*İnsanın kendini en güvende, en güçlü ve evinde hissettiği yer.
Little Mix - Woman Like Me ft. Nicki Minaj
Bu şarkı tam olarak Valen'i yansıtıyor, dinlemenizi öneririm. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen.
Yalnızlık bir boşluktur içimizde; sisli yamaçlarında babalarımızın dev gölgesi dolaşır. Onlar ki, bizde bitmeyen upuzun tiratlardır; yalnızlığın en uzun tarihidir içlerinden gelip geçtiğimiz. Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.
Hasan Ali Toptaş - Yalnızlıklar
Yalnızlık... hoş kelimeydi doğrusu. Şimdiye kadar yaşadığım tüm zorluklarda beni bırakmayan yalnızlık. Etrafımda onca insan varken, kalabalıkların tam ortasındayken bile hissettiğim yegane duygu. Şimdi ise onun kollarındaydım. Etrafım ıssız, kimse yok, ondan başka ve ben yalnız hissetmiyorum. Daha doğru düzgün tanımadığım bir insanın yanında yalnız hissetmiyorum. Onun yanındayken kendimi evimde hissediyorum. Bu beni üzüyor, ona şimdiden bu kadar bağlandıysam eğer nasıl ayrılacağım?
"Gerçekten alabilecek misin belleği merak ediyorum." diye fısıldadı Silas kulağıma. İkimiz kol kola merdivenlere kadar gelmiştik. Misafirlerin geldiği aşağıdaki yüksek gürültüden belli oluyordu. Handan dışarıda ona mesaj atmamı bekliyordu. Sakinleştirici Feyza için hazırladığım özel bardaktaydı. Neyse ki Feyza alkol kullanmıyordu. Bu yüzden onun için ayrı bardak hazırlatmıştım ve sakinleştiriciyi bizzat ben eklemiştim, kimseye güvenemezdim. Planım için her şey hazır gözüküyordu. Fazlasıyla acımasız bir plandı belki ama o belleği alıp babamın nerede olduğunu öğrenmem için başka yol yoktu. Bütün olasılıkları düşünmüştüm, en mantıklısı buydu.
"Bende sözünü tutacak mısın onu merak ediyorum." dedim. Dışarıdan mükemmel bir çift gibi gözüksek de ikimizin içi de yara bere doluydu. Silas ise bu soruyu sorduğum an gerilmişti. Beyimizin bir de güven problemleri vardı anlaşılan.
"Ben her zaman sözümde dururum."
"Göreceğiz." biz bunları konuşurken merdivenlerin sonuna gelmiştik. İçerisi bir hayli kalabalıktı. Yan yana dizilmiş bizi bekliyordu herkes.
En başa doğru ilerledik. Baştaki adam gayet işinde gücünde biri gibi gözüküyordu, güven veren bir profil çizmişti gözümde. Olsa olsa 40-45 yaşları arasında olmalıydı. Silas elini sıktığında fark ettiğim detay düşüncemi tasdiklemişti. Elleri fazlasıyla nasır doluydu, buralara çalışarak gelmişti. Saçları çoktan kırlaşmıştı ama yüzü geç gözüküyordu. Ayrıca elinde alyans yoktu ama alyansın uzun süre durmasından kalan beyazlık vardı. Bu da demek oluyordu ki ya yeni ayrılmıştı ya da eşini kaybetmişti. Yüzündeki mahzun ifadeden eşini kaybetmiş olabileceğini düşünmüştüm ama yakında daha iyi anlardım.
"Nasılsınız Adem Bey" dedi Silas. Demek ki bu Silas'ın geçenlerde bahsettiği adamdı. Silas'ın en güvendiği adamlarından biri. Böyle güven problemleri olan adamlar güvenme duygusunu kazanmak için uzun süre zaman harcamış olmalılardı. Silas ise bu adama güveniyorum dediğine göre gerçekten uzun zamandır beraber çalışıyorlardı. Bu adama dikkat etmem gerektiğini daha şimdiden anlamıştım.
"Çok iyiyim ama beni bir hayli şaşırttığınızı söylemeliyim. Sizin evlendiğinizi duyduğumda asla inanmamıştım ama doğruymuş, tebrikler. Valen Hanım?" dedi bana hitaben. Yüzündeki ifadeden hoşlanmamıştım, sanki Silas'ın evlenmesinin imkansız olduğuna hâlâ emindi. Bu adamın Silas'ın aşık olduğu kadından haberinin olduğuna , aynı zamanda bu evliliğin sahte olduğu bilgisinin henüz elinde olmadığına emin olmuştum bu şekilde.
"Buyurun." dedim resmi bir şekilde. Adam sesimin bu kadar bariton ve hissiz çıktığına şaşırmıştı, bu benim normal halimdi ama. "Sizinle de tanıştığıma çok memnun oldum." dedi. Yapay bir şekilde gülümsedim, evet evet bu adamdan zerre hoşlanmamıştım. Bu evlilikte henüz sahip olmadığım görümce görevini üstlenebilecek biri gibi gelmişti.
