İçeriğe geç

AYEB: SIFIRDAN SONSUZA

Bölüm 9 · 8 dk okuma

AYEB: SIFIRDAN SONSUZA

Bölüm 9

UYANIŞ

BOOOOOOOOOOOOOMMMMM!!!!!!

Hastanenin dördüncü katı, gökyüzünü yırtan devasa bir alev topuyla birlikte tamamen infilak etti. Patlamanın yarattığı o muazzam şok dalgası, pencerelerden henüz atlamış olan Buğra ve Serkan’ı havada oyuncak bebek gibi yakalayıp metrelerce uzağa savurdu. Yerçekimi amansızca onları aşağıya, ölüme doğru çekerken Buğra’nın sol eli aniden gözleri kör edecek seviyede, bembeyaz ve ilahi bir ışıkla parıldamaya başladı. Damarlarında akan enerjinin yön değiştirdiğini, ruhunun derinliklerinde uyuyan bir kilit mekanizmasının kırıldığını hissetti.

Buğra: (İç Ses: Bu sıcaklık... Bu muazzam enerji akışı da ne böyle? Yoksa... Yoksa ben şu an ölümün kıyısında bir uyanış mı geçiriyorum?)

Zaman adeta yavaşladı. Buğra, havada hızla yere çakılmak üzere olan arkadaşlarını gördü. Tam o saniyede, hayatında daha önce hiç hissetmediği bir kas hafızası devreye girdi. Sol elini havada süzülen ekibe doğru uzattı. Görünmez, devasa bir zihinsel güç alanı tüm grubu havada yakaladı. Düşüş hızları saniyeler içinde azaldı, sanki görünmez bir yatağın üzerindeymiş gibi yumuşak bir şekilde, yerdeki otonom aracın hemen yanına sağ salim indiler.

Buğra, ayakları toprağa bastığı an nefes nefese kalmıştı. Avuçlarına şaşkınlıkla baktı:

Buğra: (Dur bir dakika... Ben az önce psişik güç mü kullandım? Nasıl yani, benim tekniğim de mi Serkan gibi telekineziymiş? Ama bu imkansız! Bu dünyadaki bütün teknikler kişiye özel ve benzersiz değil miydi? Nasıl olabilir de Serkan’ın birebir aynı tekniğini kullanabildim?)

O sırada İnci, toz dumanın arasından doğrularak derin bir nefes aldı ve arkasındaki Serkan’a döndü:

İnci: "Teşekkürler Serkan! Sen olmasaydın dördüncü kattan düşüşümüz bu kadar yavaşlamazdı, hepimiz kemiklerimiz kırılarak ölecektik!"

Serkan ise şaşkınlıktan donakalmış bir halde ellerine bakıyordu. Başını hızla iki yana salladı:

Serkan: "Bunu... Bunu ben yapmadım İnci. Gücümü toparlayıp odağı kurmaya fırsatım bile kalmamıştı."

Buğra, ellerini hemen t-shirt'ünün cebine sokarak kapüşonunu öne çekti. Henüz ne olduğunu kendisi bile çözememişken hedef tahtası olmak istemiyordu.

Buğra: (İç Ses: Şimdilik bunu ekibe çaktırmasam çok daha iyi olacak. Ortalık zaten yeterince karışık.)

Başlarını kaldırdıklarında, az önce içinde oldukları koca bölge hastanesinin devasa bir alev topuna döndüğünü gördüler. Binadan yükselen siyah dumanlar gökyüzünü kaplamıştı ve zaman hızla akıp akşam saatlerine gelmeye başlamıştı.

Buğra: "Anlaşılan o manyak anomali fitili ateşleyerek kendini de yok etti. Burada görevimiz bitti sanırım, tesise dönebiliriz."

O esnada, molozların arasında baygın yatan Hilal yavaşça gözlerini açtı. Kafasındaki büyük darbenin acısıyla inledi ama bir şifacı olarak durmadı; ellerinden çıkan yeşil parıltılarla hemen kendi kafasını iyileştirmeye başladı. Ancak Selim, aldığı o son patlayıcı diz darbesinin etkisiyle hâlâ derin bir baygınlık içindeydi.

