İçeriğe geç

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 2 · 5 dk okuma

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 2

Tozlu yolun başlangıcı

Babamızın umursamaz tavrı, üvey annemiz o keskin dili ve bitmek bilmeyen nefretiyle üzerimize bir karabasan gibi çökmüştü. Evde annemizden bahsetmek ise en büyük yasaktı. Küçük kardeşimizi doğururken birlikte o odada can verdiğini bilirdik ama babamız, sanki annemiz hiç yaşamamış gibi davranır, adının anılmasını bile bir suç sayardı üvey cadı bu yasağı koymuştu babamda izin verdi. Onunun araksından üvey cadı derdik bunu duysa derimizi yüzerdi babam sıkı tembihledi ona anne diyecekmişiz ilk buna isyan eden karia oldu ama cezasını o soğuk odada karanlıkta aç bir şekilde bekleyerek geçti en sonunda karianın inadını kıramayınca ölmesinden de korktukları için üvey anneye anlaşmıştık. Birde Akşam yediden sonra konuşmak yasaktı sadece bizim için geçerliydi yoksa yemek yoktu babam bu kuralı biliyor muydu acaba diye düşünürdük bir baba buna izin vermezdi o yüzden haberi yok derdik. Bu sessizlik, Karia’nın yüreğindeki öfkenin en büyük körüğüydü dayanamayıp babamıza anlattı babam cevap bile vermedi bir an ben yüzündeki mahcubiyeti görmüştüm ama o cadınım sesini duyunca hemen kayboldu o zaman anladık haberi varmış babam bir şey demeden hanımının yanına gitmişti.

O akşam mutfakta, küle dönmüş bir ekmeği bölüşürken Karia ile göz göze geldik. Siyah saçı ve onu tamamlayan gözleriyle çok güzeldi; babamdan bir ara duyduğumuza göre anneme benziyordu. Üvey annemizin sesi, üst kattan bir kırbaç şaklaması gibi geldi: "Sizin gibi beceriksizler yüzünden bu evde huzur kalmadı! Babanızın pisliğini temizlemek yetmezmiş gibi bir de sizinkilerle uğraşıyorum!"

Karia, başını eğdi. Avuçlarının içinde sıktığı nasırlı elleri titriyordu. Bana fısıldadı: "Duydun mu? Bize 'pislik' diyor. Tıpkı annemizin adını bile o evden sildikleri gibi, bizi de silmek istiyorlar."

"Sus," dedim ona, gözlerimle yukarıyı işaret ederek. "Onun istediği bu. Bizi birbirimize düşürmek, gururumuzu kırmak."

O gece yine uyuyamadık. Ablam Karia'nın gözlerindeki nefreti görebiliyordum; eskiden neden derdik, üzülürdük ama artık üzülmüyorduk. Sadece adaletsiz babamızdan nefret ediyorduk.

Karia yatakta bana sarılarak fısıldadı: "Seni buradan kurtaracağım. Nasıl bilmiyorum ama sözüm söz."

(Söz mü?)

(Söz annemin değerlisi.)

Ertesi gün öğleden sonra, güneşin kavurucu sıcağı altında avludaki taşları fırçalarken, içeriden gelen o tanıdık kahkahalarla irkildik. Babamız, üvey annemizden olan küçük oğlunu omzuna almış, ona saray oyunlarını anlatıyordu.

Karia, fırçayı hırsla taşa vurdu. "Duyuyor musun?" diye fısıldadı, gözleri avlunun açık kapısından içeriyi süzüyordu. "Onun için biz, sadece babamızın eski hayatından kalan, tozlu birer hatırayız. Oysa annemizin adını bile anmamıza tahammül edemeyen adam, şimdi kendi yeni hayatına sarılıyor. Onu seviyor, onunla gülüyor, ona en güzel kumaşlardan kıyafetler alıyor. Biz ise... biz sadece bu taşları parlatmak için varız."

"Karia, sus," dedim, korkuyla etrafıma bakarak. "Duyacaklar."

"Duysunlar!" dedi, ayağa kalkarak. Elleri kir içindeydi ama duruşu her zamankinden daha mağrurdu. Karia'nın mermer kadar pürüzsüz teni ve o her şeyi içine hapseden kömür karası gözleri, öfkeyle birleşince ortaya çıkan o ürkütücü güzellik, babamın dahi bir an duraksamasına neden olacak kadar keskindi. "Babamın o çocuklara gösterdiği o şefkat, aslında bizim üzerimize sürdüğü birer leke. O, kendi kanını bile bölmüş, bizi saf dışı bırakmış."

