Gerileşmenin Şiiri
Sadece düşüyorum,
Mutlu değilim,
Üzgün değilim,
Pişman değilim,
Her yer beyaz ve anlamsız.
Beyazı severim,ama o bu beyaz değil.
Zaten kim sever ki?
Ne garip bir yer,ama kaçamıyorum.
Bu yerin gerçek olup olmadığını dahi anlayamıyorum
Hiçlikteyim,galiba
Bilmediğim bir yer
Kulağa garip gelebilir,
Ama bu bir gerçek
Biri bana yardım edebilir mi?
Herhangi biri yardım edebilir.
Sadece yardım...
Bay Fellman bana bir not defteri ile kalem vermişti,onla da bu şiiri yazdım işte.Kalemimi ve defterimi çekmecenin üzerine koydum ve öhö öhö...Burası tozlu muydu? Öksürmeye devam ettim.ÖHÖ ÖHÖ ÖHÖ ÖHÖ...Öksürüğümü tutamıyordum.Yataktan kalktım ve ayağımı zemine koydum.Zeminden kalkan toz benim daha çok öksürmeme sebep olmuştu.Burası hiç temizlenmiyor muydu?Odanın içinde biraz dolanıp zemine baktığımda ayak izlerimin çıktığını fark ettim.Yok artık,bu kadar da tozlu değildir diye düşünmüştüm.Bu tozlar burnuma geldikçe öksürüyordum.Çekmecemden Ventolin tüpünü alıp ağzıma sıktım ve ancak öyle biraz rahatlayabildim.O sırada Bay Fellman odama girdi,elinde her zamanki gibi yemek dolu bir tepsi vardı.Bu sefer ki yemeğim tavuk köftesi ve bezelyeydi.
Tavuk köftesi diye bir şey olduğunu da bu yemekle öğrenmiştim.Bir tane alıp ısırdım,tadı kötü değildi ama köfte sevmeyen biri olarak normal köfteyi tercih ederdim.Yemek yerken Bay Fellman da yanımda duruyordu.Ona baktığımda gözlerinin mavi olduğunu fark ettim.Çok güzellerdi... "Bu arada, getirdiğim kitapları okudun mu?" Yemek yemeye devam ediyordum, "Daha önceden okumuştum zaten o kitapları.". "Öyle mi?Okumamışsındır diye düşünmüştüm."
"Çok kitap okuyan biriyimdir." Dedim tepsimi kenara koyarken. Yemeğin hepsini bitirmiştim. "Hey neyse,benim gitmem lazım." Dedi gülümseyerek. "Daha çok sohbet edebilirdik aslında." İnsanlarla muhabbet etmeyi severdim.
"Evet,edebilirdik ama canımı kurtarmalıyım."dedi gülerek, neyi kastettiğini anlamıştım.Gülerek yatağıma geri uzandım.
Buradayken yapabileceğim pek de bir şey yoktu.Önceden sadece uyuyup odamı turlayabiliyordum,ama şimdi defter ve kalemim de var.Çok da bir şey değişmedini biliyorum ama şimdi resim çizip şiir yazabiliyorum.Not defterimin sayfasını koparıp aklıma gelen şeyleri çizmeye başladım.
Bu boş alanda sürekli aynı şeyler aklıma geliyordu aslında, ama yine de çiziyordum işte.Bu süreçte okula gitmediğimi fark ettim.Zaman algımı kaybetmeme rağmen tahminen 2 gün geçtiğini biliyordum.2 günde bir şeyler öğrenebilirdim ama şu an da burada boş boş acı dolu saatler geçiriyordum. Okula geri dönebileceğimi düşünmüyordum ama eğer bir şekilde dönebilirsem derslerden fazlasıyla geri kalmış olacaktım.
Odadan garip bir koku geliyordu,tavana baktığımda havalandırma olduğunu gördüm,koku sanırım oradan geliyordu.Kötü bir koku değildi ama güzel de değildi,garip ve ilaç gibi bir kokuydu.Hay aksi...Bana neler oluyordu...
