Son olaydan beri Asena ve Onur'un göz hapsinde gibiydim. Elimde Asena'nın kitaplığından aldığım kitapla bahçede oturuyordum. Beden dersimiz olduğu halde bazı erkekler dışında kimse top oynamıyordu. Sude ve kankaları bir arada oturmuş sohbet ediyordu. Onlardan uzakta bir bankta bağdaş kurmuştum. Kitap okumaktan yorulduğum için karşımdaki basketbol oynayan erkekleri izlemeye başladım. Bu çocukları anlamıyordum. Kendi aralarında adalet şöyle, sistem böyle kötü diye konuşup duruyorlardı. İş yardıma ihtiyacı olan birine geldiğinde ise çıt çıkartmıyorlardı.
Bana doğru gelen basketbol topunu fark edince refleks olarak ellerimi başımın arasına alıp eğildim. Top yanımdaki ceketime çarpıp yakınımda durdu. "Afedersin Melis, görmedim." deyip elini ensesine götüren Mustafa'ya kaşlarımı çattım. "Dikkatli oynasanıza." Sinirle yerimden kalkıp topu Mustafa'ya doğru fırlattım. "Ne laf yapıyorsun ya. Sahanın yanındaki banka oturmasaydın sen de." Semih'in tehditkar bakışlarıyla bir adım geriledim. Banktaki ceketimi ve kitabımı alıp sahalardan uzağa doğru ilerledim. Okulun girişine paralel olarak dizilmiş banklardan birine geçip oturduğum sırada birinin beni izlediği hissine kapıldım. Tüylerim ürperince ceketi üzerime çekip kitabımı yine elime aldım. Henüz birkaç sayfa okumuştum ki tanıdık bir ses işittim. "Geçen günkü olaydan beri asabi mi olmuş bizim Melis'cik?" Başımı kaldırmadan "Git başımdan Emir." dedim. O ise tam tersini yapıp bana bir adım daha yaklaştı. Kitabımı kapatıp ona baktım. "Sonunda yüzüme baktın güzelim." Pişkin pişkin bana sırıtan bu sarışın kıvırcıktan hiç hazzetmiyordum. "Kusura bakma erkeklerle ilgilenmiyorum." diyip bankta yana kaydım ve ayağa kalktım. Resmen koskoca okulda oturacak hiçbir yerim yoktu. "Bu sefer nereye gidiyorsun?" Arkamdan seslendiği halde hiçbir şey demeden ilerledim. Okulun iki girişi vardı. Birinci girişi merdivenli ve kürsülüydü. Diğeri ise okulun diğer bloğuna bağlıydı ve direk bahçeye çıkışı vardı. Kapının orada nöbetçi öğretmenler için konulmuş bir sandalye olurdu. Oradaki sandalyeye doğru ilerledim. Tenefüste çok kalmamıştı ama sınıfımdaki insanlardan uzak kalmak adına gitmeye değerdi.
Beden dersimizin olduğu gün Hande Hoca nöbetçi olurdu. Yaşlı bunak neden emekli olmuyordu acaba. Girişteki yerime geçip oturduğum sırada zil çalmıştı. Kitap bütün gün elimdeydi ama hiç ilerleme kaydedememiştim. Öğrenciler çıkmaya başlayınca Hande Hoca gelmeden yerinden kalktım. Bahçede gezen öğrencilere bakınarak yürümeye başladım. Henüz bahçenin yarısına gelmiştim ki yine çok sevdiğim bir sınıf arkadaşımla karşılaştım. Yiğit tiksinen gözlerle bana bakıyordu. Yanından geçmek için sağa adım attım. O da sağa geçip önümde durdu. Sola adım attım. Yine önümü kesti. "Ne istiyorsun benden? Bırak da geçeyim." diye terslediğimde kaşlarını çattı. "Bak bu sefer seni gerçek bir sapığın önüne atarım ucube. Laflarına dikkat et!" Yılan gibi tıslamıştı resmen. Koyu gözlere ve koyu saçlara sahip bu çocuk cidden ödümü kopartıyordu. Korkumu gizlemeye çalıştım. Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Ne istiyorsunuz Yiğit Beyciğim?" diye alayla sordum sorumu. Yiğit dişlerini sıkıp elini yumruk yapmıştı. "Onur'un engelini kaldır. İki gündür kafamın etini yedi." Kaşlarımı çatıp benden uzun olduğu için başımı kaldırdım. "O sapıkla hiçbir şekilde iletişim kurmam ben! Kendisi bile gelmeyip sinsi yılanını yollamış zaten." İğneleyici laflarımın arkasındaydım. O resmi bana karşı kullanamazlardı. Bunun sonucu olarak ilk işim mağduru oynamak ve zorbalarımı polise gitmekle tehdit etmek olacaktı.
