Araba müstakil evin bahçesinin dışına gecenin sessizliği eşliğinde park edildi. Kai kafasını yana çevirerek uyuyan Lina'ya baktı. Onunla ilk karşılaştığında gözlerinin altındaki halkalar düzgün uyuyamadığını göstermişti. Kendi evinde ruhun verdiği rahatsızlıklar yüzünden doğru düzgün uyuyamamıştı. Bunu kolaylıkla fark eden Kai, eve gelene kadar kızı uyandırmamıştı. Şimdi ise eve geldikleri için uyandırmak zorundaydı.
Kendi emniyet kemerini çözdükten sonra ona döndü. Kolunu dürterek adını seslenmeye, onu uyandırmaya çalıştı. "Lina... uyan hadi," Birkaç kez daha seslendiğinde Lina olduğu yerinde kıpırdanmış ve gözlerini yavaşça aralamıştı. Ela gözleri önce karşısındaki genci buldu. Ardından arabada dolaştı. Yeni uyandığı için nerede olduğunu, neden burada olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Uykunun getirdiği uyuşukluktan çıktığında aklına uyumadan önce gördüğü hareket eden kuş dövmesi geldi, etrafta dolaşan gozlerinin en son durağı Kai'nin boynu olmuştu.
Boynunda mürekkep izi bile yoktu. Uykuyla uyanıklık arasında hareket ettiğini gördüğü için emin olamıyordu. Belki de ona öyle gelmişti lakin orada kuş dövmesi olduğuna emindi. Şimdi ise baktığı deride hiçbir şey yoktu. Bomboştu. Bir anlığına yanlış tarafa baktığını düşündü ama hayır, sağ tarafta görmüştü.
Kai'nin dikkatinden boynunda gereğinden fazla oyalanan bakışlar kaçmamıştı. Kızın boynuna bu kadar çok bakması kaşlarını çatmasına sebep olmuştu. Yara mı olmuş acaba? Diye düşündü. Lina gözlerini ondan çekerek arabanın camından dışarı baktı. Gördüğü tek katlı beyaz evle bozuk çıkan sesiyle konuştu. "Geldik mi?"
Kai onu onayladı. "Geldik." Lina kemerini çözmeye yeltendiğinde Kai dikiz aynasından boynunu kontrol etti. Bir sey yoktu, yanındaki kız niye incelemişti ki?
"İneyim mi?" Düşüncesinden duyduğu soru ile sıyrılıp sorunun sahibine döndü. "İnebilirsin." O arabadan inerken Kai de arka koltuktaki Lina'nın sırt çantasını alarak arabadan indi. Lina kapıyı kapattığında yan tarafında bulunan beyaz duvarlı, mustakil, bahçeli eve baktı. Ev dışarıdan çok şirin görünüyordu. Bahçesinde çiçekler ve küçük bir oturma grubu vardı. Evin görünen pencerelerinde de saksıda çiçekler vardı. Kai çiçek yetiştirmeyi seviyordu anlaşılan.
Ev, Lina'nin beklemediği kadar sıradan ve sıcaktı. Onun düşüncesi evin daha ıssız bir yerde kasvetli olmasıydı. Gerçi Kai onun kafasındaki şaman profiline hiç uymuyordu. O şamanların suratsız, kel ve yaşlı olduğunu düşünüyordu lakin bu yanındaki çocuk bu özelliklerin tam tersiydi. Bir kere gamzesi konuşurken bile belli oluyordu, suratsızlıkla alakası yoktu.
Kai evini inceleyen kıza bakmış, bu inceleme uzun sürünce de kızı eliyle yönlendirerek bahçeden içeri sokmuştu.
Lina bahçeye adımını attığında kendinde bir rahatlama hissetti. Bunu arabada da hissetmişti lakin şimdiki çok daha fazlaydı. Bedeni aylar önceki hâline geri dönmüştü sanki. İçindeki olumsuz duyguların tek tek yok olduğunu hissetti. Evin kapısına kadar attığı her adımda içindeki huzur arttı.