Uyandığımda siyah bir yerdeydim.Tam üstümdeki loş ışık dışında hiçbir ışık yanmıyordu.Ha birde turuncu bir ışık yanıyordu,mor da vardı,yeşili unutmayalım...Bir anda etraf bir sürü renkli ampulle doldu.Siyahlığın içinde bir sürü ampul... Arkamdan bir düşme sesi geldi ve arkaya döndüğümde bir tabela gördüm : AMPUL OYUNU. Bir oyun oynayacaktım yani ha? Oyunları pek sevmezdim ama bu oyun eğlenceli olabilirdi.Bir anda bütün ampuller yanıp sönmeye başladı,hepsi farklı zamanlarda yanıp sönüyordu.
"Oyuna hazır mısın?" Sesin kimden ve nereden geldiğini bilmiyordum. "E-Evet...Hazırım." "Pekala,yeşil ampule dokun." Yeşil ampul...Bir sürü ampul yanıp sönerken nasıl yeşil olana dokunabilirdim ki? "1 dakikan var." Ne?Hayır olamazdı. 1 dakikada nasıl yeşil ampule dokunabilirdim ki?
Işıklar çok hızlı yanıp sönüyordu.Hepsine baktım,aralarında bir yeşil yandığını görünce ona dokundum ama o an "dııt" sesi geldi. "Ne? Yeşil dokundum ama." "1 dakika 6 saniye oldu." "Elendim mi yani?" "Yok daha değil,şimdi turuncu ışığa bas.1 dakikan var yine." Ampullere tekrar baktım,ışıklar gittikçe hızlanıyordu.Bir o tarafa bir bu tarafa bakarken midem bulanacaktı.Hiçbir ışık da turuncu değildi derken...
Bastım,turuncuya bastım. "1 dakika 4 saniye oldu." Hadi ama...Bir saniye,kaybedersem ne olurdu ki? "Kaybedersem ne olur?" "Kazanana kadar burada kalırsın." "Neden?" "Bunu söyleyemem,ama böyle isteniyor.Şimdi sarı ışığa bas." "Bari kontrast rengini söyle de işim kolaylaşsın." "Neden işinin kolaylaşmasını isteyeyim ki?" Işıklara tekrar bakmak istemiyordum,midem ciddi anlamda bulanmaya başlamıştı.Işıklara baktım tekrar,iyice hızlanmışlardı artık.
Sarı olarak gördüğüm bir ampule dokundum ama ben dokunduğum anda mavi oldu,bu yüzden sayılmadı.Başka bir sarıya dokunduğumda bu sefer yeşil oldu,istesem yeşile denk gelemezdim! Sonunda bir sarıya dokundum ama yine "Dııııt!" Diye ses geldi. "1 dakika 22 saniye.Sırada mor var, sarının kontrastını istemiştin." Bunun kolay olacağını düşündüm ama bir anda bütün ampuller söndü,sonra sadece soğuk renkler yanmaya başladı.Bir tane mor vardı ama ona tam dokucakken maviye dönmesi bana tokat gibi yapışmıştı.Başka bir mora yaklaştım ama o da parmağımı değdirdiğimde turkuaz oldu. "Başka bir taktik dene." Dedi dış ses.Ampullere bir süre baktım,baktıkça midem daha çok bulanıyordu ama bunu yapacaktım.Yerimden zıpladım ve yeşil bir ampule dokundum,dokunduğum anda mora döndü.
"Tam 1 dakika." Dedi dış ses.Bunu duyunca içten içe sevinmiştim ama yine de anlamadığım bir şey vardı: En uzun süren buymuş gibi gelmişti bana çünkü.Ampuller sönünce ve sadece bir beyaz ışık kalınca yere oturdum.Midem gerçekten bulanıyor ve bunu önleyemiyordum.Birden o hissi ağzımda hissettim ve...
Öggggkkkkkaghhhh...Kusmuğum Bay Joyke'nin önlüğüne gelmişti.Bir dakika?Bay Joyke mi demiştim ben? Evet,o buradaydı ve onunla birlikte diğer adamlar da vardı. Bay Joyke önlüğüne tiksinircesine bakıyordu,onun bu hali kabağa benziyordu ama gülemedim tabi. "Bu kız yine mi uyandı? Hass...Yeteri kadar anestezi vermiyor musunuz?"
Bay Joyke Bay Spark'a baktı. "Veriyoruz aslında ama kız yine de uyanıyor." "Öyleyse daha fazla verin...Kızın böbreği bize lazım." Kaşlarını çattı ve yanlarından uzaklaştı Bay Spark. "A-Ama daha fazla veremeyiz,bu kız için zararlı olur."
