İçeriğe geç

AYEB: SIFIRDAN SONSUZA

Bölüm 7 · 7 dk okuma

AYEB: SIFIRDAN SONSUZA

Bölüm 7

BOMBA GİBİSİN

Yemekten sonra ekip, üzerlerindeki yorgunluğu az da olsa atmış olarak binaya geri girdi. Bu sefer hedefleri hastanenin en tekinsiz, karanlık ve gürültü ihbarlarının merkez üssü olan en üst katı, yani 4. katı araştırmaktı. Merdivenlerden yukarıya doğru tırmanırlarken her basamakta toz bulutları havaya kalkıyordu. Katlar yükseldikçe, Serkan'ın bahsettiği o leş gibi çürük kokusu daha da keskinleşiyor, genizlerini yakıyordu.

En üst kata ulaştıklarında koridorun tamamen zifiri karanlık olduğunu gördüler. Pencerelerin önü eski tahtalarla kapatılmıştı. Tam koridorun ortasına doğru birkaç adım atmışlardı ki, İnci aniden durdu. Eliyle kalbini tuttu, göz bebekleri titremeye başladı.

İnci: "Bu... Bu da ne? Burada bir şey var... Çok yakınımızda! Ama çok garip, tam olarak ne tarafta ve ne olduğunu net bir şekilde çözemiyorum. Enerjisi sürekli dalgalanıyor!"

Serkan, burnunu t-shirt'ünün yakasıyla kapatarak öfkeyle öne çıktı:

Serkan: "Bu işi hızlıca bitirelim artık, bu koku gerçekten dayanılmaz bir hal aldı! Saklanacak yeri kalmadı!"

Serkan bunu söyler söylemez gözlerini kararlılıkla kırptı ve telekinezi gücünü tüm koridora yaydı. Koridorun sağında solunda duran paslı hastane masalarını zihin gücüyle havaya kaldırıp sağa sola fırlattı, odaların kapılarını yerinden söktü, eski koltukları parçalara ayırdı. Anomaliyi saklandığı delikten çıkarma umuduyla koca katı darmadağın ediyordu.

Aradan sadece birkaç dakikalık bir zaman geçmişti ki, Serkan'ın yarattığı gürültünün ardından koridor ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Derken, koridorun sonundaki karanlık odaların birinden, eski bir televizyon ekranından yükselir gibi cızırtılı, parazitli bir ses gelmeye başladı: “Cızzz... bzzz...”

Hilal korkuyla Selim'in arkasına saklanarak fısıldadı:

Hilal: "Bu... Bu ses de ne?"

İnci'nin gözleri karanlığın içine kilitlenmişti:

İnci: "Anomali... O tam karşımızda, o burada!"

Cızırtı sesleri bir anda ürkütücü, mekanik bir gülme sesine dönüştü: “Hehehe... Cızzz... HAHAHAHA!”

Ve o anda... BOOM!!!

En üst katın yan yana duran tam 3 odasında aynı anda kulakları sağır eden devasa bir patlama meydana geldi! Duvarlar yıkıldı, alevler ve yoğun gri dumanlar tüm koridoru kapladı. Ekip kollarını yüzlerine siper ederek geriye doğru savruldu.

Dumanların içinden ağır adımlarla, tekinsiz bir siluet belirdi. Gri renkli, pürüzsüz ve çelik gibi sert bir teni vardı. Uzuvları jilet gibi keskin ve sivriydi. En korkutucu kısmı ise, tam 2.1 metre boyundaki bu devasa yaratığın boynunun üzerinde koca bir bomba mekanizması duruyordu! Kafası tamamen bir bombadan oluşuyordu ve üzerindeki dijital sayaç kırmızı kırmızı parıldıyordu.

Buğra, gözlerini büyüterek yaratığın kafasına baktı ve içinden geçeni söylemeden edemedi:

Buğra: (Kafasındaki cidden bildiğimiz bomba mı lan? Şaka mısınız oğlum siz, biz bununla nasıl dövüşeceğiz?!)

Serkan, ayaklarını yere sağlam basarak dövüş pozisyonu aldı ve bağırdı:

Serkan: "Anomaliyi sonunda bulduk! Herkes silahını ve tekniğini hazırlasın! Karşımızdakinin E^+ rütbeli bir canavar olduğunu sakın unutmayın, tek bir hatada burayı havaya uçurur!"

