Son birkaç saattir tavanı izliyorum, nerede hata yapmış olabilirim, yani bi hata yapmış olmam lazım. Her şeyi bir kenara bırakıyorum, bu aldatılma ve diğer olaylar bir kenarda dursun...
Bunu aylardır nasıl fark edemedim? Neredeyse üç ay, üç ay lan üç ay aptallığım karşısında kendimi ayakta alkışlıyorum ve İnciyi tebrik ediyorum, beni aldatmış olmasına rağmen çok güzel rol yaptı. Beni sevdiğine neredeyse inanmıştım...
Bilgisayarımı açıp ikimizin fotoğraflarının olduğu klasöre tıkladım, birkaç Ay içinde bunca anı... Sonra o güne dair fotoğrafları buldum, neredeyse 5000 fotoğrafı, içlerinden birine tıkladım. Fotoğraf ekranı kaplayınca, gözlerimi kapattım zihnimde o gün canlandı.
Bu fotoğrafı hatırlıyorum, Sapanca'ya gittiğim ilk günün sabahında kahvaltıdan hemen sonra çekilmiştik. Başım çatlayacak gibi ağrıyordu, ayakta zor duruyordum, gözlerim yanıyordu ve istediğim tek şey uyumaktı ama ben ne yaptım, İnci istiyor diye tabu oynadım. İki kişilik saçma oyunumuzun kazananı tabi ki de o oldu, neden mi, ben ona karşı her zaman kaybetmek zorundayım.
Hayatta en nefret ettiğin şey kaybetmektir, tabi kazanan kişi âşık olduğun kadın değilse. İş ona kaybetmeye gelince, sanki bütün oyunları kazanan kişi benmişim gibi hissediyordum. Onun tek bir gülümsemesi mutlu olmam için yeterliydi, hal böyleyken ona kaybetmiş olmaktan hep keyif aldım. Çünkü aşk diye buna deniyor, bende çok sonraları anladım.
Bütün fotoğraflara tek tek baktım, videolarımızı birkaç kez izledim. Sırf arkadaşlarında görüp özendiği bütün sevgili pozlarını gerçekleştirdik o gün. Karda el ele yürüyen çift, şöminenin başında şarap içen sevgili pozu, yatakta muhteşem bir güne merhaba biz uyandık pozu. Daha fazla izleyemeyip ona dair her şeyi sildim, biraz daha böyle devam edersem İnciyi affetmekten korkuyorum.
"Söylediğim gibi, kendini o herife mecbur hissetme. Ha ömrümün sonuna kadar onunla yüz yüze gelmeye katlanabilirim diyorsan ki ailesinin bu konudaki düşüncesini biliyorsun, yaşayacağın şeyler az çok belli. Yine söylüyorum, çocuğunla huzurlu bir hayat sürmek istiyorsan ben sana çözümü sundum. Karar senin." Ne saçmalıyorsun lan sen? Odamdan çıkıp Sarp'ın odasına girdim.
"Ne çözümü sundun?"
"Hiç, ikimiz arasında." Ahahahaha ikimiz arasında mı dedi?
"İkiniz arasında mı?" o kadar çok güldüm ki karnımın ağrımasıyla ancak susabildim, sinirlenince gülen insanlara deli gözüyle bakardım sonunda bende dümdüz delirdim. "Farkındaysan, konuştuğun kişi benim kız arkadaşım oluyor ve-"
"Eski kız arkadaşın, hani şu iki saat önce terk ettiğin." Birincisi, lafımın kesilmesinden nefret ederim, ikincisi ayrılmış bile olsak, onu hala seviyorum ve bu göt ağzını büze büze onun hakkında konuşamaz.
"Bak, İnci için çok özeldin. Bu olayın nasıl olduğuna dair hiçbir fikrim yok, sormadım oda söylemedi, ama seni çok sevdiğini biliyorum. Günlerce bunun vicdan azabını yaşadı ve sana söyleyecekken ben durdurdum. İşlerin bu noktaya gelebileceğini bilemezdim, basitçe bu olayın üzerini kapatabilirdi ki ben bebeği aldırmasını söyledim ilk öğrendiğimde, ama o zor olanı seçti. Bu bebeği doğurmak istiyor. " -eeee bana ne? Vicdan azabı çekip bana itiraf etmesi beni aldattığı gerçeğini değiştirmiyor.