Yiğit öfkeden köpürüyordu. Elini kaldırıp tam bana vurmaya hazırlanıyordu ki Asena'nın sesini duymamızla girişe doğru döndük. Kapıda durmuş eliyle bana gelmemi işaret ediyordu havalı annem. Yiğit'in sevgili anneme hayran hayran baktığını fark edince "Bana seslendi." deyip onu yanlız bırakıp anneme doğru ilerledim. Kıskançlıktan delirmişti büyük ihtimalle. O hep böyleydi, biz dokuzuncu sınıftayken de on iki lerden bir kızla çıkıyordu. Kızla her kavgasında sinirden delirirdi.
Yüzümde zafer kazanmış bir gülümsemeyle annemin yanına gittim. Asena tek kaşını kaldırıp yarım bir gülüşle bana baktı. "Pazartesinden eser kalmamış. Yoksa sana verdiğim tavsiyeye mi uyuyorsun?" Ellerimi iki yana açıp "Belki de öyledir." deyip gülümsedim. Asena da keyifli bir şekilde saçlarımı okşayıp bir anlığına yanından ayrıldığım Yiğit'e baktı. "Bak ne dicem. Öğle arası beraber yiyelim." Kaşlarım aldığım öğle yemeği teklifine tepki olarak havalnınca Asena sırıtmaya başladı. "Öğretmenler arasında yanlız kurt olarak biliniyorum. Yani yemek arkadaşım olmazsan gerçekten de yanlız bir kurt olacağım." Sözlerine gülümsemekle karşılık verdim. "Olur beraber yeriz. Zaten diğer ders öğle arası."
Beraber yürümeye başlamıştık. Asena üzerine yapışan siyah badi ve birkaç ton açık siyah yelek giymişti. Beyaz düğmeli bu yeleğin altına beyaz demirli sade bir kemer takmış ve siyah pantolonunun altına rahat takılmak istemiş gibi spor ayakkabı giymişti. Gümüş renkli zinciri, küpeleri ve yüzükleriyle takımdı. Yüzüne yaptığı hafif makyajı ve koyu renk rujuyla son derece dikkat çekiyordu. "Neden buradasın?" diye sordum, onu incelediğimi belli etmemeye çalışarak. Ellerini ceplerine koydu. "Hande bunağı dizleri ağrıdığı için benimle nöbet yerini değiştirmek istedi. Etrafımda çok fazla meslektaşım vardı hayır diyemedim."
Onun da benim gibi düşünmesi komiğime gitmişti Ben kıkırdarken o da yarım bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Saçlarımın birazını kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Yüzünü saklamamalısın." dediğinde, başımı kaldırıp ona anlamamış bir şekilde bakarken Asena hiç beklemediğim bir hamle yaptı. Beni kolumdan tuttuğu gibi kendisine çekti. Ne olduğunu veya neden birden beni tek koluyla sardığına anlam verememişken küçük bir küfür çıktı dudaklarından. Bütün öğrenciler bize bakıyordu. Asena sinirli bir şekilde bağırdığına kolundan kurtulup bir adım geri çekildim. Elinde bir basketbol topu vardı. "Okulun kurallarını bilemeyecek kadar aciz misiniz siz!" Başımı baktığı yere çevirdiğimde Yiğit ve Onur'un bize baktığını fark ettim. Onur "Kusura bakmayın hocam. İstemeden oldu." diye bağırınca Asena sinirle topu diğer eline aldı. "Aa öyle mi evladım? Topu da zil çalınca alırsın o zaman. İstemeden topunuzu elimde unuttumda." diyip bana döndü. Sinirli sesini anında yumuşattı. "Sen iyisin değil mi? Top tam kafana değecekti." Yaşadığım şokun etkisinden çıkamamış öylece başımı sallamakla yetinmiştim. "Beni kurtardığın için teşekkür ederim." diyip gülümsemeyle çalıştım. Gözlerim topu ilk tuttuğu elindeydi. Yüzükleri sert topun çarpmasıyla eline batmıştı. Parmaklarından sızan kanı görünce hızla elini tuttum. "Elin kanıyor!" Asena umursamaz bir tavırla topu bana verdi. Yüzüklerini çıkartıp cebine koydu. Diğer cebinden de bir peçete çıkartıp kanayan parmaklarına bastırdı. "Korkmayın efendim hayati bir tehlikesi yok." diye alayla güldüğünde ben de ister istemez gülümsemeyle başladım. "Yine de yara bandı tak." Sağlam elini alnına götürdü. "Emredersin canım kızım." Biz kıkırdarken zil çalınca eğlencemiz yarıda bölündü. Asena yanımdan ayrılıp bahçedeki öğrencilere bir komutan edasıyla bağırdı. "Zil çaldı hadi sınıflara! Marş! Marş!"
