İçeriğe geç

Atış Poligonu

Bölüm 3 · 15 dk okuma

Atış Poligonu

Bölüm 3

İyilikte Kötülük

Sabah...

Annemle babam sabah erkenden arabaya binip gittiler, bugün de evde tektim.Kahvaltımı yaptıktan sonra yapacak ödevim olmadığı için televizyonun karşısına oturdum ve karşıma kağıt ve kalemimi koydum.Bir yandan film izlerken bir yandan da insan figürleri çiziyordum.Bir tane adam çizmiştim,adam her ne kadar kötü görünmese de yine de tuhaf görünüyordu.Tuhaf görünmesi hoşuma gitmemişti, resmi ortadan ikiye ayırdım.Tam yırttığım anda televizyon-

Daki spiker şunları demeye başladı:

"...Peytonsville,Tennessee'de Cody James isimli bir şahısın bir çöp konteynırının dibinde ikiye ayrılmış cesedi bulundu..." Adamın yüzü televizyonda gösterilince gözüm kendi çizmime kaydı.Olamaz...Adam tıpatıp benim çizdiğim adama benziyordu.Hayır hayır hayır...Adamdan nefret etmeyi falan bırakın, adamı tanımıyordum bile.Sadece öylesine çizmiştim ama şimdi...Evet şimdi... Yok ya, bu sadece bir tesadüf dü...ÖYLE Mİ?!?!?!?!

Hemen başka bir adam çizdim ve adamı kafa hizasından yırttım,o an haberlerdeki spiker şunları dedi: "...Yine aynı bölgede kimliği tespit edilemeyen bir şahıs kafası vücudundan ayrılmış halde bulundu." Bu sefer de adamın tipi çizdiğim adamınkine benziyordu.Bunu da görünce nefes alıp vermemin zorlaştığını hissettim.Hemen televizyonu kapatıp tuvalete gittim. Bu korku,aynı zamanda midemi de bulandırıyordu.Kusmaya çalıştım ama kusamıyordum, kendimi daha fazla zorlamadım. Terlediğim için pijamamı değiştirdim ve Ventolin'imi ağzıma sıktım.Resimleri hemen çöpe attıktan sonra kendimi yatağıma atıp battaniyemin içine girdim ve öğlece çığlık attım.Olamaz olamaz olamaz... Bu...Bu sadece bir tesadüftü,hayır Harper,sadece bir tesadüf...Sen hiçbir şey yapmadın...Sakinleş...Sakinleş...

Sakinleşşşş...

"Hoşuna gitti mi?" Kafamı battaniyenin altından çıkarıpğ bana soru soran kişiye baktım.Bu "siyah adam"dı. "Ne oldu? Bu neden oldu?" Diye sordum. Kıkırdadı ve "Hiçbir şey..." dedi kocaman sırıtarak. "Bana doğruyu söyle." Dedim. "Hahahaha...İçindeki gizli güç harekete geçti sadece." Ne demek istiyordu? "Ne gücü? Bende öyle bir güç mü var?" "Evet..." dedi sırıtmaya devam ederek "Ama eğer o güçleri kontrol altında tutmayı başaramazsan,çok kötü şeyler başına gelir..." dedi ve arkasında siyah bir duman bırakarak ortadan kayboldu.O ortadan kaybolduktan sonra ayna karşısına geçip kendime öylece baktım, benim gibi birinde ne tür bir güç olabilirdi ki? Sıradan bir insan canlısı olduğumu düşünüyorum.Özel güçlere sahip olmak insanlara havalı gelebilir veya onları mutlu edebilirdi.Ama ben saçma özel güçlere sahip olmaktansa sağlıklı bir vücuda ve organlara sahip olmak isterdim.Bu güçlerden kesinlikle aileme bahsetmemeliydim.Vicky'e bile bahsetmeyi düşünmüyordum,ama o tartışılır.