"İnci'yi hiç sevmedin mi? şu an sanki ondan değil de düşmanından bahsediyormuşum gibi bakıyorsun."
Ahahahahah, bu çocuk dayak yemek istiyor, onu sevmemiş miyim? Ben onun için kendimi değiştirdim kendimi! Sırf benden zarar görmesin diye karşısına çıkmıyordum, Savaş'a bile göz yumdum çünkü onun mutluluğu benim için daha önemliydi Savaş'ı seviyorsa onunla olsun dedim. Sonra ne oldu ikisini görmeye dayanamayıp okulu bıraktım, İstanbul'a döndüm.
Biliyor musun, onu görmemek, başkasıyla görmekten daha zormuş geri gelip her gün Savaşla olan kavgalarını izledim, sabahları uyandığımda acaba bugün ne için ağlayacak diye düşünüyordum. Savaşla bu sebepten ötürü defalarca yumruk yumruğa geldik, sokaktaki sıradan biri olsa hiç sorun değil ne olmuş sanki, konu sevdiğin kadın ve kardeşin olunca yapabileceğin tek şey susmak oluyor. Hayatımda ilk kez birisi için sustum, evet göt herif onu sevmemişim haklısın.
"Senin sorunun duygularınla hareket etmen, duygularınla hareket edip sonra bunun pişmanlığını yaşıyorsun."
"Yanlış, ben pişman olmam."
"Bide bu yıkılmaz egon var, onu söylemeyi unutmuşum, İnci bana ilk karşılaştığınız günü defalarca anlattı, o gün kaçmak yerine konuşabilseydin belki her şey daha farklı olurdu. Bunun pişmanlığını yaşamadın mı hiç?" ah İnci şu çok bilmişe her şeyi anlatma diye yüz kez söyledim.
"Sarp, siktir git tamam mı." evet seninle ev arkadaşı olmayı kabul ettiğim güne dönüp reddetmeyi seçerdim, göt herif. Ergenliğimde yaptığım gibi kapıyı çarpıp odama girdim, yorganı kafama çekip uyumaya çalıştığım anca kapım açıldı.
"Benden söylemesi on yıl sonra, keşke dememek için iyi düşün. Bu gece İnci karar verecek, ya yarın gidip ona hamile olduğunu söyleyecek ya da bir şekilde çaresine bakacağız."
"Sarp! Siktir git!"
Sarp'ın odadan çıkmasıyla doğruldum, iki alternatifte de ölen kişi ben olacağım.
İnci'yleyken de İncisizde...
Komodinin çekmecesini açıp ilaç yığını arasında akşam içmem gereken ilaçları seçtim. Bu kadar gerilim zavallı kalbim kaldıramaz. Bir gün bu kız beni kalpten götürecek.
Yatağa uzanıp gözlerimi kapattığımda Sarp'ın dediği an canlandı zihnimde.
İnci'yi ilk kez gördüğüm an...
Ahahahah, o gün uzun zaman sonra hastaneye gitmiştim, bu hastalıktan kurtulduğumu düşünüyordum ama sürpriz orda bir yerde durup tekrardan döneceği günü bekliyormuş. Kırık Kalp Sendromu, doktorlardan birisi böyle söylemişti daha sonra Kalp Ritim Bozukluğu dediler, doğuştan gelebilirmiş ne saçma. Son birkaç yıldır beni terk etmişti, ani ataklarım tamamen gitmişti ve normal hayatıma dönmüştüm, hemen hemen. Genelde birilerine sinirlendiğimde ortaya çıkardı, son zamanlarda kimse umurumda olmadığı için haliyle sinirlenmiyorum da.
İlk kez...
İlk kez hiç tanımadığım birini gördüğümde oldu, "İşte bu kez kesin öleceğim." Dedim.
Sana teşekkür etmem gerek İnci, Sayende Kırık Kalp Sendromumla baş etmeyi öğrendim, gerçi bugünden sonra tedaviye ihtiyaç duyan bir kalbimde kalmadı.
Böyle oluyor işte ona dair anıları hatırlayınca gülesim geliyor, sanki kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi hissediyorum. Birkaç dakika derin nefes alırım ve çarpıntıyı dindirmeye çalışırım, mümkün olsa kalbimi söker," Geri zekâlı bu kadar hızlı atmayı bırak! bir gün duracaksın." Deyip geri yerine takarım. Lakin bu pek mümkün değil.
Bak işte, o günü düşününce yine öyle oldu, sen akıllanmazsın çocuk.
