Valeria Krallığı’nın eğitim meydanlarında geçen aylar, Karia’yı sadece bir savaşçıya değil, keskin hatları ve mağrur duruşuyla hayranlık uyandıran bir kadına dönüştürmüştü. Aylar süren eğitim boyunca saçlarını kestirmeye vakti olmamıştı; şimdi simsiyah saçları ensesinden omuzlarına doğru asi dalgalarla iniyor, yüzünün o sert ve keskin ifadesini karanlık bir cazibeyle yumuşatıyordu.
Miran, eğitim sahasında kılıç talimi yaparken göz ucuyla Karia’yı izliyordu. Karia, rüzgârda savrulan uzun saçlarıyla her hamlesinde bir dansçı zarafetiyle hareket ediyor, kılıcını sanki vücudunun bir uzvuymuş gibi kullanıyordu. Miran, kendi kendine mırıldandı: "Nasıl olur? Bir kadın, bu kadar kısa sürede nasıl bu denli tehlikeli bir kusursuzluğa ulaşır?" Karia'nın o sert kabuğunun altında parlayan bu güzellik, Miran’ın otoritesini sarsıyordu. Oysa Miran, ona karşı hissettiği bu kafa karışıklığını tamamen bir "hazmedememe" ile örtüyor, buz gibi soğuk davranıyordu.
Karia ise içten içe bir fırtınayla boğuşuyordu. Miran'ın o mağrur duruşu, güneşin teninde bıraktığı altın ışıltı ve o sert bakışları, Karia'nın zihninde yer etmeye başlamıştı. “Onun bu kadar kibirli olması beni neden bu kadar çok etkiliyor?” diye düşündü bir akşam yıldızlara bakarken. “Güç ve rütbe benim tek hedefim olmalıydı, aşk değil.” Ancak Miran’ın ona olan mesafeli ve neredeyse düşmanca tutumu, Karia’nın duygularını daha da derinleştiriyordu. Kralın huzurunda Karia’nın başarısı tescillenmişti. Alya Krallığı’nın tarihinde bir ilk olarak, az da olsa gerçek bir rütbe kazandı ve emrine 5 seçkin asker verildi. Bu, Miran için bardağı taşıran son damlaydı.
Eğitim meydanından çıkarken Miran, Karia’nın önünü kesti. "Rütbe, sadece metal bir parçasıdır Karia," dedi, sesi zehir gibiydi; gözleri ise bir anlığına Karia’nın omuzlarına dökülen o uzun, asi saçlara takıldı. "Ama onu hak etmek, ömür boyu süren bir sadakat ve kan gerektirir. Sen ise... sen sadece benim bir oyuncağımsın."
Karia başını dik tuttu. "O zaman oyuncağın seni savaşta geride bıraktığında ne yapacaksın, Miran?"
Miran, Karia’nın o küçümseyici cevabı karşısında bir an donup kaldı; damarlarındaki kanın çekildiğini, öfkesinin ise yerini buz gibi bir ciddiyete bıraktığını hissetti. Karia’nın gözlerinde, kendisinden saklanan bir ateş, bir isyan ve bir komutan kumaşı vardı. Miran, bu kadını bir süredir izliyordu; onun antrenman sahasındaki terini, saçlarının yüzüne düşen o asi tutamlarını, her hamlesindeki o ince hesaplamayı... Ama bu kadar ileri gitmesini, üstelik kralın rütbesiyle meydan okumasını kendine yediremiyordu.”Aslında kendimde yediremediğim kariana olan hislerimdi ona karşı üzgün hissediyordum ona acıdığım için değil ona dokunamadığım yanında olamadığım içindi. Kendime de kızgındım nasıl olurda nereden geldiği belli olmayan acımayla torpille buraya gelen kıza duygu besliyordum bunu ilk defa yaşadığım için korkuyordum ona aşık olurum diye. Ah Karia beni nasıl duruma soktun bir bilsen benim yaban gülüm.
Miran, bir adım daha yaklaştı; aralarındaki mesafe artık bir kılıç boyundan daha azdı. "Savaş, meydanda yapılan bir dans değildir," diye fısıldadı, kehribar rengi gözlerini Karia'nın siyah masum gözlerine kilitlemişti onun o masum bakan saf gözlerinin içine bakarken içimde anlatamadığım fırtınalar kopuyordu. "Orada hata yaparsan, metal parçan seni kurtarmaz. Cesetlerin arasında, o 'rütbenle' birlikte nasıl çürüdüğünü izlemekten başka bir şey yapmayacağım."
Karia, Miran’ın bu tehditkâr yakınlığına karşı bir adım bile geri çekilmedi. O an, hem Miran’ın ona olan bu tuhaf, nefreti andıran ama bir o kadar da takıntılı ilgisini hissetti hem de kendi içindeki o ürpertici arzuyu bastırmakta zorlandı. Kalbi, zırhının altında hızla çarpıyordu.
Karia, Miran'ın bakışlarını üzerinden çekmeden, düz bir sesle cevap verdi: "O halde izle, Miran. Bakalım rütbem mi daha ağır gelecek, yoksa senin o koca gururun mu?"