Öğlen kendime domates soslu makarna yaptım ve oturup yedim.Anneminki kadar güzel olmasa da yine de beğenmiş-

Tim.Tabağımı yıkadıktan sonra elma eşliğinde hikayemi yazmaya devam ettim.Hikaye yazmak,zamanın daha hızlı geçmesini sağlıyordu.Hikayeyi yazmayı bitirdiğimde hava kararmıştı. Ponponlu beremi kafama geçirip montumu giydikten sonra kartopu oynamak üzere bahçeye çıktım.

Bir yandan kardan adam yaparken bir yandan da gelip geçenleri izledim.Ortalıkta pek fazla çocuk yoktu. Kardan adamımı yaparken mavi bir arabanın eve yaklaştığını fark ettim.Ailem dönmüştü, onlar arabadan inince onlara doğru koşup kocaman sarıldım. Onlar da bana sıkıca sarıldılar ve kardan adamımı görünce harika göründüğünü söylediler. Onlara yarın hep birlikte karla oynayıp oynamayacağımızı sordum.Gülümseyerek "Olabilir." Dediler ve eve girdiler, ben de onların arkasında eve girdim.

Koltuğa oturup battaniyemi üzerime çektikten sonra eline sıcak çikolata dolu bardağımı aldım.Annem birlikte televizyon izlemeyi önerdi fakat ben istemedim.Bugün yaşadığım bu şeyden sonra pek televizyon izlemek istemi-

Yordum.Sıcak çikolatam bitince odama geçtim ve kendimi yatağıma tıp yavaşça uykuya daldım...

Sabah...

Bugün ailemin işi yoktu ve bu beni mutlu etmişti.Mutlu bir şekilde kahvaltımızı ettikten sonra müzik eşliğinde odamı temizledim ve masamda resimler çizdim.Dışarı çıkıp kartopu oynamak için güneşin batmasını beklemem gerekiyordu.

Resim çizerken de zaman çok hızlı geçiyordu.Kalemden kapkara olan ellerimi yıkadıktan sonra dışarı baktığımda güneşin batmakta olduğunu fark ettim.Ailemle akşam yemeğini yedikten sonra beremi takıp montumu üzerime geçirdim ve ailemle bahçeye çıktık. Annemin bana kartopu fırlatmasıyla eğlence başladı,birbirimize aralıksız kartopu atmaya başladık.Gerçekten çok eğleniyorduk, aynı zamanda soğuktan üçümüzün de yüzleri kıpkırmızı olmuştu.

Tam babama kocaman bir kartopu atacakken karnım, sanki bir şey saplanmış gibi ağrımaya başladı.Hemen eve girip tuvalete girdim ve tuvaletimi yapmaya çalıştım.Ama tuvaletimi yaparken popom çok kötü acıyordu.Sanki bir yapsam bütün organlarımı bırakacakmışım gibiydi. Bir yandan karnımı tutarken bir yandan ailemin yanına gittim ve karnımın çok kötü ağrıdığını söyledim. Bana tuvaletimi yapmayı önerdiler ama tuvaletimi yapmaya çalışırken daha da ağrıdığını söyleyince hemen arabaya binip hastaneye gittik.

Doktor bir yandan karnıma bakarken bir yandan da acıyıp acımadığını soruyordu.Ama karnım dokunduğu anda acıyordu.Bize bir kağıt verip beni radyolojiye yönlendirdi. Annem ben röntgene girerken endişelenmişti,röntgenden büyük oranda radyasyon yayılıyordu.Ama girmem gerekiyor-

Du işte.Görevli makineyi vücuduma yaklaştırırken kesinlikle hareket etmememi söyledi,bu benim için biraz zordu.Ne zaman hareketsiz durmaya çalışsam mutlaka titriyordum.

Makine benim x-ray görüntümü arkalı önlü çekiyordu. Çekimler bitince görevli küçük bir odaya girip sonuçların fotoğraflarını bize getirerek gösterdi. "Kızınızın karnında bir şey yok,sadece gaz birikmiş.Ama dikkatli bakarsanız omurga kısmında bir eğrilik olduğunu fark edebilirsiniz." Dedi. Bu da ne demek oluyordu? "Kızınızda skolyoz var bunun için ortopediye gitmelisiniz." Aghhh! Olamaz...