Kai evin kapısını açtıktan sonra kızın geçmesi için yol verdi. Onun ardından girerek elini duvardaki anahtara attı, içerisi aydınlanmıştı şimdi. "Evime hoş geldin doktor."
Onun mırıltısı kulağına ulaştığında Lina çoktan evi incelemeye başlamıştı. Kapıdan girdiği anda onu geniş bir salonla amerkan tarzı mutfak karşılıyordu. Yeşil rengin tonlarında döşenmiş bu eve salonun köşesinde bulunan tılsımlar ve kokularla dolu alan olmasaydı bir şamanın evi denemezdi.
Kai mutfağına ilerlerken Lina'ya salona geçmesini söylemişti. "Aç mısın bu arada?" Açtı. Noah'la kafede içtiği kahve ve bir dilim kek dışında bir şey yememişti. Biraz çekinerek "Evet." dedi. Kai onun çekincesini anlıyordu, sonuçta hiç tanımadığı birinin evine ilk defa geliyordu. Onu bu çekinceden kurtarabilmek için elinden geleni yapmak istiyordu. "Harika, o zaman sen rahatına bak, ben de bize bir şeyler hazırlayayım. "
Lina kendini koltuğa bıraktığında Kai yemek yapmaya başlamıştı. Geçen dakikaların ardından Lina ilk baştaki çekincesini üstünden biraz da olsa attı. Gözlemlediği bu evi daha yakından incelemek için bir dürtü oluşmuştu. Oturduğu yerden kalkarak duvara monte edilmiş kitaplığa ilerledi. Kitapları tek tek incelerken kendisinin de okuduğu kitapları es geçti, bilmediklerini eline alarak arkasını çevirdi, konuları okuyup yeniden raftaki yerine yerleştirdi.
Rafların birinde bir fotoğraf çerçevesi fark etti. Kai iki yanında anne ve babasıyla gülümseyerek poz vermişti. Fotoğrafın yakın zamanda çekildiği belliydi. Onların sıcak gülümsemesi kendisine de bulaşmıştı. Televizyon ünitesinin yanında bir fotoğraf çerçevesi daha görünce ona yöneldi.
Bu resimde Kai henüz beş-altı yaşlarında bir çocuktu. Gülümsemesi daha buruktu. Kadrajın arkasında görünen binanın tabelasını okuduğunda gözleri şaşkınlıkla kocaman oldu. Yetiştirme Yurdu. Gözü istemsizce biraz önce gördüğü çerçeveye kaydı.
Yemek hazırlamakta olan Kai, Lina'nin etrafı incelediğinin, fotoğraflara baktığının farkındaydı. Saklacak bir şeyi olmadığı için bir sakınca görmemiş aksine Lina'nin çekingenliğinin kaybolmasına sevinmişti.
Yaptığı işi kızı kontrol etmek için yarıda bırakırken onun yetimhanenin önünde çekilen fotoğrafını eline almış olduğunu gördü.
Evet, etlatlıktı. Kendi annesini hatırlamayacak kadar küçükken o soğuk duvarların arasına bırakılmıştı. Orada geçen yılları diğer yetim çocuklarınki gibi buruk, sıkıcı ve aitlik hissinden uzak geçmişti. İlkokula başladığında okulda çalışan öğretmen tarafından çok sevilmişti. Öğretmen yani şu anki annesi onun yetimhanede yaşadığını biliyordu. Beraber geçirdikleri birkaç ayın sonunda Kai'yi en az onun kadar seven eşiyle beraber soğuk yetimhane ortamından çekerek sıcacık yuvalarına getirmişlerdi. Çocuğu olmayan bu güzel çift, Kai’ye sadece bir yuva değil, hayatında ilk kez "aile" kelimesinin sıcaklığını vermişti.
