İçeriğe geç

ATİLLA

Bölüm 3 · 37 dk okuma

ATİLLA

Bölüm 3

3. Bölüm: ¶ KARAMEL •••

6 Şubat'ı bizden götürdüklerini, yaşadığımız kayıpları asla unutmayacağım...

Bu bölümü hazırdı ve yeni bölümü soranlar için yayımlıyorum. Umarım okuduğunuz süre içinde de olsa kötü düşünceleri zihninizden uzaklaştırabilirsiniz.

SEVGİYLE KALIN. İNCİL...

-------------------------------------------------

Dün gece Savaşla konuşurken çok kararlıydım, hatta kararlılık seviyeme inanamamıştım.

O kız her kimse ondan uzak duracağıma ve hayatını maffetmeyeceğime dair kendime söz vermiştim. Peki şu an içinde bulunduğum duruma ne demeli?

İçim yangın yeri gibi onu arzularken, ondan uzak durmayı nasıl başaracağım?

Okula gelmeyi planlamıyordum, Savaş başımın etini yememiş olsa gelmezdim de. Yoksa kader dedikleri şey bu mu oluyor? eğer öyleyse kader, sana teşekkür ediyorum. Beni karamelimle karşılaştırdığın için, bütün teşekkürlerim sana...

----------

Dakikalardır kafeteryada Savaş'ı bekliyorum. Dün beni bekleyen kişi oydu, bu günse aklı sıra benden öç alıyor, "İnadına beni bekletmiyorsa bende bir şey bilmiyorum. Köpek! Keyif alıyor musun?" amacım Savaş'ı bulup onu bir güzel pataklamaktı, yani en azından masadan kalktığımda bunu yapmayı planlıyordum.

Ciddi ve son derece kararlıydım, onu görene kadar...

Biliyorum nefesimi tutmamam lazım, sakin kalabilmeyi başarmam, kalbimi dizginlemem lazım...

Aslında normal davranabilsem yani kendim olabilsem, her zamanki Atilla olsam, bunları yapmakta hiçte zorlanmam. Neden? Neden tüm dengem bozulmuş ve onun girdabında kaybolmuş gibi hissediyorum.

Zamanlamana sıçayım Atilla!

Dakikadır bekliyorum. Tamda kafeteryadan çıkacağım sırada, şansa bak ki karamelimde giriş kapısının hemen solunda etrafa gülücükler saçmakla meşgul. Beni fark etmedi, arkadaşlarıyla sohbete öyle dalmıştı ki beni görmedi...

Sanırım birazcık hayal kırıklığına uğradım. Ya da, hayal kırıklığına benzer duygular belirip aynı hızla kayboldu. Ben, senin için delirirken, senin böylesine mutlu olman canımı yaktı...

Adımlarımı olabildiğince yavaşlattım ve bingo! Sonunda beni gördü, gerçi arkadaşı göstermemiş olsa göreceği yoktu. Ona kızmıyorum, şimdilik bu kadarıyla da idare edebilirim.

"Merhaba karamel, ben Atilla. Dün, seni gördüğüm andan beri aklımdan çıkmadın. Aslında bu tanışmayı dün yaşayacaktık ama küçük bir sıkıntı yaşadım. Bugün çok güzel bir gün, belki birlikte kahvaltı yaparız ne dersin?" Demeyi planlıyordum. Konuşmayı başarmış olsam, kesinlikle etkilenirdi.

Ne acı, yanından geçerken söyleyeceklerimi unuttum.

Ahahahh, Konuşmayı bırak ona bakamadım bile. Üstelik benim utangaçlığıma inat, o hiç çekinmeden iri kehribar gözleriyle beni takip etti. Adımlarımı hızlandırıp yanından geçip gittim.

Ben, Atilla Pars SARUHAN hayatımda ilk kez bir kızdan çekindim.