Buğra, saniyeler içinde belinden Fikret'ten aldığı o kırmızı hatlı teknolojik AYEB silahını çekip namluyu canavara doğrulttu. Selim, öne fırlayarak iki elini birden yumruk yaptı; anında ellerinin ve kollarının etrafında parıldayan, camsı ve dayanıklı saydam kabuklar oluşmaya başladı. Serkan ise gözlerini tamamen anomaliye dikti, telekinezi gücünü en üst seviyeye çıkarmak için zihnine odaklandı.

Takımın geri plan üyeleri olan İnci ve şifacı Hilal ise, savaşçılara engel olmamak ve kendilerini korumak adına hızla koridorun gerisine, güvenli mesafeye doğru çekildiler. Savaş şimdi resmen başlıyordu!

Savaş alanında ölümcül sessizliği bozan ilk hamle, o devasa gri anomaliden geldi. Yaratık, 2.1 metrelik cüssesine tezat oluşturacak inanılmaz bir hızla ileri atıldı. Hedefinde takımın ön saftaki kalkanı olan Selim vardı. Sağ elini geriye doğru çekip jilet gibi sivri parmaklarıyla Selim'e doğru ölümcül bir pençe darbesi savurdu.

Anomalinin eli Selim'in gövdesine değdiği o saliseylik anda, koridorda kulakları sağır eden küçük ama yoğun bir patlama gerçekleşti! BOOM! Selim, bu ani patlama gücünün etkisiyle havada fırıl fırıl dönerek koridorun beton duvarına çok sert bir şekilde çarptı. Çarpmanın etkisiyle duvarda derin çatlaklar oluştu, neredeyse koca beton blok üzerlerine yıkılacaktı.

Buğra, saniyeler içinde gerçekleşen bu saldırıyı izlerken gözlerini ayırmadı ve durumu analiz etmeye çalıştı:

Buğra: ( Dokunduğu an patlama mı gerçekleşti? Bunun tekniği doğrudan temas ettiği nesneleri havaya uçurmakla mı alakalı?!)

Selim ise çarptığı duvarın dibine çökmüş, acıyla dişlerini sıkıyordu. Sol elini sağ omzuna atarak inledi:

Selim: (Kahretsin... Canavarın elini gördüğüm an tam zamanında omzumun üzerinde saydam bir kabuk katmanı oluşturmuştum. Kabuk darbeyi emdi ama patlamanın şok dalgası o kadar muazzamdı ki yine de sağ omzum yerinden çıktı... Bu anomali cidden sadece E+ rütbeli mi?! Daha yüksek olmasın?)

Arka safta bekleyen Hilal, Selim’in ağır darbe aldığını görünce tehlikeye aldırmadan hızla öne fırladı. Selim'in yanına çöküp iki elini birden onun çıkan omzuna yerleştirdi. Hilal'in avuç içlerinden saniyeler içinde yemyeşil, sıcak ve şifalı parıltılar yayılmaya başladı. Selim'in omzundaki dokular hızla kendini yeniliyor, eklem yerine oturuyordu.

Anomali ise kazandığı ivmeyle durmadı. Şifacıyı ve yaralı tankı tamamen ortadan kaldırmak amacıyla sağ elini yeniden havaya kaldırıp parmaklarında patlayıcı enerjiyi toplamaya başladı. Selim'e ikinci öldürücü darbeyi indirecekti.

Ancak Serkan, tehlikeyi anında sezdi. Gözlerini canavara dikerek zihnini tamamen odakladı. Telekinezi gücünü tüm yoğunluğuyla devreye soktu. Görünmez bir psikşik el, 2.1 metrelik devasa anomaliyi boğazından yakaladığı gibi havaya kaldırdı ve koridorun sonundaki diğer duvara doğru çok sert bir şekilde fırlattı!

BOOM! Yaratık duvara çarptığı an, sırtındaki temas noktasında da bir patlama meydana geldi ve ortalık toz duman oldu. Fakat bu E^+ rütbeli canavar pes edecek gibi değildi. Yoğun gri dumanların içinden hiçbir hasar almamış gibi büyük bir öfkeyle, hırıldayarak fırladı. Gözü dönmüş bir halde, kendisini savuran Serkan’a doğru ölümcül bir darbe indirmek üzere koştu.

Serkan pozisyonunu korumaya çalışırken, Buğra anında araya girdi. Kaybedecek tek bir saniyesi bile olmadığını biliyordu. Fikret'ten aldığı o kırmızı hatlı teknolojik AYEB silahını iki eliyle kavrayıp tetiğe ardı ardına bastı.