Ertesi sabah, saraydan emir gelmişti Miran ve varos bu iki komutan kuzeye sefer düzenleyecekti birde not vardı Karia beş askeri ile birlikte bu akına katılacağı yazıyordu Miran bunu okuyunca nefret ve öfke duygusunu bastıramayıp elindeki bardağı hızlıca masaya vurdu artık karia olan duyguları onu kızdırıyordu.
Bir kaç gün sonraAlya Krallığı'nın o devasa savaş gemileri, kuzeyin sisli ve hırçın sularına doğru yelken açtı. Gemi güvertesinde Karia, emrine verilen 5 askeriyle birlikte duruyordu. Bu beş adam, ordunun en dışlanmış, en sert yaradılışlı askerleriydi; Komutan Varos onları özellikle Karia’ya vermişti. Askerlerin her biri, Karia'ya bakarken tereddütlüydü. Karia, onların bu tereddüdünü hissediyordu; bir kadının komutası altına girmek, bu beş sert adam için kabul edilmesi zor bir durumdu. Ancak Karia, onların gözlerine baktığında korku değil, merak gördü; bu, onun için yeterli bir başlangıçtı.
Geminin arka tarafında, Miran kendi subaylarıyla planlarını gözden geçirirken, ara sıra Karia’nın olduğu bölüme bakıyor, kaşlarını çatıyordu. Karia’nın o beş askerle nasıl bir strateji kuracağını bekliyordu; aslında içten içe onun başarısız olmasını, böylece kralın ona verdiği rütbenin geri alınmasını diliyordu. Fakat Karia’nın o askerlerle olan o sessiz, kararlı iletişimi, Miran’ın içindeki o huzursuzluğu daha da körüklüyordu.
Tam o sırada Karia, rüzgârda savrulan uzun saçlarını geriye atarak sert adımlarla Miran’ın odasının kulpunu tutup içeri girecekti ama bunu yaparsam sadece miranı kızdıracaktım. miranın bana olan nefretini bir türlü anlayamıyordum bu yüzden kapıyı vurup miranın içeri gir demesini bekledim gir tok bir sesle demişti bende oda hızlıca girdim. "Komutan," dedi Karia, sesi rüzgârı bastıracak kadar otoriterdi. "Kral'ın emri değişti. Bu baskını sen ve ben, birlikte yöneteceğiz. Bunu ne zaman söyleyecektin bana.”
Miran, Varosa doğru baktı;
“Eminim komutan Varosun bu işte parmağı yoktur.”
“Bizzat ben istedim kraldan. komutan miran bu Karia’ nın kendini göstermesi için iyi bir fırsat. Miran umarım karia ile iyi anlaşırsınız onun burada kalması sana bağlı eğer başarısız olursa onu saray mutfakçısı olarak yada hizmetçisi olarak atayabilirsin. Karianın olduğu tarafa bakarak sesi daha naifçe. “Karia tamamen yetkin olmayabilir ama buraya gelmek için herşeylereni vermek isteyen askerler var kendini göstermen için bir fırsat bunu iyi değerlendir.” “Miran ben odamdayım bir şey olursa oraya gelebilirsin.”
Karia tok bir sesle“Emredersiniz”
Miran cevap vermemişti rütbe olarak aynılardı biri yıllarını vermiş yaşlı bir komutan diğer geleceğin büyük komutanı olarak anılıyordu belkide o yüzden cevap vermemişti.
Varos, miranın cevap vermemesini bekliyor gibiydi hemen uzatmadan odadan çıkmıştı
Miran kehribar gözlerini kısarak ona döndü. "Sana da yeni bir rütbe verdiklerinden haberim yoktu.” “Benimle savaş meydanın olmaktan korkuyorsun dimi seni sönük bırakırım diye.” “ Ah kariam Beni o ateşli savaşın tam ortasına mı davet ediyorsun? Bu kadar mı çok istiyorsun beni yaban gülüm?" diye fısıldadı, sesi karanlık bir arzuyla titreyerek.
Karia, Miran'ın dibine kadar girdi içinden benimle nasıl bu kadar pişkin bir şekilde rahatça dalga geçebiliyor diye kendime kızıyordum cevap bile vermeye değmezdi ama üstüm olunca ve burada kalmam onu iki dudağana bağlı olunca mecburdum buradan zafer ve ganimetle dönersem daha miranla uğraşmak zorunda kalamazdım bu fikirle yüzümde sinsi bir gülümsemeyle bir kaç adım geri çekilip. "Evet itiraf etmenin zamanı gelmişti Seni o cehennemin tam ortasına çağırıyorum, Miran… efendi. Eğer sağ dönersek... o meydanlarda kimin kime diz çöktüreceğini çok ağır ödeyeceksin."
Miran, Karia'nın omuzlarına dökülen saçlarını parmaklarının ucuyla hafifçe kavradı kendine çekip. "Öyle olsun, Komutan…”
Karia saçını komutanın elinden çekip odanın kapısında durup miranın gözlerinin içine bakıp sinirle kapıyı sertçe vurup çıkmıştı normalde başkası yapsa çoktan okyanusun dibine atmıştı ama karia olunca onu durduran bir şey vardı. Miran yorgun bir şekilde Karianın arkasından kendine bile itiraf edemediği şu sözler dökülmüştü“Kuzeyin soğuğu bizi öldürmezse, bu nefret ve tutku bizi çoktan mahvetmiş olacak yaban gülü."