Gölge gibi çöken o uzun gecenin ardından, SAFE-co ana tesisinin devasa pencerelerinden içeriye ilk sabah ışıkları sızmaya başladı. Saat henüz sabahın altısıydı. Grup 42 üyelerinin odalarındaki dijital paneller, kulakları tırmalayan resmi bir alarm sesiyle eş zamanlı olarak parıldadı. Ekranda kırmızı harflerle net bir komut yazıyordu:
"Grup 42 üyeleri, derhal Ana Tesisin arka bahçesinde toplansın. Görev sorumlunuz Eray Bey sizi beklemektedir."
Buğra, yastığının altındaki AYEB silahını kontrol edip beline yerleştirdi, beyaz kapüşonunu kafasına geçirerek odadan çıktı. Bahçeye çıktığında ekibin diğer üyelerinin de çoktan orada toplandığını gördü. Herkesin yüzünde sabahın mahmurluğuyla karışık bir gerginlik vardı. Bahçenin tam ortasında, üzerinde rütbeli SAFE-co üniforması olan, sert bakışlı ve ciddi duruşlu bir adam dikiliyordu. Adımlarla ekibe yaklaşarak boğazını temizledi.
Eray: "Hoş geldiniz Grup 42. Ben Eray. SAFE-co üst yönetimi tarafından bu sabah itibarıyla resmen bir araya getirilmiş bulunuyorsunuz. Fazla vaktimiz yok, doğrudan konuya gireceğim: Size ilk ortak grup görevinizi tebliğ etmek için buradayım."
Buğra, ellerini t-shirt'ünün cebine sokarak öne doğru bir adım attı ve merakla sordu:
Buğra: "İlk görevimiz olduğuna göre... Peki, bu görevin zorluk rütbesi ne olacak?"
Selim, daha önce edindiği tecrübelere dayanarak Buğra'nın omzuna dokundu ve hafifçe öne doğru eğilerek bildiklerini aktardı:
Selim: "Yeni kurulan takımların ilk grup görevleri genellikle tehlikeyi tartmak adına en fazla E- rütbeli olur Buğra. Muhtemelen bize de öyle bir şey verirler."
Serkan da kollarını göğsünde kavuşturmuş bir şekilde Selim'in bu tahminini başıyla onayladı. Ancak Eray’ın yüzündeki o ciddi ve gergin ifade hiç değişmedi. Elindeki dijital dosyayı ekrana yansıtarak soğuk bir ses tonuyla konuştu:
Eray: "Normal şartlarda haklısınız Selim... Ancak üst yönetim sizin için kuralları biraz değiştirdi. Size başlangıç olarak doğrudan E^+ rütbeli bir görev vereceğiz."
Bu açıklama bahçede adeta şok dalgası yarattı. İnci, gözlüklerini heyecanla düzelterek ekrandaki verilere baktı ve endişesini gizleyemedi:
İnci: "Ne?! E^+ mu? İlk görev için rütbesi inanılmaz yüksek! Biz henüz birbirimizin savaş tarzını bile tam olarak görmedik!"
Buğra ise her zamanki dik kafalılığı ve umursamaz tavrıyla omuz silkti, Eray'a bakarak lafı gediğine koydu:
Buğra: "Bu kadar mıydı yani? Sırf bize bir harf ve artı işareti söylemek için mi sabahın bu köründe bizi bahçeye topladınız?"
Selim, Buğra'nın bu çıkışını eliyle hafifçe bastırarak Eray'a doğru döndü ve profesyonelce sordu:
Selim: "Lütfen Buğra'ya bakmayın Eray Bey. Görev hakkında bize teknik detayları ve eldeki istihbarat bilgilerini verebilir misiniz?"
Eray, elindeki cihazdan bir harita açtı ve tesisin kuzeyini gösteren bir noktayı işaret etti:
Eray: "Buraya yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta, yıllar önce terk edilmiş devasa bir bölge hastanesi var. Son birkaç gündür oradan çok gürültülü ve tuhaf patlama sesleri geldiğine dair ciddi ihbarlar aldık. Yaptığımız enerji ölçümlerine dayanarak, içeride tehlikeli bir anomalinin konuşlandığını düşünüyoruz."
Hilal, elindeki şifalı enerji kitini sıkıca kavrayarak araya girdi; aklı hâlâ görevin yüksek rütbesindeydi:
Hilal: "Peki ama oradaki tehlikenin E^+ rütbesi olarak sınıflandırılmasının özel bir sebebi var mı? İstihbarat tam olarak ne diyor?"
