İçeriğe geç

Atış Poligonu

Bölüm 10 · 10 dk okuma

Atış Poligonu

Bölüm 10

Mutlu Aile Tablosu

Su...Bir suyun içindeydim.Soğuktu bu su,hem de çok soğuk.Üşüyordum ama bu derin sudan da çıkamıyordum.

Yine bir rüyada mıydım?Ya da kabus demeliydim.İşte onun içinde miydim? Yoksa bu gerçek miydi? Gözlerimi açtım ve baktım:

Bir küvetin içindeydim,bembeyaz odanın içindeki dikdörtgen küvetin.Küvetin suyu buzla doluydu ve bu buz kütleleri bedenim çarptıkça acıyordu.Tam karşımda da soğuk üfleyen bir vantilatör vardı.Kim beni buraya getirmişti ve neden!? Bunu düşündüğüm gibi kendimi küvetten attım ve vücuduma baktım.Bembeyaz olmuştum ve her yerim buruş buruştu.O an karnımda derin bir ağrı hissettim. Uzun süre soğuk suda kalmak beni ishal yapmıştı.Yanı başımdaki klozete oturdum ve tuvaletimi yaptıktan sonra etrafa baktım.

Çamaşırlarımla kırmızı uzun kollu bir elbise giydim ve kapıyı açmaya çalıştım.Kapı kilitliydi! Var gücümde zorladım kapıyı ve sonunda kapı kırıldı.Dışarı çıkıp koşmaya başladım, koşarken Bay Fellman'a çarpınca yere düştüm. "Ne yapıyorsun sen?" Diye merakla sordu. "Kim beni o banyoya kitledi ve neden!?" "Ne yazık ki göremedim onu Harper,ben de daha yeni uyandım zaten." "Ne demek göremedin? Ne demek beni kontrol etmedin? Seni benim için tutmamışlar mıydılar?" "Harper...Kusura bakma ama ben..." "Tek bir kelime daha duymak istemiyorum!" Ağlayarak etrafta öylece koşuşturdum.O kaldığım odaya da dönmek istemiyordum.

Hiçbir yere tam olarak gitmek istemiyordum,sadece öylece koşmak istiyordum.Etrafıma dahi bakmıyordum koşarken...

Karşıma siyah bir kapı çıkana kadar.

Kapıya yaklaştım ve elimi üzerine koydum.Diğer kapılardan farklı olan bu kapı,çıkış kapısı olsa gerekti.Kapı koluna baktığımda kolun yanında beş tane asma kilit bulunduğunu fark ettim.Hepsi de kilitliydi bu kilitlerin.Kilitleri çekip bir şekilde kırmayı denedim ama bayağı güçlü malzemelerden yapılmışlardı.Kesinlikle anahtarı gerekiyordu.Etrafa baktım ve anahtarı bulmaya çalıştım.Hiçbir kapıdaki anahtar bu kilitlere uymazdı.Cam kapının kilidindeki anahtar yığınını görmeseydim pes edecektim.Cam kapıya yaklaştım ve gizlice ardına baktım: Bay Spark,West ve Joyke iskambil oynuyorlardı.Oyuna bayağı odaklamış gibi göründükleri için işimin kolay olduğunu düşündüm ve bir hışımla anahtar yığınını çektim.Ama çekişim yüksek sesli olduğu için anında duymuşlardı ve kartlarını bırakıp odadan çıktılar ve beni kovalamaya başladılar.Kapıya gelince anahtarları tek tek denemeye başladım ama ollar beni kollarımdan tutup engellemeye çalıştılar.Yine de anahtarlardan birini sokabildim ve ilk kilidi açtım.O kilidi açınca diğerlerini de açtım ve kapı konunu tutup kendime çektim.Ama karşımda zemini beklerken gökyüzü olduğunu fark edince dehşete düştüm.Adamlar benim kollarımı tutmayı bırakınca birkaç adım attım ve sıkıca tutunarak aşağıya baktım. Altımızda en az 7 kat vardı.

