İçeriğe geç

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 3 · 6 dk okuma

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 3

VEDA

Karia, evden ayrılacağı o gece, kardeşiyle gizlice ahırın arkasında buluştu. Hava buz gibiydi ve rüzgâr, Karia’nın saçlarını kestiği o paslı bıçağın bıraktığı izleri savuruyordu. Kardeşi ağlayarak ona sarıldı.

"Beni bırakıp gitme," dedi kardeşi, sesi hıçkırıklarla boğuluyordu.

Karia, kardeşinin yüzünü ellerinin arasına aldı. "Seni burada bu kadının ve o adamın insafına bırakmak istemiyorum ama birimizin bu döngüden çıkması lazım. Sen benim hatıramı burada yaşat, ben ise dışarıda bizim hikâyemizi yeniden yazacağım. Eğer dönersem, bir kraliçe veya general olarak değil, senin özgürlüğünü alacak kişi olarak döneceğim."

Bu, kelimenin tam anlamıyla bir veda değil, bir vaatti.

Kışlaya İlk Adım: Sözlü Düello

Karia, krallığın sınırındaki o çamurlu kışlaya yürüyerek tam iki günde gitmişti yolda birileri onu görüp kaçırmasın yada en kötüsü babasına geri vermesin diye yavaş hareket etmişti günlerdir açtı zor ayakta duruyordu oraya vardığındaysa, askerlerin toplandığı avluya kararlı adımlarla girdi. Askerler onu gördüklerinde şaşkınlıkla duraksadılar, bazıları gülerek birbirlerine baktılar. İçlerinden biri, elindeki mızrağı yere dayayıp alaycı bir tavırla öne çıktı: "Burada ne işin var kız? Kayıp mı oldun? “Hayır askeriye kabul için geldim.” “Hey küçük kız Burası kılıçların ve çamurun olduğu yer, evinin mutfağı değil” Diğer yapılı asker “Burada örgü öğretmiyorlar nereden geldiysen bir an önce git. Tabi kaçmış bir kızı kabul ederlerse.”

Karia geri çekilmedi. Gözlerini bir an bile kırpmadan, o askerlerin tam ortasına doğru ilerledi. "Mutfakla işim bitti," dedi sesi avluda yankılanarak. "Burası kılıçların olduğu yer diyorsan, ben de kılıcımı kuşanamaya geldim. Ayrıca ben hiç örgü örmedim prenses gibi büyütülmedim bakıyorum sen bu konuya hakimsin seni kabul etmişlerse benide ederler.” “Seni varya.” Kılıçı çekerek Karianın üzerine yürümüştü hemen Başka bir asker küçümseyerek araya girdi: "Bir kadın? Sen daha zırhın ağırlığını taşıyamazsın, bırak kılıç sallamayı! Eğer ben araya girmeseydim seni böcek gibi ezerdi"

Karia, o askerin gözlerinin içine bakarak gülümsedi; ama bu gülümseme bir nezaket değil, bir meydan okumaydı. "Zırhın ağırlığı mı? Acı Bir ömrü omuzlarında taşımış birine ağırlıktan bahsetmeyin. Ben buraya sizin acımanızı almaya gelmedim; buraya sizinle aynı toprağı, aynı kılıcı ve aynı onuru paylaşmaya geldim. Eğer bu kadar korkuyorsanız bir kadının aranıza katılmasından, belki de o zırhların altında düşündüğünüzden daha az cesaretiniz vardır."

Tam o sırada kışlanın kapısı sertçe açıldı. Komutan Varos içeri girdi. İri bir adamdı sağ gözünün üstünde kılıç izi vardı yaşı epey var gözüküyordu buna rağmen gençlere taş çıkarırdı.

Varos, yıllar önce kaybettiği kızının yokluğuyla derin bir keder taşıyan biriydi asla onu unutamamıştı o savaştayken annesiyle birlikte yatakta ölü bulunmuştu duyduğuma göre kimin yaptığını bulamamışlar. Derlerki varos o günden bugüne her gece sabaha kadar kızı ve hanımı için ağlarmış aradan 20 sene geçmiş asla bir gün bile durmamış gri gözlerini üzerimde gezdiriyordu bunu hissediyordum. Karia'nın o anki dik duruşunda, kızının hiç sahip olamadığı o keskin cesareti gördü belki yaşasaydı benim gibi olmasını isterdi.

