Eylül'ün telefonundaki mesajdan sonra Defne'nin aklına binlerce soru dolmuştu.
“Eylül… Benden ne saklıyorsun?”
Eylül telefonu kapattı.
“Şu an anlatamam.”
Defne'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Bana güvenmediğin için mi?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden?”
Eylül cevap vermedi.
Bu sessizlik Defne'nin canını acıttı.
“Beni korumaya çalışıyorsan, bunu istemiyorum.”
Eylül başını kaldırdı.
“Defne, mesele sen değilsin.”
“Tam olarak mesele benim.”
Defne ayağa kalktı.
“Çünkü artık hayatında bir yerim var. Bana bir şey olduğunda yanında olmamı istiyorsun ama önemli bir şey olduğunda beni dışarıda bırakıyorsun.”
Eylül'ün gözleri doldu.
“Ben sadece seni bu işe karıştırmak istemiyorum.”
“Belki ben karışmak istiyorum.”
“Hayır!”
Eylül'ün sesi kütüphanede yankılandı.
İkisi de sustu.
Eylül derin bir nefes aldı.
“Özür dilerim.”
Defne gözlerini kaçırdı.
“Ben de.”
Sonra çantasını aldı.
“Biraz yalnız kalmam gerekiyor.”
Eylül onu durdurmadı.
Defne kütüphaneden çıktığında Eylül olduğu yerde kaldı.
---
Ertesi gün ikisi de konuşmadı.
Defne, Eylül'ün yanından geçerken başka tarafa baktı.
Eylül de onu rahatsız etmedi.
Fakat öğle arasında Defne, kütüphaneye girdiğinde masanın üzerinde bir zarf gördü.
Üzerinde adı yazıyordu.
Defne.
Zarfı açtı.
İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.
Eylül yazmıştı.
“Sana anlatmadığım şey, senden saklamak istediğim bir sır değil. Sadece geçmişimin seni incitmesinden korkuyorum.”
Defne okumaya devam etti.
“Ablam gittikten sonra kendimi suçladım. Sonra hayatıma giren insanları da kaybetmekten korkmaya başladım. Sen geldiğinde ilk kez bu korkuyu unutabildim.”
Defne'nin gözleri doldu.
Mektubun sonunda ise şu cümle vardı:
“Sana güvenmediğim için değil, seni kaybetmekten çok korktuğum için sustum.”
Defne mektubu kapattı.
Tam o sırada kütüphanenin kapısı açıldı.
Eylül içeri girdi.
İkisi göz göze geldi.
Defne bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
“Bunu neden yüzüme söylemedin?”
Eylül başını eğdi.
“Korktum.”
“Benden mi?”
“Hayır.”
Eylül ona baktı.
“Kendimden.”
Defne'nin öfkesi yavaş yavaş kayboldu.
“Benden uzaklaşınca daha çok korkuyorum.”
Eylül'ün gözleri doldu.
“Biliyorum.”
“Bir daha böyle yapma.”
“Yapmam.”
Defne mektubu masaya bıraktı.
“Bana her şeyi bugün anlatmak zorunda değilsin.”
Eylül şaşırdı.
“Ama?”
“Ama bir gün anlat.”
Eylül başını salladı.
“Söz.”
İkisi birkaç saniye sessizce birbirine baktı.
Tam aralarındaki kırgınlık bitmiş gibi görünürken Eylül'ün telefonu yeniden çaldı.
Ekrandaki mesajı gören Eylül'ün yüzü bembeyaz oldu.
Defne hemen sordu:
“Ne oldu?”
Eylül telefonu ona uzattı.
Mesajda yalnızca şu yazıyordu:
“Yarın her şeyi anlatacağım.”
Eylül telefonu kapattı.
Ve ikisi de bunun geçmişte bıraktıkları sandıkları hiçbir şeyin aslında bitmediği anlamına geldiğini anladı.