Pazartesi okul için hazırlanmış kahvaltı ediyorduk. Asena her sabah altı yumurta yiyor gibi duruyordu. Evde spor tarzı giyinirken okul için beyaz gömlek, siyah yelek altında yelekle aynı ton siyahlıkta bol kesim düz pantolon ve beraber aldığımız kemerlerden birini takmıştı. Benim üzerinde ise okulun fotması olan sarı gömlek ve gri pantolon vardı. Asena telefonuna bakıp "Bu gün hava sıcak olacak. Motorla gidelim mi?" dedi. Bir yandan da beni süzüyordu. "Bu arada neden kışlık forma altını giydin ki?" Bakışlarımı tabağıma çevirdim. "Öncelikle yazlık alt gri etek ve eğer motorla gidersek etekle sorun yaşarım. Bir de sınıfımdaki erkekler cennete düşmüş gibi davranıyorlar. Genel olarak okulda yazın bile etek giymeyiz." Asena kaşlarını çatıp bana baktı. "Sizin okula disiplinin âlâsını getirmezsem bana da Asena demesinler."
Önüne bir parça salam koydum. Yarı alaylı yarı ciddi bir şekilde, "N'apacaksın? Okulun disiplin kurulu başkanı mı olacaksın?" diyip gözlerimi koyu gözlerine diktim. Hafif çekik gözlerini kısıp sırıttı. Kahretsin çok maskülen bir kadındı. Kaçmak istercesine çaydanlığa doğru ilerledim. Oturduğu yerden bardağını bana uzattı. "Bana da biraz çay." Kupasına uzanıp bardağını aldım. Çayı doldururken birbirimize bakmıyorduk. "Bu arada ben zaten kurul üyesiyim. Ama başkan olma fikri hiç de fena değilmiş."
Bardağı önüne koyarken göz ucuyla yüzünü inceledim. Şaka mı yaptı yoksa ciddi miydi emin olamamıştım.
Asena benim için kask almıştı. Yeni sırt çantamı hazırlayıp yeni spor ayakkabımı giydim. Asena sanki boyu yeterince uzun değilmiş gibi bir de topuklu bot giymişti. Yanda fermuarı ve süs amaçlı bağcıkları vardı. Tırtıklı kenarları ve topuğun kalınlığı ideal boyuttaydı ama Asena giydiği zaman aramızdaki fark oldukça artıyordu. Kaskıma parmağıyla vurduğunda düşüncelerimden ayrıldım. "Kusura bakma saçlarını biraz bozacak ama güvenlik için." diyip kaskımın siyah camını indirdi. Başımı kaldırıp görmeyeceğini bildiğim halde kaşlarımı çattım. "Neden bu kadar uzunsun sen?" Asena alaycı bir şekilde "Ben uzun değilim sen çok kısasın." diyip yürümeye başladı. Asansörden inip arkasından ona yetişmeye çalıştım. "Ben kısa değilim. Boyum 1,60 bir kere." Asena'nın yüzünü göremediğim için tepkisini göremiyordum. Motora binip çalıştırmasını bekledim. "Bilgin olsun diye söylüyorum Türkiye'nin boy ortalaması 161,8 santimetredir. Yani kısasın." Arkasına geçip oturdum. "Yine de sen çok uzunsun." Kaskın altından güldüğünü işittim. "Sadece 1,78 boyundayım." Kollarımı beline doladım. "O botlarla 1,80 olmuşsundur."
Motorun sesinden beni duyduğunu sanmıyordum. Yol boyunca yanımızdan geçen araçları izledim. Asena motoru hızlı mı kullanıyordu? Yoksa arabalar mı yavaştı anlayamadım. Bu sırada aklıma okula beraber gidersek bütün ilginin üzerimizde olacağı geldi. İstemsizce kollarımı Asena'ya daha sıkı sardım. Okulda popüler olan bir öğretmendi. Hayranı olan öğrenciler kesin beni sorguya çekecekti. Ayrıca sınıfımdakiler de bu konuyu beni zorbalamak için kullanacaktı. Asena kırmızı ışıkta durunca bana döndü. "Korktuysan biraz daha yavaş gidebilirim." Kollarımı gevşetip hayır anlamında başımı salladım. "Sorun değil. Okulda beni soru yağmuruna tutacaklar. Bunu fark ettiğim için gerildim." Asena başını olumsuz anlamda salladı. "Kimse senin özel hayatına karışamaz. Onlara bunu söyle."