Ahahahahah, ama o gün çok güzeldi ben! Peri kızı gibi salınıp yanımdan geçip gitmişti. Kalabalığın içinde dalgalanan saçlarını izlemiştim ve gülümserken kıvrılan dudaklarını... Acaba o gün giydiği yeşil elbisesi hala duruyor mudur ona çok yakışmıştı, hatta birazcık ta kıskanmıştım. Tamam biraz değil çok kıskanmıştım, kafeteryada çıktığında hemen peşine bende çıktım.
Ah karamel, o gün saatlerce Rüya'nın gitmesini bekledim sonunda gitti tam sana sesleneceğim sırada hassan kalbim engel oldu, kesin dedim bu kez ölüyorum. Belki sokaktaki insanlar olmasa ölürdüm de, hayatımda ilk kez o gün ambulansla hastaneye gitmiştim.
Acil servisteki sedyeye yatana kadar göğsümü tutup güldüğümü hatırlıyorum, belki...
Keşke beni fark etmediğinde sana sarılsaydım. Keşke dediğim tek an ışıklarda beklediğimiz o birkaç dakikaydı. Belki o gün seninle konuşmayı başarabilseydim şu an sadece benim olurdun...
----------
AYLARDAN EYLÜL (DÖNEMİN BAŞI)
İnsanın kendi evinde huzurla uyuyamaması kadar boktan bir şey yok. Neden güne Damla ve arkadaşlarının cırtlak sesiyle başlıyorum ki? Defolun gidin kahvaltınızı başka yerde yapın.
"Ya şunları gönderirsin ya da oraya gelir seni ağlatırım." Umarım Damla mesajda yazdığım gibi arkadaşlarını gönderir yoksa cidden mutfağa gider hepsini ağlatırım.
"Hayatım kızlara nasıl gidin deyim, az kaldı zaten birazdan çıkacağız. Azıcık dayan." Sevgilimmiş gibi davranmasına katlanamıyorum.
Yataktan çıkıp üzerimi giymek için dolabın kapağını açtım ve eşofman takımlarımı bulamadım, yine! Damla kafasına göre bütün düzenimi değiştirmiş, "Ya sabır! Şeytan diyor yanlarına çıplak git, bekar evine zamanlı zamansız girip çıktıklarına pişman olsunlar."
Mutfağa gittiğimde gürültüden geldiğimi fark etmediler bile, Damla ve onun nefret ettiğim kız arkadaşları, Kaan ve sınıftan birkaç çocuk. Evet çiftlik zaten burası, isteyen kafasına estiği gibi gelebilir.
"Sesinizi kesmeyi ne zaman düşünüyorsunuz? Uyumaya çalışıyorum." Dedim, belki alınıp giderler diye.
"-Aaaa hayatım seni uyandırdık mı? Dur sana kahvaltı tabağı hazırlayım hemen." Tatlı sevgili ayaklarını bırak be! Bi sal artık beni. Kolumdan tutup masaya doğru sürükledi ve boştaki sandalyeye oturdum. Önüme gelen tabakta bir kuş sütü eksikti, eminim Damladan kuş sütü istesem bulur onu da getirir. Öyle bi ruh hastası çünkü.
"Buraları toparlayıp okula geçeriz hemen, ilk dersi kaçırdık ama diğerine yetişiriz. Sende hemen bitir aşkım." Aşkım mı? Aşkım dedi bana, başımı kaldırıp hemen dibimde meyve suyu dolduran Damlaya baktım," ne saçmalıyorsun lan sen? Biz sevgili değiliz." Dememek için dişlerimi sıktım, bu kız böyle davranarak bi gün karım olacak, ne yazık ki Annem Damlaya bayılıyor. Evimdeki gizli ajanı o çünkü bana dair her bilgiyi ondan alıyor, ne zaman uyudum eve kaçta gelip kaçta gittim, ne yedim, her şeyimi birer birer anneme rapor ediyor, tabiki de sever. İşime yarayan enayiyi bende severdim.
"Ben gelmiyorum, sizde sesiniz kesin bir dahada sabahın köründe beni uyandırmayın." Ergen gibi davrandığıma inanamıyorum, ama uyku en hassas noktam hatta tek.
