durmadan akıyordu Ferit'in; ciğeri yanmıştı. Hele ki kız kardeşini yara bere içinde görünce, kendine bir küfür savurdu. "Hazırlan, gidiyoruz. Berdel ya da her ne haltsa artık bozuldu," dedi. Ayla şaşkınlıkla abisine bakıp, "Ne dersin sen abi?" demişti. Baran duyduğu şeyle öfkeli gözlerini Ferit'e çevirdi. Ayla gidemezdi. O karısıydı. Ondan kimse alamazdı onu. "Ne dersin sen,Ferit! O benim karım, namusum!" Ferit gözlerini karartıp Baran'a karşı dik durdu. "Artık değil! Nasıl töreyle bu eve geldiyse, şimdi töreye göre dönüyor! Yoksa bu evden sıra sıra cenazeler çıkar, Baran Ağa!" Baran, Ferit'e doğru gideceği vakit, Botan kolundan tutmuştu. "Abi,dur!" "Bırak kolumu Botan!O benim karım, hiçbir yere gidemez. Hemen o Zilan'ı da bulun! Herkese her şeyin hesabını soracağım!" Baran çırpınırken, babası ayağa kalkmış, bastonunu yere vurarak herkesi susturmuştu. "Baran!"dedi bütün heybetiyle. Genç adamın nefesi kesiliyordu. Nasıl bu raddeye gelmişti? Haftalardır yüzüne bakmaya doyamadığı kadın gidecek miydi? Hayır, buna izin veremezdi. Ömer Ağa, "Botan, bütün adamları hazırla, yola çıkıyoruz! Ferit, sen de burada bacınla kal. Her şey doğru düzgün ortaya çıktığında bu meseleyi tekrar konuşacağız," diye emir verdi. Ayla şaşkınlıkla sadece olanları izliyordu. Bu konaktan gerçekten gidebilecek miydi? Eski hayatına kavuşacak mıydı? Peki ya Zilan... Ona ne olacaktı? Korku tüm bedenini sararken, bir yandan da buralardan gitme umudu vardı gönlünde.
Bölüm 3
3.Bölüm (Serzeniş)
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.