Motorla okul bahçesine girdiğimizde bütün gözler bizim üzerimizdeydi. Motordan ilk ben indim. Ardından Asena indi. Benim aksime kaskını çıkartıp, her zamanki endamı ve asil duruşuyla okula doğru ilerledi. Ben de peşinden okula doğru ilerledim. Öğretmenler odasına gelince kaskımı çıkartıp Asena'ya verdim. İki katlı dolabının alt katına kasklarımızı koyup bana döndü. "Çıkışta öğretmenler odasına gelirsin. Buradan ineriz." Başımı onaylar şekilde sallyıp sınıfıma doğru ilerledim. Benim için işin kötü kısmı yeni başlıyordu. Asena'nın fanları olan çocuklar umurumda bile değildi. Benim korkum kendi sınıfım olan 12/B idi. Onlar diğerleri gibi değildi. Kendilerini bu okul için iyi sanarlardı. Kişilikleri çöp olan bu kişilerle uğraşmamak en en iyisiydi. Ne yazık ki benim durumumda onlara bulaşmamak gibi bir durumum yoktu. Ben de zamanında onlar gibiydim çünkü. Zorba değildim tabiki.
Toplumda bazı aile yapıları vardır. Fakir olanlar, normal düzeyde olanlar, zengin olan ve maddi durumu normalin biraz üzerinde olan sonradan görmeler. Ben de önceden sonradan görmeler sınıfındaydım. Annem ve babam ticaretle uğraşırlardı. Ablam çok şımarık büyümüştü. Onun yaptıklarını çocuk aklıma anlamaz ve saçma bulurdum. İstediği olmayınca ağlardı, bir dersten düşük not alınca da ağlardı. Her sene telefon değiştirirdi. Her hafta yeni kıyafetler alırdı. Ben de bu yaptıklarının israf olduğunu düşünür aileme zorluk çıkartmamak için olabildiğince az harcama yapardım. Ne yazık ki ailem bunu yanlış anlar ve benim de ablam gibi olmamı isterlerdi. Yani ailem sonradan görmeydi. Ben bunları henüz on yaşımdayken anlamıştım. Anlayacağınız ben çok çok küçükken yetişkin olmuştum. Bu sınıfta da sonradan görmeler vardı. Sude de bunlardan biriydi.
Sınıfa girdiğinde kimsenin beni görmemiş olmasını diledim. Sırama geçtiğimde masamın üzerine yazılmış şeylere baktım. Git buradan ucube. Derin bir nefes verip çantamdan kalemli pimi çıkardım. Silgimi alıp yazan yazıları sildim. Çantamı yere koymaya kıyamayıp sandalyeye yasladım. Duvar kenarına geçip başımı masaya koydum. Birkaç dakika sonra içeri diğerleri de gelmeye başladı. Onur sınıfa girdiği gibi "Millet bilin bakalım ne duydum?" diye bağırdı. Başımı kaldırıp ona baktım. Sınıfta sadece birkaç kişi vardı. Yiğit, Selin ve Sude de arkasından sınıfa girdi. Selin her zamanki gibi umursamazca yerine geçmişti. Sude ise meraklı meraklı Onur'a bakıyordu. "Ne duydun yaa? Söyle hadi." Onur kankası Yiğit'in yanına gitti. Kolunu omuzuna atıp konuşmaya başladı. "Bu güzel kardeşimin gönlünü kaptırdığı alfa hatun, bu gün okula arkasında artçıyla okula giriş yaptı."
