İçeriğe geç

Ayın Sıcaklığı (GxG)

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Ayın Sıcaklığı (GxG)

Bölüm 5

Bölüm 5

Öğle arası Melis utangaç bakışlarla öğretmenler odasına girdi. Diğer öğretmenler neredeyse gitmişti ama hâlâ birkaç kişi vardı. Çantamdan cüzdanımı aldım. Kartımı iki parmağımın arasında tutup Melis'e doğru uzattım. "Okul kapısına kurye gelecek. Temassızla ödersin." Melis şaşkın şaşkın bana baktı. Etrafımızda başka öğretmenler olduğunu unutmamak için arada etrafına bakıyordu. "Asena Hocam ama bu yasak." Gözlerimi devirdim. "Öğrencilere yasak canım biz öğretmenlere serbest."

Melis ses çıkarmadan başını salladı. Etrafımızdaki öğretmenler yüzünden bu şekilde davranıyor olmalıydı. Aslında haklıydı da sonuçta bizim durumumuzu sadece müdür ve yardımcısı biliyordu. Sessizliği bozup "Neyse gel benimle." deyip kapıdan çıktım. Melis de arkamdan geliyordu. Koridorun sonunda etrafına bakınıp yanımda yürümeye başladı. "Nereye gidiyoruz?" Eksi kata inerken durdum. "Sen kapıdan yemekleri alıyorsun ben de seni burada bekliyorum." Melis bir anlam veremese de dediğimi yapmış ve çıkışa doğru yürümeye başlamıştı. Birkaç dakika sonra elinde poşetle geri geldi. Poşeti elinden alıp ilerledim. "Asena neden kazan dairesine gidiyoruz?" Meraklı bakışlarla bana bakan kızıma gülümsemekle yetindim. Kazan dairesine değil okulun deposuna gidiyordum. Cebimden çıkarttığım anahtarla kapıyı açtım ve Melis'e içeriyi gösterdim.

Melis ilk defa buraya gelmiş olacak ki şaşkınlığını gizlemeden etrafı inceledi. "Burada böyle bir yer mi varmış?" Gülümseyerek sandalyelerden birini çekip oturdum. "Bu depo sadece dönem sonunda kullanılıyormuş. Bazı öğretmenler burada sigara içer. Bu gün zemin katta ben nöbetçi olduğum için de anahtarı bana verdiler. " Sözümü bitirdikten sonra poşetteki tavuk dürümlerden birini alıp ona uzattım. Dürümü aldıktan sonra başını kaldırıp bana baktı, daha doğrusu elime. Endişelenecek bir durum olmasa da elim kanadığında endişelenmiş olması hoşuma gitmişti. Uzanıp kutu kolalardan birini alacaktım ki benden hızlı davranıp kutuyu aldı. "Elin yaralı. Kolayı açarken canın acır." deyip açtığı kolayı bana doğru uzattı. Bu hali ne kadar da tatlıydı. "Teşekkürler canım kızım." deyip yarım bir gülümseyiş eşliğinde göz kırptım. Bu hareketimle de bütün anın içine sıçmıştım. Melis utangaç bir şekilde gözlerini maçırdığında tek isteğim şey bana biraz daha bakmasıydı. O benim yıllar sonraki tek arkadaşımdı, kardeşimdi... Beni yargılamayan tek kişiydi. Benim tam zırtımdı. Cesur, asabi ve soğuk kişiğim bir ayı andırırdı. Melis ise bir güneş kadar sıcaktı. Çok nadir gülümsese bile evdeki halleri onun özünde sıcak kanlı birisi olduğunu anlamamı sağlamıştı. Ama anlamadığım bir yer vardı. Neden bu kadar utangaçtı acaba?

Yemek yerken bir süre sessiz kaldık. Onunla sohbet etmek istiyordum ama oldukça garip bir suskunluğu vardı. Dolap olayının etkisinden çıkamamış olabilir miydi? Hayır. Alt tarafı dolaba kapatılmıştı. Acaba tahminimden daha çok mu etkilenmişti? Bunun olduğunu sanmıyorum gerçi. Kapalı alan korkusu olsaydı benimle asansörde o kadar eşyayla rahatsız olmadan gelemezdi. Bu da geriye bir tek seçenek bırakıyordu. Melis'i sadece dolaba kapatmamışlardı.

Başına ne geldiğini düşünürken bir yandan da masaya uzanıp kolalardan birini alıp dudaklarıma götürdüm. Melis'in çekingen sesini duyunca bakışlarımı ona çevirdim. "Asena... Sanırım benim kolamı içtin." Masadaki diğer kolaya baktım. Ağız kısmında kırmızı rujumun izi vardı. "Ah, fark etmemişim. İstersen kantinden içecek alabilirim." Melis sadece başını salladı. Elini uzatıp kolayı vermem için bekledi. Ne yapacağını izlemek için kolayı verip bekledim.

Yemeğin paketinden çıkan peçeteyi alıp kutunun üzerindeki ruj izini sildi. Yanlışlıkla benim dudaklarıma değen kola şimdi onun dudaklarına değiyordu. Bundan rahatsız olmaması nedense hoşuma gitmişti. Kendi kolama uzandım. Bir yudum içtikten sonra yemek yiyişini izledim. Yaşına göre ideal olan kilosuna rağmen yanakları hafif dolgun ve sevimliydi. Benim aksime daha feminen bir yapısı vardı. Minik burnu, kahveyi gözleri ve iri kirpikleri ona ayrı bir hava katıyordu. Sanki karşımda yaşıtım vardı. Yemek yişi kibardı. Dürümün sosu üst dudağına kıyasla daha dolgun olan alt dudağına bulaşmıştı. Ruj izni sildiği peçeteyi katlayıp temiz kısmıyla dudağındaki sosu sildi. Kendi dürümümden bir ısırık alıp onu izlediğimi fark etmemesi için bakışlarımı önümüzdeki küçük turşu paketine diktim. Uzanıp bir parça salatalık turşusu aldım.