Korkudan aniden geri çekildim ve sordum: "Burası tam olarak neresi ve biz neden bu kadar yüksekteyiz?" Adamlardan bir cevap gelmeyince tekrar ve daha sert bir tonla sordum.Ama benim "sert" tonum onlara o kadar da sert gelmemiş olacak ki kahkahalar içinde gülmeye başladılar.Şu an da böbreğimi vereceğimi söyleseydim eminim ki pür dikkat dinlerlerdi.Ama öyle bir şey demeyecektim. Bay West kapıyı geri kapattı ve bütün kilitleri kilitledi: "Buradan kaçış olmadığını bilmen gerekirdi." Kapıya doğru yürüdüm ve yine elimi üzerine sürdüm. "Bu katta böyle bir kapının olmasındaki amaç ne?" Yangın merdiveni falan yoktu,yani böyle bir kapı olması saçmaydı. "Halüsinasyon gördüğüm bir anda burayı bir şekilde açacağımı ve buradan yol geçtiğini sanıp atlayacağımı mı düşündünüz?" Bunu söylerken ses tellerim titriyordu. "Gerçekten mi?Aklımla alay mı ediyorsunuz?Gerçi bunu sormama bile gerek yok,gayet de alay ediyorsunuz."

Gözümden yaşlar akmaya başladı ve kapıdan uzaklaştım.

"Nedeeeeeeeen?Nedeeeeeeeeeeeeen?Aghahahhahhha... Nedeeeeeeeen?" Burnumu sümkürüyordum,her şeyi bekliyordum ama bu kadarını da değil.Koridorda yürürken önceki tabelaya tekrar baktım: "4 Ocak 1980,saat öğleden önce 11.37,sıcaklık 60,8 Fahrenheit (17 Santigrat)" 4 Ocak... Bugün benim doğum günümdü.Normalde ailecek güzel ve eğlenceli yerlere giderdik ve akşama kadar alışveriş yapıp akşam da pasta keserdik.Ama şimdi,bugün iki kötü şey üst üste yaşamıştım ve hala etkisindeydim.Odama döndüğümde yatağa uzandım ve ağrıyan karnımı tuttum.

Battaniyeyi üzerime çekip öylece uzandım ve gözlerimi kapattım.

Türlü türlü düşünceler,türlü türlü renkler.

Hepsi beynimin kıvrımları gibi dalgalanıyordu kafamın içinde

Bazen aklıma güzel şeyler geliyordu evet,

Ama uyutmuyordu bunlar,beni uykusuz bırakıyordu.

Kendimi bir çizim gibi hissediyordum,beğenilmeyen bir illüstrasyon...

Çizen kişi siyah markörüyle karaladı yüzümü.

Tıpkı benim yaptığım gibi...

Beynimdeki sesler ve ışık patlamaları beni bir türlü uyutmuyordu.Gözlerimi kapatıp açtım ve sayı sayarak uyumayı denedim ama 1396'e gelsem de uyuyamıyordum.

Işığı çok da parlak olmayacak şekilde açtım ve bir elime not defterimi,diğer elime de kalemimi aldım.Duvarları boyadığım için tükenmez kalemin ucu bitti bitecekti.Son kalan mürekkebiyle kendimi çizmeye başladım.Üzerimde en sevdiğim güneşli tişörtüm vardı,altına desenli bir kemer taktığım bol pantolonumu giymiştim.Kısa kıvırcık saçları da çizdikten sonra yüze geldim.Kalemin ucunu kağıda değdirdim ve öylece çizgi çizgi karalamaya başladım.Yüz çizecekken sadece karalıyordum ve bunun geri dönüşü yoktu.Kalemim bitene kadar karaladım ve kalemim bitince defteri bıraktım.Özenli ve güzel kıyafetler bu kızın yüzü yoktu, sadece karalamaydı.Tıpkı benim gibi; yüzümdeki morluklar,sivilceler,kırmızılıklar gibi.Gözlerimi defterden ayırıp duvardaki çizimlere baktım.Onlar hareket mi ediyordu? Hayır,hayır.Ben delirmiştim.Ya da öyle miydi?

Kocaman elleri olan kızın ellerinin bana yaklaştığını gördüm.

Ellerini boynuma doladı ve sıkmaya başladı.Nefes alamıyordum ve çığlık atıyordum?! Neler oluyordu?! Kim yapıyordu bunu? Neden !?

El,boğazımı bıraktı ve dikkatli bakınca kendi melim olduğunu fark ettim.Ha? Başımdan beri kendimi mi boğmaya çalışıyordum?Peki ama neden? Elime arkalı önlü baktım.Ciddi sorunlarım vardı kesinlikle,artık kendim için bile tehlikeliydim.Odanın ışığı kapatıp kafamı yastığa koydum ve yine uzanmaya çalıştım.

