İçeriğe geç

AYEB: SIFIRDAN SONSUZA

Bölüm 3 · 7 dk okuma

AYEB: SIFIRDAN SONSUZA

Bölüm 3

ANA TESİSE YOLCULUK

Bay Ender, masasının üzerindeki dijital raporları incelerken şaşkınlığını gizleyemedi. Kaşlarını kaldırarak Buğra’ya baktı:

Ender: Vay be... Cidden tek başına, hiçbir destek ekibi veya gelişmiş teknik kullanmadan bir anomaliyi alt etmeyi başardın demek? Etkileyici.

Ender, masasındaki terminale birkaç komut girerek Buğra’nın resmi kayıtlarını güncelledi ve onay kodunu bastı.

Ender: Pekala Buğra, kayıtlarını tamamen onayladım. Artık resmen AYEB timinin bir parçasısın. Bu küçük yerel bina ile işin kalmadı. Buradan sonraki durağın, 3 günlük bir yolculuk mesafesinde olan Ana Safeco AYEB merkezi olacak. Oraya gitmeye hak kazandın. Üstelik tüm yol masrafların da doğrudan şirket tarafından karşılanacak.

Buğra rahat bir nefes aldı:

Buğra: Harika, hem de çok iyi olur.

Bay Ender, koltuğuna yaslanıp ciddi bir ifadeyle devam etti:

Ender: Harika, o zaman dinle. Yarın sabah erkenden yola çıkacak bir görev otobüsümüz var. Şirket kampüsünün içinde senin için bir gecelik konaklama yeri hazırlattım. Bu gece orada kalacaksın. Yarın sabah tam 06:00'da mutlak suretle dışarıda, toplama noktasında hazır ol. Şimdi git ve yolculuk öncesi iyice dinlen. 5. katta senin için ayrılmış bir oda var.

Buğra, hayatını değiştirecek bu fırsat kapısının açılmasından dolayı minnettardı. Saygıyla eğilerek cevap verdi:

Buğra: Çok teşekkürler Bay Ender. Bu fırsatı kesinlikle en iyi şekilde değerlendireceğim.

Buğra odadan çıkıp asansöre yöneldi. 5. kattaki odasına yerleştiğinde, yatağa uzanıp tavana baktı.

Buğra, tüm gün boyunca evinde dinlenip üzerindeki ağır yorgunluğu atmaya çalıştı. Zihni, yaklaşan görevin stresiyle doluydu. Nihayet o büyük gün gelmişti. Sabah saat tam 05:20’de, odanın sessizliğini yırtan keskin bir alarm sesiyle gözlerini açtı. Kalbi göğüs kafesine sığmıyormuşçasına hızla çarpıyordu. Hızlıca yataktan kalktı, banyoda yüzüne çarptığı soğuk su bile içindeki gerginliği almaya yetmemişti. Günler öncesinden titizlikle hazırladığı valizlerini son bir kez kontrol etti. Eksik bir teçhizat ya da kıyafet olmadığından emin olunca, derin bir nefes alıp evinin kapısını arkasından kilitledi. Dışarıda henüz güneş doğmamıştı; sokaklar zifiri karanlık ve soğuktu.

Buluşma noktası olan Safeco Holding binasının devasa ön avlusuna vardığında, yalnız olmadığını gördü. Kendisi gibi çağrılmış, yaşları genç 25 kişi daha orada bekliyordu. Kimse konuşmuyordu. Herkesin yüzünde gergin bir bekleyiş, gözlerinde ise bilinmezliğin getirdiği o amansız korku vardı. Bazıları heyecandan yerinde duramıyor, bazıları ise dualar mırıldanıyordu.

Kısa bir süre sonra, yoğun sisin içinden motorunun derin ve ürkütücü uğultusuyla büyük, zırhlı bir görev otobüsü belirdi. Aracın üzerindeki Safeco amblemi loş sokak lambalarının altında parıldıyordu. Otobüs tam önlerinde durduğunda, hidrolik kapılar tıslayarak iki yana açıldı. İçeriden dışarıya soğuk bir hava dalgası yayıldı. Yolcular sessizce, adeta bir ayindeymişçesine sırayla otobüse binmeye başladı.