Elimde topla onu izledim. Bizim sınıf dışında kimse kalmayınca yine yanıma geldi. Kanayan elini yumruk yapmıştı. "Beden dersin bittikten sonra öğretmenler odasına gel." Onu onaylar şekilde başımı salladım ama gözlerim yumruk yaptığı elindeydi. Sağlam elinin parmaklarını göz hizamda şıklatıp ona bakmamı sağladı. Diğer elini cebine koymuştu. "Merak etme. Alt tarafı bir çizik." Derdimi anlamıştı. Elindeki yaralar için endişeleniyordum. "Benim yüzümden yaralandın." dedim üzgün bir sesle. Eğilip göz hizamda durdu. "Saçmalama. Bu bir kazaydı. Senin bir suçun yok." diyip gülümsedi.
Yiğit ve Onur hızla yanımıza geldiğinde öğretmenler zili çalıyordu. Asena yanımıza gelen iki zorbama ters ters bakışlar atmaya başlayınca elimdeki topu Yiğit'e uzattım. "Zil çaldığına göre artık oynayabilirsiniz." Yiğit sabrının son kırıntılarıyla topu aldı. Ardından Asena'ya döndü. "Kusura bakmayın hocam. Top canınızı acıtmamıştır umarım." dediğinde Asena'nın küçümseyen bakışlarını Onur'un üzerinde olduğunu fark ettim. Yiğit'i umursamıyordu bile. Onur da Asena'nın bakışlarına kaşlarını çatarak karşılık vermişti. Elini cebinden çıkartıp Yiğit'e baktı. "Ne kadar da düşünceli bir öğrencisin sen. Benim için şunu atarsan sevinirim." Yumruk yaptığı elini Yiğit'e uzattı. Ellerinin arasında kanlı bir peçete gören yılanın vücut bulmuş hali zorbam afallayarak Asena'ya baktı. Onur da kanlı peçeteye bir anlam veremiyordu. Yiğit tam birşeyler söyleyecekti ki Asena çoktan bize arkasını dönmüş okula doğru ilerliyordu.
Asena'nın gidişini izledikten sonra Yiğit kaşlarını çatıp bana döndü. "Bu da neydi şimdi?" Onur da benden bir cevap istiyormuş gibi bakıyordu. "Asena Hoca beni çağırdığı sırada senin saçma kıskançlığının tuttacağını bilmiyordum." dedim. Onur bir bana bir Yiğit'e baktı. "Doğru düzgün anlatsana şunu." diye emretti. Gözlerimi Onur'dan uzağa çevirip konuşmaya başladım. "Yiğit'le konuşurken Asena Hoca beni yanına çağırdı. Biz konuşurken senin platonik arkadaşın kıskançlık krizine girip bana basketbol topu fırlattı.-kısa bir süreliğine Onur'a bakıp, gözlerimi kaçırdım- Arkam dönük olduğu için de topu fark eden Asena Hoca, bir anlık refleksle topu tuttu. Elindeki gümüş yüzükleri ise topun sert çarpmasıyla eline battı." Yiğit yaptığından pişman olmuş gibi bir yüz ifadesi takınınca haklı olduğumu anlayıp sırıttım. "Beni zorbalamak isterken sevdiğin kadına zarar verdin aptal." diyip onlardan uzaklaştım. Yine sahaların oraya gidiyordum. Onur'un sesini duyunca yerimde taş kesildim. "Sana gidebilirsin diyen oldu mu?"