Sanki bu kadar rahatsızlığım yokmuş gibi bunlara yeni bir tane eklendi. Röntgenden çıkarken üçümüzün de yüzü fena halde düşmüştü.Ortopedi kliniğine gittiğimizde röntgen sonucunu doktora gösterdik.Doktor kazağımı kaldırıp eğilmemi istedi,böylece omugama daha iyi bakabilecekti. Garip bir aleti baştan aşağı omurgamda gezdirdi ve sonra bizden daha net bir röntgen çekimi yapmamızı istedi.

Hastaneden elimizde sonuçlar ile çıkarken üçümüzün de sesi çıkmıyordu. Arabaya bindiğimizde babam sadece "Yarın tekrar hastaneye gideceğiz." Dedi.Bu da yarın okula gitmeyeceğim anlamına geliyordu ama olsun,sağlığım daha önemliydi.

Altı üstü biraz kartopu oynayacaktık ama oynarken başıma gelen şeye de bakın! Zaten çok sağlıklıymışım gibi yeni bir hastalık daha eklenmişti,üstelik bu hastalık tıpkı gözlerim gibi zamanla ilerlemişti! Bu kadar hasta olmak beni mutsuz ediyordu;ne olacaktı ki sağlıklı,mutlu bir çocuk olsaydım?

Annem ve babam da en az benim kadar mutsuzlardı,onlar da eminim ki benim gibi sürekli yeni problemleri çıkan bir çocuk değil de kusursuz bir çocuk istiyoprlardı ama olmayacak işte... Uyumadan önce gözyaşlarımı silmek ve dişlerimi fırçalamak için lavaboya gittim.Yüzüm ağlamaktan kızarmıştı ve bu,kocaman burnumun daha da büyük görünmesine sebep oluyordu.Ama konu bu değil... Dişlerimi fırçaladım ve yatağıma uzandım.

Uyandığımda kendimi yine odam yerine bir "alan"da buldum.Ama bu alan mavi değil,kırmızıydı.İki kişi tam karşımda,bana bakıyordu.Biri "siyah adam"dı,onun yanında ondan daha uzun,uzun saçları olan ve yine erkek olduğundan emin olduğum biri duruyordu.O da siyahtı ama yüzü bembeyazdı,hatta o kadar beyazdı ki; uzun süre bakınca insanı kör dahi edebilirdi.Bu ikisinin burada olması ve buranın mavi değilde kırmızı olması pek de iyiye işaret etmiyordu,Buranın neresi olduğunu bilmememe rağmen kaçmaya başladım,kaçarken etraf daha da ısınıyordu, ısındıkça cildim su toplamaya başlıyordu ve...Ben koştukça o iki adam da peşimden koşuyordu.En son biri beni yere yatırdı ve bileğime içinde mor sıvı olan bir iğne batırdılar. Hem iğnenin acısıyla hem de içindeki sıvının zehir gibi hissiyatıyla bağırmaya başladım,zaten yeni yeni kuruyan gözlerim tekrar yaşarmıştı.İğnedeki sıvı bitmek bilmiyordu,

Ben ise çığlık çığlığaydım ve ağlıyordum.

En son sıvı bittiğinde adamlar kenara çekilip ayağa kalkmama izin verdiler.Ağaya kalkıp ellerime baktım. Ellerimde mor şekiller belirip kayboluyordu.Adamlar bana bir süre baktıktan sonra ortadan kayboldular ve kendimi odamdaki yatağımda buldum.Bana ne olmuştu böyle,

Bir rüyadaydım sanırım ama...Çok gerçekçiydi.

Sabah...

Kahvaltımı yaptıktan sonra üzerime yeşil kazağım ile sarı pantolonumu geçirdim ve saçlarımı düzelttim.Gözlüğümün camını da mendille sildikten sonra ailemle arabamıza bindik ve ikinci bir röntgen çekimi için hastaneye gittik. Randevu aldıktan sonra beklemeye koyuduk,annem kötü bir şey çıkmaması için yanı başımda dua ediyordu.Röntgen sırası bana geldiğinde içeri girdim ve yine olabildiğince dik durmaya çalıştım.Röntgen çekimini yaptıktan sonra da sonuçları cd olarak bize verip ortopediye yönlendirdiler.