Yiğit oflayarak Onur'un kolunu üzerinden çekti. "Olm dur ya. Hiç keyfim yok zaten." Öğretmenler masasına geçip oturdu. Onları dinlediğimi anlamasınlar diye başımı sıraya gömdüm. Sude'nin sinirli çıkan sesi sınıfta yankılandı. "O gıcık kadını nasıl sevebilirsin Yiğit? Ayrıca senden büyük bir kadına nasıl ilgi duyuyorsun ki bu çok iğrenç." Yiğit'in sesi çıkmayınca Onur araya girdi. "Hadi ama Sude'cik, bir okulda sadece bir alfa olur. Yenildiğin için bu kadar sinirlisin." Sude'nin dudak büzüp omuz silktiğini işittim. "Hıh. Yine de çok kaba bir kadındı." Onur kıkırdamaya başladı. "Yiğit'le elimizde tostlarla kapıda dona kalmıştık. Alfa kadının seni azarlamasından nasıl etkilendiğiyse artık. Yiğit kıpkırmızı olmuştu." Yiğit sinirle bağırdı. "Onur bak sikerim o ağzını! Bir susmadın ya!"
İster istemez konuşmalarına kulak misafiri olmuştum. Asena'nın bir derslik gelişi bile sınıfta taltanat kurmasına yetmiş gibiydi. Zil çalar çalmaz sınıftan çıkan sevgili anneciğim arkasında kendisine aşık olmuş bir başkan ve huzursuz bir zorba bırakmıştı. Emir'in de Asena'nın arkasından "Ben bu kadını düşünerek çok çekerim." dediğini duymuştum. Bunu duyduğum zaman sinirlenmiş ama hiçbir şey yapamamıştım. Beni koruyan tek kişi oydu sonuçta. Bu sınıfta hiç arkadaşım yoktu. Tek dostum C sınıfından Burak'tı. O da benimle aynı durumdaydı. Erkekler tarafından zorbalanıyordu. Sebebini hiç söylememişti. Belki de benim gibi eşcinsel değildi. Bir yıl önce sevdiğim kıza neden evlatlıktan reddedildiğimi anlattığım günden beri hayatım mahvolmuştu. Kız önce benden iğrenmiş sonra da herkesin içinde "Bu ucube benden hoşlanıyormuş, iğrenç." diye bağırmıştı. O günü hatırlayınca moralim bozuldu. İlk ders boş olduğu için nöbetçi öğretmen sınıf defterini doldurmuş ve bize dışarı çıkmayı yasaklamıştı. Herkes kendi halinde sohbet edip, telefonlarıyla oynuyordu. Dördüncü saat kimya dınavı olduğu için çantamdan notlarımı çıkarıp çalışmaya çalıştım. Kimyayı hiç sevmiyordum. Telefonumu çıkartıp kulaklığımı taktım. İnternetten konu tekrar videosu açıp izlemeye başladım. Videonun daha ilk on dakikasına gelmiştim ki Onur kukaklığımın birini çıkarıp kendi kulağına taktı. "Neye bu kadar dikkate bakıyorsun. Açık kızlar mı var?" Yanıma oturmuş kulaktığı kulağına takmıştı. Boş gözlerle ona baktım. "Iyy ders mı dinliyorsun sen? Kızım zaten yeterince ders görüyoruz. Başka bir şey bilmez misin sen?" Kulaklığı elinden alıp yanımdan gitmesi için dua etmeye başladım. Sude de yanımıza geldi. "Sen bu telefonu nasıl aldın? Redmi'nin en son çıkan modeli bu?" Telefonu elimden çekip aldı. Ayağa kalkmak için yeltenince Onur kolumdan çekip yerime oturttu. "Bu gün Asena Hoca'nın arkasındaki sendin." dedi. Yiğit de yanımıza gelmişti. Gözlerinde öfke ve iğrenmenin karışımı vardı. "Söylesene ucube. Nasıl oluyor da Asena'm ile aynı motora biniyorsun sen?" Sessiz kalmakla yetindim. Sude elindeki telefonu Yiğit'e gösterdi. "Baksana Asena Hoca'nın numarası kayıtlı." Yiğit telefonu kaptığı gibi