Buğra, koridor boyunca ilerleyip arka taraflarda boş bulduğu bir cam kenarı koltuğuna yerleşti. Alnını soğuk cama yaslayıp dışarıyı izlemeye koyuldu. Çok geçmeden, yanındaki boş koltuğa hareketli ve enerjik tavırlarıyla dikkat çeken bir genç oturdu. Buğra, ortamdaki bu boğucu ve kasvetli sessizliği bozmak, biraz olsun rahatlamak amacıyla yanındaki gence döndü

Buğra:Merhaba, adın ne? Benim adım Buğra.

Yanındaki genç, bu samimi hamle karşısında rahatlamış gibi dost canlısı bir tebessümle karşılık verdi:

Selim: Selam! Adım Selim. Tanıştığımıza memnun oldum Buğra. Bu kasvetli ortamda birinin konuşması iyi geldi. E, söyle bakalım; tekniğin ve rütben ne?

Buğra’nın boğazı düğümlendi. Bu soruyla karşılaşacağını biliyordu ama yine de hazırlıksız yakalanmıştı. Biraz çekinerek, sesinin otobüsteki diğer insanlar tarafından duyulmasından korkarak neredeyse fısıltıyla cevap verdi:

Buğra: Aslında... Benim henüz bir tekniğim yok. Rütbem ise F-.

Selim işittiği şeyle şaşkınlığa uğramıştı. Şaka yapıp yapmadığını anlamak ister gibi Buğra'nın yüzünü inceledi. Kaşlarını hayretle kaldırarak sordu.

Selim: Nasıl yani? Bir tekniğin yok mu? Hiç mi? Yani en basitinden bir element manipülasyonu ya da fiziksel güç artışı bile mi tetiklenmedi?

Buğra başını hafifçe öne eğdi, elleriyle oynamaya başladı:

Buğra: Evet, maalesef. Kimlik tespitinde potansiyelim onaylandı ama henüz uyanış sürecimi tam olarak tamamlayamadım. Hücrelerimdeki enerji stabil değil. Bu yüzden somut bir teknik elde edemedim. Peki ya senin durumun ne? Senin rütben ve tekniğin ne?

Selim arkasına yaslandı, yüzünde gururlu ama kibirli olmayan, kendine güvenen bir ton belirdi:

Selim Benim rütbem F+. Tekniğim ise "Kabuk Kontrolü".

Buğra merakla gözlerini açtı, ilk defa böyle bir teknik duyuyordu:

Buğra: Kabuk kontrolü mü? O nasıl bir teknik? Tam olarak ne işe yarıyor?

Selim arkasına yaslanıp anlatmaya hazırlanırken, Buğra heyecanına ve merakına yenik düşerek elini uzattı ve Selim’in omzuna koydu. Tam o saniyede, otobüsün loş ışıkları altında inanılmaz bir şey gerçekleşti: Buğra’nın Selim'in omzuna dokunan kendi eli birden parlamaya, derinlerden gelen tuhaf bir enerjiyle etrafa ışık saçmaya başladı. Bu, Buğra'nın hücrelerinde aylardır uyuyan, o güne kadar hiç ortaya çıkmamış gizli gücünün —yani uyanışının— ilk gerçek adımı, ilk somut kıvılcımıydı. Ancak Buğra bunun farkında değildi. Elinden yayılan ani sıcaklıkla irkilerek elini hızla geri çekti ve panikle avucunun içine baktı. Kalbi küt küt atıyordu. Teninde ne bir yara, ne bir iz, ne de en ufak bir acı vardı. Her şey bir anda olmuş ve bitmişti.

Buğra şaşkınlık ve korku içinde içinden geçirdi: “Hayal mi gördüm acaba? Az önce elime ne oldu öyle? Niye parladı?” Kendi içinde bir şeylerin tetiklendiğini henüz anlayamamıştı, sadece gözlerinin ona bir oyun oynadığını düşünüyordu.

Selim ise Buğra'nın elinin parladığını fark etmemişti; onun ani hareketini ve şaşkınlığını sadece kendi tekniğine verilen heyecanlı bir tepki sanarak anlatmaya devam etti:

Selim: Korkmana gerek yok dostum, bak anlatayım. Havada yuvarlak, saydam kabuklar oluşturabiliyorum. Genellikle bu yuvarlak kabukların içinde dururum; bu sayede dışarıdan gelecek saldırılara karşı bana bir nevi kalkan görevi görürler. Sadece havada da değil, mesela elimin avucunda yoğunlaştırabilirim bu kabuğu. Böylece elimin avucu çok sağlam olur. Yakın dövüşte harika iş çıkartıyor.