"Neyseki sonuçlar çok da kötü değil,eğriliği oldukça düşük.

Ne yazık ki eğriliği yok edebilecek bir tedavi yöntemi yok ama isterseniz fizyoterapiyi deneyebilirsiniz." Doktor gö-

Rüntüyü biraz inceledikten sonra bize tam olarak bunu söyledi.Hastaneden çıkarken annem "Fizyoterapiye çok da gerek yok aslında,zaten büyük bir sağlık riski de yokmuş." Dedi.Babam da aynı şeyi düşünüyordu. "Zaten onu sürekli oraya götüremeyiz, özellikle bu aralar." Benim düşümceme gelirsek;yani doktor da öyle mükemmel etkilerinin falan olmadığını söyledi,tabi eğer gitseydim sıfırdan büyük olurdu ama gitmesem de çok bir şey kaybetmeyecektim.

Eve geldiğimde biraz resim çizip kitap yazdım,ondan sonra bir süredir İtalyanca çalışmadığımı fark edip kitabımı çıkardım ve çalışmaya başladım. Ana dilim kadar olmasa da İtalyanca da biliyordum, 8 yaşından beri öğreniyorum. Çalışmak da eğlenceli geliyor bana.Biraz çalıştıktan sonra kitabı kenara koydum ve o an saatin dokuz buçuk olduğunu fark ettim.Dişlerimi fırçalayıp uyudum.

Sabah...

Arabadan iner inmez Vicky'nin her zamanki gibi karşımda dikildiğini fark ettim. "Harper?! Neden dün gelmedin?" Çantamı elimden alıp sınıfa doğru taşımaya başladı, "Doktora gittim."dedim. "Öyle mi?Ne doktoru?" Bunu neden merak ediyordu ki? "Ortopedi." Dedim. "Röntgen çekimi falan oldu." "Buna üzüldüm,umarım kötü bir sonuç çıkmamıştır." "Çıktı,ama o kadar a tehlikeli değilmiş." Dedim. Sınıfa vardığımızda çantamı sırama brakarak kendi sınıfına geri döndü,Rhoda her zamanki gibi yanımdaki sıraya oturarak bukle bukle olan kumral saçlarını tarıyordu. "Bilekliğin güzelmiş." Dedi kolumdaki mor lastiğe bakarak.Onu duş almak dışında kolumdan hiç çıkarmıyordum,benim için değerliydi. Yerime otururken ona teşekkür ettim. Kitaplarımı çıkarıp eksiklerimi tamamlarken Rhoda'nın hala bilekliğime baktığını fark ettim. "Ne bakıyorsun?Yanlış anlama ama, bir şey mi dikkatini çekti?" "Kafama takabilir miyim?" Lastiği kolumdan çıkararak takması için Rhoda'ya verdim, Rhoda tokayı eline aldığı anda toka parlamaya başladı.İkimiz de şaşırmıştık,yine de Rhoda tokayla saçlarını sıkıca topladı. Topladığı anda gözlerini sımsıkı kapatarak acıdan inlemeye başladı.Ne olduğu soracakken saçlarının sarardığını fark ettim. "Bana ne oluyor?!" Diye sordu endişeli bir tonla. "Saçların...Ağarmış." Dedim.Rhoda hemen lavaboya koşup saçlarına baktı ve baktığı an sınıftan dahi duyulabilecek bir çığlık attı.

Rhoda öfkeli bir şeklide lastiği çıkarıp bana fırlattı ve "BUNU SANA KİM VERDİ!?!?!" Diye bağırdı.Bu benim tokam değildi ama Vicky'e kötü bir davranışta bulunmasını isteyemezdim.