Bir yana kaydığımızda bir çiftle yüz yüze geldik. Bu çiftin Kıratlı çifti olmasına olanak vermemiştim. İkisinin yüz ifadesi de fazlasıyla duygu dolu ve pozitif duruyordu. İlk izlenim benim için önemli demiştim ve bu çift bu testten başarıyla geçmişti. Kadın çakma sarışındı ve fazlasıyla uzun boyluydu. Benle neredeyse aynı uzunluktaydı boyu, 1,70'lerde olmalıydı. Sarı saçlarının aksine esmer bir teni vardı, üzerinde ise siyah tonlarında hoş bir elbise vardı. Ayağında ki uzun topuklulardan olsa gerek kocasından birkaç santim uzun duruyordu. Adam ise siyah arkadan toplanmış saçlara sahipti. Onunla alakalı söyleyebileceğim tek spesifik şey ise gözünün altındaki kocaman yara olurdu, onun dışında sıradan bir görünüşü vardı.
"Merhaba." dedi kadın. Kocasına göre daha baskın bir tipe benziyordu, ilerde ittifak yapabileceğim biri olabilirdi.
"Merhaba Kardelen. Valen, Kardelen benim en büyük yatırımcım aynı zamanda da bu şirket kurulurken ki en büyük yardımcım. Kasım Bey size de merhaba." dedi. Adam buna karşılık kafasını sallamıştı. Kardelen'e sadece ismiyle hitap ettiğine göre aralarındaki samimiyet bir hayli fazlaydı. Hayır ne kıskanması canım! Yandan Adem Bey'e baktığımda Silas'ın bu söylediğine bir tık kıskanmış gibi gelmişti. Aralarındaki rekabeti ben bile sezmiştim.
Kafamı sallarken yandaki çifte geçmiştik. Son çiftimizdi, Kıratlı ailesi işte karşımdaydı. Cesur Kıratlı tam da hayal ettiğim gibiydi. Kibirli bakışlarıyla etrafını süzmüş, üstüne üstlük bana üstten bakma cüretini göstermişti, bana! Bu anda tam olarak 'sen bir prensessin bense bir köleyim öyle mi, hah!' diye bağırasım gelmişti.
Cesur Kıratlı ne kadar bana üstten üstten baksa da boyu benle aynıydı. Karısının kızıl olmasına karşın kendisi esmerdi. Bu adamın kızıl ve turuncu saçlılara takıntısı olmalıydı. Tabi biz yan tarafa geçtiğimiz anda Silas'ın gerildiğini hissetmiştim. Buna rağmen o da benim gibi yüz ifadesini sabit tutmada iyiydi. Cesur elini uzattığında ise Silas birkaç saniye beklese de elini sıkmıştı. Cesur'un el iptal. Ben bile ne kadar sert tuttuğunu hissetmiştim. O arada ise Feyza bana bakıyordu. İlk başta sinsi ve kıskanç bir ifadeyle baksa da ben kafamı çevirdiğim an yüz ifadesini değiştirmişti ama bir eve iki cadı fazlaydı.
Beklemeden hızlıca yanında gittim ve sarıldım, evin içindeki kimse benim bu hareketimi beklemiyordu.
"Feyza hanım dur dur... size Feyza diyebilirim değil mi? Sizin büyük bir hayranınızım. Hâlâ burada olduğunuza inanamıyorum." dedim, yüzüme saf bir bakış yerleştirmiştim. Feyza, Cesur Kıratlı ile evlenmeden önce mankendi. Tabi vasıfsız ve fazlasıyla beceriksiz olunca bir şekilde evlenip mankenliği de bırakmıştı. Planım başlamıştı bile.
Feyza'nın bunu dediğim an gözlerinin parıldadığına şahit olmuştum, işte bir insanı neresinden vuracağınızı biliyorsanız daima kazanan siz olursunuz diye boşuna düşünmemiştim. O anda Feyza'nın gözlerinin ardında saklanan sinsi bakış yerini tamamen mutlu bir ifadeye bırakmıştı. Bir insana kendimi sevdirmem de kendimden nefret ettirmem de bu kadar kısa sürüyordu işte.
"G-gerçekten tanıyor musunuz beni?" dedi. Aslında bu kadar mutlu olacağını tahmin etmemiştim ama böylesi daha ok işime gelirdi tabi. Bu işin hâlâ kanayan yarası olduğunu da öğrenmiştim.
"Elbette. Sizinle yüz yüze tanıştığım için o kadar mutluyum ki!" dedim. Bir yandan da titreyen ellerimle ellerini tutuyordum. Sadece yüz ifademle değil vücut hareketlerimle de ne kadar mutlu olduğumu göstermem lazımdı, tam olarak inanması için. Bu arada Cesur karısına 'kedi olalı bir fare tuttun' dercesine bakıyordu. Kardelen de ise daha mutsuz bir ifade görmüştüm. Herkes Feyza ile değil de Kardelen ile daha iyi anlaşacağımı düşünüyordu muhtemelen.
Üzgünüm Kardelen, seninle tam olarak tanışmadan önce küçük bir işim var.
Silas ise hâlâ Cesur Kıratlı'ya öldürücü bakışlar atmakla meşguldü. Benim küçük tiyatromu anlamış olsa gerekti. O sırada Zeyyen Hanım eliyle hepimizi yemek masasına yönlendirdi. Silas ve Adem Bey iki uçta baş köşelere yerleştiler. Ben Silas'ın hemen sağına oturmuştum. Feyza yanıma ve Cesur onun yanına yerleşmişti. Kardelen hanım ve eşi ise karşı tarafıma oturmuşlardı.