"İyi ki doğdun Harper! İyi ki doğdun Harper! İyi ki doğdun, iyi ki doğdun...İyi ki doğdun Harper!" Şarkıyla birlikte uyandım. Bay Joyke şarkı söylüyordu,Bay Spark ve West de ellerinde beyaz bir pasta tutyordu.Pastanın tepesinde mumlar vardı.Doğum günümü kutlamaları güzel bir şeydi evet ama bana bu kadar kötü şey yapanlar neden şimdi doğum günümü kutluyorlardı? Bay Joyke ışığı açtı ve diğerleri pastayı bana yaklaştırdı.Mumları üfledikten sonra Bay West mumları tek tek pastadan aldı. "Bu pastada çilek yok,değil mi?" Bay Joyke bana gülümsüyordu "Tabiki de yok,neden koyalım ki?" Pastaya öylece baktım.Bu beyaz pasta oldukça ağız sulandırıcı görünüyordu.Bay Spark elini kafama koydu ve "Ne duruyorsun?Hadi pastayı ye!" Diyerek kafamı pastaya daldırdı.Yüzüm ve saçlarım yapış yapış kremanın içindeydi.Neden bunu yapmıştı ki? Bay Spark ve diğerleri kafamı pastadan kaldırmaya çalışırken bana gülüyorlardı.Sonunda kafamı pastadan kurtardığımda yüzümün kaşındığını hissettim.Sonra ellerim de kaşındı. Bay Joyke'nin bana uzattığı mendille yüzümü sildiğimde ellerimin kıpkırmızı ve benekler içerisinde olduğunu gördüm.

"Benim trifobim var,bakamayacağım." Bay West yüzümü elleriyle kapattı.Ellerimle yüzümü yokladım ve o batma hissini hissettim.Sonra pastaya tekrar baktım ve içindeki küçük kırmızı topları fark ettim...

"Nasıl bunu yaparsınız?!Ne demek pastada çilek var!? Benim ölmemi mi istiyorsunuz?" Cildim deli gibi kaşınıyordu. "Bu pastada bir şey olduğunu biliyordum, yoksa neden doğum günümü kutlarsınız? Değil mi?" Pastayı Bay Spark'ın yüzüne fırlattım ve çekmeceye uzanıp kremimi çıkardım.Kremi kollarıma ve yüzüme boca edip sürerken birinin cebini karıştırdığını duydum.Dönüp baktığında Bay Spark'ın cebinden bir tabanca çıkarıp bana doğrulttuğunu gördüm. "Anlaşılan Laila'ya kadavranın böbreği gelecek."

Laila da kimdi? Tabanca bana yaklaştıkça kalbim daha da hızlı atıyordu.Dibimde değildi aslında,hatta bana oldukça uzaktı.O sırada bu odaya yaklaşan koşan adım seslerini duydum.Bay Fellman kapıyı sonuna kadar açtı ve içeriye daldı. "Bay Spark!Bunu yapamazsınız..." Derken kulakları patlatacak derecede bir gürültü duydum.

Gözlerimi açtığımda odada sadece Bay Fellman ile ben vardık.Bay Fellman yerde yatıyordu,giydiği beyaz önlük kanla kaplıydı ve hatta kanlar beyaz zemine dökülmüştü. Bir hışımla yanına gittim ve alnına dokundum,buz gibiydi. Önlüğünden tutup bedenini çevirdiğimde anlamıştım ne olduğunu: Ölmüştü.Daha doğrusu öldürülmüştü,Bay Spark tarafından.Gözlerimin dolduğunu hissettim,sonra sol gözümden bir damla yaş aktığını hissettim.Göz yaşı elbisemin kırmızı koluna gelmişti.Kendimi tutamadım ve iki gözüm iki çeşme ağladım.Ağladıkça gözlüğümün camı buğulandı ve bu yüzden gözlüğümü çıkarıp ağlamaya devam ettim.Bir yandan da Bay Fellman'ın cansız suratına bakıyordum.O an odaya dalması,onun sonu olmuştu.

Burnumu elbisemin koluyla sildim,o an anlamıştım:

Burada insanlar öylece öldürülüyordu.

Her an ben de öldürülebilirdim,zaten ölecektim de.Bay Fellman beni kurtarmıştı ama...Ama...O da ölmemeliydi.

