Bahçenin diğer ucunda, otonom aracın arkasına sığınmış olan İnci, kolundaki dijital panelden kronometreyi kontrol ediyordu. Ekranın kırmızı ışığı yüzüne vururken avazı çıktığı kadar bağırdı:
İnci: "Buğra! Son 10 dakika kaldı! Ne olur dayan, elit tim yolda, az kaldı!"
Buğra nefes nefese kalmıştı, ciğerleri yanıyordu. Ter damlaları gözlerine sızarken dişlerini sıktı.
Buğra: (İç Ses: Son 10 dakika mı? Söylemesi kolay tabii... Sadece dayanmam gerek, başka çarem yok.)
Kopyaladığı teknik enerjisi tükenmek üzere olduğundan, son bir çareyle belindeki o kırmızı hatlı teknolojik AYEB silahını çıkardı. Namluyu canavara doğrultup tetiğe ardı ardına bastı. Tak! Tak! Tak! Ancak C^- rütbeli anomali artık suyun etkisinden neredeyse tamamen kurtulmuştu; inanılmaz bir çeviklikle mermilerin çoğundan zikzaklar çizerek kaçındı. Sadece birkaç mermi gri derisine isabet etse de canını yakmaya yetmedi. Yaratık, kor halindeki bacaklarına muazzam bir patlama enerjisi yükledi ve kendisini ileriye doğru bir roket gibi fırlattı!
Anomali havayı yararak bir mermi hızında Buğra'nın üzerine geldi. Sağ eliyle indirdiği tek bir keskin darbe, Buğra’nın elindeki fütüristik silahı tam ortasından vurarak büyük bir gürültüyle ikiye böldü! Silahın parçaları havada uçuşurken, Buğra darbenin şok dalgasıyla geriye doğru savruldu, toprağın üzerinde tökezleyerek zorlukla ayağa kalktı.
Buğra: (İç Ses: Ulan... O silahı alalı daha bir hafta bile olmamıştı. Fikret Bey öğrenirse beni çiğ çiğ yer inşallah! Ama asıl işin kötü yanı, şimdi tamamen silahsız ve çıplak el kaldım.)
Anomali, Buğra’nın çaresizliğini görünce parazitli bir sesle kıkırdadı. Avuçlarını havaya açarak içlerinde eş zamanlı olarak 3 tane parıldayan plazma bombası oluşturdu ve bunları Buğra’ya doğru fırlattı. Buğra, son bir refleksle geriye doğru sıçradı. Havada süzülen bombaları Serkan'dan kopyaladığı psişik gücüyle yakalayıp daha kendisine ulaşmadan havada patlatarak imha etti! BOOM! BOOM! BOOM!
Buğra: (İç Ses: Kahretsin, artık o bomba tekniğini hiçbir kısıtlama olmadan, rahatça kullanabiliyor. İşler cidden çığırından çıktı.)
SON 8 DAKİKA
Buğra, canavarın üzerine daha fazla bomba üretmesine izin vermemek için kalan son büyük enerji kırıntısını topladı. Sağ elini sertçe ileri iterek anomaliyi psişik bir pençeyle yakaladı, onu arkasındaki yanan hastane binasının açık kapısından içeriye doğru fırlattı! Ardından zihin gücüyle binanın girişindeki devasa, yanan beton blokları ve molozları canavarın üzerine doğru yıktı. Giriş tamamen çökmüştü.
Buğra acıyla dizlerinin üzerine çöktü, kalbi göğsünü delercesine atıyordu:
Buğra: (İç Ses: Bitti... Teknik enerjim tamamen tükendi. Kopyaladığım güçler geri çekiliyor. Dinlenmem, biraz zaman kazanmam gerek.)
Tam o sırada, Buğra’nın omzuna bir el yavaşça dokundu. Buğra irkilerek başını kaldırdığında, çınar ağacının dibinde baygın olan Serkan’ın zorlukla da olsa ayağa kalktığını ve kendisine destek olmak için yanına geldiğini gördü. Serkan’ın başından aşağı kan süzülüyordu ama gözleri kararlıydı.
Serkan: "Ağır bir darbe aldım, bayıldım... Ama henüz ölmedim dostum. Sıra bende."
Buğra: "Serkan... Benim gücüm bitti. Beni sadece birkaç dakika oyala, o yeterli."
Buğra, nefes almak ve az da olsa enerji toplamak için hızla geri çekildi. Serkan öne geçerek dövüş pozisyonu aldı; gözlerini hastanenin çöken girişindeki yanan moloz yığınına dikti, oradan gelecek en ufak bir hareketi bekliyordu. Beklenen şey gecikmedi. BOOOOM! Moloz yığınında devasa bir patlama gerçekleşti ve yanan beton parçaları gökyüzünden aşağı bir yağmur gibi düşmeye başladı. Serkan, üzerine gelen birkaç büyük beton kütlesini psişik gücüyle havada yakalayıp sağa sola fırlattı.
O yoğun patlama dumanının içinden, alevler saçarak çıkan anomali doğrudan arkadaki Buğra’ya kilitlendi ve onun üzerine doğru koşmaya başladı. Ancak Serkan izin vermedi; elini havaya kaldırıp anomaliyi psişik gücüyle yakaladı, havaya doğru çekip ardından bütün gücüyle bahçenin beton zeminine çok sert bir şekilde çaktı!