Ama Rhoda Vicky'nin verdiğini hemen anladı ve Vicky'nin sınıfına koştu.Ben de Vicky'e bir şey yapması diye arkasından koştum ama ben sınıfa girer girmez Rhoda Vicky'e okkalı bir tokat attı. "Harper'a büyülü bir toka vererek ne yaptığını zannediyorsun!? Bunun bir oyun olduğunu mu düşünüyorsun?" Sınıftaki herkes bunları duydukları anda şok içinde birbirlerine bakmaya başladılar.

Rhoda Vicky'i sırtından tutup "Bu kız normal değil! Bu kız bir büyücü!Bir cadı!" Diye bağırdı. Vicky'nin gözleri yaşlıydı ve yanağında büyük bir kızarıklık vardı.Hiç ses çıkaramıyor,

Öylece titriyordu. Rhoda Vicky'i yere bıraktı. "Başka büyülü nesnen var mı?" Vicky yere yığılmıştı, "Y-Yok..." dedi.

Öğrencilerden biri koşup müdürü çağırdı.İki arkadaşım da disipline gidecekti.

Dersin ortasında Rhoda sınıfa döndü.Ona alçak sesle ne olduğunu sordum. Hala sarı olan saçlarıyla yüzünü kapata-

Rak "Hiçbir şey..." dedi.Ama bir şey olduğu belliydi.

Teneffüste Vicky'nin yanına gidip aynı soruyu ona sordum.

O,Rhoda'nın aksine kızgın falan değildi hatta gayet normal bir yüzü vardı.Gülümsüyor bile diyebilirdim, "Ben müdüre gitmedim ki." Dedi. "Nasıl?" "Müdüre gitmedim işte, Rhoda gittiyse bilmiyorum." "Benimle dalga mı geçiyorsun?" "Ne dalgası?Gerçeği söylüyorum.Müdüre falan gitmedik." "Öyleyse ne oldu?" "Sen sınıfına döndükten sonra kendi aramızda anlaştık." Anlamamıştım,kesinlikle garip bir şeyler vardı. "Peki öyleyse." Deyip sınıfıma döndüm.

Yemekte Vicky'yi her zaman oturduğumuz masa yerine köşedeki tek kişilik masada gördüm.Öylece ben yokmuşum gibi yemek yiyordu. "Neden burada oturuyorsun? Bizim yerimiz burası değil." Dedim. O da gülümseyerek "Bugün burada otursam olur mu? Düşünmeye ihtiyacım var." Dedi.

"Düşüneye mi?" "Evet." "Peki o zaman,teneffüste görüşürüz." Bunu dedikten sonra kendi masama oturup yemeğimi yemeye başladım. Birden oturduğum masaya Rhoda ve arkadaşları geldi. "N'aber Harper? Yanına oturabilir miyiz?" Rhoda'nın yanındaki kızlar bana hafif egoist bir şekilde bakıyordu.Bu bakışlarından rahatsız olsam da "Olur." Dedim. Neşeyle yanıma oturdular. Helena parlak siyah saçlarını savururken "Okul sahibinin kızıyla oturmanın havası da bir başka!" Dedi. Rhoda ve Sarah'da "Aynen." Deyip güldüler.Ben de hafifçe glümseyerek sebzeli pilavı yedim. Rhoda gülümseyerek "Baksana Harper, şu Vicky iyice tuhaf bir kız olmaya başladı.Neden onla arkadaş olmayı bırakıp bizim gruba katılmıyorsun?" Diye sordu. Daha önce onlara katılmak istediğimde beni istememişlerdi.

"Bilmem..." dedim.Onlarla arkadaş olmama ailem izin vermeyebilirdi,çünkü onların dersleri kötüydü ve Rhoda'nın olmasa da Helena ve Sarah'ın itici hareketleri vardı. İnsanları reddetmeyi sevmesemde "Sanırım...Olmaz." Dedim. Sarah soğuk bir ifadeye bürünerek "Peki." Dedi ve öylece yemeğimize devam ettik. "Bu arada,çok yiyorsun Harper." Diye de ekledi Helena.Rhoda bunlarla nasıl arkadaş olmuştu ki?