ekrana baktı. "Neden Asena Hoca'nın numarası 'Annem' diye kayıtlı lan sende?" Ölümcül bakışlar atıyordu bana. Onur yanımda keyifle oturmuş, bir elini omuzuma atmıştı. "Yerinde olsam sessiz kalmazdım, kız meraklısı." Son sözlerini vurgu yaparak söylemişti. "Benim özel hayatım sizi ilgilendirmez." dedim. Ayağa kalkıp telefonumu Yiğit'in elinden bir hızla alarak. Kulaklığımı da toplayıp çantama koydum. Onur'un eli birden bacaklarımı kavrayınca tüylerim diken diken oldu. Benim iki katım olan bu kumral çocuk bir hareketiyle beni kucağına çekmişti. "Allah Allah. Özel hayatın demek." diye sırıttı. Kaşlarımı çatıp kucağından kalkmak için sıradan destek aldım. Onur beni engellemek için kollarımı arkadan sarıp bacaklarını bacaklarıma doladı. Yiğit sırıtarak bana bakıyordu. "Sude çek bakalım sevgili arkadaşımızın resmini. Onur'la olan bu yakınlığını herkes bilmeli bence." Sude kıkırdayarak telefonunu çıkardığında can havliyle çırpınmaya başladım. "Siz delirdiniz mi? Onur bak, beni bırakmazsan teneffüste müdüre gider ve beni taciz ettiğini söylerim!" Onur tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Müdürün dayım olduğunu bilmiyor musun sen? Beni istesen de attıramazsın canım." Bir eliyle göğüslerimi sıkınca gözlerim dolmaya başladı. "Onur..." dedim titrek bir sesle. Halinden memnun gibi görünüyordu. Beni kucağında bir oyuncak gibi sıkıp bedenimde geziniyordu. Gözlerim sınıftakilere kaydı. Kimse okuldan atılmayı göze almıyordu. Bu yüzden bana yardım etmiyorlardı. Daha önce hiç bu kadar ileri gitmemişlerdi. Sude küçümser bir tavırla konuşmaya başladı. "Sorun ne küçük parazit? Sevgili Asena'n kurtarmaya gelsin diye mi bekliyorsun?" Titremeye başlamıştım. Korkuyordum. Yaşlı gözlerle Yiğit'e baktım. "Söyle bıraksın beni... Lütfen." Boğazımdan bir hıçkırık çıktığında Onur'un elleri gevşedi. "Oyun bozanları sevmem. Kız olsaydım daha çok ilgini çeker miydim acaba?" dedi bıkkın bir şekilde. Ondan öyle çok korkmuştum ki titrememi durduramıyordum. Bir koluyla bedenini kemer gibi sarmış boştaki koluyla saçlarımla oynuyordu. Yiğit'in gözlerini devirdiğini gördüm. "Onur daha isteğimiz bilgileri almadık." dedi. Sude de keyifsiz duruyordu. "Kusura bakmayın ama oradan tacizci gibi mi görünüyorum? Bana korkut dediniz. Bakın nasıl da korkudan kuş gibi titriyor." Bacaklarıma sardığı bacaklarını gevşetti. "İn üstümden. Sana dokunmak bile midemi bulandırıyor." Kucağından kalktığım gibi sınıftan çıktım. Kızlar tuvaletine gidip elimi yüzümü yıkadım. Bedenim hâla titriyordu. Soğuk su ağlamamı durduramamıştı. Hava almak için dışarı çıktığımda Burak'ın bana endişeyle baktığını gördüm. "Melis. Ne oldu sana?" Kendimi tutamayıp sesli sesli ağlamaya başladım. Burak birden elini ağzıma koydu. "Kızım manyak mısın sen? Bu katta öğretmenler odası var. Gizli yerimize gildelim." dediğinde başımı olumlu anlamda salladım. Hızla yangın merdivenlerine gittik. En alt kattaki yere kimse gelmezdi. Ben ağlamayı bırakmamıştım. Yere çöküp dizlerimi kendime çektim. Burak