"Unutmadan söyleyin, bir daha odama girip kafana göre eşyalarımın yerini değiştirme, sen benim annemde değilsin karımda. Sevgilim olmadığını da ekleyim." Gaddar biri değilim, insanları ağlatmayı sevmem hele ki kadınları ağlatmaktan nefret ederim ama Damla bunu çoktan hak etti. Yatağıma girdiğimde ağlama sesi odama kadar geliyordu, "Sesli ağlayacaksan dışarıda ağla!" Diye bağırdım ve dış kapının çarpılma sesi, şimdi huzur hiçinde uyuyabilirim.
----
Uyandığımda saat öğleyi geçmiş neredeyse akşam üzeri 16.00 olmuştu, Savaş'ın aramalarına daha fazla kayıtsız kalamayıp telefonu kulağıma götürdüm, "Ne var."
"Fakültedeyim, proje için Ramazan'la konuştum."
"Yani, bana ne. Söyledim uğraşmak istemiyorum."
"Pars! Buraya gel, kafeteryadayım."
İnsanın kardeşinin olması berbat bir duyguyken, kuzeninin kardeşinmiş gibi davranması kadar iğrenci yok.
Savaş! Sen benim kardeşim değilsin bana kardeşimmiş gibi davranma ve bana bir daha Pars dersen ağzını kırarım diyecektim telefonu suratıma kapatmasa.
Göründüğümün aksine kontrol manyağıyımdır, hayatımın her anında ne zaman uyuyup uyanacağım, kimlerle arkadaş olup arkadaşlığımın ne kadar süreceği, yemek yediğim saat dahi değişmez. Durum kız arkadaşlarım içinde geçerli, uzun ilişki sevmem mesela, en fazla iki ay. İş ciddiyete girdi mi Atilla usul usul uzaklaşır hatta terk edilmek adına elimden geleni yaparım.
Arabamın otoparktaki yeri dahi bellidir, fazladan yürümeyi sevmem, diğer aparman sakinleri tercihimi ilk başlarda anlayışla karşılamadı elbette, ama tabi ki de hassasiyetimi anlayabilmeleri adına kendimi tanıttım şu an çok iyiyiz. Otoparka indiğimde canım komşum Emre ve eşi de oradaydı.
"Naber Emre? Yeni araban güzelmiş sayemde bir üst modele geçmişsin. Sen nasılsın Buket?" -aaa ama neden benimle konuşmuyorsunuz ki, ahahahaha benimle konuşmazsanız ağlarım. Alt tarafı arabana ufak tefek zarar verdim ne bu nefret! Memur maaşıyla ömrünüzün sonuna kadar çalışsanız alamayacağınız arabayı biricik babam size hediye etti, hadi ama birazcık gülümseyin. Konuşmadan arabaya bindiler bende hemen peşlerinden yola koyuldum.
"Efendim Savaşcım,"
"Nerde kaldın? Çabuk ol!" dedi, sinirle.
"Yoldayım..." dedim, yani daha evden çıkmamış olabilirim ama teker hareket etmeye başladı bu yoldayım demek.
"Düzgün sür şu arabayı korna çalıp durma!"
"Trafikte değilim, Emreciğimi taciz ediyorum."
"Şu çocuğa bulaşma artık zaten arabasını hurdaya çıkarttın."
"Biraz daha abart!" he hurdaya çıkarttım, görende benzin döküp yaktım sanır, gerçi aklımdan geçti ama yapmadım.
"Yalan mı adamın arabası sayende hurdaya çıktı, günlerce ben uğraştım ya hani sana dava açmasın diye, oradan biliyorum. Sayende herife araba aldık. "
"Aman ne! Ne sanki, vizyonsuzun seçtiği arabadan ne olur. Ben onu uyardım, benim park yerimi işgal edemez."
"Atilla, saçmalamayı bırak! Ortak kullanım alanı orası, çabuk gel." Yani, evimiz yan yana demi neden okula gitmek zorundayım. Sırf beni uğraştırmak için.
Arabayı sevgili kardeşimin söylediği gibi sakinlikle sürdüm kimseye bulaşmadan. Uslu uslu kafeteryaya yürüdüm, bugün ikinci senemin ilk günü ve planlarım arasında okula gelmek yoktu. Birinci sınıfların heyecanı, yeni tanışmalar, bütün o gürültü kalabalık, skandallar, ayrılıklar, bağrışmalar beynim artık kaldırmıyor. Giriş kapısında durdum, içeriye girecek gücüm yok bütün gürültü dışarıya kadar taşıyor.