Tam o sırada üvey annem avluya çıktı. Elindeki elbiseyi Karia’nın önüne attı. "Bu lekeyi çıkarmadan yemek yok!" diye bağırdı.

Karia, fırçayı yavaşça yere bıraktı ve doğruca babamızın oturduğu odaya, kapıya doğru yürüdü. Kapıyı tek bir hamlede ardına kadar açtı. İçerideki neşe bir anda buz kesti.

"Baba!" diye bağırdı Karia, sesi tüm bahçede yankılandı. "Neden?"

Babamız şaşkınlıkla ayağa kalktı, yüzünde hem bir şaşkınlık hem de bir öfke vardı. "Ne yapıyorsun sen? Haddini aşma!"

"Benim haddimi değil, senin vicdanını aşan bir durum bu!" Karia, babasının tam gözlerinin içine bakıyordu. "O çocukları sevdiğin kadar bir kez olsun bize dönüp baktın mı? Bizi birer hizmetçi gibi görmekten, bu kadının gölgesinde yok olmamıza izin vermekten başka ne yaptın? Biz senin kızınız! Ama sen bizi, o zindanlarda çürümeye terk ettin!"

Üvey annem haykırarak yanımıza koştu. "Seni küstah! Seni terbiyesiz kız! Yıllarımı size harcayarak geçirdim komşular bedeli bumuydu?"

Karia ona dönüp, "Sen sus!" diye öyle bir kükredi ki, üvey annem olduğu yerde donup kaldı. Babamın suratı kaskatı kesilmişti. O an, evde geri dönüşü olmayan bir köprünün yıkıldığını hepimiz hissettik. Ayağa kalktı; ablama vuracağını ya da en kötüsü onu kapıya atacağını sandım ama tam tersi oldu. Babam arkasını dönüp odadan çıkıp gitti. Üvey annem babamın yarım bıraktığını tamamladı; ablama tokat atmıştı. Erkek kardeşimiz bile korkmuştu o sesten sonra.

(Bir daha bana sesini yükseltirsen bu senin son günün olur.)

Sonra o da çıkıp gitti. O an, evde geri dönüşü olmayan bir köprünün yıkıldığını hepimiz hissettik.

(Abla iyi misin?)

Karia gülümseyerek (Bir şey yok üzülme hepsi geçecek)…..

"Annemin kıymetlisi Seni Kurtaracak Tek Yol Bu"

Ertesi sabah babam bizi karşısına aldı. Gözlerinde artık ne bir sevgi kırıntısı ne de bir baba şefkati vardı; sadece soğuk bir kararlılık mevcuttu.

"Dünkü hareketin..." dedi babam, sesi titremiyordu bile. "Sınırları aştı Karia. Bu evde daha fazla sorun çıkmana izin veremem. Saraydaki bir tanıdığımın, komşu vilayetten gelen bir tüccar var. Yaşça senden büyük, ama senin bu asi ruhunu dizginleyebilecek, sana evinde yer verecek bir adam. Yarın gelip seni isteyecekler. Bu senin için bir şans; ya buradaki hayatına devam edersin ya da gidip onun karısı olursun."

Karia başını kaldırdı. O an, o yaşlı adama gitmenin, üvey annesinin elinde çürümekten daha beter bir zindan olduğunu anlamıştı. Bakışlarında sessiz bir veda vardı.

“Anladın mı?…..karia”

Babam ilk kez adımla seslenmişti genellikle üvey cadı bizle konuşurdu babam iş bile buyurmazdı öylece çekip giderdi yanımızdan şimdi bana kaderime kabullenmek mi düştü? Aynı annemin kaderiydi belki ilerleyen zamanlarda da yazarım.

Üvey cadı araya girip babana cevap versene diye ablama bağırıyordu.

"Anladım," dedi sadece.

Üvey cadı kulağıma yaklaşıp “eğer kardeşininde senin gibi yaşlı birisiyle evlenmesini istemiyorsan bu evden çekip gidersin anladın mı?”

O gece, Karia yatağa uzanmadı. Kardeşine döndü, gözlerinde o paslı bıçağın parıltısı vardı. “Abla onu nerden buldun” “ Bir önemi var mı?” Artık babasının ona biçtiği bu son rolden kurtulmak için tek bir yolu kalmıştı: Kendi hayatının, kendi ordusunun komutanı olmak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.