koluyla bana bakıyordu. "Kızım konuş artık. Bak endişeleniyorum." dediğinde yaşlı gözlerimi silip ona baktım. "Onur, Yiğit ve Sude..." dedim nefesimi kontrol etmeye çalışarak. Burak rahat bir nefes almıştı. "Onlar hep seninle uğraşıyor zaten." dedi yanıma oturarak. "Bu sefer farklıydı. Onur zorla kucağına oturttu beni." dedim burnumu çekerek. "Sen ciddi misin? Melis bu bildiğin taciz!" Sessiz kalmayı seçip yüzümü dizlerime gömdüm. Burak'ın titreyen sesini işittim. "Melis sana dokundu mu o şerefsiz?" Başımı hayır anlamında salladım. "Yiğit'in fikriydi. Onur ağladığım zaman beni bıraktı." dedim. Burak hayretler içinde bana bakıyordu. "O piç senin lezbiyen olduğunu öğrenmeden önce herkese yengeniz olacak diyordu. Ve sen diyorsun ki kucağına aldı ve hiçbir şey yapmadı. Öyle mi?" Gözlerimi kaçırdım. "Belki biraz dokunmuş olabilir. Zaten dayısı müdür, şikayet etsem de birşey değişmeyecek." Burak uzanıp omzumu sıvazladı. "Sana yardım etmeyi çok isterdim arkadaşım." Yüzümde bir tebessüm belirdi. "Merak etme arkadaşım. Senin de başın beladan kurtulmuyor zaten. Ben başımın çaresine bakarım." Gözlerimi silip ayağa kalktım. Elimi uzatıp Burak'a "Kalk hadi zil çalacak." deyip elimi tutmasını bekledim. Burak da yüzünde bir gülümsemeyle elimi tuttu. Beraber kantine doğru ilerledik. Birkaç hızlı adımla boş kantine girip hızla geri çıktı. Elinde iki tane süt vardı. Çikolatalı olanı bana verdi. Çilekli olanı da kendine almıştı. "Hiç olmazsa bunu yapayım." diyerek sırıttı. Gülümseyip sütün pipetini açtım. "Teşekkür ederim." Zil çalınca beraber bahçeye çıktık. Biraz dışarıda yürümüştük ki gözlerim Onur ve arkadaşlarını buldu. Burak'la bana ölümcül bakışlar atıyordu. Yerimde durup gerginlikle yutkundum. "Burak bence bu günlük derslere geç girsek daha iyi olur." Burak da onaylar şekilde başını salladı.
Öğretmenler zili çalınca sınıfa doğru ilerledim. Henüz öğretmen gelmemişti. Sınıftan gelen gürültüler koridorun başına kadar geliyordu. Kapıyı açıp içeri girdiğimde sınıfın bir kısmı sessizce bana baktı. Gözlerimi yere dikip sırama doğru ilerledim. Çantamın renkli kalemlerle boyandığını gördüm. Tepki vermeden ıslak mendil çıkartıp çantamı silmeye başladım. Birkaç lekeyi silmeyi başarmıştım ama çoğunluğu duruyordu. Zaten sinirlerim bozuktu. Gözlerim yine dolmaya başladı. Elimin tersiyle gözümü sildim. Çantamdaki eşyaları kontrol ettiğimde telefonumun yerinde olmadığını gördüm. Onur ıslık çalınca ona döndüm. Telefonum kendi sırasının üzerindeydi. Dişlerimi sıkıp ayağa kalktım. Masasına doğru ilerleyip telefonumu aldım. "Bir daha derse geç gelirsen karalanan şey çantan olmaz." dediğinde yerimde durdum. Telefonuma baktığımda ekran resminde Onur'un kucağındayken çektikleri resmi gördüm. Dişlerimi sıkıp ağlamamak için kendimi tuttum. Yerime geçtiğimde telefonuma bir bildirim geldi. Onur'un 'yerinde olsam şifremi daha zor bir şey yapardım.' diyen mesajını okudum. Başımı kaldırıp ona baktım. Ardından da numarasını engelleyip telefonumu kapattım.