Konuşan Bay Fellman'dı,onun da elinde Bay Joyke gibi ameliyat malzemeleri vardı. "Bir şekilde halledin!" Bay Spark'ın sesinden gaddarlık akıyordu.Bay Joyke kırışık alnını mendille sildi.Ondan nefret ediyordum,Bay Fellman'ı seviyordum ama.Elindeki malzemelerle de gerçekten ameliyat etmeyeceğini biliyordum. "Ameliyat için anestezi getir Brody." "Kız şimdi hazır değil Isaac,yapamayız." "Umrumda değil,para için yapıyoruz bunu.Milyon dolarlar alacağız."Sırf parayı düşünüyordu... "İmkanım olsa üzerinize daha çok kusardım Bay Joyke." Bana aksi bir şekilde baktı. "Anlamıyorum...Nasıl bu kadar kötü olabiliyorsunuz? Gerçekten o paralar benim canımdan daha mı önemli?" "Tek yumrukluk canın var zaten,pek de bir şey değişmez." "Peki ya ailem,arkadaşlarım?Beni seven herkes?" "Onlar önemli değil." "Ama benim için öyle!!!" "Yakama yapışmayı bırakır mısın!? Er ya da geç öleceksin zaten!" O elindeki neşteri alıp karnına saplamak istiyordum, kalbine saplamayı düşündüm ama kalpsizin tekiydi! "Tamam Harper,tamam...Sakin ol...Ben bir çözüm yolu bulacağım, sen merak etme." "Şu an sakin falan olamam,kusura bakmayı ama evet! Sakin olamam işte!Bu muşmula suratlı mısır kafa varken hayır." Bay Joyke'nin mavi gözleri kocaman açıldı. "Bu yaptığın büyük bir terbiyesizlik!" "Affedersiniz ama sizinki değil mi sanki? Mesleğinizden utanmalısınız!" Sesler gittikçe yükseliyordu,ömrüm boyunca birine bu kadar bağırdığımı hatırlamıyorum.Bu son 2-3 gün bayağı agresifleşmiştim. "Artık sakin ol!" "Bu kadar şeyden sonra bana bunu diyemezsiniz!" Yaklaşan adım seslerini duydum ve sonra...Yanağımda sert bir vuruş hissettim ve yatağa düştüm. "Yeter! Bu kız da hem zayıf hem de geveze! Tam nefret ettiğim tür."Gözlerimi kapatmadan son bir kez baktım,gerçekten de tek yumrukluk canım vardı...
Odada tektim,herkes gitmişti.Yanağım hala acıyordu ama biraz hafiflemişti.Kafamı kaldırdığımda yastığa baktım,birkaç damla kan vardı.Sanırım o dayağı yediğimde ağzım kanamıştı.Biraz öksürdüm,burası hala tozluydu.En azından "ameliyat" için burayı temizleyebilirlerdi. Öksürdüğümde elime gelen kanı fark ettim.Hala kanıyordu... Birkaç dakikaya geçer diye düşümdüm ve etrafa baktım. Tavandaki havalandırmaya gözüm takıldı.Çok da küçük değildi aslında.
Ona girip kaçmayı düşündüm ama oraya nasıl çıkacaktım onu bilmiyordum.Yatağa çıksam da boyum yine de kapağa yetişmezdi,birinden yardım da alamazdım.Zıplayarak kapağa ulaşmaya çalıştım ama hiçbir şey olmadı.Ulaşmam imkansız gibi bir şeydi.Sahi bu cehennemden nasıl çıkacaktım?
Not defterime yine bir şeyler çizdim,çok hızlı resim çizen biriyimdir.Bu yüzden Bay Fellman'ın bana bu defteri verdiğinden beri neredeyse yarısı bitti.Bay Fellman demişken...Sanırım...Ondan hoşlanmaya başladım.Hayır hayır hayır...Herhalde burada kalmak beni delirtmişti. Öyle olsa bile ondan hoşlanıyordum ama.O mavi gözleri,parlak saçları,o gülüşü...Rhoda yanımda olsa Ventolin tüpünü fazla çektiğimi düşünürdü,Rhoda demişken...Acaba o ne yapıyordu şu an?Muhtemelen diğer kızlarla takılıyordur. Beni özlemiş midir?Yani...Onun arkadaşım ne de olsa,beni neden özlemesin ki?Eğer buradan çıkabilirsem umarım onu yine görebilirim,çok özledim çünkü.
