Pembe kurdeleli bir viski şişesi...İlginç.Alkoller hakkında mükemmel bir bilgim yoktur ancak viskinin pek "pembe kurdelelik" bir içki olmadığını biliyordum. "Bunu bize kim göndermiş?" Diye sordu babam.İçeriye geçip şişeyi incelemeye koyuduk. Bu şişenin şu "Emmet" denen -babamla kavga eden adam- olduğunu düşünüyordum.
"Kesin şu şerefsiz Emmet gönderdi!" Dedim ama ailemin bana ters ters bakmasıyla ağzını kapattım. Ağzımdan kaçırmıştım. "Özür dilerim...O kelimeyi demek istememiştim!" "Onun öyle olduğu doğru da,Emmet'ı nereden biliyorsun?" Diye sordu babam. "Yani... Telefonda onunla kavga ederken duymuştum." Dedim. Annem ve babam birbirlerine baktılar,ben de şişeyi elimle öylece döndürürken "Bu içecekte bir şey var,bence içmemelisiniz." Dedim. "Paketi açılmamış gibi görünse de,Harper haklı olabilir.Bize neden öylece içki göndersin ki?" Diye sordu annem. Şişeyi kenara koyarken "Muhtemelen içinde zehir vardır." Dedim. "Olabilir." Dedi babam mutfağa giderken.
Akşam yemeğinde fırında karnıbahar vardı.Tadı oldukça güzeldi,bayağı yedikten sonra okul formamı çıkarıp pijamalarımı giydim ve her zamanki gibi ödevlerimi yaptım.
Ödevim bitince de resim defterimi aldım ve salona geçtim.
Annem şömineyi yakmıştı ve etraftaki eski gazeteleri ve kağıtları içine atıyordu.Meyve resimleri çizerken bir anda gözüm kenarda duran o şişeye takıldı.Sonra aklıma günler önce Vicky'nin evimize gelişi geldi.Hayır hayır hayır... Düşünmek bile istemediğim bir düşünce kafamı doldurmuştu. Hayır hayır hayır...Olmazdı...Kesinlikle olmazdı...Kesinlikle Vicky'nin Emmet ile bir bağlantısı olamazdı.
Bu düşünce aklımdan bir türlü çıkmıyordu.Resim defterimi masama bırakıp odama gittim ve yatağımda öylece uzandım.Hayır hayır hayır hayır...Aklıma gelip duruyordu...
Yastığı kafamın üzerine fırlattım ve ufak çaplı bir çığlık attım.
Annem yanıma koşerak geldi ve ne olduğunu sordu, "Hiçbir şey..." deyip geçiştirdim.Annem ise endişeli bir suratla odamdan çıktı.Gözlerimi kocaman açıp tavana öylece bakmaktan başka bir şey yapmıyordum,tavan bej rengiydi
Normalde dümdüz olmasına rağmen bazen kıvrımlar görüyordum,ama o kıvrımlar da gözlerimi kırpıştırınca gidiyordu.
"İçeceğini düşünmüştüm." Gözlerimi açıp etrafa baktım,yine "mavi alan"a gelmiştim ve yine karşımda "siyah adam" duruyordu.Anlamıştım,kesinlikle o şişeyi bize o göndermişti. "İçmedim tabikide,şüpheli olduğu belliydi. Ayrıca yaşım daha küçük." Dedim. " Geçen arkadaşınla içmiştin ama..." "O beni zorladı." "Yine de içtin." Verdiği cevap çok acemiydi. "Baksanıza,Emmet denen şu adam sizsiniz,değil mi?" "O muyum acaba?" "Sizsiniz yani...
Biliyorum,işe yaramayacak ama ailemle uğraşmayı bırakır mısınız? Lütfen..." "İşe yaramayacağını sen bile söylemiş-sin." Biliyordum ama yine de kızmıştım. Her şeyi bu adam yapıyordu;o kavgalar,zehirli içki,benim sürekli hasta olmam, bu hayatıma hiçbir katkısı olmayan güçler...Hepsi bu adamın eseriydi.Bunları yapan adam dahasını da yapardı , dikkatli olmalıydım.
Sabah...
"Vicky,sana önemli bir soru sormam gerekiyor. Okulun önünde iner inmez Vicky'e soru sormak adına karşısına geçtim. Vicky sorumdan haberi yokmuş gibi öylece gülümsüyordu. "Emmet denen bir adamı tanıyor musun?"
"O da kim?" Diye sordu.Ona ilk kez kızgındım: "Aptalı oynama Vicky,onu tanıdığını biliyorum." "Nasıl?" "Senin bana getirdiğin viskiyi hatırlıyor musun ve sonra içirttiğin?"
