İçeriğe geç

Avukat.

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Avukat.

Bölüm 3

2.Bölüm: Vicdanın Mesaisi.

Sabahın ilk ışıkları perdenin aralığından süzülüp odanın sessizliğini usulca dağıtırken uyandım. Şehir henüz tam anlamıyla ayılmamış, sokaklar o mahmur sessizliğini koruyordu. Mutfağa geçip makineyi çalıştırdığımda yükselen taze kahve kokusu, günün geri kalanındaki karmaşaya karşı aldığım ilk derin nefesti. Kahve kupasını avuçlarımın arasına alıp camın kenarına geçtim. İlk yudumla birlikte zihnimdeki o puslu düşünceler yavaş yavaş berraklaşmaya, yerini berrak bir odaklanmaya bırakmaya başladı. Bu kısa sükunet anları, aslında hayatın bitmek bilmeyen fırtınalarına karşı sığındığım küçük bir liman gibiydi. Ne saatin tiktakları ne de dışarıdaki sessizlik beni rahatsız ediyordu; sadece o anın ve kahvenin damağımda bıraktığı sert tadın keyfini sürüyordum.

​Evden çıkmadan önce, zihnimi günün getireceği ağırlıklara hazırlamak için spor salonuna uğramayı ihmal etmedim. Spor benim için hiçbir zaman zorunluluk değil, aksine kafamı boşalttığım, sadece kendimle kaldığım bir nefes alma alanıydı. Demirlerin o soğuk direnciyle yüzleşirken kaslarımda hissettiğim o ince ve rahatsızedici sızı, hayatta olduğumu ve hala mücadele edecek gücümün kaldığını hatırlatıyordu. Ağırlıkları kaldırırken zihnimdeki dağınık fikirlerin de bir düzene girdiğini fark ediyordum. Egzersizlerimi bitirip duşun altına girdiğimde, suyun her damlasıyla birlikte üzerimdeki o sabah mahmurluğu da akıp gitti. Spor salonundan çıktığımda hem bedenim hem de ruhum, o gün adliye koridorlarında ve ofis masasında vereceğim mücadeleler için tazelenmişti.

​Ofisin kapısından içeri adım attığımda, beni karşılayan o tanıdık eski kağıt kokusu ve mürekkeb izleri aslında ait olduğum yeri temsil ediyordu. Masamın üzerinde birikmiş olan dosyalar, dışarıdan bakıldığında sadece birer kağıt yığını gibi görünebilir; ama benim için her biri çözülmeyi bekleyen, içine girilmesi gereken birer hayat hikayesiydi. Koltuğuma yerleşip günün ilk evrakını elime aldığımda, o kağıtların sadece yüzeyindeki yazıları değil, satır aralarına gizlenmiş olan gerçekleri aşkar etmeye çalışıyordum. Müvekkillerimle yaptığım görüşmelerde onları sadece dinlemekle yetinmiyor, kelimelerin ardındaki o titrek hakikatleri süzüp çıkarıyordum. İnsanlara hiçbir zaman sahte umutlar ya da süslü yalanlar vermedim; çünkü adaletin en büyük düşmanı, vakti gelince yıkılacak olan o çürük hayallerdi.

​Öğle arası geldiğinde, zihnimi bir anlığına dinlendirmek ve şehrin karmaşasını yukarıdan izlemek için kahvemi alıp balkona çıktım. Aşağıda akan hayat, devasa bir canavarın hırıltısını andıran o bitmek bilmeyen uğultusuyla devam ediyordu. İnsanlar bir yerlere yetişme telaşındaydı, bense o an sadece elime yeni ulaşan davanın detaylarına odaklanmıştım. Rüzgar yüzümü yalayıp geçerken, dosyayı zihnimin o en tenha sorgu odasına çektim. Sayfaları sadece okumakla yetinmiyordum; her bir cümleyi, her bir virgülü sanki karşımda terleyen bir sanık varmış gibi didik didik ediyordum. Deliller arasındaki o küçük ama hayati çelişkileri bir neşter titizliğiyle deşiyor, o saklanan tek bir gerçeği bulana kadar dosyanın yakasını bırakmıyordum. Bu zihinsel çarpışma, dışarıdaki şehrin gürültüsünden çok daha şiddetli, çok daha derindi. O anlarda zamanın nasıl geçtiğini, kahvemin ne ara soğuduğunu bile fark etmiyordum.

​Güneş yavaş yavaş batmaya yüz tutup gökyüzü o eşsiz kehribar rengine büründüğünde, öğleden sonraki yoğun iş trafiğini ve bitmek bilmeyen telefon görüşmelerini geride bırakarak eve doğru yola koyuldum. Şehrin ışıkları birer birer yanarken, arabanın camından akan o pırıltılı manzarayı izlemek yorgunluğumu bir nebze olsun hafifletiyordu. Eve vardığımda, günün tüm ağırlığını kapının dışında bırakmaya çalışarak akşam yemeğimi yedim. Ancak benim mesaim, o beyaz kağıtlar susana kadar bitmezdi. Yemekten sonra çalışma masamın üzerindeki loş lambayı açtım; sarı ışık masanın üzerine düşerken yeni gelen dosyaları önüme serdim. Gecenin o derin ve sağır edici sessizliği, karmaşık delillerin arasındaki düğümleri çözmek için en iyi müttefikimdi. Her sayfada bir ipucu, her ipucunda bir haksızlığın lekesi vardı.

​Saatler gece yarısını geçtiğinde ve zihnimdeki o son düğümü de çözdüğümde, dosyaları yavaşça kapattım. Vücudumun her hücresinde hissettiğim o tatlı yorgunluk, aslında verimli geçmiş bir günün en dürüst ödülüydü. Masadan kalkıp pencerenin önünde durdum ve uyuyan şehre baktım. Kendi doğrularımla inşa ettiğim bu günü, hak edilmiş bir huzurla noktalamaya hazırdım. Yatağa uzandığımda zihnimdeki son düşünceler de yavaş yavaş silindi. Bir günü daha geride bırakmanın verdiği o mağrur sakinlikle, uykunun şefkatli karanlığına kendimi bıraktım. Biliyordum ki, yarın güneş doğduğunda adalet yine birilerinin vicdanına ve insafına muhtaç olacaktı; ben ise o mağduriyyetlerle mücadeleye devam etmek için yine orada olacaktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.