"Onları reddetmekle haklısın." Dedi Vicky.Teneffüsteydik ve sınıfta oturuyorduk. "Onlarla konuşmama ailem izin vermezdi,hele ki babam..." dedim. "Kim izin verir ki?" Bir yandan beslenme kutusundaki üzümlerini çiğniyordu. "Biraz alabilir miyim?" Diye sorunca bana küçük bir salkım verdi.

"Çok yiyormuşum,peh!" "Senden daha az yiyen görmemişimdir Harper..." dedi Vicky gülümseyerek. Kıkırdayarak "Abartma..." deyip çantamdan defterimi çıkarıp bir şeyler çizmeye koyuldum. Vicky,ben çizim yaparken beni izliyordu. "Çizimlerin çok güzel,keşke ben de öyle çizebilsem..." dedi. Yani...Öyle mükemmel çizmiyordum tabi ama resim dalında ödüllerim de vardı.

"Teşekkür ederim,bu kadar iyi çizmemin nedeni bu işi severek yapmam." Dedim.Güldü ve "O belli..." dedi.

Teneffüs bitmişti ve ders başlamıştı.Rhoda sınıfa geldi ve yanıma oturdu,onu reddetmeme rağmen yüzü hiç de öyle kızgın falan değildi.Saçları da hala sapsarıydı. "Eski saçlarımı çok özledim." Dedi. Bunu derken bileğime geri taktığım lastiğe bakıyordu. "Saçına tokayı takıp kendin de gör diyecektim ama senin saçların toka için biraz kısa."

Saçlarım çenemin biraz üstüne geliyordu,zaten uzun olsalardı da Rhoda'yı gördükten sonra o tokayı takmazdım.

Bakır saç öyle çok bulunabilir bir saç değil çünkü:)

Derslerden sonra okul çıkışı tam arabaya binecekken Vicky beni durdurdu ve "Bugün olanlar hakkında senle konuşma-

Lıyım." Dedi.Babam beni bekliyordu, "Çabuk söyle." Dedim.

O da "O tokanın büyüsünden haberim yoktu,bana da başka biri o tokayı vermişti.Çok güzel olunca sana vereyim dedim, içindeki büyüden kesinlikle haberim yoktu." Bunu söylerken oldukça üzgün bir ifadeyle bakıyordu. "Peki." Dedim ve onla vedalaşarak arabaya bindim.

Yolda giderken tokaya öylece baktım.Güzel bir tokaydı ama bugün olanları düşünürsek kesinlikle bir gariplik vardı.

Tokayı bileğimden çıkardım ve çantama koydum.BVöyle daha iyi olabilirdi.

Eve gelince okul formamı çıkarıp pijamalarımı giydim ve yemeğe oturdum.Köfteli patates yemeği vardı, yemeği yedikten sonra odama geçip ödevlerimi yaptım ve biraz kitap okudum.Kitabı okurken sayfaların arasında sarı bir saç teli olduğunu fark ettim.Sert ve uzun bir teldi bu.Herhalde annemindir diye düşünüp kitabımı silkeledim ,çünkü annem de sarışındı.Ama sonra annemin benim okuduğum tarzda kitaplar okumadığını hatırladım.Belki okumuştur,diye düşündüm ve okumaya devam ettim.Ama okudukça yeni saç telleri buluyordum,bunlar da sarıydı.Sayfalar arası böyle tel tel sarı saçlar elbette garipti.Annemin yanına gidip kitabı okuyup okumadığını sordum. Annemin hayır demesiyle durum gözüme daha da garip geldi.Kaldığım sayfaya ayraç koyup sayfaları karıştırdım.Kitabın son sayfasında turuncu bir saç teli vardı.Teli elime alıp inceledim.Kitabın bu sayfası-na gelmemiştim.Kasıtlı olarak yerleştirildiği çok belliydi ama yine de fazla bir şey anlamadım.Kitabını kenara koyup ışığı kapattım ve uzandım.

Sabah...