Böyle boş bir ölümü kesinlikle haketmiyordu.Ona baktıkça ağlayasım geliyordu ama bakıyordum işte.Bedeninden akan kanlar ayaklarıma kadar gelmişti.Ama biraz olsun tiksinmiyordum.Oda ceset yüzünden kötü kokmaya başlamıştı,burnum bu kokuya tahammül edemiyordu ama hareket ettiğim falan yoktu.Bay Fellman'a bakarken alnına bir damla kan düştüğünü fark ettim,bu kan göğsündeki kurşun izinden gelemezdi.Gözümü silip elime baktığımda kanın benden geldiğini fark ettim,çok ağlamaktan gözlerim kanamaya başlamıştı.Tamam Harper...Tamam...Artık susmalıydın...Artık! Susmalıydın.Cesedin yanından ayrıldım ve kapıya yöneldim.Kapı kolunu tuttuğumda bu sefer kapının kolayca açıldığını gördüm.Kapıdan çıkan kişi kapıyı kilitlemeyi unutmuştu.Kapıyı ardımdan kapatıp koridor boyu öylece yürüdüm.Artık burası benim için daha da yaşanılmazdı çünkü buradaki bana karşı tek iyi olan kişi ölmüştü.Lavaboya gittim ve aynada kendimi inceledim, yüzümdeki morluklar yeşile dönmüştü.Bu da yavaş yavaş iyileştiği anlamına geliyordu.Pastadan kaynaklanan kızarıklık ve benekler de azalmıştı ve artık kaşınmıyordu.Yüzümü yıkayıp gözlüğümün camını temizledim ve gözlüğümü geri taktım.Tuvaletimi de yaptıktan sonra saçlarımı düzeltim ve çıkıp koridorda yürüdüm.Tabelada bu sefer "5 Ocak 1980, saat öğleden önce 1.14,sıcaklık 62 Fahrenheit (16,6 Santigrat)" yazıyordu.Burada kalışımın beşinci günüydü aslında,ama nedense haftalardır burada kalıyormuş gibi hissediyordum.Kaldığım odanın kapısına gelince Bay Joyke'nin bir yandan kahvesini içerken bir yandan da bana baktığını fark ettim: "Sana iyilik eden tek kişi ölmüş bakıyorum.Üzüldüm sana." Bunu böyle ruhsuz bir şekilde söylemesi üzülmediğini belli ediyordu. "Odada artık bir ceset var,bu odada kalamam.Başka bir oda var mı?" Bay Joyke tek kaşını kaldırdı: "Neden direkt buradan kurtulmayı denemiyorsun?" "Nasıl yani?Siz Bay Spark'ın tarafında değil miydiniz?" "Çok sorgulama ufak şey,böyle bir şeyi her zaman söylemem." "Ama..." "Senden umudumu kestim artık,Bay Spark'ı bırak Bay Sakron bile böbreğini almamı tekrar istese yine de yapmam." "Bay Sakron mu?" "Emmet Sakron'u kastediyorum.Adını muhtemelen duymuşsundur."

Emmet Sakron...Emmet Sakron...Bir saniye! Bu babamın düşmanı olan Emmet'ti.Demek soyadı Sakron'muş.Bir saniye, siyah adam bir keresinde Überdung SAKRON diye birinden bahsetmişti ve dikkatli olmamı söylemişti.Yoksa... Ah hayır,o siyah adam başından beri Emmet Sakron'du! "Bir şey mi oldu?" Bay Joyke bana soruyordu. "Yok...Hayır hayır...Sadece..." "Anladım,neyse...Arthur Spark şu an da çalışma masasının üzerinde uyuyor.Şu anahtarı al ve oraya gir." Bana uzattığı anahtara baktım,anahtarı kavradım ve soğuk bir şekilde teşekkür ettikten sonra onun odasına yürüdüm.Bay Joyke her ne kadar bana yardım etse de yine de yaptıkları yüzünden onu affedemiyordum.Bay Spark'ın odasına gelince kapıyı sessizce açtım ve yavaşça içeriye girdim.Kafasını masanın üzerine koymuş halde horul horul uyuyordu.Etrafa baktım ve kalemliğe uzandım.Mektup bıçağını aldıktan sonra Bay Spark'a yaklaştım ve sonra derin bir nefes alarak bıçağı sırtına sapladım.

Bu yaptığım için kendimi affedemeyecektim,aileme de söyleyemezdim.Bunun için ömür boyu vicdan azabı çekecektim ama yine de yapmam gerekiyordu,yoksa iyi insandım ben.Evet...İyi insandım.