Tak! Tak! Silahın namlusundan çıkan özel mermiler havayı yardı. Anomali, refleks bir hamleyle kafasını yana kırarak ilk atıştan kıl payı kaçınmayı başardı. Ancak Buğra’nın ikinci atışı ıskalamadı; mermi tam isabetle yaratığın sol koluna saplandı! Kolundan gri bir sıvı fışkıran anomali, acıyla karışık büyük bir öfkeyle kükredi. Bakışlarını Serkan'dan çekip doğrudan Buğra’ya dikti. Şimdi hedef Buğra'ydı!

Yaratık, güçlü bacaklarıyla yere basıp Buğra'ya doğru hızla koşmaya başladı. Tam önüne geldiğinde havaya zıpladı ve patlamaya hazır o devasa yumruğunu Buğra'nın kafasına indirmek için hazırladı. Ölüm yukarıdan iniyordu.

Tam o esnada Serkan, havada asılı duran canavarı zihin gücüyle yakalayıp bütün gücüyle sağ tarafa doğru savurdu. Buğra da bu saniyelik avantajı kullanarak mükemmel bir refleksle sola doğru takla atıp kaçındı. Canavarın yumruğu boş beton zemine indi ve yerde küçük bir krater açarak patladı.

Tam bu kaosun ortasında, koridorun gerisinde gözlerini kapatmış olan İnci aniden gözlerini açtı ve zafer kazanmış gibi bağırdı:

İnci: "BULDUM!!! Sonunda buldum!"

Serkan, zihin gücüyle canavarı yerde tutmaya çalışırken alnından terler akıyordu, arkaya doğru bağırdı:

Serkan: "Neyi buldun İnci? Çabuk söyle, bunu zapt etmek her saniye daha da zorlaşıyor!"

İnci: "Anomalinin zayıflığını buldum! Dövüşün en başından beri 'Görüş' özelliğimle onun tüm moleküler yapısını, enerji akışını süzüyordum. Bu canavarın tekniği tamamen kimyasal patlamalara ve ısıya dayalı! Vücudu çok sıcak! Eğer onu yüksek miktarda suyla temas ettirebilirsek, kimyasal yapısı çökecek ve patlama tekniği tamamen etkisiz hale gelecek!"

İnci'nin bu kritik istihbaratından sonra Serkan dişlerini sıktı. Ayakları yerden hafifçe kesildi:

Serkan: "Harika bilgi! Hastanenin alt katlarında patlamış ana su boruları vardı. Biraz zor olacak ama telekinezi gücümle en yakındaki o su kaynağından buraya, en üst kata doğru büyük bir su kütlesi getirebilirim! Ama bunu yaparken tamamen savunmasız kalacağım. Beni ne pahasına olursa olsun koruyun!"

Serkan gözlerini kapatıp zihnini hastanenin derinliklerindeki su borularına doğru yönlendirirken, anomali yerdeki kraterden doğruldu. Serkan'ın savunmasız kaldığını fark edip büyük bir hızla onun üzerine doğru atılmaya çalıştı.

Selim: "Sana geçit yok, pislik!"

Omzu Hilal sayesinde tamamen iyileşen Selim, hızla öne fırladı. Teknik enerjisini son damlasına kadar kullanarak tüm vücudunu devasa, yuvarlak ve katmanlı bir saydam enerji kabuğuyla kapladı. Kendisini canlı bir gülle gibi anomalinin önüne attı. Canavar ve Selim'in devasa kabuğu büyük bir gürültüyle çarpıştı!

Çatırrr! Anomalinin yumruğundaki patlama gücü, Selim'in koruyucu kabuğunu saniyeler içinde tuzla buz etti. Ancak Selim pes etmedi. Havada uçuşan ve parçalanan o saydam kabuk kırıklarından jilet gibi keskin, sivri dev bir parça kaptı. Havada dönerek bu parçayı canavarın gri derisine saplamaya çalıştı. Fakat kabuk parçası, anomalinin çelik gibi sert gri derisine çarptığı an un ufak dağıldı. Deride çizik bile açılmamıştı.

Anomali, Selim'in bu çaresiz çabası karşısında parazitli ve mekanik bir kahkaha attı: “Hehehe... Cızzz... Zavallı!”

Yaratık, havadaki Selim'in savunmasız anını yakalayarak sağ tekmesiyle onun göğsüne doğru muazzam sertlikte bir darbe vurdu. Selim acıyla geriye doğru savrulurken, Serkan arkada hâlâ suyu yukarı taşımaya çalışıyordu...

Bölüm sonu

3 yorum