İçeriğe geç

Avukat.

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Avukat.

Bölüm 2

1.Bölüm: Adaletin İlk Yarası.

Yalanlar olmasın, beklemem fazla kifayet.

Ben durursam şeytan durmaz, olmaz hiç adalet.

Dünyayı değiştireceğimize hiç inancın yok mu?

İnsan dediğin bir çuval etten mi ibaret? 🎼

​Her insanın hayatında öncelikleri, yasakları, yalanları ve gerçekleri olur. Onur Mete Kayhan da bu insanlardan biriydi. Adalet için savaşan, gerekirse bu uğurda canıyla kumar oynayabilecek bir adam... Tabii söz konusu, hayatındaki o sarsılmaz "istisnalar" olmadıkça.

​İnsanların güçlü yanları kadar, zayıf noktaları da vardır. Onur ne kadar çelikten bir iradeye sahip görünse de, ruhunda derin gedikler taşıyordu. Bu zayıflıkların gelecekte başına neler açacağından, kaderin ona ne bahşedeceğinden henüz tamamen habersizdi.

​Onur Mete’nin avukatlık tutkusu, gelip geçici bir heves değil; yaşananların ruhunda bıraktığı o silinmez izin bir sonucuydu. İçindeki adalet duygusunu doğuran, o kara gündü. Adalete aç bir ülkede yaşadığını, o gün iliklerine kadar hissetmişti.

​On altı yaşındaydı Onur... Doğruların hatalarla karıştığı, dünyanın hala toz pembe göründüğü o çocuksu eşikteydi. Ama hayat, ona bu coğrafyanın adalete ne kadar muhtaç olduğunu en acı yolla öğretti. Ablası Canan yirmi dokuz yaşındaydı; beş yıl önce kurduğu yuva, aslında onun sessiz mezarı olmuştu. Şiddetli bir kavganın ardından baba ocağına sığınmış, boşanmak istediğini dile getirmişti. Ailesi arkasındaydı ama hiçbiri, bu kararın Canan’ın sonu olacağını tahmin edememişti.

​O gün Canan, sadece ihtiyaçlarını karşılamak için evden çıkmıştı. Bunun, o kapıdan son çıkışı olduğundan habersizdi. Bir süre sonra izlendiğini fark etti. Önce anlamsız bir his olduğunu, aklının ona oyunlar oynadığını sandı. Keşke öyle olsaydı... Ama arkasındaki gölge, beş yıl aynı yastığa baş koyduğu, şimdi ise elindeki o soğuk bıçağı saklayan Vedat’tı.

​Aniden vuran ilk bıçak darbesiyle hafif bir sızı hissetti, ikinci ve üçüncü darbelerle dünya bulanıklaştı. İlk nefesini annesinin kollarında alan Canan, son nefesini eskiden sevdiği adamın nefret dolu bakışları altında vererek bu dünyaya veda etti.

​Eskilerin bir misali vardır: "Acı haber tez yayılır." Öyle de oldu; haber kısa sürede ailesine ulaştı. Anne ve babası yıkılmıştı. Peki ya Onur? O, birini kaybetmenin yakıcı sızısını ilk kez o gün tattı. Sadece ablasını değil; oyun arkadaşını, en iyi dostunu, sırtını yasladığı koca bir dağı kaybetmişti.

​Dava açıldı. Aile, kızlarının katiline —damat demeye utandıkları o adama— hesap sormak için her şeyi yaptı. Lakin o terazi yanlış tarttı; Vedat yalnızca beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. O gün Onur ve ailesi, bu ülkede adaletin sadece dillerde dolanan bir kelime olduğunu anladı. Onur o gün kendine bir söz verdi: Avukat olacaktı. Belki her şeyi değiştiremezdi ama masumların hakkını sonuna kadar savunacaktı.

​Şimdi o, birçok insanın nefret ettiği, düşman bellediği bir avukat. Meslektaşları onu bazen "saldırgan" ya da "mantıksız" buluyor; çünkü konu haksızlık olunca rakiplerine karşı hiçbir kural tanımıyor. İşinde usta, kararlarında ise keskin.

​Onun için bu hayatta üç kutsal kriter var: İnanç, Gerçek ve Adalet. Çünkü kendinize inanmazsanız, gerçekleri öğrenip adaleti sağlayamazsınız.

​Ne demiş Əbu Turxan:

​"Ədalətsizlik - mərdin ibadət məqamında namərdin əlinə qılınc verməkdir."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.