Lina'dan
Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey karanlıktı. Neden boşlukta hissettiğimi o an anlamıştım. Çünkü artık salonumda değildim. Çevremizi sonsuz zifiri karanlık kaplamıştı. Ela gözlerim karşımda benim gibi oturan şamanı buldu. Kafası öne eğikti. Göğsü aldığı hızlı nefeslerden dolayı titriyordu. "iyi misin?" Sesimle beraber kafasını kaldırıp bana baktı. Gördüğüm gözlerle donup kaldım. Karşımda karası akına karışmış bir çift göz vardı. Gözlerinden sonra dikkatimi oluk oluk kan gelen burnu çekti. Hâlâ yoğun bir şekilde kanamaya devam ediyordu. Aynı zamanda yüzü ve boynu da kızarmıştı. "Neden gözlerini açtın?" Ona sorduğum soruyu duymazdan gelmiş aksine o bana bir soru yöneltmişti.
"Özür dilerim. Bağırınca ne yapacağımı bilemedim." Elinin tersiyle burnundan akarak çenesine kadar bulaşmış kanları üstün körü sildi. "Neyse, sorun değil." Oturduğu yerden kalmak için tembelce hareketlendiğinde devam etti. "Buradan çıkmamız lazım." Zorlukla ayağı kalktığında kanına bulanmamış elini bana uzattı. Uzattığı elini tuttuğumda çevremizde dolaşan, onun elinden benim elime bulaşan siyah dumanları fark ettim. Panikle elimi geri çektiğimde dumanlar elime tırmanmayı kesmişti. "Sorun yok. Onlar bana yardım eden ruhlar. Sana zarar vermez." Kafamı dumanlardan çekip ona çevirdim. Gözleri hâlâ simsiyahtı. "Ya gözlerin?" Belki de o ruh bu şamana bir şey yapmıştı ve şu an karşımdaki şaman değildi.
Şüphemi anladığında gözleri saniyeliğine normale dönmüş "Bu dünyaya ait olmayan varlıkları görmem için gerekli." Dedikten sonra tekrar siyaha bulanmıştı.
Bana tekrar uzattığı eli ikinci kez tutup hem ondan hem de diğer elim yardımıyla yerden destek alıp kalktım. Ben elimi çekmeye yeltendiğimde izin vermemiş diğer eliyle bileğimdeki onun bağladığı ama artık kopmuş ipin üstünden geçmişti. Sıkıntıyla nefesini verdiğinde gözümü açtığım için suçluluk duyguyla kaplandım. "Sözünü dinlemediğim için mi oldu?" Kafasını iki yana sallamış ardından da "Seninle alakası yok." Diyerek beni biraz olsun rahatlatmıştı. Elimi bırakmadan ilerlemeye başladığında itiraz etmeden ben de ona uydum.
Karanlıkta ilerliyorduk fakat sanki olduğumuz yerde sayıyor gibi hissediyordum. "Yolu nasıl biliyorsun?"
"Ilk defa burada kalmıyorum." Çenesiyle etrafımızdaki dumanları gösterdi. "Onlar bana yardım ediyor. "
"Neden sana yardım ediyorlar?"
"Ben de onlara yardım ediyorum." Anlamamazlıkla ona baktım. Güldü ve açıklamaya başladı. "Ikimizin de istekleri var. Istediklerini yapmam karşılığında yanımdalar."
"Yapmazsan ne olur?" Karanlığı izlediği bakışlarını bana çevirdi. Siyah gözlerine biraz alışmıştım. Dudağının kenarı gergin bir gülümsemeyle havalandı. " Benim için iyi şeyler olmaz, Lina." Adımı söylemesi ilk başka absürt gelmedi fakat sonra fark ettim ki ona daha önce hiç adımı söylememiştim.