Serkan: "Senin işin benimle, pislik! Buraya bak!"
SON 5 DAKİKA
Anomali yerdeki kraterden hırlayarak doğruldu. İki elini birden açarak bu kez normalden çok daha büyük, saf alevden devasa bir bomba harmanladı. Bu devasa enerji topunu Serkan'ın üzerine fırlatır fırlatmaz, kendisi de bombanın hemen arkasından Serkan’a doğru depar attı. Serkan, üzerine gelen tehlikeyi savuşturmak için telekinezi gücünü kullandı; anomaliyi havada yakalayıp onu kendi fırlattığı o dev alev bombasına doğru itti!
İkisi havada çarpıştığı an kulakları sağır eden bir patlama daha yaşandı! BOOM! Ancak dumanların arasından, anomalinin kendisiyle birlikte bir anda fırlattığı küçük bir sürpriz bomba daha çıktı. Serkan dişlerini sıktı:
Serkan: "Bu ucuz numaralar bir işe yaramaz!"
Serkan, üzerine gelen o küçük bombayı psişik gücüyle havada yakalayıp tekrar anomaliye doğru fırlattı. Canavar bombayı havada elsiyle yakaladı, patlayıcı enerjisini saniyeler içinde büyüterek Serkan’ın dibine kadar girdi. Serkan canavarı psişikle tutup uzaklaştırmaya çalıştı ama anomali, elindeki o devasa bombayı kendi eliyle sıkarak erken patlattı! BOOOOOOM! Muazzam şok dalgası ve alevler Serkan’ı yuttu. Serkan, hastanenin dışındaki o büyük ağaçlardan birinin gövdesine feci bir şekilde çarparak yere serildi. Hareket edemiyordu. Anomali de aldığı bu üst üste darbelerden dolayı artık feci şekilde yorulmuştu, nefes alırken vücudundaki kor çatlaklar sönüp sönüp yanıyordu.
SON 2 DAKİKA
Buğra, Serkan'ın düşüşüyle birlikte içindeki o son yaşam enerjisini zorladı. Vücudunda az da olsa kendisini idare edecek, kırıntı seviyesinde bir güç kalmıştı. Anomali vakit kaybetmeden, bitirici darbeyi vurmak için Buğra’ya doğru saldırdı. Buğra, Selim’in tekniğini hatırlayarak havada yumruğa benzeyen sert bir kabuk oluşturdu ve bunu Serkan’ın psişik gücüyle birleştirip anomalinin suratına çarptırdı! Kabuk canavarın yüzünde parçalandı. Buğra durmadı; çıkan bütün sivri kabuk parçalarını psişik gücüyle havada yakalayıp mermi gibi anomalinin gri derisine, yaralarına sapladı.
Anomali acıyla gerileyerek ellerinden 3 küçük bomba daha yapıp fırlattı. Buğra, ciğerlerini patlatırcasına odaklanarak o bombaları daha havada imha etti. Ancak oluşan yoğun dumanın içinden aniden fırlayan anomali, sağ elinde muazzam bir patlama enerjisi biriktirmişti bile. Yaratık, o korkunç yumruğunu sert bir şekilde Buğra’nın sağ koluna indirdi! BOOM!
ÇATIRRR! Patlamanın ve darbenin şiddetiyle Buğra’nın sağ kolu kırıldı, kemik sesi koridorda yankılandı.
Buğra: "LAAAAAAAANNNNNN!!!"
Buğra acıyla haykırdı. Gözlerinden yaşlar boşanırken, can havliyle sol elini ileri uzatıp son psişik dalgasını saldı ve anomaliyi birkaç metre uzağa savuşturdu. Sağ kolu cansız bir şekilde yanına düşmüş, tarifsiz bir acıyla sızlıyordu.
Buğra: (İç Ses: Olamaz... Ne yapacağım? Enerjim bitti... Tamamen bitti lan! Bittim ben!)
Anomali, Buğra’nın savunmasız kalmasını fırsat bilerek iki elinde de kor enerjiler biriktirip genç adamın üzerine çöktü. Acımasızca, ardı ardına çok hızlı ve sert darbeler indirmeye başladı. Küt! Çat! Güm! Buğra’nın vücuduna inen her darbede kemikleri kırılıyor, canı çekiliyordu. En sonunda canavarın indirdiği muazzam sertlikte bir yumruk doğrudan göğsüne, kaburgasına isabet etti. Çatırr! Kaburgası kırılan Buğra, ağzından kan gelerek metrelerce savruldu ve toprağın üzerine yığıldı.
Artık ne ayağa kalkacak, ne kolunu kaldıracak, ne de bir teknik kullanacak zerre gücü kalmıştı. Bilinci hızla kapanıyordu, gözleri yavaş yavaş kararmaya başladı. Etraftaki alevler, hastanenin dumanları ve canavarın silueti bulanıklaşmaya, tamamen kararmaya yüz tuttu. Tam bayılmak üzereyken, tamamen kapanmak üzere olan soluk gözünün görüş açısına son bir görüntü girdi...
Karanlığın içinden fırlayan son derece hızlı ve güçlü bir şey, büyük bir öfkeyle o anomaliye doğru amansızca saldırıyordu...