Sofra fazlasıyla ihtişam doluydu. Her yer kocaman şamdanlarla ve çiçek buketleriyle doluydu, hoşlanmamıştım. Bu çok da önemli değildi tabi ama konuştukları konular ilgimi çekmeyince etrafı inceler olmuştum.
"Sen ne diyorsun bu konuya, hayatım?" Silas manyağı konuyu dinlemediğimi anlayınca soruyu bana yöneltmişti, tam bir pislikti. Ne diyorlardı en son? Bir binayı almak ile ilgili konuşuyorlardı sanırım.
"Sana tamamen katılıyorum canım." dedim. Canım derken yüzümü buruşturmamak için büyük bir çaba sarf etmiştim. Masanın üzerindeki elimi tuttu ve hafifçe sıktı. Bu adamın benle daha doğrusu söz dinlemeyen kalbimle zoru vardı. Ben şaha kalkan kalp atışlarımı düzenlemeye çalışırken telefonuma yöneldim. Yeterince beklemiştim, yandan yandan izlediğim Feyza çoktan içeceğini içmişti.
Elime kalbime götürdüm ve derin derin nefesler almaya başladım. Bir yandan da diğer elimi sanki tutunacak bir yer bulamamışım gibi Feyza'nın sandalyesine doğru uzattım. Silas "İyi misin Valen?" dedi, sesi bu sefer endişeli çıkıyordu. Muhteşem oyunculuğumla onu bile kandırmıştım. Diğerleri de yalandan bir endişeyle cevabımı bekliyordu.
"İ-iyiyim. Sadece biraz hava almam lazım. Çok özür dilerim geceyi mahvettim." dedim. Hepsi sorun yok dercesine kafalarını sallıyordu. Kardelen ise yanımda gelmeyi teklif edecekmiş gibi duruyordu, hayır Kardelen o kadar planım boşa harcayamazsın.
"İstersen sana eşlik edebilirim, ne dersin?" neyse ki bu soru Feyza'dan gelmişti. Büyük bir felaketten son anda kurtulmuştum. Feyza'ya en başında oynağım küçük tiyatro sonuçlarını vermişti. Sakince kafamı salladım ve ikimiz birlikte ayağı kalkıp dışarı yürümeye başladık. Bir yandan da elimdeki telefonla Handan'a mesaj atmıştım. Büyük buluşmaya geri sayım başlamıştı.
İkimizde dışarı çıktığımızda Feyza'nın kısa süreli kariyerinden konuşmaya başladık. Daha doğrusu o anlattı ben dinledim, pek bir hevesliydi berbat kariyerini anlatmaya. O anlatmaya devam ederken ise bahçenin köşesinden Handan'ın buraya doğru ilerlediğini gördüm. Benim gözüm oraya kaymışken, o da kafasını benim gözümün oraya çevirdi. O anda az önce kendi kabuğuna çekilen nefretin adım adım yerinden çıkışını izledim. Daha çok kaosa ihtiyacım vardı.
"Handan senin ne işin var burada?" dedim. Handan bu hikayede olmayan asistanımı oynuyordu. "Valen Hanım acil bir dur-" cümlesini tamamlayamadan yanımdaki kadınla, Feyza'yla göz göze geldiler. Asıl oyun şimdi başlıyordu.
"Neden durdun? Yoksa Feyza'yla birbirinizi tanıyor musunuz?" dedim şüpheci bir şekilde. Feyza'nın ise gözü Handan'dan başkasını görmüyordu, ona duyduğu nefret düşündüğümden çok daha fazla olsa gerekti. Handan hayır dercesine sallamıştı kafasını, Feyza ise hâlâ transtan çıkamamıştı. "Böyle olmaz, Feyza?" diye seslendim tekrar. Hazır o transtayken ikisini bağrışmaların duyulmayacağı, kameraların kör noktasının olduğu yere çektim. Burayı da önceden hazırlamıştım.
"Sen ne arıyorsun burada?" dedi, sesi titriyordu. Bunlar daha iyi günlerin Feyza Hanım. Yüzümü üzgün bir hale getirdim. Olaylar çirkinleşmeye başlıyordu. Bundan sonrası Handan'ın oyunculuk yeteneğine kalmıştı.
"Ben Valen Hanım'ın asistanıyım. Asıl sen ne arıyorsun burada?" dedi, küçümseyerek. Daha Handan cevabını veremeden Feyza üstüne atlamıştı bile. Handan yerde üstünde de Feyza hummalı bir kavgaya girişmişlerdi. Bense ellerimi iki yandan kafama uzatmış onların göremeyeceği sinsi gülümsememle "Yapmayın!" diye bağırıyordum. Bir dakika içerisinde ise Feyza Handan'ın üstüne bayılmıştı. Sakinleştirici etkisini tam zamanında göstermişti.
Handan hızlıca Feyza'yı üstünden kaldırdı ve duvara çekti. Arkasını döndü ve beni beklemeye başladı. Kimsenin bilmesine izin vermeyeceğim için ona en başında böyle yapmasını söylemiştim. Elbisenin kenarına sakladığım küçük neşteri, kapatıcıyı ve sahte belleği çıkardım. Kol kısmını açtım ve elimle yoklamaya başladım. Küçük çıkıntıyı gördüğümde zaten kenarlarında çizikler olduğunu ancak kapatıcıyla bir güzel saklandığını anladım. Kim olursa olsun böyle bir saçmalığı hakkettiğini düşünmüyordum o yüzden biraz üzüldüm, hemen geçti.