Korkuyla arkamdan gelen adım seslerini dinledim. Onur kolunu omuzuma atarken hiçbirşey diyemedim. "Sana seçme hakkı vereceğim. Ya engeli kaldırırsın yada bunu zor yoldan hallederiz." Korkuyla yutkundum. Yiğit de yanımıza gelmişti. "Ne dersin Onur. Şunu D sınıfındaki arkadaşa hediye edelim mi?" Titrek bir sesle "Hangi arkadaş?" diye sorduğumda Yiğit'in yüzündeki sırıtış başımın belada olduğunun habercisiydi.
Onur'la beraber kızlar soyunma odasındaydık. Bu gün çarşambaydı. Yani üç gündür yüzüne bile bakmıyordum. Yiğit şu bahsettikleri kişiyi getirmeye gitmişti. Elleri cebinde kapıda bekleyen Onur'a bakmamak için dolapların kırık kulplarına bakıyordum. "Alt tarafı bir engeli kaldırmanı istedik. Neden bu kadar uzatıyorsun?" Sessiz kalmayı seçip ona bakmadım. "Tamam sessiz kalmaya devam et. Birazdan gelecek kızla da böyle sessiz kalacak mısın bakalım?" Kaşlarımı çatıp Onur'a döndüm. "Ne kızı? N'apıcaksın? Karşımda başkalarını mı zorbalayacaksın?" Onur tam konuşacaktı ki kapıdan ritmik tıkırtı sesleri geldi. Kapıyı açıp içeri gelmelerini bekledi. Gelen kız benim iki katımdı. Hem boy olarak hem kilo olarak. Yiğit sırıtarak yanımda durdu. "Madem kızlara meraklısın, al sana kız."
Gelen kız elini açıp bekleyince Onur cebinden birkaç ellilik çıkardı. "Devamsızlıkları da sileceksin." Onur keyifsiz bir şekilde "Sözüm söz demedim mi?" diyince kız sırıtarak birkaç adım attı. "Ne de güzel kızmışsın sen." Kaşlarımı çatıp iki yanımdaki erkeklere baktım. "Siz cidden iğrençsiniz." Yiğit kolumu tutup beni kıza doğru itti. "Bu bildiğin ödül sana." Gözlerim korkuyla Onur'u buldu. "Tamam! Engeli kaldıracağım. Şimdi alın bu kızı gidin başımdan." Yiğit arkama geçip iki kolumu tuttu. Onur da yüzünde keyifli bir gülümsemeyle birkaç adım attı. "O kadar para verdim. Boşuna mı gitsin?" Kız kazağımın yakasını çekip sırıttı. "Yediğin içtiğin sırf memene mi gitmiş acaba?" Kazağımın altından elini soktuğu sırada çığlığı bastım. Boş odada sesim yankılandığı için daha da yüksek çıkmıştı. Yiğit beklemediği bu ses dalgasıyla ellerini üzerimden çektiğinde hızla karşımdaki kızı ittirip onlardan uzaklaştım. Onur şok içinde olanları izlemişti. "Ulan parazit kulaklarım çınladı. Bu nasıl ses?"
Bana doğru sinirle gelen Yiğit'e bakıp ağlamak için kendimi tutuyordum. "Dur." Onur'un emriyle Yiğit başını çevirip arkadaşına baktı. "İkiniz de çıkın." deyip başıyla yanlarında getirdiği kızı gösterdi. Kız hiçbirşey demeden sessizce soyunma odasından çıktı. Yiğit de Onur'a imalı imalı bakıp dışarı çıktı. Şimdi ikimiz kalmıştık. Dolapları işaret ederek, "Çantan hangisindeyse git al. Engeli kaldırdığını gözlerimle göreceğim." dedi. Titreyen ellerim iki adım gerideki dolaba uzandı. Telefonumu alıp engeli kaldırdım. Ekrana bakıp bana döndü. "Güzel. Şimdi kulaklarımın intikamını alma zamanı." Hızla ona döndüm. "Ne intikamı?" Beni kolumdan tuttuğu gibi boş dolaplardan birine itti. Kapıyı üzerime kapattığında kilidin sesini duydum. Tabutu andıran dolapta hareket edecek yerim bile yoktu. "Onur.. Çıkart beni buradan." Uzaktan gelen sesini işittim. "Ders bitince üzerini değiştirmeye gelenler çıkartır seni." Kapının kapandığını duyunca gözlerim dolmaya başladı. Beni çıkartmasını istemek aptallıktı zaten. Telefonum hâla elimdeydi. Başımı eğip yavaşça kilidi açtım. Beni sınıftaki kızlar kesinlikle çıkartmazdı. Sude buna asla izin vermezdi. Asena'ya birşey diyemezdim. Burak aklıma geldi. Telefonumun asistan özelliğini açıp "Burak'ı ara." dedim. Her zaman sessizde olurdu telefonu. Derste bile olsa aramamdan bir sorun olduğunu anlayıp bana dönüş yapardı.