Yemek boyunca hiçbir şey dememişti. Boş paketleri toplamaya başladığımda hızla yerinden kalktı. "Zaten bütün gün öğrenciler başını şişiriyor." deyip beni oturtturmuştu. Şimdi ise onun yemek poşetlerini toplamasını izliyordum.

Elimi cebime atıp telefonumu çıkarttım. Yemek yerken rujumun büyük bir kısmı silinmişti. Gözlerimi devirip yenımda getirip getirmediğimi kontrol ettim. Benim huyumdu bu. Yanımda çanta getirsem bile eşyalarımı hep ceplerimde saklardım. Melis masaya koyduğum telefona bakarak ne yaptığımı sorguluyordu. Cebimden çıkardığım ruju görünce işine devam etti. Burada da çöp kutusu vardı. Kapının yanına gidip çöpleri attı. Ben de rujumu sürüp ayağa kalktım. "Artık gitmeliyiz. Bahçeye kadar bana eşlik eder misin?"

Bahçede yürürken telefonuma gelen mesajla yüzümü ekşittim. Melis bunu fark etmişti. "Bir sorun mu var?" Telefonu tekrar cebime koyup sevgili kızıma döndüm. "Ara tatilde seni yeni ailenle tanıştırmam gerek. Bunun içinde aile yemeği yenecekti ama babam eve gelmemizi istemiş." Melis pek bir şey anlamadığını belirterek sustuğunda konuşmaya devam ettim. "Yani ara tatilde Ankara'ya gidiyoruz." Kahverengi gözleri irileştiğinde neye bu kadar şaşırdığını sorguladım. Onu sakinleştirmek için sesimi yumuşattım. "Heyecan yapmana gerek yok. En fazla iki gün kalırız." deyip sırıttım. Melis gözlerini bana dikti. "Ailenle aran kötü değil mi?"

Haklıydı. Başta ablam olmak üzere ailedeki herkesle kavga ederdim. Melis'in bunu fark etmiş olması doğaldı. Bütün ailem Ankara'da yaşarken ben İstanbul'da yaşıyordum. Beni gafil avlayacağını tahmin edip gülümsedim. "Sadece abilerimle iyi anlaşırım. Ablam olay çıkartabilir ama onun sözlerini kafana takma." Ağzını açmış tam birşey söyleyecekken yanımıza gelen 10. sınıf öğrencisi yüzünden sessiz kaldı. Bu kızı biliyordum genelde matematik dersinde iyiydi. Bana soru getirmezdi de. Uzattığı test kitabındaki soruya baktım. Hiç uğraşılmamıştı. Ne bir işlem yapılmış ne de o işlemi silmişlerdi. Bu küçük arkadaşın derdi kesinlikle matematik değildi. "Daha bu sabah anlattım. Faktöriyel olan sayılar birden o sayıya kadar yan yana yazılır ve çarpılır." Yanında getirdiği kalemi aldım. Konuyu kısaca özet geçip işlemi yazdım. Doğru cevabı yazıp anladın mı der gibi yüzüne baktım. Kız gülümsemiş ve teşekkür edip yanımızdan gitmişti. Melis ise bu sırada sessiz kalmış ve beni izlemişti. Kız yanımızdan gidince bahçede yürümeyi sürdürdük. Öğle arası olduğu için yemek yediğim gibi bahçede nöbete başlamıştım. Melis ise bana arkadaşlık ediyordu. Bu küçük kızın da derdi yanımdaki kişinin kim olduğuydu. "Popüler bir öğretmen olmak zor olmalı." Demek o da fark etmişti. Gülümseyerek "Benim yüzümden başın derde girerse üzülürüm." deyip ilerledim. Futbol sahasının orada durup öğrencileri gözlemledim. "O kız gelmeden önce bir şey diyordun." Melis gözlerini futbol oynayan 9. sınıflara çevirdi. "Bunu evde konuşmamız daha iyi olur gibi. Ayrıca cuma günü ara tatil başlıyor."

Son sözlerinde sesinin değiştiğini fark ettim. Yönümü Melis'e çevirdim. "Meraklandım şimdi." Melis susmakta kararlıydı. Gözleri bahçede gezindiğinde çocuklardan birinin sesini duydum. "Ablaaa. Topu atsana! Ablaaa." Melis ayaklarının dibindeki topa bakıp çocuklara döndü. Aklıma abilerimle oynadığım maçlar gelmişti birden. Melis daha hamle yapamadan ayağımla topu önünden çektim. Küçük bir vuruşla topu oynayan çocuklara doğru yolladım. Melis bana şaşkınlıkla bakarken çocuklardan bazıları teşekkür edip oynamaya devam etti. Şakayla karışık bir şekilde "Biliyorum biliyorum. Ben mükemmel biriyim." deyip sırıttım.

"Futbol oynamayı biliyor musun?" Bakışlarımı bahçede gezdirip anormal birşey var mı diye bakarken cevapladım sorusunu. "Abilerimle evimizin bahçesinde oynardık."

Melis zilin çalmasına yakın olduğu için yanımdan ayrılmıştı. Okula girene kadar arkasından izledim. Ardından da ağır adımlarla okulun arka bahçesine doğru ilerledim. Kazan dairesine inen merdivenlerde oturmuş sigarasını tüttüren Burak'a arkasından yaklaştım. Beni fark etmemişti. Yanına geldiğimde hafifçe öldürdüm. "Sigara için yanlış yerdesin."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.