Küçük neşterle belleğin olduğu kısma minicik bir çizik attım. Bu çizik kandan hoşlanmayan beni bile rahatsız etmemişti, o kadar küçüktü. İçindeki tırnağım kadar, ipince belleği çıkardım ve yerine getirdiğim replika belleği koydum. Küçük küçük kanayan çiziğin kanını durdurdum ve kapatıcıyla kapattım, hiç açılmamış gibiydi. Bu benim için iğrenç bir deneyim olmuştu ama neyse ki belasız bir şekilde atlatabilmiştim. Handan da yanıma geldi ve uyanmasını beklemeye başladık.
Biraz sonra Feyza kendine gelmeye başlamıştı. Her şeyi tekrar sakladıktan sonra elimi yanağına getirdim ve yavaş yavaş vurmaya başladım. "Feyza! Feyza uyan lütfen! Allah'ım nasıl oldu bu?" dedim. Şuan henüz tam olarak uyanmasa da bu dediğim muhakkak bilinçaltına işlenecekti. Bir yandan da hafif hafif (!) yanağına vuruyordum.
"N'oldu bana?" dedi tam olarak kendine geldiğinde. Bilinci kendine gelse de vücudu hâlâ sakinleştiricinin etkisineydi yoksa bileğindeki küçük sızıyı hissedebilirdi.
"Siz bir anda kavgaya tutuştunuz bende ayırmaya çalışırken bir anda bayıldın. Cesur Bey'i çağırmadım, özel bir durumdur diye. Yanlış bir şey yapmamışımdır umarım." dedim masum suratımla, ya ne masumdu ama! Feyza'nın yüzünün Cesur dediğim an kararmasını seyrettim.
"H-hayır dediğin gibi özel bir şeydi, teşekkür ederim." dedi. Sesi hâlâ korkulu çıkıyordu, ah Feyza ah ne yaptı bu adam sana? Gözlerini tekrar Handan'a çevirdi, yine saldıracak gibi duruyordu.
Önemli değil dercesine kafamı alladım ve bende kafamı Handan'a çevirdim. "Sen burada ne arıyorsun hâlâ!" diye bağırdım. "Ama-" dediği anda kestim sözünü. "Kovuldun! Evimize gelen konuğuma nasıl saldırırsın. Bir daha gözükme gözüme." diye bağırdım tekrar. Feyza cadısı ise minnettar gibi bakıyordu bana. Onun yüzünü bir de belleğin çalındığını anladığında görmek istiyordum.
"Feyza biraz daha iyiysen içeri gidelim istersen, içerdekiler şüphelenmesin." dedim. O ise sakince kafasını salladı. Koluna girdim ve ayağa kaldırdım. Vücudu daha yeni yeni kendine geliyordu. İkimiz birlikte içeriye girdik, iki süpürgesiz cadı, biri daha fena ama.
🍂
Feyza'yla içeri girdikten sonra yemek faslıydı, kahve faslıydı bittikten sonra sonunda hepsini uğurlayabilmiştik. Ben çoğu zaman konuya müdahil olmamıştım, sohbetleri hiç sarmamıştı beni. Kasım Bey dışında kendisi biraz garip bir kişilikti, kafa adamdı yani. Onla kısa süreli sohbetin hepsinden daha çok sarmıştı beni. Kardelen ve Silas ise anca iş konuşmuştu, yaşlı bunaklar. Feyza'yı da yine bol bol övmeyi unutmamıştım. Benim tamamen suçsuz olduğuma inanmalıydı. Bu yüzden de evden en mutlu ayrılan kişi şüphesiz Feyza olmuştu. Daha sonra muhakkak tekrar buluşmak için sözleştik, yani asla. Cesur Kıratlı'dan bahsetmek dahi istemiyordum, suratsız, sevimsiz bir adamdı vesselam. Kendisiyle olabildiğince az iletişim kurmaya çalıştım, karısını aldatan şerefsiz insanlarla işim olmazdı. Silas ise Cesur'un yüzüne bile bakmamıştı ve buna rağmen Cesur ondan tek bir saniye bile şüphelenmemişti. Silas ona karşı hep böyle olsa gerekti. Adem Bey ise tam olarak mülayim bir adamdı. Sohbet boyunca çok az konuşup bol bol dinlemişti. Eşini talihsiz bir kazada kaybettiğini öğrenmiştim, biraz üzülmüştüm ama hemen geçti. Adem Bey'i kara listeme alacağıma da karar vermiştim bugün. Mülayim adamlardan çok korkardım, onlar içindeki canavarı henüz keşfetmemiş birer kozaydı, bakalım küçük Adem ne zaman bir kelebek olacaktı?
Şimdi odamda oturmuş bilgisayara taktığım belleği nasıl açacağımı anlamaya çalışıyordum, tabi şifrenin yirmi basamaklı olduğunu öğrenmeden önce. Kevin'a ise çoktan mesaj atmıştım.