Ciddi olamazsın Atilla, unut bunu çekingenlik mi? utanmak mı? Bunu kendi kendime yaptığıma inanamıyorum. Onunla konuşmaya cesaret edemedim. Şartlar böyleyken iki alternatif var. Ya dünyanın sonu geliyor ya da benim.

"Nasıl ya? Ben bir kadından etkilenmiş olamam. Olmam! Kendimi hasta gibi hissediyorum kesin hasta olduğum için alıklaştım." Yeni tattığım duyguları kendi kendime inkâr ederken, Damla yanımda belirip, rahatsız edici sorularıyla beni köşeye sıkıştırdı.

"Kimden etkilendi? Bizim fakültede mi? Adı ne? Hangi bölüm de?" Ve nihai son." Bunu bana nasıl yaparsın? Biz sevgiliyiz." Offf, seni çekecek halim yok! Bıktım, bu tavırlarından bıktım. Lütfen, birisi beni Damladan kurtarsın...

"Damla, sevgiliymişiz gibi davranmayı kes artık! Bıktım, beni anlıyor musun? Bıktım!" hayatımdan çıkmasını istediğimi, daha önce üstü kapalı bir şekilde pek çok kez söylemiştim, ilk kez bu kadar sert girdiğimden olsa gerek, gözleri doldu. Benden böyle bir tepki beklemiyordu.

Damla için üzülmekler, üzülmemek arasında gidip gelirken onun için en iyisinin hislerimi açık yüreklilikle dile getirmek olduğuna karar verdim. "Biz bazı şeyler paylaşmış olabiliriz kabul ediyorum, ama bu sevgili olduğumuzu ve aramızda duygusal bir bağ olduğunu göstermiyor. Seni sevmiyorum diye kaç kez söylemem lazım? Artık beni rahat bırak, benden ve hayatımdan uzak dur. Ayrıca dönem başında taşınacağım demiştin. Ne zaman taşınmayı planlıyorsun." Diye sordum. Soruma cevap vermek yerine hazırda beklettiği göz yaşlarını akıtmaya başladı. Ah evet şu an ağlamak için en doğru zaman. Sende haklısın.

Her zaman olduğu gibi şimdide göz yaşlarının ardına sığındı. Neden? Çünkü verecek cevabı yok! İkimizin arasındaki duygusal boşluğun oda farkında sadece görmezden gelerek yok saymaya çalışıyor.

Burnunu çekip;" Atilla, yaşanılanları nasıl silip atarsın-" dedi, pek çok şey olabilirim ancak cani bir insan asla değilim. Sadece, Damlanın göz yaşları hiç inandırıcı gelmiyor.

"Damla, şu an bunu konuşmak istemiyorum. Sadece uzak dur!" Cevap vermesine fırsat tanımadan yanından ayrıldım. Biliyorum konuştuğumuz sürece umutlanmaya devam edecek. Omuzlarımdaki yükten kurtulmadım belki ama, içim biraz olsun rahatlamıştı.

Bir müddet fakültenin içinde dolaştım, ayaklarım beni her defasında kafeteryanın önüne götürdü ve ben içeriye adım atmak yerine defalarca uzaklaşmayı tercih ettim. İçinde bulunduğum ruh halinden hoşlanmadım, çaresiz hissetmek, kuyruğu kıstırıp kaçmak bana göre değildi. Hele hele amaçsızca dolaşmak yapacağım son şey olabilir. O halde şu an ne yapıyorsun Atilla? keyfini kaçırmak istemem ama ahmağın teki gibi, boş boş dolaşıyorsun.

İstikametimi tam terse çevirip ikinci dersin işlendiği amfiye yöneldim. O kalabalığa girip ders dinlemek istediğim söylenemez yine de şuursuzca dolaşmaktan iyidir demi?