Şaman olduğunu evlat edinildikten iki yıl sonra öğrenmişti. Çocuk aklıyla kendisindeki değişimleri, duyduğu sesleri, gördüklerini anlamlandıramamıştı. Korkuyordu, hem yaşadığı bilinmezlikten hem de ailesinin onu canavar olarak görüp terk etmesinden korkuyordu. Bir süre kimseye bir şey çaktırmamaya çalıştı fakat sürekli bir yere dalıp kalması, geceleri ağlayarak uyanması ve gittikçe içine kapanması ailesinin gözünden kaçmamıştı. Clara ve Arthur çifti kaç kere oğullarıyla konuşmaya, neler olduğunu öğrenmeye çalışmışlardı lakin Kai söylememekte ısrar ediyor akşam olunca da odasında gizlice, en azından o gizli olduğunu düşünüyordu, ağlıyordu.
Uyumaktan ölesiye korkuyordu; çünkü rüyalarında derileri çürümüş, gözleri boşalmış ruhlar etrafını sarıyor, kimi acıyla inleyerek yardım istiyor, kimi de öfkeyle üzerine yürüyordu.
Durup duruken kendisine seslenildiğini duyuyordu. Evdeki, sokaktaki ya da okuldaki kimsenin görmediği şeyleri görüyordu. Arkadaşlarıyla da arası bozulmuştu. Bazı çocuklar ondan korkmaya başlamıştı.
Bir hafta sonu, evlerinin kapısı çaldı.
Gelen kadını kimse tanımıyordu ama o hepsini tanıyordu. Gelen Kai'nin öz şaman annesi Vespera'ydı. Ruhlar ona oğlunun da şaman olduğunu ve bu şamanik kanın uyanmaya başladığını haber vermişti. O da oğlunu almak için soluğu bu evde almıştı.
O gün ev savaş alanına dönmüştü.
Hiç tanımadığı bir kadın onun annesi olduğunu iddia ediyor, kendisini götürmek istediğini söylüyordu ve yaşadığı tüm bu gariplikleri daha önce duymadığı bir kelimeyle açıklıyordu.
Babası kadına bağırıyor, onu evden kovmaya çalışıyor; annesi ise kendisine sarılarak "Sorun yok, seni kimseye vermem." Diyerek ağlıyordu.
Şaman kadın onların henüz bu gerçeğe hazır olmadıklarını anladığında açıklamalarını kesmiş, bir daha geleceğini söyleyerek gitmişti.
O gittikten sonra Kai daha fazla ailesini üzmemek, annesinin ağlamasına sebep olmamak için yaşadıklarını anlatmıştı. Konuşmasının sonunda ağlayarak "Ben canavar değilim, lütfen beni bırakmayın." Demişti. Küçük çocuğun hıçkırıkları onu kendi çocuğu gibi gören bu çiftin yüreğini parçalamıştı. Onu bırakmayı asla düşünmüyorlardı ama gelen şamanın üstünkörü anlattıklarına göre çocuklarının şaman olma olasılığı vardı.
Duygusal geçen günlerin ardından Vespera tekrar gelmişti. Ailenin bir şeyleri kabullenmeye başladığını fark ettiğinde önce Kai'nin durumunu açıklamıştı.
Kendisinin şaman özellikleri oğluna geçmişti. Bu özellikler bazen hemen belli olur bazen de yıllar sonra kendini gösterirdi. Eğitilmezse o ruhların arasında kaybolur kendi benliğini yitirirdi.
Clara ve Arthur çocuklarının daha fazla acı çekmesini, Vespera'nın dediği gibi benliğini yitirmesini istemiyordu ama Kai'yi bırakmak da istemiyorlardı.
Saatlerce süren konuşmalarının ardından Vespera'nın Kai'yi eğitmek için bir rehber olarak görüşmesine karar verdiler.