Kevin benim sadece ki tane gerçek arkadaşım var dediğim cümlede yer alma şerefine ulaşan ikinci kişiydi. Onunla arkadaşlığımız Hilal'den çok çok daha öncesine dayanıyordu. Ben daha babamla o dağ evinde yaşarken küçük kaçamaklarım sayesinde tanışmıştım Kevin ile. Babamın evden ayrıldığı zaman bende evden kaçıp kasabaya inerdim, Kevin de orada babasıyla meyve satardı. Koyu Ankaralı babasının aksine annesi İngiliz'di, bu yüzden de onun ısrarıyla adı Kevin olmuştu. Daha o zamandan belliydi, o bir dâhiydi, gerçek anlamda. Matematiğe karşı ayrı bir yeteneği vardı ama yazılım okumuştu. O üniversiteye yurtdışına gittiğinde ise ayrılmıştık ama daima konuşur haberleşirdik. Şimdi kendisi Google da yazılım danışmanı olarak çalışıyordu. Bu şifreyi çözse çözse o çözerdi.
Kevin halledeceğim diye mesaj atsa da Silas beni odasına çağırmıştı, belleği istiyordu.
Ayağına mı çağırıyorsun beni, gel kendin al.
Diye mesaj atmıştım bende. Biraz daha zaman kazanmaktı niyetim.
Silas: Boşuna uğraşma o arkadaşın da çözemez bu şifreyi.
İşte şimdi bitmiştim. Küçük planımdan haberdar olduğuna göre şifreyi açamayacağımıza emindi. Belleği bilgisayardan çıkardım ve Silas'ın çalışma odasına ilerlemeye başladım, ne olacaksa olsundu artık.
Kapıyı açtım ve Silas tam karşımda masanın kenarına yaslanmış beni bekliyordu, hayır yani bir şey yapmadan bile nasıl bu kadar yakışıklı olabilirdi ki? Ağzımı suyu akmadan önce hızlıca belleği masaya bırakıp karşısına geçtim. Sonrasında ise beklemediğim bir şey oldu.
Silas eline belleği alıp bir iki kere çevirdikten sonra bir hamlede ikiye böldü. Almak için onca plan kurduğum o belleği bir anda ikiye böldü. "Neden?" diye sordum şaşkın bakışlarımla. Sorunun cevabını bile bile başka bir cevap için dua eder olmuştum.
"Bir daha işime karışmaman için," dedi ilk önce, bir adım attı aynı zamanda bana doğru. "Her zaman senden adımlarca önde olduğumu, aynı zamanda da bir nefes arkanda olduğumu anlaman için," bir adım daha attı bana doğru, o kadar yaklaştı ki bir adım geriye gitmek zorunda kaldım. "Senin düşündüğün her şeyi önceden düşündüğüm, attığın adımı çoktan attığımı anlaman için," dedi ve bir adım daha yaklaştı bana ve bu durum ben arkamdaki kitaplığa yaslanana kadar devam etti. Kenara çekilmek istedim ama çoktan iki eliyle küçük kafesinin içine hapsetmişti beni. Dedikleri öylesine etkilemişti ki beni, o kadar beklemiyordum ki bunu ondan, beni hapsettiği küçük kafesten çıkmaya dahi çalışmadım. "Ve Valen, en çokta bu işe bulaşmaman gerektiğini anlaman için." dedi.
Başından beri bunu düşünüyordum. Ona aşık olduğumda beni kendine çeken yakışıklı suratı değildi. Yapılı vücudu, milyon dolarlık kıyafetleri değildi. Beni kendine çeken şey zehir yeşili gözlerinin altında yatan deli ışıktı. İlk başta öyle düşünmüyordum, hayır bende herkes gibi yakışıklı suratına aşık olmalıydım ama şimdi daha iyi anlıyordum. Onunla ilk karşılaştığımda değiştiğinin söylememin nedeni de buydu, o parıltıyı görememiştim.
Şimdi ise daha iyi anlıyordum, o ışık yine gözükmüştü çünkü. Şimdi anlıyordum çünkü gerçek yüzünü ortaya çıkartana ustaca saklamıştı benden o parıltıyı.
'Sen, Pardon 'siz' demeliydim. Siz kaç yüzlüydünüz? Ben yanlışlıkla hanginizi sevdim...'
"Gerçekten birinin benim şirketim bir dosya, hayır hayır bir kelime dahi çıkarabileceğini mi düşündün? Hem de Alaz Gümüşay için?" dedi ve sahte bir kahkaha attı sonrasında. Şaşkınlığımı atmıştım, ellerimle iki yanımda duran ellerini iteklemeye çalışsam da nafileydi.
"Vay vay vay... Silas Soykamer gerçek yüzünü gösterdin sonunda!" dedim ve ellerimle birkaç saniye alkışladım onu. Beni bile kandırmıştı yahu! Bu şovu karşında bana düşen onu alkışlamaktı. Yani tamam beni kandırdığına bir hayli şaşırmış biraz da sinirlenmiştim ama böylesi daha eğlenceliydi.
"Sen daha hiçbir şey görmedin Valen!" dedi ve geri çekilip masanın üzerindekini telefonunu alıp ban uzattı. Bu ne der gibi kafamı uzattım ama cevap vermeden bana almam için telefonu uzatmaya devam etti. Elimden aldım ve ekranda gezindi birkaç saniye gözlerim.