"Adımı nereden biliyorsun?" Ondan cevap beklerken çoktan çıkışa geldiğimizi fark ettim. Halka şeklinde kulbu olan bir kapı vardı karşımızda. Kapıdan geçmeden önce bana dönüp "Çünkü bir şamanın, güzelim" dedi gamzelerini belli ederek. Beni de peşinden kapıdan içeri sürükleyince bir anlığına gözlerim kamaştı. Kırpıştırmalarım sonucu görüşüm netleşti. Tekrar salonumdaydık lakin ayakta değil ilk baştaki pozisyonumuzda yani karşılıklı oturuyorduk.
O, eşyalarını çantasına doldurmaya başladığında evden gelen sesleri tekrar duymaya başladım. Ruh gitmemişti. Zaten şamanın burnunun kanaması, duyduğum garip sesler bunun bir göstergesiydi. "Burada kalman güvenli değil." Düşüncelerimden onun bana seslenisiyle sıyrıldım. "Ruh çok inatçı, anlaşmaya varmadı."
"Ne yapmam lazım yani?"
"Evin onun mekânı olmuş. Burada kalırsan sana zarar verir. " Bir süreliğine Noah'ta kalabilirdim.
Onu onaylandığımda kendi eşyalarını toplamış ardindan ben gerekli eşyalarımı çantama koyarken kapıda beni beklemişti. Sırt çantanın fermuarını çektikten sonra "Hazırım." Dedim.
Evimin kapısını kilitlerken arkamda beni bekleyen şaman tekrar konuştu. "Aslında iki günlüğüne bende kalsan çok daha iyi olur." Anahtarı delikten çıkarırken duyduğum şeyle kaşlarım çatıldı. Kafamı geriye çevirip ona baktım. "Anlamadım?"
Yüzüne bahcup bir ifade yerleşti, eliyle ensesindeki saçlarla oynarken devam etti konuşmaya. " Biraz garip bir teklif oldu biliyorum ama şaman olduğum için evime bu tarz ruhlar giremiyor. Senin ruhunun da şu an sinirli olduğunu düşünürsek şamanın evinden başka bir yer senin için güvenli olmaz." Henüz yarım saattir tanıdığım birinin evinde kalmak akıl kârı değildi ama bana başka yerde güvende olmayacağımı söylüyordu.
Son birkaç saattir yaşadığım olaylar çok fazla gelmişti. Şimdi bir de bunun kararsızlığı yüzünden şakağıma ağrı girdiğini hissettim. Elimle ağrıyan yeri ovalarken bir yandan da düşünüyordum. Karşımdaki şaman, henüz adını bile bilmiyordum, sabırla benden gelecek cevabı bekliyordu. Ben düşünürken ruh kendini hatırlatmak istemiş gibi bulunduğumuz katın yanan lambası birden patlamıştı. Çıkan gürültü ile korkup olduğum yerde sıçradım. Karşımdaki genç ise benim aksime hiç şaşırmamıştı.
"Tamam, geliyorum seninle." Korku üzerine aniden ağzımdan çıkan cümleye saniyeler içinde pişman olmuştum. Başka bir seçeneğim yoktu belki ama yine de böyle bir kararı ani vermişim gibi geliyordu.
Yüzü aydınlanan şaman "Harika, gidelim o zaman." Diyerek elimdeki çantayı almıştı. Omzuna astığı çantadan sonra elini tutmam için bana uzatmıştı. Neden böyle bir şeyi istediğini anlamadığım ve şaşırdığım için bir yüzüne bir de bana uzattığı eline baktım.
"Bana temas edersen yanımdaki ruhlar seni koruyabilir. İlle de elimi tutmama gerek yok tabii. Temas olsun yeter." Açıklamasından sonra elini tutmak yerine üzerindeki siyah hoodienin kol kısmından tutmaya başladım. Şaman bu hareketimle kafasını öne eğerek gülmeye başladı.
