ESSİZLİĞİN ARDINDAKİ SES
Ivy, okulun kapısından içeri girdiğinde hâlâ aklını toparlayamamıştı.
Az önce yaşadığı şey gerçek olabilir miydi?
Yol boyunca gördüğü solgun Ay, bir anda kesilen sesler ve zihninin içinde yankılanan o tek kelime…
Sonunda…
Ivy başını iki yana salladı.
“Uykusuzluktan kafayı yiyorum,” diye mırıldandı.
Koridora girdiğinde her şey her zamanki gibiydi. Öğrenciler konuşuyor, dolapların kapakları çarpıyor, birileri sınavdan şikâyet ediyordu. Kimse tuhaf bir şey yaşamış gibi görünmüyordu.
Kimse, zamanın birkaç saniyeliğine durmuş olabileceğini düşünmüyordu.
Ivy sınıfa girdi ve her zamanki yerine oturdu. Çantasını sırasının yanına bıraktıktan sonra pencereden dışarı baktı.
Gökyüzü açıktı.
Ay görünmüyordu.
Tam önüne dönmek üzereyken camda bir şey fark etti.
Bir yansıma.
Kendi yüzünün hemen arkasında, gümüş renkli gözlere sahip bir kadın duruyordu.
Ivy hızla arkasına döndü.
Kimse yoktu.
Yeniden pencereye baktığında yalnızca kendi yansımasını gördü.
Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı.
“İyi misin?”
Ivy, yanında duran sınıf arkadaşına baktı. Kızın yüzünde meraklı bir ifade vardı.
“Evet,” dedi Ivy hemen. “İyiyim.”
Kız omuz silkip yerine döndü.
Ivy ise ders boyunca tek bir kelime bile duymadı. Öğretmen tahtaya bir şeyler yazıyor, sınıftakiler defterlerini açıyordu ama Ivy’nin aklı sürekli aynı görüntüye dönüyordu.
Gümüş gözlü kadın kimdi?
Ve neden kendisine bakıyordu?
Öğle arasına doğru Ivy, okulun arka bahçesine çıktı.
Burası diğer öğrencilerin pek uğramadığı, birkaç ağacın ve eski bir bankın bulunduğu sessiz bir yerdi. Ivy yalnız kalmak istediğinde hep buraya gelirdi.
Bankın üzerine oturdu ve çantasından telefonunu çıkardı.
Annesine mesaj yazmayı düşündü.
Sabah garip bir şey oldu. Sana anlatmam gerekiyor.
Parmakları ekranın üzerinde durdu.
Sonra mesajı sildi.
Annesi zaten son zamanlarda onunla doğru düzgün konuşmuyordu. Üstelik sabah evden çıkarken yüzündeki o tuhaf ifade hâlâ Ivy’nin aklındaydı.
Telefonunu çantasına koyduğu sırada rüzgâr esti.
Ağaçların dalları sallandı.
Ardından…
Her şey sustu.
Kuşların sesi kesildi. Yapraklar havada hareketsiz kaldı. Bahçenin öteki ucunda yürüyen iki öğrenci, sanki görünmez bir el onları durdurmuş gibi oldukları yerde kaldılar.
Ivy ayağa fırladı.
“Hayır… Yine mi?”
Bu kez bunun yalnızca hayal olmadığını biliyordu.
Çünkü bankın üzerinde, az önce orada olmayan küçük bir gümüş ışık parlıyordu.
Işık yavaşça büyüdü. Önce bir nokta, ardından avuç içi büyüklüğünde bir küre hâline geldi.
Ivy geri çekildi.
“Sen de nesin?”
Kürenin içinden ince bir fısıltı yükseldi.
“Ivy…”
Kızın yüzündeki renk soldu.
Ses onun adını biliyordu.
“Beni duyabiliyor musun?” diye sordu fısıltı.
Ivy cevap veremedi.
“Vakit azalıyor.”
Gümüş kürenin yüzeyinde görüntüler belirmeye başladı. Yüksek kuleleri olan bir saray, karanlık bir gökyüzü ve gökyüzünde asılı duran devasa, gümüş bir Ay…
Sonra görüntü değişti.
Taş bir kapı belirdi. Kapının üzerinde Ivy’nin daha önce hiç görmediği bir işaret vardı: İçinden ince bir çizgi geçen hilal.
Kapının arkasından derin, ürpertici bir ses geldi.
“Beni unutmadınız…”
Ivy’nin nefesi kesildi.
Bir anda küre çatladı.
ÇAT!
Gümüş ışık dağıldı ve bahçedeki bütün sesler aynı anda geri döndü.
Kuşlar ötmeye başladı. Ağaçların dalları sallandı. Uzakta bir öğrenci kahkaha attı.
Her şey normale dönmüştü.
Yalnızca Ivy’nin avucunda ince, gümüş bir hilal işareti kalmıştı.
Kız eline baktı.
İşaret birkaç saniye parladıktan sonra teninin altında kayboldu.
Tam o sırada okulun zili çaldı.
Ivy çantasını kaptığı gibi sınıfa koştu.
Artık tek bir şeyden emindi.
Sabah yaşadıkları bir tesadüf değildi.
Ve bir şey, ona ulaşmaya çalışıyordu.
Aynı saatlerde, Lunarya’daki Gümüş Saray’ın en yüksek kulesinde Seraphina, eski bir haritanın önünde duruyordu.
Haritanın ortasında, gümüş zincirlerle çevrili siyah bir daire bulunuyordu.
Dairenin üzerinde tek bir kelime yazılıydı:
NOXAR.
Seraphina parmaklarını haritanın üzerine koydu.
Siyah dairenin çevresindeki gümüş çizgilerden biri solmuştu.
“Hayır,” diye fısıldadı.
Arkasındaki kapı açıldı. Lucien içeri girdi.
“Majesteleri, beni çağırmışsınız.”
Seraphina başını kaldırmadan konuştu.
“Ay’ın seçtiği kız uyanmaya başladı.”
Lucien’in yüzündeki ifade değişti.
“Bu mümkün değil. Koruma büyüsü hâlâ sürüyor olmalı.”
“Artık eskisi kadar güçlü değil.”
Lucien haritaya yaklaştı. Noxar’ın adını görünce bir adım geri çekildi.
“Eğer o uyanırsa…”
“Biliyorum,” dedi Seraphina sertçe.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonunda Lucien sordu:
“Peki kız gerçeği biliyor mu?”
Seraphina gözlerini kapattı.
“Hayır. Ailesi ona hiçbir şey anlatmadı.”
“Ya öğrenirse?”
Kraliçe bu kez ona baktı.
“Öğrenecek. Ama henüz değil.”
Haritanın ortasındaki siyah dairenin içinden hafif bir çatlama sesi geldi.
Seraphina’nın yüzü bembeyaz oldu.
Çünkü bu ses, yıllardır duymadığı bir sesti.
Ay Mührü çatlıyordu.
Ve mührün arkasındaki şey, artık Ivy’nin adını biliyordu.