Eray derin bir iç çekti ve bakışlarını ekibin üzerinde tek tek gezdirdi:
Eray: "Açıkçası orada güçlü bir anomali olduğu kesin, ancak yetenekleri ve tam gücü hakkında elimizde pek de net bir bilgi yok. Karanlık bir kutuya gidiyorsunuz. Bu yüzden çok net bir SAFE-co talimatı veriyorum: Eğer anomaliyle karşılaştığınızda onun sizden çok daha güçlü olduğunu fark ederseniz, asla kahramanlık yapmaya çalışmayın ve oradan derhal kaçın."
Buğra, bu cevaptan sonra tatmin olmayarak kaşlarını çattı. Şirketin mantığını çözmeye çalışıyordu:
Buğra: "Madem neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz ve işinizi garantiye almak istiyorsunuz... O zaman buraya bizim gibi çiçeği burnunda bir grup yerine, çok daha deneyimli ve güçlü bir elit tim gönderemez miydiniz?"
Eray, Buğra’nın bu haklı sorusu karşısında çaresizce omuzlarını silkti:
Eray: "Emirler doğrudan üst yönetimden, en tepeden geliyor Buğra... Üzgünüm. Ama muhtemel sebebi, SAFE-co'nun çoğu grup görevinde uyguladığı o acımasız kural: Sınırlarınızı zorlayıp içinizdeki gerçek potansiyeli ve teknikleri açığa çıkarıp çıkaramayacağınızı görmek istiyorlar."
Selim, ortamın daha fazla gerilmesini istemeyerek arkasındaki ekibe döndü:
Selim: "Anlaşıldı. O halde burada laf salatası yapmanın bir anlamı yok. Ne kadar erken yola çıkarsak bizim için o kadar iyi olur. Hazırlanın."
İnci, bahçenin kenarında duran teknolojik, siyah camlı araca bakarak sordu:
İnci: "Oraya o araçla mı gideceğiz?"
Eray: "Evet, aracınız hemen şurada hazır bekliyor. Ancak küçük bir detay var; araç tamamen otonom sistemle çalışıyor. Yani şoförsüz bir şekilde sizi oraya götürecek ve görev bittiğinde geri getirecek."
Buğra, otomatik kelimesini duyar duymaz kafasını sallayıp hafifçe mırıldandı:
Buğra: "İyiymiş, harika..."
(İç Ses: Kahretsin be! Arabanın anahtarını kapıp 25 kilometrelik yolda şöyle bir yanlaya yanlaya drift atma hayallerim daha başlamadan tamamen kül oldu... Şoförsüz araba mı olurmuş?!)
Ekip, Eray Bey'in yanından ayrılarak bahçenin kenarında motoru sessizce çalışan siyah araca doğru ilerledi. Yakından bakıldığında aracın cidden garip bir tasarımı vardı; kaportası keskin hatlara sahipti, tekerlekleri gövdeye gömülüydü ve fütüristik bir hava yayıyordu. Ancak aynı zamanda kapı kollarından gıcırtılar geliyor, üzerindeki boyalar yer yer dökülüyordu. Adeta hurdalıktan toplanmış parçalarla yapılmış bir geleceğin arabası gibiydi. Buğra, elini kapının pürüzlü yüzeyine atarak yüzünü ekşitti:
Buğra: "Şaka gibi... Bir araç aynı anda hem bu kadar fütüristik hem de bu kadar dandik görünmeyi nasıl başarabiliyor ya? SAFE-co tüm parayı klonlara yatırmış herhalde."
Selim, aracın arka kapısını zorlayarak açtı ve ekibi yönlendirmek adına ciddi bir ses tonuyla konuştu
Selim: "Laf etmeyi bırak da bin hadi Buğra. Plan belli; 3 kişi arkaya, 2 kişi öne oturacak. Sahada her an tetikte olmalıyız."
Grup, olası bir tehlike anında en mantıklı ve korumacı dizilimi hızlıca yaptı. Ekibin en kırılgan ama en hayati üyeleri olan şifacı Hilal ve istihbaratçı İnci'yi ön koltuklara aldılar. Güçlü kabuk yeteneğiyle Selim, zihin gücüyle Serkan ve belindeki AYEB silahıyla Buğra ise arkadaki dar koltuğa yan yana sıkıştı. Kapılar otomatik bir tıslamasıyla kapandı ve araç şoförsüz bir şekilde, tekerleklerinden yükselen hafif bir uğultuyla tesisten dışarıya doğru hareket etti.