"Pardon... şey mermer binaya nasıl gidebilirim, kayboldum da." Evet yine başlıyoruz, kendini zeki sanan kızların aptal sorularına. Saat beş'i geçti bütün dersler bitti, daha yaratıcı yalanlar bulsan daha güzel olmaz mıydı?
Ben cevap vermeyince," Aslında bütün yolları karıştırdım, beni götürebilir misin? Yani yolunun üzerindeyse, çok sevinirim." Turuncu saçlı çilli kızlar zeki olmuyor muydu? Ne yani biraz cilve yapıp gülümseyeceksin bende sana aşık mı olacağım ya da istediğini verip seni götürecek miyim?
"Götüremem." Dedim, kısaca konuşmayı sürdürmesi için çıkış yolu bırakmadım.
"-aaa ben senin de mi ilk senen ben seni üst sınıf sanmıştım. Ben Ebru." Deyip elini uzattı. Galiba konuşmayı sürdürebilmesi için çıkış yolu bırakmışım.
"Tanıştığıma memnun oldum Ebru, ikinci sınıfım yolu biliyorum ve kaybolmuş olman umurumda değil." Tüh, galiba kalbini kırdım. Üzgünüm Ebru kendi halinde sevimli bir kız olabilirsin ama maalesef ki benim tipim değilsin. Ben esmer güzeli severim, canlı, şefkatli ve güzel bakan.
Ebru gitti, ben biraz daha girişte dikildim, Savaştan gelen bilmem kaçıncı aramayı açıp, "Geldim Savaş! kafeteryadan içeri giriyorum." Dedim. Ne yazık ki bu kalabalıktan daha fazla kaçamayacağım.
Savaş'ı sinirlendirmek adına adımlarımı daha da yavaşlattım, telefonumu kapatıp cebime yerleştireceğim sırada karşımdaki öğrenci yığınının içinden, minik bir kıvılcımın bana doğru yöneldi ve hemen yanımda durup doğruca bana baktı birkaç saniye, sadece birkaç saniye sürdü, çünkü ben onun aksine durmayı değil yürümeyi seçtim, hiç olmadığım kadar hızlı yürüdüm. Ta ki kalbim tekleyip durmak zorunda kalana kadar.
Arkamı döndüğümde hala kalabalığın içindeydi yüzü benim olduğum yöne dönük bir şekilde kalabalığı tarıyordu, aradığın kim? Yoksa ben miyim? Eğer ben değilsem sana kızabilirim ya da düşümdüm de kızamam. Bu gülümsemeye kızmak mümkün mü?
Uzun siyah saçları, pürüzsüz esmer teni, köprücük kemiğinin hemen altında yan yana dizili olan minicik benler...
O gözler...
İri kahve rengi gözler, tıpkı annemin gözleri gibi bakıyor tek bir farkla, annemin gözleri daha koyuydu, bu güzel kız her kimse, onun gözleri daha açık kahve, karamel gibi. Güzel, fazlasıyla güzel.
"Masal prensesi" diye mırıldandım, daha dün bahsi geçen prenses kanlı canlı karşımda duruyordu. İlk kez nasıl hissettiğimi anlayamadım, kalbim delicesine çarpıyor mu yoksa şu an durdu mu bilmiyorum, derinlerden bir yerden en sevdiğim şarkının melodisi yükseliyor gibi ama bilin bakalım ben neyi unuttum, o şarkının sözlerini, bu tatlı kız sevdiğim her şeyi unutturmuş gibi...
Nasıl tarif etsem... en sevdiğin tatlıyı düşün, özene bezene sona sakalarsın ya, tadını çıkara çıkara yiyebilmek için. İşte bu kızda benim en sevdiğim tatlıydı; dolgun, lezzeti, çikolatalı bir pasta ve üzerinden akan yumuşak karamel katmanı...
Tıpkı öyle işte, koca bi ısırık alasım geldi. Tam boynundan...
Sonra içtenlikle gülümsedi. Bak tatlı kız, böyle gülmeye devam edersen gülümsemenden tatmam gerekecek, aradığın her kimse -ki ben olduğumdan eminim, göremeyince tekrardan çıkışa yöneldi. Adımlarını geniş atabilmiş olsa Hızına yetişemezdim, neyse ki boyu kısa. Ona ulaşana kadar nasıl seslenmem gerektiğine karar vermeye çalıştım.