Laf etmek ve güldüğü için kızmak istiyordum fakat onun yardımına muhtaçtım. Sinirlendirirsem bana yardım etmezdi. Edeceğim laflara belki sinirlenmezdi lakin kişiliğini bilmiyordum. Bu yüzden güldüğü için ona kötü kötü bakmakla yetindim. Benim bakışlarımı gülüşleri arasında fark ettiğinde boğazını temizleyip gülmeyi kesti. Ardından o benden bir adım ileride ilerlerken binadan çıkmaya başladık. Merdivenlerden inerken onun dediği gibi ruhlarını hisseder gibi oldum. Zifiri karanlık yerde olduğu gibi onları göremedim fakat varlıklarından ve beni koruduklarından emin olmuştum.
Binadan çıktığımızda beni park halindeki arabasına yönlendirdi. Onunla ilerlerken camları, sokaktaki insanları kontrol ediyordum. Komşularım tarafından görülmek ve onların gün dedikodularına konu olmak istemiyordum.
Hareketlerim şamanın da dikkatini çekmiş olacak ki kafasını bana çevirerek "Bir sorun mu var?"diye sormuştu. Gözlerimi camlardan çekip ona baktım. Kafamı iki yana sallarken "Hayır" diye mırıldandım.
Arabasına ulaştığımızda kapıyı açmak için yeltendim fakat benden önce davranarak benim için kapıyı açtı. Oturduktan sonra kapıyı kapatarak arabanın çevresinden dolaştı. Yanimdaki kapı saniyeler içinde açıldığında o da arabadaki yerini almış oldu. Arabada geçen ilk dakikalar sessizdi. O yolu izlerken ben onun arabasını inceliyordum.
Dikiz aynasından sarkan bir süs vardı. Biraz daha inceleyince onun süs değil, tılsım benzeri bir şey olduğunu anladım. Onun dışında arabasının içi sadeydi lakin arabada ferah bir hava vardı. Daha önce hissetmediğim bir ferahlıktı bu. Arabaya bindiğimde üstümdeki ağırlık geçmiş kendimi mental olarak daha iyi hissetmiştim.
Arabada inceleyecek bir şey kalmayınca sohbet açmaya karar verdim. Adını bilmediğim için önce onu öğrenmeye karar verdim. "Adını söylemedin." Kısa süreliğine bana bakmış ardında tekrar yola dönmüştü. "Adım Kai. Kusura bakma genelde müşterilerimle bu kadar süre vakit geçirmeyiz. Alışık olmadığım için tanışma faslını atlamışım."
"Sen zaten benim adımı biliyorsun o yüzden tanışmak senin için gerekli gelmemiştir. Atlaman normal yani. " Lafıma karşılık gülümsemekle yetinmişti. "Üzgünüm, elimde olan bir durum değil."
Neden elinde olmasın ki? Isterse kendisini bu konuda törpüleyebilirdi. Konuyu değiştirmeye karar verdim. "Kaç gün sende kalmam gerekiyor?"
Dudaklarını birbirine bastırıp düşünür gibi ses çıkardı. "Bugünü yaralarımın iyileşmesi için ayıracağım." Gün neredeyse bitmişti. Kısa sürede nasıl iyileşeceğini anlamamıştım. Bunu sormak istesem de konuşmaya devam edince sormaktan vazgeçmiştim. "Yarın bir ritüel daha yaparız. Sonra sen de evine gidersin. Zaten yarın senin izin günün işinden de alıkoymam. "
Uzun süren nöbetlerin ardından ertesi gün nöbet iznim olurdu. Kai'nin bunu bilmesi biraz önce ona yakındığım durumun tekrar gerçekleştiğini gösteriyordu.
"Hakkımda nasıl bilgi sahibi oluyorsun?" Hayret içinde biraz da sinirle konuşmuştum. Başka neler biliyordu? Her istediğini öğrenebilir miydi? Çok ürkütücü ve rahatsız edici bir durumdu. Kırmızı ışıkta durduktan sonra bana dönmüş, kendini açıklamaya başlamıştı.