"Bay Fellman...Buradan neden çıkmıyoruz.Sizin giriş-çıkış izniniz vardır herhalde." Bay Fellman yine odama gelmişti ve sohbet ediyorduk.O adamlara tekrar yakalanırsa bana iyi davranan tek kişi olduğu için vurulabilirdi ama yine de konuşuyordu benimle. "Hazır diğerleri burada değilken söyleyeyim,ben de kaçırıldım aslında.Giriş çıkışın nerede olduğunu bilmiyorum bu yüzden." Nasıl yani? Para karşılığında onu tutmamışlar mıydı? "Bir hastanede çalışıyordum,geçen günlerde işten çıkarken yolumu siyah bir araba kesti.Hastaneden bir doktor çıkmasını bekliyor olacaklardı ki,hastaneden benim çıktığımı görünce burnumda bir mendil hissettim.Buraya nasıl geldiğimi hatırlamıyorum bu yüzden.Gelince beni yarı uykulu haldeyken bir sandalyeye oturttular ve bana asıl görevimi söylediler.Senin böbreğini alacaktım." "Peki neden?" "Onu bana söylemediler.Muhtemelen para karşılığı satarlar." "Neden özellikle benim böbreğimi istiyorlar ki?Bir saniye... Bu adamlar benim babamın düşmanı.Bu yüzden ondan intikam almak istiyorlar.Şimdi anlamdım." "Muhtemelen ondandır." "Şu havalandırma deliğini görüyor musun? Ona kesin sığarım,acaba bana yardım etsen de kapağını açıp içinden geçsem mi?Böylece kaçabilirim." Güldü: "O yollar aksiyon filmlerindeki gibi değil Harper,içindeki demir fanlar senin vücudunu paramparça eder.Bence aklından bile geçirmemelisin." "Sahi mi?Öyle düşünmemiştim." "Hmmm...Anlıyorum." Konuşurken kollarıma ve bacaklarıma krem sürüyordum.Bunlar cildime özel ilaçlı kremlerdi.Aslında yağlı ve yakıcı bir hissi vardı ama bunları sürmeyince de kaşınıyordu cildim. "Bu kremden nefret ediyorum,vıcık vıcık bir hissi var.Bir doktor olarak başka bir krem verebilir misiniz?Doğru ya,siz dermatolog değilsiniz. Neyse..." Bana gülümsedi,gülüşü onu çok yakışıklı gösteriyordu.Zaten yakışıklıydı aslında ama işte,gülmek insanı güzelleştirir.
"Brody! Çabuk gel buraya!" Bay Fellman bunu duyunca yerinden kalktı ve odadan çıktı.Neden gitmişti acaba, benim hakkımda mıydı?Muhtemelen benim hakkımdaydı.Agh! Ben son zamanlarda aptallaşmış mıydım? Neden böyle cahilce düşünüyordum?Bu oda beni delirtecekti!!!
Pekala,bu odanın beyazlığı beni delirtiyorsa ben de burayı bir kağıtmışçasına boyayacaktım.Duvarların "kirlenmesini" pek umursayacaklarını sanmıyordum,zaten umursasaydılar yerde de bir santim kalınlığında toz bulunmazdı.Bu pis yerlerde her türlü şey yaşandığını tahmin ettiğim için dokunmak istemiyordum.Beni onlar buraya kilitlediler, onlar temizleyeceklerdi.Yatağımın üzerinde duran tükenmez kalemi aldım ve duvara resimler çizmeye başladım. Önce minik figürler çizdim,sonra onları kaplayan cisimler, onları da kaplayan cisimler.Kocaman yüzler çizmeye başladım. Çizimlerim çok da detaylı değildi aslında,daha çok karikatür şeklinde çiziyordum.Kalemi bitirene kadar çizmeye devam ettim ve kalem bitince kalemi bıraktım. Ventolin molası verdikten sonra çizimlerime şöyle bir göz attım: Çizdiğim en iyi çizimler olmayabilirdi ama yine de güzel çizmiştim. Yatağıma geri uzanacakken tuvaletimin geldiğini fark ettim,aslında düşünürsek uzun bir süredir tuvaletimi yapmıyorum.Bu da böbreklerime ciddi bir şekilde zarar veriyor aslında,buradaki adamların bunu bilmesi gerekiyor olması lazım ama tuvalete izin vermediklerine göre bilmiyorlar. Kapıya gittim ve kapıya sertçe vurmaya başladım: "Hey! Tuvalete gitmem lazım! Acil! Lütfen!" Kapı açıldığında Bay West ile göz göze geldim.Bakışları Bay Spark kadar sert değildi ama yine de gerilmiştim. "Tuvalet mi?" Ahahaha...Ben burada ne diye bağırıyordum sanki?