İnci, gözlerini yanan binaya dikti. "Görüş" yeteneği en üst seviyede aktifleşmişti. Yüzü aniden kireç gibi bembeyaz kesildi:

İnci: "Hayır... Bitmedi!"

Serkan: "Nasıl yani?!"

Buğra: "Ne demek bitmedi?"

İnci: "Hissediyorum... O saf, yoğun ve iğrenç enerjiyi hâlâ hissediyorum! Yanan hastanenin tam merkezinde, o alevlerin içinde o yaratık hâlâ... HAYATTAAAAA!!!"

Serkan aldığı bu haberle saniyeler içinde gardını yeniden kurdu, telekinezi enerjisini etrafında döndürmeye başladı. Buğra da hiç vakit kaybetmeden belindeki kırmızı hatlı AYEB silahını çekip namluyu yanan kapıya doğrulttu.

Buğra: (İç Ses: Eğer İnci 'Hayatta' diyorsa, o kesinlikle hayattadır. Onun gözleri asla yanılmaz. Ama asıl merak ettiğim, o kadar devasa bir patlamanın merkezinde kalmasına rağmen kendisi ne kadar hasar aldı?)

Çatırtıyla yıkılan yanan giriş kapısının ardından, ağır ve yavaş adımlarla o devasa siluet belirdi. Ancak anomali artık az önceki gibi görünmüyordu; tamamen değişmişti. Kafasındaki o metalik bomba mekanizması erimiş, yerini delice yanan, plazma kıvamında dev bir ateş topuna bırakmıştı! O patlayan fitili artık yoktu. Vücudundaki o çelik gibi sert gri derinin yerini, içten içe lav gibi parıldayan, kor halindeki ateşten çatlaklar almıştı. Canavar resmen FORM DEĞİŞTİRMİŞTİ!

İnci: "Bu kesinlikle önceki anomali, başka bir şey değil! Ama enerjisi... Enerjisi bambaşka bir boyuta fırladı!"

Serkan: "Siktir... Kaçacak vaktimiz de yok, bu halde arabaya binsek bizi yolda yakalar. İnci! Derhal dijital panelden ana tesise acil durum bildirisi geç! Buraya acilen tam teçhizatlı bir elit yardım ekibi gelsin!"

İnci, titreyen parmaklarıyla kolundaki paneli kurcaladı ve gelen onay koduna baktı:

İnci: "Bildirdim! Ama en yakın elit timin buraya, bu ıssız bölgeye ulaşması en az 45 dakika sürer! Üstelik... Üstelik yine yanılmışız!"

Buğra: "Hangi konuda yanılmışız?!"

İnci: "Bu anomalinin rütbesi D falan değil... Bu canavar doğrudan bir C- RÜTBELİ! Çünkü D rütbesindeki hiçbir anomali bu denli büyük bir yıkımın ardından form değiştirip hayatta kalamaz!"

Buğra, duyduğu rütbeyle birlikte silahın kabzasını daha da sıkı kavradı.

Buğra: (İç Ses: İşimiz eskisinden de kötü... Daha önce o boyut değiştiren tavşan anomalisiyle karşılaşmıştım ama bu yaratık bambaşka bir seviye resmen. Sahip olduğu bu yeni ateş formuyla, tek bir darbede o tavşan anomalisini çiğ çiğ yiyip indirebilir. Çok tehlikeli.)

Artık yapabilecekleri tek bir şey kalmıştı: Yardım ekibi gelene kadar, hastanenin bu cehennem yerine dönmüş bahçesinde tam 45 dakika boyunca hayatta kalmak!

Serkan, durumun ciddiyetinin farkındaydı. Arkasındaki savunmasız ekibi korumak adına telekinezi gücünü kullandı; İnci’yi, baygın Selim’i ve yeni ayılan Hilal’i havaya kaldırarak bahçenin en uzak, güvenli köşesine, otonom aracın arkasına doğru fırlatarak uzaklaştırdı. Ardından Buğra’nın yanına geçip omuz omuza verdi:

Serkan: "Sadece 45 dakikamız var Buğra. Ya dayanacağız ya da burada kül olacağız."

