Başımda şiddetli bir ağrı ile uyandım ve tanımadığım bir yatakta olduğumu fark ettim. Panik içinde doğrulmaya çalışırken, kolumdaki serumları hissettim. Kapı tıktıklatılarak açıldığında, içeriye Ceren, Asya ve Barlas girdi. Yüzlerine şaşkınlıkla bakıyordum. Barlas, "Hastamız da uyanmış," dedi. Ceren ve Asya'nın olduğu yöne döndüm ve "Bu şahsın burada ne işi var?" diye bağırdım. Barlas hemen cevap verdi, "Açelyacım, büyük konuşma lütfen. Sabah bana ihtiyacın olmadığını söylemiştin, ama şu an benim sayemde buradasın," diyerek böbürlendi.
"✨️AçElyAcıM✨️ mı? Nereden geliyor bu rahatlık, bu samimiyet? Hayırdır, olum sen?" diye bağırarak yataktan doğruldum. O sırada Ceren ve Asya aynı anda iki tarafımdan koluma girdiler. "Açelya çiçeğim, lütfen sakin olur musun?" diyerek beni tekrar yatağa oturttular. Dilimin damığıma yapıştığını fark ettiğimde, Ceren'e dönüp sordum.
"Ceren, bana su verebilir misin?"
"Tabii ki, Açelya çiçeğim," dedi. Yatak başındaki komodinden suyu bardağa doldurup bana uzattı. Su içtikten sonra bardağı ona geri uzattım. O sırada içeri bir hemşire girdi.
"Açelya Yıldırım?" dedi.
"Buyrun, benim," diye yanıtladım.
"Sonuçlarınız temiz. Serumunuz bitince çıkabilirsiniz," dedi ve odadan ayrıldı.
15 dakika sonra...
Asya, kolumdaki serumu çıkarırken ben de yanda duran telefona bakıp saatine göz attım: Gece 2:00. Bu saatte nasıl eve dönecektik? Barlas’ın arabasına binemeyeceğimize göre, taksiyle gitmemiz gerekecekti.
"Asya, Ceren, ikinizden biri yanına para aldı mı?" diye sordum. Ceren kafasını sallayarak onayladı. İçim rahatladı.
Barlas, "Buraları ben getirdim. Hem buralar tenha, sizi burada bırakmaya içim el vermez," diyerek hala içinin el vermediğinden bahsediyordu. Ne sanıyordu bu adam kendini?
"Eh, iyi madem, ısrar edemeyeceğim. Araba nerede?" diye kapıya yöneldim.
"Açelyacım, en son bana ihtiyacın yoktu, almıyorum seni arabama," dedi Barlas. Sanki biraz haklıydı ama bozuntuya vermedim.
"Hasbama bak, sen! İyi ya, arabana mı kaldık, ver Ceren şu parayı," diyerek parayı uzattım. Başta itiraz edecek gibi olsa da cebinden parayı çıkarıp bana verdi. Diğerlerinden ayrılıp taksi durağına doğru yürüdüm. Nihayet durağa vardığımızda görünürde hiçbir taksi yoktu.
Barlas’tan nasıl kurtulacağımızı hiç bilmiyordum ama insaflı biri olduğum için onu yemeğe davet edecektim. Tam bunları düşünürken karnıma ve ağzımın üstüne bir el kapandı ve kulağıma fısıldadı: "Şşttt!"





