Adana’daki o soğuk mezarlık ziyaretinin ardından Rüzgar tam anlamıyla bir harabeye dönmüştü. Direksiyonun başına geçtiğinde gözyaşları görüşünü bulandırıyor, zihninde Gece’nin mezar taşı ile ilk eşi Nur’un hayali birbirine karışıyordu. Yağmurun kayganlaştırdığı yolda hız ibresi giderek yükseldi. Rüzgar’ın kontrolünü kaybettiği araç, savrularak yol kenarındaki bariyerlere şiddetle çarptı.
Hurdaya dönen araçtan çıkarılan Rüzgar, ağır yaralı olarak acil servise kaldırıldı. Ameliyatın ardından yoğun bakıma alınan Rüzgar, komadayken zihninin en karanlık labirentlerindeydi...
Rüzgar’ın Zihnindeki Kâbus:
Rüzgar, etrafı bembeyaz sislerle kaplı, sonu görünmeyen gölgeli bir koridorda yürüyordu. Karşısında aniden ilk eşi Nur belirdi. Nur; yumuşak bakışlı, adeta etrafına huzur saçan, meleksi ve son derece sevecen bir kadındı. Bembeyaz bir elbisenin içinde Rüzgar’a hüzünle gülümsüyordu.
"Nur..." diye fısıldadı Rüzgar, gözlerinden yaşlar süzülerek. "Seni koruyamadım... Hastalığına engel olamadım..."
Nur hafifçe başını salladı, sesi tatlı bir esinti gibi fısıldadı:
"Benim vedam senin suçun değildi Rüzgar... Ama sen benim yokluğumun acısını, canımdan çok sevdiğim o masum kızdan çıkardın. Gece’ye ne yaptın Rüzgar?"
Nur’un silüeti yavaşça sislerin arasında kaybolurken, yerini siyahlar içindeki Gece aldı. Gece’nin sol bileğindeki kesik izi belirgindi, gözlerinde ise pürüzsüz bir soğukluk vardı.
Rüzgar hıçkırıklara boğularak Gece’ye doğru bir adım attı:
"Gece... Affet beni, ikinizi de koruyamadım!"
Gece, Rüzgar’ın yüzüne bakarak buz gibi konuştu:
"Nur sana huzur vermişti Rüzgar, ben ise senin dostun, sırdaşındım. Ama sen ikimizin de hatırasını kirlettin. Şimdi o karanlıkta yalnızsın."
Rüzgar feryat ederek uyanmaya çalışsa da iki kadının gölgesi arasında sıkışıp kaldı.
Aynı saatlerde Mersin’deki kuliste... Hastaneden gelen acil kaza haberi Mira ve Damla’ya ulaşmıştı.
Damla, telefonunu kapattıktan sonra derin bir nefes alıp Mira’ya döndü:
"Mira... Rüzgar kaza yapmış, durumu ağır. Bilinci kapalıyken sürekli Nur ve senin ismini sayıklıyormuş. Gece... Rüzgar’ın ilk eşi Nur nasıl bir kadındı? Seninle yolları nasıl kesişmişti?"
Mira, elindeki gümüş renkli su bardağını sakince masaya bıraktı. Göğsünün üzerindeki Ay ve Güneş kolyesini avucunun içine alıp sıktı. Koyu kahve gözleri uzaklara dalarken sesi pürüzsüz ama buz gibiydi:
"Nur... Dünyanın en iyi, en naif kadınıydı Damla. Rüzgar’la evlenmeden önce benim en yakın dostum, ablam gibiydi. O amansız hastalığa yakalandığında günlerce başında bekledim. Nur, ölmeden önce ellerimizi birleştirip Rüzgar’ı bana emanet etmişti... 'Birbirinize tutunun' demişti."
Mira yerinden kalkıp camdan dışarı baktı. Yüzünde ezici bir soğukkanlılık vardı:
"Nur öldükten sonra Rüzgar o emanete sahip çıkamadı. Nur’un gidişiyle oluşan o devasa vicdan azabını kapatmak için bana sığındı ama zamanla o naif dostluğun yerini bir yıkım aldı. Nur’un hatırasına da, bana da ihanet etti. Şimdi o yoğun bakım odasında hezeyanlar geçirirken hem Nur’un hem de benim hayaletimle savaşıyor. Kendi zihninin yarattığı o zindanda boğuluyor."
Damla, Mira’nın bu soğukkanlı ve acı dolu geçmişini dinlerken ürperdi. Karşısındaki kadın artık geçmişin yaralı kızı değildi; kaderini kendi elleriyle yazan bir kraliçeydi.