Kolumu hareket ettirmeye çalışsam da o kadar sıkıydı ki kıpırdatamıyordum. "Şimdi elimi çekeceğim ve sakın çığlık atma. Bunu bir tehdit olarak algılama, çünkü seni ikna etmeye geldim," dediğinde, belimdeki eli ve ağzımdaki eli yavaşça çekmeye başladı. Tamamen serbest kaldığımda, Barlas’ı bir hışımla geriye doğru ittiğimde, başta biraz sarsılsa da dengesini korudu. Sanırım bu adama gerçekten çatmıştım ve kolay kolay bırakacağa benzemiyordu.
"Ha, sen kendini ne sanıyorsun? Ben istenmediğim yere gelmem, anladın mı? Bırak artık peşimi! Bir hastaneye getirdin diye havalara girme, söndürürüm o havanı!" diyerek yaklaşan taksiye el kaldırdım. Taksiye binip arka koltuğa kuruldum. Bir süre yolu izledikten sonra geldiğimizi fark ettim. Cebimden parayı çıkarıp şoföre uzattım. Ben kapıyı açarken o da hareketlendi ve kendi kapısını açarak, çok bozuntuya vermeden binaya doğru yürümeye başladı.
Kolunun havaya kalktığını hissettiğimde arkamı döndüm, havadaki kolunu alıp döndürdüm. Ardından diz kapağımla karnına bir kez vurdum. Adam iki büklüm olurken, iki elimi birbirine kenetleyip dirseklerimle sırtına vurdum. Adam anında yere yığıldı. O sırada ileriden üç silüet bana doğru koşmaya başladı. Biraz daha yaklaştıklarında, gelenlerin Asya, Ceren ve Barlas olduğunu fark ettim.
"Ne yaptı o adam sana? Söyle, aynısını ona yapayım!" diye bir anda deli gibi bağırdı Barlas. O ne oluyorsa artık kendini çok önemli sanıyordu. Onun bu havasını indirmem lazımdı. Neyse, bunu sonra düşünürdüm; o yüzden beynimin köşesine not aldım.
"Ha, sana ne oluyor? Anlamadım gitti. Düşsene yakamdan! Daha taşınalı bir gün olmadı, kuyruk gibi peşimi bırakmadın!" diyerek bir yumrukla Barlas’a savurdum. Son anda gerileyerek kurtulmuştu ama böyle devam ederse, böyle bir şansı olmayacaktı. O ise sakin bir şekilde kolunu sıvadı, bir süre satine baktı ve bana döndü:
"Açelyacım, öncelikle saati okumayı öğren. Ben taşınalı bir günü geçmişim. Ayrıca, lütfen sakin olur musun? Az daha o güzel yüzüme yumruklarından geliyordu," dedi, kendini beğenmiş bir şekilde.
"Bak Barlas, sinirlerimi daha fazla bozma, yoksa elimden bir kaza çıkacak," dedim ve bir adım daha öne doğru attım. Tam o sırada Barlas’ın gözlerinde bir öfke kıvılcımı parladı.
"Bak Açelya, benim de bir sabrım var ve o sınırı aşmaya başladın."
"Ben mi sınırları aşmaya başladım? Sabah itibarıyla peşimden koşuyorsun! Daha apartmana bugün taşındın, ya sen kendini ne sanıyorsun?" diyerek göğsüne ittim.
O sırada mahalleyi polis sirenleri ve ambulansın sesi doldurdu. Polis aracı yanımıza yanaştığında kapısı açıldı ve iki polis memuru aşağıya indi. Biri bizim yanımıza, diğeri ise paramedik olan adamın yanına gitti.
"İhbar buradaydı, değil mi?"
"Evet, şu yerde yatan adam bana saldırdı."
"Bizimle karakola gelmeniz gerekiyor," dedi ve ardından bizim için indiği arabanın kapısını açtı. Ardından sürücü koltuğuna geçti. Diğer polis arabası ise ambulansın arkasından gitmeye başladı.
Karakola varana kadar kimsenin ağzını bıçak almadı. Polis arabası durduğunda, karakolun girişindeki polisler bize doğru gelip kapıyı açtı. Ardından sırasıyla; ben, Ceren, Asya ve Barlas arabadan indi. Ardından karakola doğru yürümeye başladık. İçeri girdikten sonra üzerimiz arandı, ardından hepimizi ayrı birer odaya aldılar.
Sorgu odasından çıktıktan sonra, diğerlerini göremediğim için belki öndedirler diye düşündüm ve kapıya ilerlemeye başladım. Çıktığımda orada da olmadıklarını görünce, gözüme kestirdiğim banka oturdum. Şu an o kadar uykum vardı ki şuracıkta uyuyabilirdim diyordum, derken başımda hissettiğim el ile düşüncelerim yarım kaldı.
Gözlerimi açtığımda hala oturuyordum, tek fark oturduğum bank değil, boş bir deponun ortasına konulmuş bir sandalye idi. Hafifçe elimi kaldırmaya çalıştım, bağlı olduklarını fark ettim. Ben burada ne yapıyordum? Neden buradayım ve nasıl gelmiştim?
"Kimse yok mu?" bir süre bekledim, cevap gelmedi. "Kimse yok mu?" sorumu yeniledim. Sabrım iyice tükenmeye başlamıştı. Tam bu sırada kapıda tanıdık iki yüz belirdi: Barlas ve beni kaçırmaya çalışan taksici...
Paremetrik: Acil ambulans bakım teknikeri ve acil tıp teknisyeni
DEVAM EDİCEK...