Varos yanına yaklaştı. Sesini sadece Karia’nın duyabileceği bir tonda alçalttı: "Buradaki herkes kanla beslenir, küçük kız. Söyle bana, neden bir genç kız, hayatını yok edecek bu cehenneme gönüllü olarak gelir?"

Karia, bir an tereddüt etmeden Varos’un o kederli gözlerinin içine dik dik baktı. "Öncelikle ben küçük değilim gençim ve kızım kabul ediyorum buradaki diğer askerler gibi. Hem Bazı insanlar sadece nefes alarak yaşamaz Komutan, amaçları vardır." dedi üstü kapalı bir sesle. "Bazıları ise içlerindeki yangını söndürmek için bir başka cehennemde yanmayı seçer. Ben de sonumun o cehennemlerden birisi olmasından kurtarıyorum yetmez mi? ."

Varos bir an duraksadı. "Kalk," dedi sertçe. Askerlere dönerek "Eğer yarın sabahki eğitimde ilk çamurda yıkılırsa, o zaman onunla eğlenirsiniz. Ama ayakta kalırsa, o zaman hepiniz bir kadından ders alıyor olacaksınız." Ve yıkılmadım…..

Sarayda Bir İlk: "Alya'nın Kılıcı"

Komutan Varos, Karia’yı saraya getirdiğinde kralın karşısına çıkarken büyük bir kumar oynamıştı. Kral, bir kadının orduda görev almasına şiddetle karşı çıkmıştı ama Varos, krallığın en karanlık günlerinde kazandığı zaferleri hatırlatarak kralın vicdanına ve vefasına dokundu. Kral, Varos’un omuzlarındaki yılların yükünü ve gözlerindeki bitmek bilmeyen yası görerek, ona olan vefa borcundan dolayı bu teklifi kabul etti.

Ancak kral, Varos’u herkes gittikten sonra yanına, taht odasının loş karanlığına çağırdı. Gözlerini, Varos’un içine işleyecek kadar keskin bir şekilde komutana dikti.

"Varos," dedi kral, sesi bir zehir gibi koridorlarda yankılandı. "Senin sadakatinden şüphem yok ama bu kızın üzerinde fazlasıyla titriyorsun. Kendi kızının yasını, bu yabancı kıza bir gölge gibi giydiriyorsun. Ondan korkuyorum Varos; kızının yerine koyduğun bu çocuk yüzünden, görevini unutmandan ve bu krallığın güvenliğini riske atmanadan korkuyorum. O senin kızın değil." “Kralım biliyorum ama yaşasaydı onunla aynı yaşta olacaktı lütfen acılarımı dindirmek için bir fırsat verin ona yapacağım iyiliği kızıma yapıyor müşüm gibi hissediyorum.

Varos’un elleri titredi ama başını eğerek. "Sadece bir şans veriyorum kralım," diye mırıldandı.

Kral elini sallayarak sözünü kesti. "Onun eğitimiyle artık sen bizzat ilgilenmeyeceksin. Hazinedarın oğlu Miran, bu kızı eğitecek. Eğer o kızın ruhunda gerçek bir savaşçı varsa, Miran bunu ortaya çıkaracaktır. Senin ona olan merhametine ihtiyacı yok."

Varos, bu emre karşı çıkmak, o kızı kendi elleriyle korumak istedi. Karia’nın o zorlu geçmişini bilen tek kişi olarak, Miran’ın acımasızlığının kızı parçalayacağından korkuyordu. Ancak kralın o soğuk, sarsılmaz otoritesi karşısında yutkundu. Kendi kızının ölümünden sonra kralın ona olan merhametinin bir sınırının kalmadığını biliyordu. Çaresizce, "Emredersiniz kralım," dedi ve başını eğerek odadan çıktı.