Akşam eve geldiğimizde Asena çantama bakıyordu. "Buna ne olmuş böyle? Rengi güzel diye almıştım şimdi ise tüm renkleri birbirne girmiş." Asena'dan çantamı aldım. "Sude'nin arkadaşları onun çantası sanıp boyamışlar. Özür dileyip sildiler ama pek bir şey değişmedi." Asena tek kaşını kaldırıp bir bana bir çantaya baktı. "Bak ne dicem. Bunu kuru temizlemeye verelim. Sonuçta bez çanta." Gözlerimi çantama diktim. "Sanırm bu işe yarayabilir. Ama yarın okulum var." Asena boynunu çıtlatarak yukarı doğru ilerledi. "Bende bir çanta vardı sanırım." Depo olarak kullandığı odaya girdi. Birkaç dakika sonra da elinde siyah bir çantayla geri geldi. "Bununla idare edebilir misin?" Çantayı alıp inceledim. "Madem çanta vardı neden bana yeni çanta aldın ki?" Asena gözlerini kaçırdı. "Siyah rengini sevmiyorsun." Şaşkın şaşkın ona baktım. "İyi de bu kadar çok para harcamamalısın. Ben idare ederdim. Sorun olmazdı." Asena konuşmadan sıkılmış olmalıydı. "Alt tarafı bir çanta. Birşey olmaz." deyip kestirip attı.
Akşam kimya ödevimi yaparken bir soruda tıkanmıştım. Asena kendi odasındaydı. Acaba yardım istese miydim?" Soruyu yapamamak sinirimi bozmuştu. Ayağa kalkıp Asena'nın odasına gittim. Kapıyı çalıp içeri girdim. Asena elinde çizim tabletiyle bir şeyler yapıyordu. "Şey, bir konuda yardım edebilir misin anne?" Asena başını kaldırıp bana baktı. "Hangi konuda?" Kimya kitabını Asena'nın kucağına koydum. "Biliyorum matematik öğretmenisin ama şu soru çok sinirimi bozdu. Formülü uyguladığım halde sonuç çıkmıyor. Asena tabletini çalışma masasının üzerine koydu. Sağ bacağını sol bacağının üzerine koyup kitaba baktı. İşlemlerimde gözlerini gezdirdi. "İşlem hatası yapmışsın. Fazladan bir virgül daha kaydırman gerekiyor." Asena'nın gösterdiği yere bakıp sıkıntıyla nefes verdim. "Off. Hep aynı yerde hata yapıyorum." Asena dönen sandalyesine yaslanıp bana baktı. "Senin neyin var ya? Bu gün yemekte de bir gariptin." Asena'nın kısık gözleri beni süzerken panikle bir adım geriledim. "Yoo sana öyle gelmiş olmalı. Artık ödevim de bittiğine göre ben artık uyuyayım." Kucağındaki kitabı alıp odasından dışarı fırladım. Kendi odama gidip kapıyı kapattım. Kitapla beraber yavaşça yere çömeldim. Sırtımı kapıya yaslayıp gözlerimi kapattım. Bunu asla Asena'ya anlatamazdım. Eğer öğrenirse benden nefret edecekti. Eğer Onur olayını öğrenirse onları sorguya çekerdi. Sonra da benim eşcinsel olduğumu öğrenir ve ailem gibi o da beni terk ederdi. Buna izin veremezdim. Yerimden kalktım çantamı hazırlayıp yatağıma girdim. Telefonumu elime alıp müzik listeme girdim. Şarkılar arasında gezerken Yiğit'in mesaj yazdığını gördüm. "Onur'un engelini kaldır." Kaşlarımı çattım. O kim ki bana emir veriyor? Kişilerle girdiğimde Sude'nin de numarasını gördüm. Hepsini engelleyip telefonumu şarja taktım. Bu gece rahat olmasa da uyumak zorundaydım.