Buğra: "Evet... Pek kolay olmayacak gibi duruyor."

Karşılarında duran C- rütbeli anomali, fitilinin patlatılmış olmasından dolayı feci şekilde sinirli gözüküyordu. Ağzından alev dumanları çıkararak aniden, gözün algılayamayacağı bir hızla Serkan’ın tam yanında belirdi! Serkan, yaratığın ne ara hareket ettiğini, yanına nasıl geldiğini bile anlayamadı. Canavar kor halindeki sağ yumruğuyla Serkan’ın göğsüne tek ama çok sağlam bir darbe indirdi!

KÜÜÜT! Serkan darbenin şiddetiyle metrelerce havaya uçtu, bahçedeki yaşlı bir çınar ağacının gövdesine çok sert çarparak anında bilincini kaybetti ve yere yığıldı.

Buğra: (İç Ses: Az önce takımın en güçlü atakçısı olan Serkan’ı tek hamlede harcadı mı lan bu?! Şaka mı bu oğlum?!)

Serkan’ı aradan çıkaran anomali, o yanan kor kafasını yavaşça Buğra’ya doğru çevirdi. Sıra ona gelmişti. Yaratık aynı korkunç hızla Buğra’nın üzerine doğru fırladı. Ancak Buğra bu sefer hazırlıklıydı. İçindeki o yeni uyanan gücü serbest bıraktı. Anlık bir refleksle elini ileri uzattı ve Serkan’dan kopyaladığı o psişik gücü tüm yoğunluğuyla serbest bırakarak anomaliyi havaya fırlattı! Canavar metrelerce yüksekliğe uçtu.

O an, Buğra’nın zihninde bir şimşek çaktı. Havaya uçan canavara bakarken elindeki gücün doğasını hissetti:

Buğra: (Dur bir saniye... Benim tekniğim sadece psişik güç değil! Eğer sadece psişik olsaydı, dün veya daha önce bunu hissederdim. Bu güç başka bir şey!)

Bundan tamamen emin olmak için pozisyonunu bozmadı ve hazırda bekledi. Havaya fırlayan anomali, dengesini kurup hızla yere indi ve büyük bir öfkeyle Buğra’ya doğru koştu. Tam önüne gelip elini kaldırdı ve Buğra’yı ikiye bölecek bir darbe indirdi. Ancak Buğra tam zamanında sol elini öne uzatmıştı bile. ÇAAAT! Buğra’nın önünde, Selim’in kullandığı o camsı, saydam kabuktan çok sağlam bir kalkan katmanı oluştu! Darbe kabuğa çarptı. Buğra hasar almadı ama darbenin fiziksel gücüyle metrelerce geriye savruldu. Ayaklarını yere sürterek durmayı başardı.

Buğra: (İç Ses: Demek artık dokunduğun yeri patlatamıyorsun! Doğru ya, Serkan seni o koca su kütlesiyle sırılsıklam ıslattığı için kimyasal yapın bozuldu, uzun bir süre patlama yok demek! Sadece düz fiziksel ve ateş hasarı vurabiliyorsun. Ve en önemlisi...

Buğra yüzünde vahşi bir tebessümle doğruldu:

Buğra: ( benim gerçek gücüm KOPYALAMA! Dokunduğum kişilerin tekniklerini kopyalıyorum! 1000 yılda bir denk gelen o efsanevi ebedi yetenek... Eh tabii, şimdi bunun felsefesini yapma sırası değil. Önce burdaki Canavar'a karşı 45 dakika boyunca dayanmam gerek!)

Anomali, darbesinin engellenmesine iyice delirerek Buğra’ya doğru tekrar koşmaya başladı. Buğra bu sefer savunmada kalmayacaktı; iki tekniği birden birleştirecekti!