"Bunla onun ne alakası olabilir ki?" "Evinize Emmet tarafından zehirli viski gönderilmiş olabilir." Endişeli bir şekilde ağzını kapatmıştı: "Bu çok kötü." "Evet,ben de öyle düşünüyorum.Ama daha kötü bir şey varsa,o da en yakın arkadaşımın nefret ettiğim adamla iş birliği yapması!" Çantamı ondan alıp okulun içine girdim ve merdivenlerdan hızla çıkmaya başladım.Ara sıra arkama baktığımda Vicky'nin beni koşarak takip ettiğini gördüm. Sınıfıma koşarak girdim ve eşyalarımı sırama yerleştirdim.Vicky benim arkamda sınıfa girdi ve "Harper,bak gerçekten öyle bir şey yok." Dedi soluk soluğa.Rhoda yanı başımda saçlarını tarıyordu: "Ne oldu şimdi? Bu kızla küstün mü?".
"Olabilir aslında,Vicky'e bir süre konuşmak istemiyorum.
Öğlen yemekte tek başına oturdum.Aslında bu sefer çok da iştahım yoktu,tabağımdaki bulgurlu yemeği öylece didikliyordum. Didiklemeyi bırakıp etrafa bakındım,benim oturduğum yer pencere uzak ve küçük bir yerdi.Etrafta bir sürü çocuk vardı ve bazılarının yeme şekilleri gerçekten midemi bulandırıyordu.Vicky'nin ne yaptığını da merak etmiştim,gözüm onu aradı ama bulamadım.Tabağıma dönüp yemeğime bir süre daha baktım,canım gerçekten de yemek istemiyordu.Tepsimi rafa yerleştirip yemekhaneden çıktım ve sınıfıma gittim.Sırama öylece oturup resim çizmeye başladım.Bir süre sonra teneffüs bitti ve derse başladık.
Derslerden sonra eve gittik,yol boyunca pencereye öylece baktım.Kalbim ağrıyor ve midem bulanıyordu,sebebini bilmiyordum ama.Eve varınca karların içinde eve girdim ve akşam yemeğini yedim.Fırında makarna ve kabak vardı, öğlen bir şey yemediğimden aslında fena halde açtım ama yine bir şey yiyesim gelmiyordu.Makarnadan azıcık yiyip "Midem bulanıyor." Dedim ve masadan kalktım.Odama giderken birden kalbimin sıkıştığını hissettim.Bu sıkışma beni nefessiz bırakmıştı,nefes almaya çalışıyor ama bir türlü alamadım. "Biri bana Ventolin'imi getirebilir mi?!" Koşmayı bırakın,yürüyemiyordum.Annem imdadıma yetişti ve bana ilacımı verdi.İlacı ağzıma sıkıp içime çektikten sonra biraz olsun rahatlamıştım.Ama hala kalbim ağrıyordu,kalbim ağrıdıkça da midem bulanıyordu...Tuvalete gidip kusmaya çalıştım,çünkü midem bunu istiyordu.Ama bir türlü kusamıyordum.Sonra midemden çıkaracağım bir şey olmadığını hatırladım.Yatağıma uzandım ve bu acıya rağmen yapacak bir ödevimin olup olmadığını düşündüm.Neyse ki yoktu,battaniyemi üzerime çektim ve uykuya daldım.
Sabah...
Günlerden cumartesiydi ve annem ile babam yine evde değildi.Biraz resim çizdim ve kitap okudum,ödevlerimi zaten yapmıştım.Akşama kadar sadece o iki şeyi yaptım.Akşam annem ile babam gelince de sadece birlikte yemek yedik ve erken yattım.
Sabah...
Dışarıda yarım metre kar vardı fakat sabah saatleri olduğu için dışarı çıkamıyordum.Ailem de işlerindeydi ve muhtemelen eve yorgun olarak geleceklerdi.
Öyle de oldu zaten,akşam eve geldiklerinde bu sefer o kadar çok yorulmuşlardı ki,yemek dahi yemeden yattılar.Yemek yememeleri beni şaşırtmıştı aslında,ama muhtemelen dışarıda zaten yemişlerdir...
Sabah...