O dakikada şu dakikaya kadar tutunduğum bütün duvarlarım yıkıldı. Nefesim kesildi yere çöktüm ve nefes almak için boğazımı tuttum. Şimdiye kadar hiçbir şey için akıtmadığım gözyaşlarım istemsiz bir şekilde gözlerimden bir şekilde dökülüyordu. Bu eve gelirken ne yaşarsam yaşayayım ağlamayacağım konusunda kendime söz vermiştim... ben ilk defa verdiğim bir sözü tutamamıştım.
Resme ilk baktığımda özel bir hastane odası gözüküyordu ama sonra onu gördüm, babam... onca kablonun arasında bilinçsizce yatıyordu. O uyurken bile tetikte olurdu şimdiyse öylesine savunmasız gözüküyordu ki onu ilk bakışımda tanıyamamıştım.
"N-nasıl?" diye sordum çaresizce, cevap vermeyeceğini biliyordum. Fotoğrafa baktıkça nefesim daha da kesiliyordu, öylesine kötüydüm ki konuşmak bile bana fazlasıyla zor gelmişti. Boğazımda bir yumru vardı ve ne kadar yutkunursam yutkunayım gitmek bilmiyordu. Ben hiç böyle olmamıştım, babam beni öyle bir başıma bırakıp çekip gittiğinde bile. Ben hiç böyle yıkılmamıştım, neredeyse öleceğim anda bile.
"Ben sözümü tuttum Valen, sana fotoğrafını göstereceğimi söyledim ve gösterdim. Bu fotoğraf bir saat önce çekildi. Senin o fotoğraftan hangi hastane olduğunu bulabilecek kadar kurnaz olduğunu biliyorum yani çoktan senin bulamayacağın bir hastaneye sevk edildi bile. Eğer babamdan haber almak istiyorsan sakın geçmişime bulaşma!" benim başkalarına karşı kullandığım kalleş hamleyi kullanmıştı, beni tek zayıf yerimden vurmuştu. İşte şimdi nasıl hissettirdiğini biliyordum.
Ona beni böyle tehdit edemeyeceğimi söylemek istiyordum. Ona aşık olduğum adamın iğrenç bir adam olduğunu, hayatımda ilk kez bütün duvarlarımın böylesini başıma yıkıldığını söylemek istiyordum. Yüzüne koca bir yumruk atmak, ona kocaman sarılmak istiyordum ama yapamıyordum. Boğazımdaki yumru geçmiyordu. Ben... nefes alamıyordum.
Elime ona doğru uzattım, şuan ondan yardım istemek kendimi iğrenç hissettirmişti ama... gerçekten nefes alamıyordum. Silas ilk başta umursamasa da gerçekten nefes alamadığımı görünce elimi tutup ben kaldırmıştı.
"İyi misin?" dedi sakince. Kendimi az sonra ölecekmiş gibi hissediyordum ama yine onun sesi bu kadar umursamaz çıkmıştı, beni zerre takmıyordu. Sadece odasında birinin ölmesini istemiyordu galiba, kendimi bir çöp gibi hissetmiştim. Hâlâ nefes alamıyordum, o anda bana gelebilecek en iyi şeyi yaptım.
Ona sarıldım.
Ona öyle sıkı sarıldım ki, anın şaşkınlığıyla birkaç adım geri gitti. Sanırım o anda gerçekten buna ihtiyacım olduğunu hissetti, sanırım diyordum çünkü artık yaptığı hiçbir hareketten anlam çıkartamıyordum. Beni ittirmedi ama sarılmadı da. Elleri öylece iki yanımda hareketsiz kaldı.
Neden kendimi güvende hissediyordum, neden bu kadar ev gibi hissettiriyordu?
Sonra bir anda aklıma az önce yaşananlar geldi. Bir anda bana yaptıkları, beni bir anda uçurumdan aşağı öylece attığı geldi. Kollarımı hızlıca çektim ve onu geriye ittim, bir santim bile gerilemedi. Sadece gülümsedi, bir pislik gibi.
"Tam bir pisliksin." dedi yüzüne tükürürcesine. Şu bir saatte olanlar o kadar yaralamıştı beni, kendimi bipolar gibi hissetmiştim. Odadan çıkmadan önce sesini duydum.
"Öyleyim."
🍂
Ne olabilirdi? Silas sırf beni kandırmak için babamı bayıltmış böyle bir oyun oynamış olabilir miydi? Babam hiç bir işe burnumu sokmayayım diye Silas'la iş birliği mi yapmıştı? Ya da aklıma getirmek istemediğim şey mi olmuştu? Babam gerçekten o hastane yatağında bilinçsizce yatıyor muydu, yaralanmış mıydı, koma da mıydı?
Aklım o kadar doluydu ki düşünmekten başım ağrımaya başlamıştı. Yatağımda yatmış tavana bakarak olasılıkları düşünüyordum. Realist tarafım tekrardan aktif olmuştu. O vahim olay olduktan sonra odamda kendime saatlerce saydırmıştım. Nasıl kendimi böyle kaptırabilirdim? Hem de bir başkasının yanında, aşık olduğum adamın yanında yapmıştım bunu. Bir daha gardımı böylesine indirmeyeceğime karşı söz vermiştim kendime, bu sözü de tutamayacağımdan emimdim oysa.