Hastanenin patlamasından çevreye saçılan birkaç büyük beton moloz parçasını Serkan’ın psişik gücüyle havaya kaldırdı. Tam havadayken, Selim’in tekniğini devreye sokarak bu molozların etrafını o keskin, saydam kabuk katmanıyla kapladı ve uçlarını mızrak gibi sivriltip uzattı. Ardından psişik bir fırlatma hızıyla canavara doğru postaladı! VUUUŞ! VUUUŞ!

Molozlar canavara çarptığında, yaratık inanılmaz bir şekilde geriye doğru tökezledi. Buğra bu fırsatı kaçırmadı, saldırıyı resmen otomatiğe bağladı! Sürekli yerdeki taşları kaldırıyor, kabukla sivriltip psişikle anomaliye fırlatıyordu. Durmaksızın yağan bu hibrit mızrak yağmuru koridoru ve bahçeyi doldurdu. Anomali, her tarafına saplanan kabuk mızraklarını umursamadan acıyla kükredi. İki elini birden göğsünün önünde birleştirip garip hareketler yapmaya başladı. Vücudundaki ısıyı tek bir noktaya topladı ve avuçlarının arasında küçük, yoğun bir ateş topu oluşturdu. Havaya sıçrayarak bu ateş topunu bütün gücüyle Buğra’ya doğru fırlattı!

Buğra, kendisine doğru gelen o küçük alev parçasını gördü:

Buğra: (İç Ses: Küçücük bir şey... Acaba gücünün bittiğine dair bir blöf mü yapıyor, yoksa tehlikeli mi?)

Yine de işini garantiye almak istedi. Psişik gücünü kullanarak gelen o küçük ateş topunun yönünü havada değiştirip sağ taraftaki boş toprağa doğru savuşturdu. Ateş topu yere değdiği o saliseylik anda... BOOOOOM!!! Bahçede devasa, dehşet verici bir patlama meydana geldi ve koca bir çukur açıldı. Şok dalgası Buğra’nın saçlarını geriye doğru savururken, genç adamın gözleri şaşkınlıkla tamamen açıldı.

Buğra: (İç Ses: Hassiktir... İyi ki de düz karşılamayıp sağa savuşturmuşum! Demek herif yavaş yavaş suyun etkisinden kurtuluyor ve patlama yeteneğini geri kazanıyor!)

Anomali yere ayak bastığı gibi Buğra’ya doğru ölümcül bir depar attı. Hızla yanına gelip sağ bacağıyla Buğra'nın kafasını hedef alan korkunç bir tekme savurdu. Buğra, Selim’in tekniğine sığınarak anında tüm gövdesini kaplayan çok güçlü, katmanlı bir kabuk zırh oluşturdu. Tekme kabuğa çarptı, kabuk çatladı ama Buğra’yı korudu.

Saldırıdan sıyrılan Buğra, anomaliyi tam altındayken psişik gücüyle yakaladı ve bütün enerjisini tek bir noktaya vererek canavarı 50 metre yukarıya, gökyüzüne doğru fırlattı! Yaratık en tepe noktaya ulaştığında, Buğra elini sertçe yere doğru indirdi. Telekinezi gücü canavarı bir meteor gibi yere doğru çekti ve anomali sırtüstü çok feci bir şekilde toprağa çakıldı!

Yaratığın aldığı bu ağır darbeyle başı döndü, sersemledi. Vücuduna saplanmış olan o kabuk mızraklarını öfkeyle söküp parçaladı ve gözlerinden ateşler saçarak çok sinirli bir şekilde yeniden Buğra’ya kilitlendi.

Ancak Buğra o anda vücudunda garip bir halsizlik hissetti. Ellerinin titrediğini ve parmaklarındaki bembeyaz ışığın solmaya başladığını fark etti. Kopyaladığı iki tekniği aynı anda bu denli yoğun kullanmak, onun henüz eğitimsiz olan enerji havuzunu tamamen kurutuyordu. Dişlerini sıkarak iç çekti:

Buğra: (İç Ses: Kahretsin... Sanırım bendeki teknik enerji büyük ölçüde azalmaya başladı. Nefesim daralıyor. Acaba... Acaba o 45 dakikanın daha kaç dakikası geçti? Yolun sonuna mı geliyorum?)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.