Telefon çaldı. İkinci kez çaldı ve üçüncüde telefon açıldı. Burak telefonumu açmıştı. "Alo." Sesi yankı yapıyordu. Sigara içmek için tuvalete mi gitmişti acaba. "Burak. Bana yardım et." Ağlamamaya özen gösteriyordum. Sesimin titremesini saklayamadım ama. "Neredesin?" diyen ciddi sesini duyunca anlık rahatladığımı hissettim. "Kızlar soyunma odasındayım. Dolaba kilitlediler beni." Anında telefon kapandı. Beni kurtarmak için geliyor olmalıydı. Bu küçük dolapta hava alacak yer yok denecek kadar azdı. Boğuluyor gibi hissediyordum. Gözlerimi kapatıp yavaş nefesler almaya çalıştım. İçerideki havayı bitirirsem benim için hiç iyi olmazdı. Birkaç dakika sonra kapının açılma sesini duydum. "Melis!" Burak'ın endişe dolu sesini duyunca dizimle kapıya vurdum. "Burak. İkinci sıra, en sondaki dolaptayım!" Anında beni bulup kapıyı açtı. Dışarı çıkar çıkmaz ciğerlerime soyunma odasındaki tozlu havayı çektim. Burak korkuyla beni inceliyordu. "İyisin değil mi?" dedi, bir yandan da omuzlarımdan tutup yaralı olup olmadığıma bakıyordu. Evet anlamında başımı salladığımda o da rahat bir nefes almıştı.
"Derste olursun sanmıştım." dedim. Koridora çıktığımızda. "Dersten kaytarıyordum." dedi her zamanki dürüstlüğüyle. Gülümsedim. Nedense Burak, beni ben olarak kabul eden tek kişiydi. Benim yüzümden birkaç kere zorbalanmıştı ama beni hiç bırakmamıştı. Soyunma odası eksinci kattaydı. Merdivenlerden çıkıp zemin kata geldiğimizde hızla kantine doğru koştum. Her zamanki gibi iki süt alıp Burak'ın yanına geldim. Çilekli olanı ona uzatıp "Teşekkür hediyesi olarak düşün." dedim. Gözlerimi devirip bana baktı. "Salak mısın sen? Ne teşekkürü. Arkadaşız biz." Sütü alıp her zamanki yerimize gittik. "Neden dersten kaçıyordun?" Burak telefonunadan gözlerini ayırmadan konuştu. "Kim bir saatlik edebiyat dersinde kitap okur ki?"
Elimi çeneme götürüp "Şansa bak ki öğle arasından sonra benim de okuma saatim var." Burak telefonunu cebine atıp kıkırdadı. "Edebiyat hocasının en rahat günü bu gün sanırım?" sütünü bir çekişte bitirip boş kabı yanına koydu. "Ne ciğermiş arkadaş, atmosferdeki oksijen miktarını değiştirdin." Burak kıpırdayarak ayağa kalktı. "Gidip üzerini değiştir. Birazdan zil çalacak."
15 dakika önce...
Melis'in o çocukların yanında renginin attığını fark etmemek aptallık olurdu. Maalesef sınıfıma gitmem gerekiyordu. O kumral çocuk kimdi ve neden kızımı zorbalıyor bulacağım.
Bunları zihnimden geçirerek 10/A sınıfına doğru ilerledim. Bu sınıfı seviyordum. Öğretmene saygılı davranan eğlenceli çocuklarla doluydu. Sınıfa girince herkes ayağa kalktı. "Oturun çocuklar." diyip defteri doldurmaya başladım. En öndeki gözlüklü kız öne eğilip "Herkes burada." dediğinde yarım bir gülümsemeyle cevap verdim. "En son ne işlediğimizi hatırlıyor musun?" Kız gülümseyerek "Evet. Faktöriyel." dedi.