Odama girdiğimde ise Cesur Kıratlı olayını biraz daha düşündüm. 'Gerçekten birinin benim şirketim bir dosya, hayır hayır bir kelime dahi çıkarabileceğini mi düşündün? Hem de Alaz Gümüşay için?' Silas beyimiz böyle demişti. O zaman benim yerine sahtesini koydğum bellek de sahteydi. Silas sadece Cesur Kıratlı'ya gerçekten bilgilerin olduğu belleği çaldığını düşündürtmüş olmalıydı.
Düşündükçe daha da çıldıracak gibi oluyordum o yüzden biraz dolaşmaya karar vermiştim. Odanın kapısını açarken karnımın kazındığını fark ettim ve mutfağa da uğramaya karar verdim. Saat şuan gecenin üçü falandı, mutfakta bu saatte kimsenin olmayacağını düşünüyordum. Sallana sallana merdivenlerden inmeye başladım, ne kadar düşünmemeye çalışsam da babamın o hali gözümün önünden gitmiyordu. Bir şeyler yapmam lazımdı ama anlaşılan Silas'ın attığım her adımdan haberi oluyordu. Aklıma tek bir seçenek geliyordu; Alaz Gümüşay. Bu işi çözebileceğim tek çözüm ondan geçiyordu sanki.
Eve geleli birkaç gün olmasına rağmen henüz ne neredeydi bilmiyordum. Mutfağına deneme yanılma yönüyle bulacaktım. Aşağı katta yukarı kata göre daha fazla oda vardı. İki taraftaki uzun koridorlardan sol tarafı seçtim ve oraya doğru yürümeye başladım. Koridorun sağında ve solunda yan yana onlarca oda sıralanmıştı. Koridorun sonunda ise yine büyük bir kapı vardı mutfak orada olsa gerekti. Koridorun onuna yürürken bir odadan fazlaca yüksek bir ses duymuştum. Biri hararetli bir kavgaya tutuşmuş olmalıydı. Merakıma yenik düştüm ve kapının dibine kadar girdim. Kapı hafif bir şekilde açıktı, içeriye küçük bir göz atınca içerideki kişinin bu evdeki tanıdığım diyebileceğim kişilerden olan Armen olduğunu gördüm. Aslında banane değip öylece geçip gidecekken şuan dikkatimi çekecek tek kelimeyi duydum.
"Alaz!"
Bu gerçekten değişikti işte. Kulağımı daha da kapıya yaslayıp duvara iyice sindim. Armen Hanım'ın ne işler çevirdiğini anlamalıydım. Yoksa bu evin içindeki küçük casuslardan biri de öylece burnumun dibinde duran Armen miydi?
"Kız ketumun dibi diyorum sana. Betül gibi değil bu kız. Tam bir cadı!" diye bağırdı. Şimdi emin olmuştum işte. Aşırı keyiflenmeme sebep olmuştu bu olay ama kafam Betül dediği kıza takılmıştı. Betül kimdi? Ayrıca bana cadı dediğini de unutmamıştım, ne cadılığımı görmüştü daha hiçbir şey yapmamıştım ki!
"Alaz uğraşıyorum işte. Yanına kimseyi yaklaştırmıyor, geçen gece Silas'ın odasına girdiğini gördüm sadece." dedi. Anlaşılan bugünü görmemişti, asıl olay bu gece olmuştu oysa.
"Hayır öyle bir şey yok. Kız Silas'a 'hayatım' derken bile yüzünü buruşturuyor." dedi. Karşı taraf aşık mı falan diye sormuş olsa gerekti. Ay Armencim sen yanlış anlamışsın ama, ben Silas Beyimize baya baya aşığımda garezim o kelimeyeydi benim orada.
" Her şeyi söyle diyorsun da geçen milyon dolarlık vazoyu yere atıp kahkaha atmıştı, bunu da mı söyleyeyim?!" diye bağırdı tekrar. Evet öyle bir şey yapmıştım geçen, Silas'ın aşık olduğu kızı düşünüp sinirlenmiştim sinirimi de vazodan çıkarmıştım. Bu kız bu işten hiç anlamıyordu yalnız. Ben olsaydım ebesinin kızlık soyadına kadar öğrenmiştim şimdiye. "Tamam bir şey olursa haber vereceğim biri fark edecek şimdi, kapatıyorum." Ah be Armen çok geç artık küçük sırrına dahil olmuş bulundum, kusura bakmayacaksın artık.
İçeri girdim ve kapıyı kilitleyip ellerimi birbirine sürttüm. Armen bir 'hih' sesi yükselse de beni görünce dut yemiş bülbüle dönmüştü. "Aa Armen tiyatro varmış burada beni niye çağırmıyorsun?" dedim ve kıkırdadım. Asıl eğlence şimdi başlıyordu.
"V-Valen ben-" demesiyle yaklaşıp elimle durdurdum onu. Yaklaşıp kulağına fısıldadım. "Sadece Gümüşay kelimesini duyunca bile çıldıran adama senin Alaz Gümüşay'a çalıştığını söylesem ne olur sence?" yani bunun tahmini çok zor olmasa gerekti. Gözlerinde ki korkuyu gözle görülür şekilde ayırt etmiştim. Kafasını ikiye salladı ve ağzından bir hıçkırık koptu, timsah gözyaşları da yoldaydı.