Buğra, Selim'in sözlerini dinliyordu ama aklı hâlâ az önce parıldayan ve şimdi normale dönen elindeydi. İçindeki uyanış çoktan başlamıştı ama o bunun ne anlama geldiğini henüz çözememişti...

Buğra hayranlıkla iç geçirdi:

Buğra: Gerçekten güzel teknikmiş... Peki, şu ana kadar kaç görev tamamladın?

Selim arkasına yaslanıp gözlerini tavana dikti, zihninde eski anıları tarar gibiydi:

Selim: Tam sayısını hatırlamıyorum ama kesinlikle 20’yi geçmiştir. Peki ya senin kaç?

Buğra utanarak parmağıyla işaret etti:

Buğra: Sadece 1 tane...

Selim adeta şoka girmişti:

Selim: Cidden mi? Niye o kadar az? Dostum, bu otobüsteki herkes en az 10 görev tamamlamıştır! Dur bir dakika...

Selim cebinden akıllı telefonunu çıkardı ve ekranı kaydırarak "AYEB RANK" isimli, üzerinde askeri amblem olan özel bir uygulama açtı.

Selim: Sende de bu uygulama var mı? Buradan sıralamanı görebilir, geçmiş görev raporlarına ulaşabilirsin. Bak, bu uygulamadaki verilere göre ben toplamda 27 görev yapmışım. Bunların 15’i F- seviye görev, 10’u normal F seviye görev ve 2 tanesi de F+ seviye zorlu görevmiş. Hepsini başarıyla tamamladım.

Buğra, Selim'in yönlendirmesiyle hemen telefonunu çıkardı, uygulamayı indirdi ve kendi kimlik bilgilerini girerek sisteme giriş yaptı. Ekranda kendi profili belirdi.

Buğra derin bir nefes alarak ekrandaki yazıyı okudu:

Buğra: Doğruymuş... Sadece 1 görev tamamlamışım, o da F- rütbesinde.

Selim merakla sordu:

Selim: Peki, F- rütbesindeki güncel sıralaman nedir?

Buğra ekrandaki sayılara bakarken gözlerine inanamadı:

Buğra: Sistemde toplam 15.000 tane F^{-} rütbeli AYEB personeli varmış... Ben ise 14.980'inci sıradayım. Yani neredeyse en dipteyim.

Selim, arkadaşının moralinin bozulduğunu fark edince hemen omzuna dostça vurdu ve durumu açıkladı:

Selim: Hey, hemen enseyi karartma! Unutma ki bu sistemde sadece Safeco çalışanları yok. Dünyanın dört bir yanındaki diğer büyük şirketlerin ve organizasyonların tüm AYEB personelleri de bu ortak havuza dahil. Sayının bu kadar fazla, sıranın da arkalarda olması çok normal. Henüz yolun başındasın. Bu otobüs yolculuğu bittiğinde, her şey ikimiz için de çok farklı olacak.

Otobüs, bilinmezliğe doğru sisli yolda hızlanırken, Buğra elindeki telefona bakıp içindeki uyanmayı bekleyen gücün ne zaman açığa çıkacağını düşünüyordu...

Selim: Özel olarak SAFE-co'dan AYEB'deki güncel sıralamana bakabilirsin. Benim sıralamam, tüm F+ rütbelilerin içerisinde 47.000'de 46.430'uncuyum. SAFE-co genel sıralamasında ise 7.200'de 7.162'nciyim.

Buğra: Benimki ise 3.600'de 3.600'üncüyüm. Yani SAFE-co genelinde tam olarak sonuncuyum...

Selim: Pek, kafana hiç takma bence. Kaydın daha henüz dün yapıldı. Bu çok normal. Yani önümüzdeki 5-6 görevde alacağın başarılar, sıralamanı büyük ölçüde yukarıya doğru değiştirecektir.

Buğra: Tamamdır, teşekkürler.

Bu konuşmanın üzerinden tam 3 gün geçmişti. Uzun, yorucu ve sessiz bir yolculuğun ardından, yeni üyeleri taşıyan otobüs nihayet SAFE-co AYEB Ana Tesisine ulaştı. Tesis, şehrin çok uzağında, adeta devasa bir kale gibi yükseliyordu. Otobüsten inen yeni üyeler, görevlilerin eşliğinde kendilerine ayrılan odalara tek tek yerleştirildi. Buğra da odasına yerleşip üzerindeki yorgunluğu atmak için yatağına uzandı ve dinlenmeye başladı.

Bölüm sonu

1 yorum