"Evet Bay West.Tuvalet...İdrar için ve...Sizin için olabilir ama...Böbrek için.Uzun süre idrar tutmak böbrekte taş yapar." "Hadi hadi uzatma,anladım." Bunu derken sırıtıyordu, bir insanın sırıtışı bu kadar mı korkunç olurdu?
"Gir şu tuvaletine...Ayrıca...Bu odanın hali ne? Yerler toz içinde ve duvarları boyamışsın.Neden böyle pis bir odada duruyorsun ki?" "Ne yapmamı bekliyorsunuz?Ha?" "Temizleyeceksin tabiki de." "Ben mi? Asla olmaz,yerdeki toz astımımı tetiklemekle kalmaz öldürür beni." "O da kötü fikir değilmiş aslında." "Keşke benim yerimde siz olsaydınız,
Ölüme çok meraklıymışsınız gibi duruyorsunuz." "Neyse...
Arthur gelmeden geri dönmüş ol." Koridor boyunca yürüdüm,epey soğuktu.Çıplak ayakla dolaştığımı ve kısa kollu bir elbise giydiğimi düşünürsek yürümek işkence gibiydi.Tuvaletimi yaptıktan sonra odama dönerken saat ve sıcaklık yazan tabelayı gördüm: "3 Ocak 1980,saat öğleden sonra 10.50, sıcaklık 66 Fahrenheit (18 Santigrat)" 66 mı? Çok da fazla değildi aslında,öyleyse neden donuyor gibi hissediyordum? Çok mu zayıflamıştım? Elbisemi kaldırıp göbeğime öylece baktım.Evet,biraz zayıflamıştım. Az önceki tuvaletimin de buna etkisi olmuş olabilir ama.Normalde yatmadan önce her zaman dişlerimi fırçalardım ama burada bırakın diş fırçasını macununu,sabun bile adamakıllı yoktu.
Aslında bakımımı sadece 3 gün aksatsam da sanki 3 haftadır bakımsızmışım gibi hissediyordum.Saçlarım dağınık ve karmaşıktı,yüzümdeki sivilceler çoğalmıştı ve kavgalardan kalma morluklar duruyordu.Aslında ergenlik çağında olduğum için sivilceler normaldi ama benim yüzüm genelde sivilcesiz olurdu.Şu an giydiğim kıyafetler de çekmecedeki "temiz" kıyafetlerdi ama ne kadar temiz olduğu da tartışılır aslında.Battaniye ve yastığı saymıyorum bile.Bu daha ne kadar sürecekti?
Gözlüğümü çıkardım ve çekmecenin üzerine koydum,sonra ışığı kapatıp yatağın içine girdim ve uyudum.
Bir yerden kuş sesleri geliyordu.Hayır hayır hayır...Bu gerçek olamazdı.Bu odadan kuş sesleri gelemezdi.O halde neredeydim ben? Gözlerimi açtım ve kafamı kaldırarak etrafa baktım.Güneşli bir ormanın içindeydim.Etraf yemyeşildi ve kelebekler etrafımda uçuşuyordu.Üzerimde de bembeyaz bir elbise vardı.Ayağa kalktım ve öylece dolanmaya başladım.Havadaki o güzel kokuyu takip ediyordum.Koku beni bir köprüye götürdü,altından masmavi bir nehir geçiyordu ve köprünün her iki tarafı çiçeklerle kaplıydı. Gerçekte olamayacak kadar güzel bir görüntüydü bu. Köprüye koştum ve üzerinden etrafı inceleye inceleye geçmeye başladım.Gittikçe daha da güzel geliyordu burası.