"L-lütfen söyleme Silas Bey'e, bir daha barınamam hiçbir yerde." dedi bu beni şaşırtmıştı. Şaşırdığım şey söylediği cümle değildi bu cümlenin yalan olmasıydı. Armen yalan söylüyordu. Güvendiği bir şey vardı, bu kız öylesine biri değildi.
"Alaz Gümüşay neyin senin?" dedim gözlerimi kısarak. Bunu beklemiyordu işte. O ağlamaklı yüz ifadesini birkaç saniye de sildi ve kollarını birleştirdi.
"İşte ya! O mıymıy Betül'den on kat iyisin sen kız! Cin gibi kızsın valla he." dedi. N'oluyordu? Beynim error vermeye başlamıştı. Bir günde yaşadığım şok yetmemişti bir de başıma bu kız çıkmıştı.
"Betül kim? Sen kimsin? N'oluyor anlat artık! Konu mankeni gibi kaldım hiçbir halttan haberim yok." diye mırıldandım. Armen kenardaki sandalyeyi aldı ve karşıma koydu, oturdu ve elimi tuttu. "Seninle sulh yapalım tamam mı?" dedi ilk önce, ağzındaki baklayı bir an önce çıkartsa iyi olurdu, sıkılmaya başlamıştım. Kimseyle kolay kolay sulh yapmazdım ama yine en iyi şeyi yapıp yalan söyledim ve kafamı salladım.
"Valen muhtemelen yine karşı karşıya geleceğiz ve sen o zamana kadar benim kim olduğumu öğrenmemelisin. Çok fazla şey var, çok sır var, çok kayıp var. Her şey çok karışık ve sende oradan oraya sürüklenen masum kızsın. Artık eminim ama kendini koruyacağına o yüzden korkmuyorum artık senin için ama şunu bil yakın zamanda hiç hoş şeyler olmayacak." diye saçmalamadı.
"Armen sen konuyu çok yanlış anlamışsın, gerçekten bak. Masum kız ve ben." dedim elimle kendimi göstererek, içten bir kahkaha attım bu sefer. "Neyse bunların bir önemi yok. Sen bana her şeyi sökülüyorsun, şimdi." dedim.
"Yoksa ne yaparsın. Boş tehditler mi atarsın?"
"Armen Armen Armen..." dedim ilk önce. Ben işimi garantiye almadan hareket etmezdim. Armen'i yanımda ilk düşündüğüm zaman da aynen öyle yapmıştım. Tamam Alaz Gümüşay'ın adamı olduğunu anlayacak kadar kapsamlı şeyler olmasa da elbette elimde bir şeyler vardı. Çok fazla uğraşsam da istediğim bilgiye elbette ulaşmıştım.
"Küçük Miraç'ı unutuyorsun herhalde." dedim ve yüzünün morarmasına anbean şahit oldum, güzel duyduydu vesselam. Tek bir sosyal hesabı yoktu ya da silmişti bilmiyordum, bunu öğrenmeme de sağ olsun Kevin yardımcı olmuştu. Çok eski bir Facebook hesabı, hesabın içinde de bir tane resim bulunuyordu; Küçük Miraç ve Armen'in bir fotoğrafı. Küçük Miraç o zamanlar iki ya da üç yaşında olsa gerekti, fotoğraf ise beş yıl önceye ait olduğuna göre küçük Miraç şuan yedi sekiz yaşlarında bir çocuk olmuştu. Bu bilgiyi öğrendiğimde ne şe yarayacağını henüz bilmediğimden kenarda saklı tutmuştum ama demek ki bugüne kısmet olmuştu.
"S-sen nereden biliyorsun bunu!" diye bağırdı, az önce kaybolan korku tekrardan yerleşmişti gözlerine. Yani işte yavaş yavaş tanımaya başlıyordu beni. "Nereden bulduğumu boş ver de biraz Betül'den bahset istersen ne dersin?" dedim. Odaya girdiğimden beri kafam hâlâ oradaydı, sanırım kafamda kurduğum bir ihtimal sürüklemişti beni bu gereksiz meraka.
"Peki madem Valen bunu sen istedin, Betül'ü merak ediyorsun öyle mi?" diye bağırdı tekrar ve dolaba yöneldi, eski bir kutunun içinden bir fotoğraf çıkarttı. Hızlıca yanıma gelip elime tutuşturdu fazlasıyla eskimiş olan fotoğrafı.
Fotoğrafta iki kişi vardı. ilk dikkatimi çeken ise Silas gülümsüyordu, ilk kez. Silas ilk kez bu kadar içten gülümsüyordu, kalbim bir hoş olmuştu yanında ki ayrıntıyı görene kadar. Yanında ise bir kız vardı. Beyaza yakın sapsarı saçları ve masmavi gözleriyle meleğe benziyordu, hayatımda gördüğüm en güzel kız olabilirdi. İkisi kollarını birbirine sarmış kameraya gülümsüyordu.
"Betül...Betül, Silas'ın büyük aşkı!"
_________________________
Bu bölüm Silas'ı biraz daha tanımış olduk. Aşağıya karakterler hakkındaki düşüncelerinizi yazabilirsiniz.
Valen
Silas
Alaz
Bu bölüm aramıza katılan Kevin
Henüz gizemini koruyan Betül
Sonraki bölümde görüşmek üzere...