Varos, eğitim meydanına döndüğünde Miran’ı yanına çağırdı. İçinde bir fırtına kopuyordu ama sesini olabildiğince sert tuttu. "Miran," dedi. "Kralın emriyle artık bu kızı sen eğiteceksin. Onun üzerine git, sınırlarını zorla. Eğer tek bir zayıflık gösterirse, acımadan ezip geç."

Miran, komutanının bu garip tavrını fark etti. Karia’nın kralın özel emriyle burada olduğunu duyunca dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi. İçinden, 'Komutanın torpilli kızı demek,' diye düşündü. 'Kralın adını kullanarak buraya kapağı atmış. Onu gerçek bir cehennem bekliyor.'

İki Zıt Kutup: Miran ve Karia

Eğitim meydanına çıktıklarında Karia, adının hep sert ve korkuyla alınan bu adamı merak ediyordu Ordu onu seviyordu çünkü onunla çıkılan seferler zaferle buluyordu aynı zamanda ondan korkarlardıda zalimliğiyle nam salmıştı düşman onu ordunun başında görünce morali bozulurdu buna bizzat şahit olmuştum be o gün gelmişti karşımda. Miran, sarayın korunaklı gölgesinden çıkmış, sanki savaş meydanının kendi doğasıymış gibi orada duruyordu. Hazinedarın oğlu olmanın getirdiği o rafine asalet, üzerindeki siyah deri zırhın içinde bile kaybolmuyordu. Güneşin altında parlayan esmer teni, sanki bir heykeltıraşın elinden çıkmışçasına kusursuz hatlara sahipti. Omuzlarına dökülen simsiyah, hafif dalgalı saçları rüzgârda özgürce hareket ediyor; kehribar rengi gözleri ise baktığı her şeyi bir avmış gibi süzüyordu. Hem bir prens kadar ulaşılmaz hem de bir gladyatör kadar tehlikeli bir aurası vardı; üzerinde adeta "kırılması imkânsız" bir mühür taşıyordu.

Miran, Karia’ya doğru yürüdü. Her adımı toprağa bir ağırlık gibi düşüyor, omuz genişliği meydandaki diğer askerleri silikleştiriyordu.

"Demek kralın ve komutanın o 'ayrıcalıklı' öğrencisi sensin," dedi Miran, sesi alaycı ama derinden gelen bir otorite taşıyordu. "Komutanın hatırı ya da kralın vefası için seni buraya kabul ettiler sanma. Burada torpilin değil, kılıcın konuşur. Seni eğitmek benim için sadece bir angarya; buraya şans eseri geldin, ama şansın burada bitti."

Karia, Miran’ın bu hor gören bakışları altında ezilmek yerine daha da dikleşti. İçinde fırtınalar kopuyordu. 'Benim buralara gelmek için ne bedeller ödediğimi, bir gecede neleri sildiğimi bilmiyor bile,' diye düşündü.

"Torpil mi?" dedi Karia, sesi tüm meydanda çınladı. Gözlerini ona karşı dikerek "Senin gözünde öyle olabilir ama ben buraya, senin o rahat hayatında hayal bile edemeyeceğin zorlukları aşarak geldim. Eğer derdin benim yeteneğimse, çeneni kapat ve kılıcını çek. Seni hayal kırıklığına uğratacak olan ben değilim, senin bu kibrin olacak."

İkisi arasındaki gerilim, meydandaki havayı adeta katılaştırdı. Miran, Karia'nın bu hırçın ve asla boyun eğmeyen cevabı karşısında şaşırdı. Karia, saçının yamuk buyruk kesimler ve üzerindeki o ağır eğitim kıyafetleriyle, Miran’ın alışkın olduğu tüm o süslü saray kadınlarından çok farklıydı; sanki o da Miran kadar sert, onun kadar savaşçı bir ruh taşıyordu. Karianın bu bakışlarından rahatsız olmamıştı onu kızdıranda buydu

“nasıl korkmadan bana karşı gelebiliyordu ve nasıl olurda bu benim hoşuma gitmişti o zaman anlamıştım bir kadında aradığım özelliği buydu Karia idi aradığım o kadın bunu ona söyleyemezdim kendim bile kabul etmek istemezken”

“Karia buradaki yaşama Rekabetin artık başlamıştır”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.