Köprü bitince kendimi yerlere attım ve elbisemin kirlenmesini umursamadan çimenlerin üstünde yuvarlanmaya başladım.
Çimenin güzel kokusu burnuma gelirken güneş de tepede bana göz kırpıyordu.Güneş sahiden bu kadar güzel miydi?
Yine bir ormana geldim,bu orman da en az önceki orman kadar güzeldi.Hoplaya zıplaya ormanda ilerledim.Ne ayağımı ısıran bir böcek,ne de kolumu kaşındıran bitkiler vardı.Her insanın hayal ettiği kusursuzlukta bir ormandı burası.
Ormanın derinliklerine geldikçe karanlıklaşıyordu.Yukarı baktığımda ağaçların öncekilerden daha geniş olduğunu fark ettim.Çok da umrumda değildi açıkçası,zıplaya zıplaya ilerlemeye devam ettim.Orman artık zifiri karanlıktı,bir şey dışında.Karşımda duran o şey dışında: O pembe parlak çiçek.Botanist olmadığım için bu çiçeğin ne olduğunu bilmiyordum,ama her ne ise çok güzel görünüyordu. Yapraklarını genişçe açmış halde,sanki beni bekliyor gibiydi.
Ellerimi çiçeğe yaklaştırdım ve sapına dokundum.Sonra çiçeği var gücümle çektim.Çektiğim anda çiçeğin parlaklığı ortadan kalktı ve yüzümde bir acı hissetmeye başladım.Bu acı öyle fazlaydı ki bu karanlığın içinde elimdeki o güzelim çiçeği bırakıp yüzümü tutmaya başlamıştım.Hayır hayır hayır...Burnum kırılmış ve gözlerim çıkacakmış gibi hissediyordum.Aaagaggahhhhah!Yayyyayahahahahahha!
"Bırakın beni!Yeter artık olmuyor işte! Beni bir kez daha ameliyat etmeyin!Yalvarırııııım!Lütfeeeeğğğğn!" "NE OLUYOR BE!?O SES DE NEREDEN GELİYOR? NE DİYE BENİ UYKUMDAN EDİYORSUN?" Bir saniye,ameliyat olmuyor muydum yani?Etrafa baktım,hiç kimse yoktu ve etraf bıraktığım gibi kapkaranlıktı.Kapının ardındaki ışık dışında tabi...Yaklaşan adım seslerini duyuyordum, sesim birilerini uyandırmıştı. Kapı bir hışımla açıldı ve içeriye Bay Spark girdi.Yani,tahminimce oydu çünkü diğerleri bu kadar kaba değil. "Sen gecenin üçünde ne diye deli gibi bağırıyorsun?!" Omzuma setçe vurduğunu hissettim. "B-Ben ameliyat ediyorsunuz sanmıştım!" "Ameliyat ediyor olsak da böyle bağıramayacağını bilmiyor musun sen?" Yüzüme sert bir tokat yedim,bu adam demeye utandığım kişi beni tokat manyağı edecekti! Kolundan tuttum ve bir sonraki tokatı onun yüzüne gelecek şekilde ona doğrulttum ama o ellerimden kurtularak bana bir tokat daha attı.Bunu üzerine iki elimi alıp onun boyunun çevreledim ama o ellerimi sertçe kavradı. "Eğer beni boğarsan bu küçük parmaklarını tek tek kırarım!" Başta dinlemeyip boğazını sıkmayı düşündüm ama elimi bayağı sıkı kavrayınca ellerimi boğazından çektim.Onun boğazını sıkmamama rağmen yine de hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.Nefes alması aklıma astımımı ve sonra Ventolin'imi getirdi.Küçük mavi tüpü elime aldım ve önce ona sonra Bay Spark'a baktım. Salbutamol birleşeninin gözü kör edebilecek bir etkisi vardı,bunu Bay Spark'ın üzerinde kullanabilirdim.Tüpün kapağını açtım ve birkaç dakika tüpe öyle baktım.Elime aldım ve karşıma tuttum derken...Gittiğini fark ettim.Hay aksi,planım suya düşmüştü.Tüpün kapağını kapattım ve çekmecenin üzerine geri koydum.Sonra tekrar kafamı yastığa koyup uykuya daldım.