Fotokopicinin yerini sorayım, sonra yolu anlamadığımı söyleyip beni götürmesini rica edeyim. Aklıma gelenin Ebru'nun taktiği olduğuna inanmıyorum, kızla o kadar dalga geçtim.
Ya da direk konuya mı girse, Atilla usulü; "Naber Karamel? Ben senin gelecekteki kocanım, yerinde olsam beni üzmezdim çünkü, seni benden daha çok seveni bulamazsın. Hadi ilk randevumuza çıkalım, canım felaket derecede karamelli pasta çekiyor. Buradaki karamelli pasta sensin ve tamda şu an beni öpmen lazım." Derim. Kesin çantasını kafama geçirir en iyi ihtimal tokat atar... Ah onun elinden dayak yesem çok eğlenirim, eli de hafiftir ufacık kızın içinden canavar çıkacak değil ya.
Boğazımı temizleyip sesleneceğim sırada sahnede kız arkadaşı belirdi, şimdi ayrılamazlar da kuyruk gibi her yere birlikte giderler. Neden kızlar tek başına yürüyemiyor ki. Başa gelen çekilir, ayrılacakları zamana kadar mecbur bekleyeceğim. Of Karamel.... Daha şimdiden uğraştırmaya başladıysan, ilerde kim bilir bana neler yapacaksın.
İkisi bir süre fakültenin bahçesinde konuştu, sonra kampüsteki kafelerden birinde oturup sohbet etmeye devam ettiler, Tanrı aşkına konuşacak bu kadar konuyu nereden buluyorsunuz? Hadi ama sevgilimi yalnız bırak ki tanışabilelim burada yalnız oturmaktan sıkıldım bide dişlerimi sıkmaktan neredeyse çenem kırılacak, yan masandaki dallama sana bakmaya devam ederse, o çocuğun suratını duvara sürterek kıvılcım çıkartacağım. Bence ilk tanışmamız böyle olmamalı, uslu uslu pastanı ye ve doğruca evine git.
Neyse ki çok fazla oturmadılar yoksa gerçekten o herife başkasının kız arkadaşına bakmaması gerektiğini uygulamalı olarak gösterecektim. İkisi vedalaştıktan sonra gizemli sevgilim kaldırım boyunca yürüdü hemen ardındaki benden habersiz.
Yurtların önündeki ışıklarda durdu, demek kampüsteki yurtta kalıyorsun, her sabah geleceğim adres belli oldu. Güzel haber, baharda seni yurdundan alırım ve el ele fakülteye kadar yürürüz bu güzergahtaki bütün ağaçlar çiçek açar ne romantik demi, sende dayanamaz beni öpersin. Dur, beni öptüğünü hayal edip utanmış olamam. Oha utandım mı lan ben...
Hemen yanında durdum, o kadar yakınımdaydı ki aldığım her solukta kokusu, ciğerlerimde bayram havası yarattı. Benim tatlı manolyam, hadi fark et beni çok yakınındayım, kaldır başını ve bana bak! En azından gözlerimiz buluşsun?
Beni fark etmedi, bir kez bile bakmadı. Sıcak havadan bunalıp eliyle serinlemeye çalıştı, sen zahmet etme ben seni serinletirdim.
"Çok sıcak demi?" diye sordum, zararsız biriymiş gibi görünmeye çalışıp olabildiğince normal bakmaya çalıştım. Cevap vermedi...
-eeeeee acaba ona sorduğumu anlamadı mı? biraz daha yaklaşıp tekrar sordum." Hava çok sıcak demi? Yarın yağışlı gösteriyor." Bu kez sesim biraz daha yüksek çıktı, ona söylediğimi anlamıştır herhalde, dibindeyim sonuçta.
Omuzundaki çantasını eline aldı- kesin kafama çantasını yiyeceğim. Suratımı buruşturup acı sonu bekledim, kendimi buna hazırlamıştım. Neyse ki Karamelim bana vurmak yerine saçını bağlamayı seçti ve böylece kulağındaki kulaklığı görmüş oldum. Bunca uğraş boşuna mıydı, bunun hesabını sorarım sana.
Sonra onu izlediğimi hissettirmemeye çalışarak birkaç kaçamak bakış attım. Boyu tahmin ettiğimden daha kısaydı, başı göğsümün çok altına geliyordu. Ona sarılabilmem için iki büklüm olmam lazım ya da kucağıma da alabilirim, bence ikinci alternatif denemeye değer.