Sabah rutinimi hallettikten sonra kahvaltıda mısır gevreğimi yedim ve arabaya binerek okula gittik.Yine Vicky çantamı benim yerime sınıfa kadar taşıdı. "Harpeeer! Bana matematik sınavında kopya verir misin?" Diye seslendi Rhoda.Bugün matematik sınavı olduğunu unutmuştum! Ama benim endişeleneceğim bir şey yoktu,zaten her türlü yapardım. "Beni biliyorsun Rhoda,ben direkt kopya vermiyorum.Ama çekmeyi başarırsan çekersin." Dedim.

Rhoda da güldü : "O zaman sen de o uzun kolunu çek!" Ben de güldüm: "Unutmazsam çekerim." İlk dersin zili çaldı ve matematik öğretmenimiz sınıfa girdi.Bize sınav kağıtlarını dağıttıktan sonra çözmeye başladık. Soruların bazılarını önceden yapamazken son zamanlarda matematikte gösterdiğim ilerleme,soruları yapabilmemi sağladı. Kağıdımı teslim ederken oldukça rahattım.Teslim ettiktewn sonra defterimi çıkarıp bitmesine çok yakın olan hikayemi bitirdim. Toplam 80 sayfa sürmüştü.Konusu aşk ve polisiye karışımıydı. Daha çok polisiye ağırlılıydı ama. Rhoda da kağıdını teslim ettikten sonra "Kopya için teşekkürler." Diye fısıldadı.Ona gülümsedim,kibirli olmak gibi olmasın ama benim kopyalarım olmasaydı bu sınavı hayatta geçemezdi.

Bir sonraki derste matematikti ve öğretmen sonuçları açıklayacaktı.Teneffüste Vicky ile oturduk ve ona kitabımın bittiğini söyledi.O da bunun harika olduğunu söyledi. "Umarım kitabını bastırabilirsin,kesinlikle satın alırım." Dedi. Tabi bastırabilirsem güzel olurdu... Vicky ile konuşurken birden bileğimde o toka olmadığını fark etti. "Tokayı bileğine hep takardın,bugün takmamışsın." Kolumu arkaya attım ve "Rhoda'nın başına gelenlerden sonra...Takmamamın daha iyi olacağını düşündüm.Ama sakın üzülme!Hala çantamda." Dedim.O da "Yok yok,üzülmedim.Gayet de haklısın." Dedi.

Bir an tokayı ona vermeyi düşündüm, "Saçların kısa olmasa tokayı sana verirdim." Kahverengi saçlarını okşadı, "Sarı bana hiç takışmazdı!".İkimiz de güldük. "Benden daha iyi yakışırdı!" "Hiçte bile!" "Öyle olsun..."

Derste sınav sonuçlarımız açıklandı. Ben,her sınav gibi A+ almıştım.Bu tabiki de mutluluk veren bir şeydi ancak ben alışmıştım.Rhoda ise verdiğim kopya sayesinde B+ almıştı.

Tekrar tekrar bana teşekkür etti. "Aslında A alabilirdim ama hoca şüphelenmesin diye çok da fazla bakmadım." Dedi.

Sürekli C veya D alan biriydi,hocalar elbette şüphelenirdi.

Öğlen yemekte yine Vicky ile birlikte oturduk. "Sizin okulunuza geldiğimden beri bir kez olsun kötü bir yemek yemedim." Dedi.Okulumuzu böyle övmesi güzel bir şeydi.

"Bir makarna gibi oldukça basit bir yemeği bile harika yapıyorlar." Okulun makarnası güzeldi ama kesinlikle annemin yaptığı kadar değil... "En sevdiğin yemek ne?" Diye sordum. Makarnayı ağzına doldururken "Favori yemeğim yok." Dedi. "Benim favori yemeğim kremalı biftek." Dedim. "Favori yemeğim olmasa da domatesli makarnayı severim." Dedi. Ben de severdim.

Yemekten sonra yine oturup havadan sudan konuştuk ve teneffüsten sonra yine dersleri işledik.Okul çıkışı da eve gittik. Annem bize kremalı biftek yapmıştı. Vicky ile olan sohbetlerimizi mi duydu ne:)? Yemekten sonra pijamalarımı giydim ve ödevlerimi yaptım.Bugün nedense kendimi yorgun hissediyordum.Erkenden yattım.