"Şamanlar karşısındaki kişiyi okuyabilir fakat bu zihin okuma gibi değil. Bu bilgileri bana ruhlar söylüyor. Bu durum seni korkutmasın yalnızca benim için gerekli bilgileri veriyorlar. Insanların özeline meraklı değilim. " Biraz anlamış, biraz da anlamamıştım. "Gerekli bilgiler derken?"
"Bir olaydan örnek veriyim. Karşımdaki insan bana yalan söylüyor, onun yalan söylediğini görebiliyorum ama yalanın doğrusunu bana ruhlar söylüyor. " Kafamı anladığımı belirtir şekilde salladigimda yeşil ışık yandığı için yola geri dönmüştü. "Iyi de ben sana yalan söylemedim ki." Güldü. "Seninkini gerekli olduğu için öğrendim."
Biraz önce kafami anladım der gibi sallasam da çok anlamamıştım. Yine de sürekli hakkında bilgi edinmemesi ve bunu ruhların söylemesi onun sadece hissetmesi yeterliydi. "Çok anlamadım ama bir daha bana yapma. Öğrenmek istiyorsan bana sor." Beni onaylayıp bir daha öyle yapacağını söylediğinde araba yine sessizliğe gömülmüştü. Ben de yolu izlemeye karar verdim. Çokta kararmış gökyüzü bana seyredebileceğim pek bir şey bırakmamıştı malesef.
"Yanında kaç tane ruh var peki?"
"Şu an üç ama zaman zaman artıp azalabiliyor."
"Peki sürekli ritüeller mi yapıyorsun?"
"Lisedeyken geçimimi sağlamak için fal bakardım. O zamanlar toy olduğum için böylesine derin işleri yapmaya yeltenmezdim. Üniversite yıllarımda ritüellere başladım." Daha önce hiç fal baktırmamıştım. Falcıya gitmek para ve vakit kaybı diye düşünüyordum. "Söylediklerin çıkıyor muydu?" Kaşları çatıldı ve anlamamazlıkla bana baktı. "Falda," neyden bahsettiğimi anladığında kaşları gevşedi. "Elbette çıkıyordu. Doğru çıkmayan çok azdır."
Madem dedikleri çıkıyordu fal baktırmak istersem ondan isteyebilirdim. Gerçek bir şamanın söyleyecekleri para kaybı olmazdı.
Ben bunları düşünürken yol akıp geçmişti. Ilerleyen zamanlarda konuşmamıştık. Bazen yolu bazen de onu incelemiştim. Bal köpüğü renginde teni vardı. Düzgün bir buruna pürüssüz bir yüze sahipti. Ritüellerinde yara almasına rağmen böylesine pürüssüz, herhangi yara izine sahip olmaması imrenmeme sebep olmuştu. Cildindeki tek kusur benleriydi. Yüzünün diğer tarafını görmüyordum fakat benim gördüğüm gözünün altında küçük bir beni vardı. Koyu renk dağılmış saçları vardı. Ilk geldiğinde saçları böyle dağınık değildi. Uyumadan önce boynunda daha önce görmediğim bir şey fark ettim. Bir kuş dövmesi. Yolculuğun başından beri ilk defa görmüştüm. Dalgınlıktan olmalıydı.
Uyku, göz kapaklarına baskı uyguluyordu. Direnmeye ve uygulamaya çalışıyordum fakat çabam boşaydı. Uyumadan önce gördüğüm son şey Kai'nin boynundaki kuş dövmesinin kanat çırparak boynunda hareket etmesiydi.
_________________________
Tanımadığı herifin arabasında uyuyan Lina...😴
Kai'nin en sevdiğim ve yazmak için heyecanlandığım iki özelliği vardı birini bu bölüm yazdım ama sonraki bölümde daha detaylı aktaracağımm🥳
Kitabın adını da değişirdim. artık adı bu. Nasıl sizce?
Bolumu attım ama tek paragraf olmuştu o yüzden şimdi tekrar aticam umarım düzelir ya
Görüşmek üzere.