Sonra elbisesinin etekleri rüzgârın etkisiyle uçuştu, bağladığı saçların hepsi yana savruldu, elbisesinin ne kadar açık olduğunu da o an fark ettim. Tamam, bu elbise sana çooook yakışmış, kesin olan bir şey varsa oda yeşilin senin rengin olduğu ama keşke saçını bağlamasaydın be, ya da direk bu elbiseyi giymeseydin... Bel oyuntusunun hemen bitimindeki doğum lekesini görebiliyorum o kadar açık!
Arkasına geçip kimsenin onu görmemesini sağlamaya çalıştım, elimden gelse sarılır herkesten saklarım. Ne yazık ki bu, şu an için imkânsız.
Trafik ışıkları kırmızıdan yeşile döndüğünde, elimi uzattım omuzuna dokunacaktım ve yalana bulaşmadan direk soracaktım." Adın ne?" ve böylece tanışacaktık. Torunlarıma şöyle diyecektim, büyükannenizi gördüğüm an âşık oldum. Ona sorduğum ilk soru adı oldu ikincisiyse, "Evlenelim mi? hayat çok sıkıcı ama bi ömrü seninle geçirirsem sıkılmayacağımdan o kadar eminim ki."
Hiçbiri gerçekleşemedi, hiçbir soruyu soramadım. Yıllar sonra kalbim devreye girdi ve ben olduğum yere çöküp kaldım. Başımda toplanan onca insan, içlerinden birisinin ambulansı çağırdığını duyabiliyorum. "Ben kalp hastasıyım, krizi geçiriyorum." Bunu söylerken gülebildiğime inanamıyorum, kızın biri beni neredeyse kalpten götürecek ve kaldırıma uzanmış vaziyette gülüyorum.
--------
Hastaneden çıkıp fakülteye döndüm, Savaş beni saatlerdir kafeteryada bekliyor ve istediğim tek şey günlerce uyumak bütün enerjimin çekildiğini hissediyorum. Savaşla tartışacak gücüm dahi yok. Ona hastaneye gittiğimi söylemeyeceğim, anneme söyler ve annem çıldırır.
"Neredesin sen? Saatlerdir seni bekliyorum." Deyip masada duran kitapları üzerime fırlattı, peşine geçen dönem kaldığımız dersle ilgili zerre umurumda olmayan bilgileri verdi. Göt herif kardeşine iyi misin diye sorsana, öleceğimi sandım lan! Merak etme, benden kurtulmayı başaramadın panik atak geçirmişim tekrardan tedavi günlerime döndüm ve senin söylediğin tek şey Ramazan hocanın kaprisleri mi?
Bakışlarımdan rahatsız olmuş olacak ki göğsüme vurdu. Biraz daha sert yumrukla belki bu kez durdurmayı başarırsın. "Atilla, Bir şey söylesen! Kime ne yaptın yine? Bıktım, gerçekten senin bu sorumsuz hallerinden bıktım." Evet, kendini abim sandığı kısımlara da geldik.
"Kimseye bir şey yapmadım." aslında sert konuşmak istemiştim ama, üzüntü, korku, stres hastalık, hepsi bir araya geldiği için sesim bok gibi çıktı.
"Birini gördüm az önce, o yüzden geç kaldım. Gözleri tıpkı annemin gözlerine benziyordu." Görüntüsü gözümün önüne gelince yine kalbim çarpmaya başladı, yutkundum, "Yani kendi annemin gözlerine... Biliyorum, hatırlamam mümkün değil öldüklerinde çok küçüktüm. Aynı sıcaklık vardı, fotoğraflarda gördüğüm sıcaklığın aynısı. Sanki... beklediğim kişi oymuş gibi hissettim, beni nihayet gerçek dünyaya döndürecek kişi."
"Atilla..." Savaş şaşkın şaşkın beni izliyordu, diyecek tek kelime bulamadı. Ne söylesin ki beni hayatında ilk kez böylesine bitmiş görüyor.
"Saçma, sapan bir şey biliyorum, senei devriyeleri yaklaşıyor belki o yüzden hassaslaşmış olabilirim. Neyse şu projeyi halledelim." dedim. Zavallı kardeşinin haline acıdı beni projeyle boğmak yerine en sevdiğim mekâna götürdü.