Kendimi uyandığımda gayet iyi hissediyordum. Yatağımdan kalktım ve lavaboya gittim.İşimi hallettikten sonra okul formamı giyip saçlarımı taradım.Gözlüğümü de taktıktan sonra mutfağa gittim ve kahvaltımı yaptım.Dün pek bir şey yemememe rağmen yine de pek aç hissetmiyordum. Bir dilim yumurtalı ekmeğin yanına sütümü içtikten sonra arabaya bindim ve okula gittik.Bu sefer Vicky yoktu, ben de çantamı kendim taşıdım ve okula girerek sınıfımaçıktım. Büyük siyah şapkamı ve paltomu astıktan sonra sırama oturdum. "Hiçmetçin bugün gelmemiş bakıyorum..." dedi Rhoda sırıtarak.Ben de "Hayır gelmedi..." dedim gülümseyerek. "Ona küstün,değil mi?" Diye sordu bana. "Yani,sanırım..." dedim. "Hazır küsmüşken o tokadan da kurtul istersen, içinde kara büyü olabilir." Dedi Rhoda kahkaha atarak. "Kara büyü olma ihtimaline rağmen yine de hoş bir toka olduğunu düşünüyorum." Dedim. Rhoda arkasına yaslandı ve "Fazla iyimsersin..." dedi.Öyle miydim?
Fen bilimleri dersinde sürpriz bir sınav olduk.Sınav yine her sınav gibi kolay geçmişti,konuları anlamak ve sınavların kolay geçmesi harika bir şeydi.Sınav kağıdımı teslim ettikten sonra her zamanki gibi arkama yaslandım ve öğretmenin kağıdımı kontrol etmesini bekledim.Ders sonlarına doğru konrol etti ve yine A+ aldım.Şu ana kadar olan bütün sınavlardan A+ almıştım ve bu beni çok mutlu ediyordu.
Ne yazık ki sınav sonuçlarından tek mutlu olan kişi bendim,
Notlarının gören herkesin yüzleri düşmüştü.En çok üzülenlerden biri de Rhoda'ydı. "C- almışım." Dedi.Onun adına üzülmüştüm ama zaten öyle çok çalışkan bir kız değildi,ödevlerini bile hiçbir zaman tam olarak yapmazdı.
Bunları onu kötülemek için söylemiyordum,kendimce konuşuyordum sadece...
Yemekte yine tek başıma oturdum,Vicky'e küsmüş olsam da gözüm onu aramadı değil.Etrafa bakındım ama Vicky ortalıkta yoktu.Ben de kendi yemeğime dönerek yemeye devam ettim,dünkü gibi çok iştahım yoktu.Özellikle çorbamın içinde gördüğüm sinek bütün iştahımı kaçırmıştı.
Yarısı hala dolu olan tepsimi alıp rafa yerleştirdim.Sonra yemekhaneden çıkıp sınıfıma gittim.
Öğlen az yemiş olmam öğleden sonraki derslerde fena halde acıkmama sebep olmuştu ve ne yazık ki yanımda yiyecek yoktu.Su içerek açlığımı bastırmayı denedim ama bir etki etmedi.Akşam eve dönünce hemen mutfağa gidip önüme konan yemeği yemeye başladım,biraz daha yemek yemeden dursaydım bayılacaktım.Yemeğimi yedikten sonra da üzerimi değiştirdim ve ödevlerimi yaptım,sonra da uyudum.
Sabah...
Bugün de okula Vicky gelmemişti.Onu ne kadar artık sevmesemde yine de birden okula gelmemeye başlamasını garipsemiştim.Teneffüste yan sınıfa gidip Vicky'i görüp görmediklerini sordum.Kimse görmediğini söyledi,ama daha garip bir şey vardı ; o da sanki herkesin Vicky'nin varlığını unutmuş gibi davranmasıydı. "Görmedim ama zaten o kim ki?" "Öyle biri mi vardı?" "Öyle biri yok ki." Yan sınıftan çıktıktan sonra sınıfıma döndüm ve Rhoda'ya Vicky'i görüp görmediğini sordum.daha birkaç gün önce Vicky ile yumruk yumruğa kavga eden Rhoda bile Vicky'nin kim olduğunu sordu. "Ne demek istiyorsun Rhoda!? Daha geçen onunla kavga etmiştiniz." Rhoda gayet sakindi "Ben kimseyle yumruk yumruğa kavga etmem." Dedi.Hayır,hayır... Kesinlikle bir gariplik vardı,böyle bir şey olamazdı.
Tüm gün aklım bu konudaydı,herkes nasıl olmuştu da bir anda Vicky'i unutmuştu ki,çok garipti.Aklıma bütün ihtimaller geldi: taşınma,vefat,kaçırılma... Ama herkesin unutması...Garip olan buydu.
Sizce Vicky'ye ne oldu?