Ayağa kalkıp tahtaya faktöriyel diye başlık attım. "Evet canlarım. Kim bana bir önceki işlediğimiz konuyu hatırlatacak?" Gözlerimi sınıfta gezdirdim. Genelde matematikte heyecanlı olan kişiler kızlar olsa da bu sınıfın erkekleri de dersi dinliyordu. Tabiki birkaçı hariç. Arkada saklanan iki haylazı fark edip kalemle işaret verdim. "Seni seçtim pikaçu." Sınıftakiler gösterdiğim yere bakarken çocuk oflayarak ayağa kalktı. "Hocam nerden geldiniz de beni seçtiniz ya." Yanıma gelip beklediğinde tahtaya 4! yazdım. "Bunun açılımı nedir?" Çocuk tahtaya baktı. Ardından arkadaşlarından yardım istercesine sınıfa baktı. Kalemi uzatıp yazmasını bekledim. "Hocam başka bir soru yazsanız?" Sınıftakiler kıkırdamaya başlayınca kaşlarımı çattım. "Bilmemek değil öğrenmemek ayıptır." Masamdan kırmızı kalem aldım. "Faktöriyel birden başlayarak o sayıya kadar gelen sayıları çarpmaktadır." deyip bir yandan da söylediklerimi yazdım. "Şimdi 4! açılımımı yaz bakalım?" Çocuk gülümsemeyle başladı. Kalemle sırasıyla 1.2.3.4 yazdı. "Hocam ben de çok zor birşey sanmıştım?" deyip gülmeye başladı. Kalemi bana uzatınca "Az önce başka soru sor diyordun." dedim. Kalemi aldığım sırada çocuk birden burnunu tuttu. "Ne oldu birden?" Başını eğdiği sırada yere düşen kan damlasıyla bütün sınıfta bir uğultu oluştu. Kaşlarımı istemsizce çatıp cebimden bir peçete çıkarttım. "Sınıf sessiz olun!" Sert sesim herkesi susturunca peçeteyi alıp burnuna bastıran çocuğa döndüm. Ne yazık ki kan o kadar çoktu ki verdiğim peçete paramparça olmuştu. "Başkan sınıf sende." diyip burnu kanayan çocuğa yaklaştım. Elimle burnunun üst kısmına bastırdım. "Gel benle. Başını da kaldırma." Biz sınıftan çıkarken sınıf başkanı yerinden kalkmıştı bile.
Hızla lavaboya gidiyorduk ki çocuk birden durdu. "Hocam beni kızlar tuvaletine mi götüreceksiniz?" Kaşlarımı çattım. "Sence şu an bu mu önemli?" Çocuk başını kaldırınca ensesinden tutup başını eğdim. "Şu hâlde bile dert ettiğin şeye bak." diye homurdanıp erkekler tuvaletine girdim. Musluğu açıp kanlı elini yıkadı. "Burnuna şu değdirme. Ben peçete veririm sana." Tam kapının hizasındaki peçeteliğe uzanmıştım ki orta kabinden yayılan sigara dumanını fark ettim. Peçeteyi verip kabini açtığımda 12'lerden bir öğrenciyi sigara içerken yakaladım. "Siz bana özellikle mi denk geliyorsunuz ya?" Çocuk dona kalmış bir şekilde bana bakıyordu. Bir elinde sigara diğer elinde telefon vardı. Başımı çevirip burnu kanayan öğrencime baktım. "Kanama durunca sınıfa gidiyorsun." Diğer öğrenciye döndüm. "Ve sen. Hemen söndür o sigarayı." Ben konuşurken bir de üzerine telefonu çalmaya başlamıştı. Öğrenci panikle ekrana bakarken arayan kişinin adı dikkatimi çekti. Melis yazıyordu orada. "Hocam ben sınıfa gidiyorum." seslenen çocuğa birşey demeden elime git işareti yaptım. "Telefonu aç." Çocuk şaşkın şaşkın bakınca "Aç ve hoparlöre al." diye emrettim. Telefonu açıp -Alo- dediğinde Melis'in titrek sesini duydum. Ağlamamak için zor tutuyordu kendisini. "Burak. Bana yardım et." dediğinde çocuğun telaşlandığını fark ettim. Başımla gitmesini işaret ettim. Telefonu kapatınca da "Hademeden anahtar iste, veremezse benim yolladığımı söyle." diye akıl verdim. Adının Burak olduğunu öğrendiğim çocuk koşarak gidince sinirle yumruğumu sıktım. Kimse benim kızıma zorbalık yapamazdı. Melis bunu benden saklamaya çalışsa da küçük kızıma belli etmeden işimi halletmem gerekiyordu...