----
Geldiğimiz restoran, sahilin hemen dibinde kalabalıktan, gürültüden, insanlardan uzak sıcak ve oldukça mütevazi, mezeleri şahane hele balıkları, şehrin en en en lezzetli balığını yapan usta burada. Benim yerime siparişleri Savaş verdi, masa doldu, şişeler ard ardına açıldı tabi ben çok içemedim, doktor alkolü bırak yoksa daha ciddi sonuçlarla karşılaşırsın dedi. Evet direk ölürsün de diyebilirdin, ciddi sorunlar diyerek gerçeği hafifletmen sonucu değiştirmeyecek.
Savaşın bakışlarına aldırmadan yemeğimi yemeye çalıştım, şu an istediğim en son şey onunla dertleşmek. Lokmalar ağzımda büyüdü, düşündüm sadece, saatlerce konuşmadan düşündüm. Karamelimi, ailemi ve kendimi...
Sonra onunla kendimi düşündüm yan yana kesin olan şey şu ki ona karşı dolup taşan dizginleyemediğim arzum. Şu an burada olsa... Ne söyleyeyim ki ne diyebilirim birkaç kez derin nefes alıp kalbime söz geçirmeye çalıştım. Bu normal mi onu düşününce kalbimin çarpması, ona sarıldığımı hayal etmem ve hayallerimden utanmam. Avuç içlerimin terlediğine inanamıyorum, umarım onun elini tutarken terlemez. Masayı terk edip sahil boyunca saatlerce koşmak istiyorum, belki o zaman duygularımı bastırıp hayallerime ket vururum.
Sonra gecenin karanlığı gerçekleri yüzüme vurdu, "Atilla'sın sen, daha önce hiç ciddi ilişkin oldu mu? Birkaç ay süren gönül eğlencelerinden öteye geçebildi mi birisi? Şu an farklı geldi seni etkiledi peki sonra, sevgili kaprislerini, kıskançlıklarını, triplerini çekebilecek misin? Diğerlerine yaptığın gibi çekip gidersen ne olacak? Işığını söndürüp terk edersen, o zaman ne olacak?"
Umutsuzca sandalyeme yaslandım denizi izledim, oda tıpkı deniz gibi durgun, dingin, su gibi, öyle masum öyle güzel ki...
Ben onun masumiyetini kirletirim, canını yakarım, dengesizliklerime katlanamaz günlerce ağlar. Alışırsam ondan kopamam da sonra o üzülüyor ağlıyor diye kahrolurum. Uzak durmalıyım, karamelimi önce kendimden sonra bütün kötülüklerden korumalıyım, gerçi karşısına benden daha kötüsü çıkamaz. Arada bir görsem bana yeter, aynen üç yılı böyle geçirebilirim, sadece uzaktan uzağa onu izlerim ve benim için yeterli olur.
Adı neydi acaba? Efsun mu? Ece ya da Ahu?
Hayır hayır kesinlikle adı Bade olmalı... Benim biricik kutsal aşkım...
BÖLÜM SONU..
††††††
Ve ve ve 2. bölüm geldiiiiiii
Atilla'nın ilk zamanlardaki çapkın, tutarsız, kararsız ve sempatik hallerine bayılıyorum ve bu kısımları yazmak çok keyifli.
Savaş ve İnci'nin nasıl karşılaştığını görmüştük ( Savaşın kitabında) şimdi İnci'nin Atilla'nın hayatına girişini okuyoruz.
bazen hayatta istediğin şeylere ulaşamazsın, kaderinin geleceği günü beklersin. Bence de İnci'yi Atilla dan daha çok seven birisi olamaz ama kaderlerinde sonradan tanışmak vardı.
Bazen bir kaç saniyenin hayatında neleri değiştirdiğini fark edemezsin, Savaşın İnciyle konuşmaya cesaret edip Atilla'nın konuşamaması gibi...
öyleyse hiçbir şeyi kaçırmayın, zamanı tutun
ikisinin de birbirinden etkilenip konuşamamaları ama aynı anda aynı duyguları paylaşmaları çok tatlı değil mi? ( olayı İnci'nin gözünden bir kez daha görmek isteyenleri İNCİ kitabına ışınlıyorum.)
SEVGİYLE KALIN..
AŞKLA YAŞAYIN
İNSTAGRAM ADRESİ: incil01
††††††
Atilla❤️
Bu arada Pars bir çeşit Aslan türü ve bu görsel tam Atilla enerjisi vermiyor mu🤤
İnci❤️
İnci 1. Bölüm kombini