Bıçağı ona sapladığım an onun çığlıkları bütün odaya yayıldı.Yere düştüğü anda telefona uzanıp babamın numarasını çevirdim ve nefes dahi almadan konuşmaya başladım: "Anneeee! Babaaaaa! Bu adamlar beni kaçırdı! Emmet'in adamları tarafından kaçırıldım! Çabuk beni alın!!! Lütfeeeeen!!!!" Babamın ve annemin aceleci sesleri duyabiliyordum,daha fazlasını anlatacaktım ama bir elin ağzımı kapattığını hissettim.Yüzümü çevirip baktığımda bu kişinin Bay West olduğunu fark ettim. "Bunu yapmayacaktın işte!Seni bunu yaptığına pişman ettireceğiz küçük hanım!" Gözlerimi çevirip cesedin olduğu tarafa baktım,iki tane daha önce görmediğim adam cesedi inceliyordu.Kahverengi palto giyen ve şapka takan uzun beyaz saçlı bir adam vardı.Bana döndüğü anda yüzündeki ölümcül bakışı fark ettim: Emmet SAKRON'du bu kişi.O an gözlerinin karardığını ve başımın düştüğünü hissettim.Sonrasını hatırlamıyordum...

"Teslim olun ve çabuk kızımı buraya getirin!"Sesi duyunca yattığım yerden uyandım ve Bay West'e tabancasını doğrultan babamı fark ettim. "Babaaaaa!" Bay West bana engel olmaya çalıştı ama babam tabancayı tutmaya devam ediyordu.Hatta annem bile cebinden minik bir tabanca çıkardı.Bunun üzerine Bay West beni bıraktı ve bizden uzaklaştı.Ama arkasından "Sonra görüşeceğiz Bay ve Bayan Molly." Demeyi unutmadı.Ebeveynlerime koşup ikisine de kocaman sarıldım. "Bana yaptıklarına inanamayacaksınız!O kadar kötü şeyler yaptılar ki!" "Tamam kızım,sonra anlatırsın tek tek.Şimdi buradan çabucak ayrılmalıyız. Annem beni kolumdan tuttu ve kapıdan çıkıp aşağıya indik ve arabaya bindik. "Bu arada söylemeyi unuttum,bir deri bir kemik kalmışsın." "Evet anne,hiç sorma." "Yüzündeki morlukları da fark etmedim değil." "Biliyor musun,bu geçmiş hali.Önceden daha mordu." "Pis herifler!" Babam arabayı çok hızlı kullanıyordu: "Baba biraz yavaşlar mısın?Bu hızla midem bulanacak!" "Buradan biraz uzaklaşalım,sonra yavaşlayacağım zaten." Koltuğa ayaklarımı koydum ve uzanmaya çalıştım.Eve kadar uyumak istiyordum.

Bir süre uyuduktan sonra çıkıntılı yol sebebiyle yine uyandım.Yol,arabanın ilerlerken adeta zıplamasına sebep oluyordu.Ayaklarımı koltuktan indirdim ve pencereye yaslanıp manzarayı izledim.Dışarıda kar yağıyordu ve hava soğuktu.Bunu bilerek üzerime yün kazağımla kot şortumu hemen giydim.Evet,şort giymiştim ama yanıma aldığım kıyafetler arasında alt olarak sadece o vardı.Bacaklarım titriyordu ama yine de dayanmaya çalışıyordum.Ne de olsa eve döndüğümde şömine karşısında sıcacık battaniyenin altına girecektim.Dışarıya tekrar baktığımda eve yaklaştığımızı fark ettim,müstakil evler görünmeye başlamıştı.Babamın koltuğuna eğildim ve "Yaklaştık sanırım..." Derken bir silah sesi duydum ve gözlüğüme kan sıçradı.Sağa dönüp baktığımda annemin vurulduğunu fark ettim.Babamla ikimiz dehşete düştük ve babam müdahale etmeye çalıştı ama o da kafasından vuruldu.İkisinin kanla kaplı suratını gördüğüm anda tıpkı dünkü gibi yine gözyaşlarımı tutamayıp ağlamaya başladım.Bu seferki daha derindi ama,çünkü hoşlandığım kişi değil; yaşamamı sağlayan annem ve babam öldürülmüştü.Ağlama krizi esnasında koluma isabet eden kurşunla daha da çok ağlamaya başladım.Canım hem fiziken,hem de ruhen acıyordu.Kapıyı açtım ve arabadan çıkıp var gücümle koşmaya başladım.Koşarken bir yandan da silah sesleri duyuyordum.Arabadan bayağı uzaklaştığımı fark ettiğim zaman etrafa baktım ve tam karşıma çıkan adamı gördüm.

Bu kişi Emmet SAKRON'du ve kalbime isabet eden kurşundan önce gördüğüm son kişiydi...

Vicky Wreath kaybetti

Brody Fellman kaybetti

Arthur Spark kaybetti

Brittany Molly Wreath kaybetti

David Molly kaybetti

Ve

En önemlisi

Victoria Harper Molly kaybetti

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.