Sabah...

Bu sabah nedense oldukça erken uyanmıştım.Uyandığımda saat 5 dahi değildi. Tekrar uyumaya çalıştım ama uyuyamıyordum.Aç kapat,aç kapat,aç kapat... 100'e kadar saymayı denedim,500'e kadar saydım ancak yine de uykum gelmiyordu.Yatağımdan kalktım ve sessizce mutfağa giderek su içtim.Sonra yatağıma geri dönüp tekrar uyumayı denedim.Normal uyanma saatime iki buçuk saat vardı.

Uyuyamayacağımı anlayınca hazır güneş de doğmamışken perdeyi aralayıp gökyüzüne baktım.Hava karanlıktı ve gökyüzü yıldızlarla doluydu.Gerçekten çok hoş bir görüntüydü. Canım o an dışarı çıkmak istedi ama çıkmam güvenli olmazdı.Gökyüzünü öylece izledim.Bu güzel görüntü uykumu tekrar getirmişti.

Çalar saatimin sesiyle uyandım.Gözlerimi açınca perdenin yarısının açık olduğunu ve güneşin bütün odayı aydınlattığını fark ettim.Hemen perdeyi kapatıp panikle levaboya koşup aynadan kendime baktım.Yanağım kıpkırmızı olmuştu. Hemen merhem sürdük ve odama geri döndüm.Saçlarımı taradıktan sonra okul formamı giyip kahvalştı için mutfağa gittim. "Tatlım? Güneşe mi maruz kaldın sen?" Annem koşarak yanıma geldi ve yanağımı yakından inceledi. "Sanırım evet,fark ettiğim anda merhami sürdüm ama."

"Çok garip." Dedi babam bir yandan kahvesini yudumlar-

Ken. "Kızımın odasının perdesi hep kapalı olur." "Gece gökyüzü çok güzeldi,izlerken uykuya dalmışım ve perdeyi kapatmayı unutmuşum." "Ama bu konuda dikkatli olman gerektiğini biliyorsun." Dedi annem. "Bu alerji daha ciddi zararlara sebep olabilirdi..." "Bu kadar abartmaman gerektiğini düşünüyorum,en fazla ne kadar hayati olabilir ki?" Annem bir süre sessiz kaldı,sonra kızarmış ekmeğimi tabağıma koyarken "Düşündüğünden daha çok." Dedi.

Sandalyeme oturup ekmeğime fıstık ezmesi sürdüm ve yemeye oyuldum. Bitirince üzerime hırkamı geçirip kafama şapkamı taktım ve çantamı da aldıktan sonra babamla arabaya bindik.

Mevsimlerden kış olmasına rağmen şu "ileri seviye" güneş alerjimden dolayı yaz ayındaymış gibi dev şapkalar takmak zorundaydım.Hiç sevmiyordum,hem tuhaf görünüyor hem de kafamı rahatsız ediyordu. Arabaya binince şapkamı çıkardım ve dışarıyı izledim. "Yanağındaki kızarıklık hala geçmemiş." Dedi babam aynadan bana bakarken. "Çok mu kötü görünüyor?" Diye sordum. "Kötü görünmüyor ama...

Belli oluyor işte." Dedi. Okulda garip bakışlara maruz kalacağımı biliyordum,keşke gece o manzaraya hiç bakmamış olsaydım....

"Harper? Güneşe falan mı çıktın sen?" Bu Rhoda'nın sesiydi. "Evet..." dedim kızarıklığı kapatırken. "Yanlış anlama ama...Biraz fazla belli oluyor." "Farkındayım."

Bu arada Vicky bugün okula gelmemişti. Neden gelmediğini merak etmiştim aslında,çünkü hasta falan değil diye biliyordum. Belki de hastadır...

Vicky olmadan günüm o kadar da güzel geçmemişti.

Yemekte tek oturdum,öylece dersleri dinledim ve... Öylece eve döndüm.Annem bizi kapıda bekliyordu,elinde pembe kurdeleli bir viski şişesi vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.