Geçmişin anılarından sıyrıldığında Lina'nın yanına gitti. Kai'yi yanında gören Lina ise yakalanma hissiyle panikledi ve elindeki çerçeveyi aceleyle yerine koydu. "Niye koydun?" Kai onun koyduğu çerçeveyi aldı ve fotoğrafına bakmaya başladı.
"Şaman annem bana bakamayacağı için, aslında bakmak istemediği için, terk etti. "
Duyduklarına şaşıran Lina daha fazla soru sormak istediğini hissetti. Aklında dönüp duran onca soruya rağmen Kai'nin ailesiyle olan fotoğrafı göstererek "Peki onlar kim?" Diye sormakla yetindi.
"Beni evlat edinen aile. " Lina onun ailerinden söz ederken gözlerinin parladığını, yüzünde hafif bir tebessüm oluştuğunu fark etti, halbuki öz annesinden söz ederken çok donuktu.
Merak ettiği başka şeyler de vardı fakat bu özel bir konu olduğu için sormaya çekiniyordu. Kai ise Lina'yı geçmişiyle boğmak istemiyordu. Genç kız zaten bugün fazlasıyla yorulmuştu.
İki tarafın da sessizliğini koruduğu saniyelerin ardından Kai bu sessizliği bozdu. "Masayı hazırladıktan sonra yiyebiliriz."
"Ben yapabilirim. " Lina hiçbir şey yapmadan durduğu için kendisini biraz mahcup hissetmişti.
"Gerek yok. Sen dinlen lütfen."
Kai mutfağa döndükten sonra ikili masa hazırlanana kadar konuşmamıştı. Her şey hazır olduğunda Kai, Lina'ya seslendi. "Yemek hazır."
Herhangi bir dönüt alamayınca salondaki kıza baktı. Lina camdan dışarı bakıyordu.
"Lina?"
Cevap vermedi.
Ters giden bir şeyler olduğunu anladığı an aceleyle Lina'nın yanına gitti. Kızın omzunu dürttükten sonra camdan dışarı, onun baktığı yere baktı.
Sokak lambasının aydınlattığı yolda yüzü tam görünmeyen bir kız vardı. Bahçenin dışında Lina'ya sesleniyordu.
"Lina benim Noah, seni aradım ama açmadın. Nerelerdeydin Lina? Yanına gel lütfen, çok endişelendim. "
O kızın aslında bahsettiği kişi olmadığı çok açıktı. Bahçeye bile giremeyen ruh Lina'nın tanıdıklarının kılığına girerek onu dışarı çıkarmaya çalışıyordu.
Kai, Lina'yı kendine çevirmeye çalıştı. Daha fazla ruhu izlemesi onun etkisi altına girmesine sebep olurdu, bu sayede ruh genç kıza istediğini yaptırabilirdi.
"Lina, bana bak. O arkadaşın değil." Kai transa girmiş Lina'yi kendine getirmek için sarsıyordu.
Kız kendine geldiğinde Kai tekrar pencereden dışarı baktı. Artık orada kimse yoktu.
Kendine gelen Lina titreyen sesiyle sordu. "Biraz önce ne oldu?"
"Seni dışarı çekebilmek için yakınlarının görüntüne bürünüyor. " Lina korkuyla titrek bir nefes aldı. "Dışarıda ne olursa olsun, yanında ben yokken bahçe sınırlarından çıkma. Buradayken sana zarar veremez ama çıktığın anda istediğini yapabilir." Bu öğrendiklerinden sonra Lina camdan dışarı bile bakmazdi.
_________________
Aklıma felaket bir şey geldi ama keşke kitabı yazarken gelseydi. Erkek karakteri Jensen Ackles(profil fotomdaki adam) mi yapsam dedim. Kısa süren sevincin ardından karakterimi kara kaş kara göz diye tanittigim geldi ve hayaller suya düştü. Bir dahaki kurguda adamı kullanmayan ne olsun🤧
Bölümü beğendiniz mi?
Sizce dövmeye ne oldu?