Koyu kahve rengi kapıyı araladığımda asistan, kürsüde bir sonraki derse hazırlamamız gereken Eskizleri anlatıyordu. Siktir, eskiz defterimin nerede olduğuna dair fikrim yok, geçen dönem kanatsız meleğim benim yerime bütün eskizleri hazırlamıştı. Tamam iki katlı üzerinde geometrik şekilleri barındıran basit bir villa çizerim. Basit, kolay bir ev çizeceğim, bunun için Damlaya ihtiyacım yok. Sonuçta bende iç mimarlık öğrencisiyim, çizim konularında yeteneksiz olsam da, yapabilirim. Eskizle uğraşacağımıza projeyi direk bilgisayarda hazırlasak ne olur ki? Elle çizim mi kaldı? Bana göre öğrenciyi yormaktan başka bir işe yaradığı yok.

Kapıyı kapatıp birkaç adım atmıştım ki, kürsünün olduğu yönden ses yükseldi; "Gelmeseydin? Birazdan ders bitecekti." Konuşan kızların biricik aşkı, pek çok erkeğin korkulu rüyası, bölüm hocalarınınsa göz bebeği, bölümümüzün bir numaralı asistanı Ümit!

Zaten canım burnumda birde Ümit'in küçük beyniyle, laf sokmalarını mı dinleyeceğim? Biz, birbirimizden pek hazzetmeyiz. Hatta onun benden nefret ettiğine yemin edebilirim. Biraz adam ol adam! Kızlara kendini göstermek için bir yerlerini yırtman yetmedi şimdi bana mı sardın?

Sert görünmeye çalışarak; "Haberin olsun, yok yazıldın. Çıkabilirsin." Dedi. Tamam tamam, herkes erkek olduğunu gördü. En havalı hoca sensin!

Abartma alt tarafı asistansın, profesör havalarında çık göt herif demek istesem de "Canım çıkmak istemiyor. Senin yakışıklı suratını özledim, ders bahane." Dedim, gülerek.

"Atilla, esprilerinin dozunu ayarla. Karşında sınıf arkadaşın yok." Aaaa, kıyamam sen bozuldun mu? Boktan egonu sarstığım için özür dilerim.

Gözlerimle Kaan'ı aradı. Kardeşim mutlaka benim için yer ayırmıştır; "Özür dilerim hocam." Dedim, normalde ona hocam demem, hatta çoğunlukla görmezden gelirim. İnadına söylediğimi bildiği için homurdandı.

Sıraların arasından geçip, amfinin en sonunun da oturan arkadaşıma doğru basamakları çıkarken, konuşmaya devam ettim. "Sizin gibi haşmetli birisiyle saygısızca konuşmamam lazımdı, haklısınız. Yerime geçtiğimde ağlayacağımdan emin olabilirsiniz." dedim. Sınıf arkadaşlarımın gülmemek için zorlandıklarını görebiliyorum, pek çoğu başını eğip gülümsemelerini Ümitten saklamaya çalışıyor. Yapmayın be, şu heriften bu kadar korkmayın. Ne olabilir ki alt tarafı okulu uzatırsınız.

Tam huzurla oturmuşken Kaan'ın konuşmasıyla tekrardan öfkelendim. "Biraz insancıl davransan, insanlarla dalga geçip üzerimize sarma. Çocuk gibi laf sokman onun asistan olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Olgun davran biraz. Kıskanma. "Kıskanma mı dedi o ben Ümit'i mi kıskanıyorum. Hadi lan oradan, sahiden de dışardan böyle mi görünüyor.

"Kaan, sen benim kim olduğumu unuttun sanırım hatırlatayım. Ben Atilla Pars SARUHAN. İstesem o götün hayatını kaydırırım. Sadece onu da değil tüm sülalesini peş peşe dizer..." sustum, küfür etmeyeceğim. Bu herif için ağzımı bozmayacağım. Sakinim, çok sakinim(!)

"Ahahahahah gerçekten kıskandığımı düşünmüş olamazsın."dedim, Bana cevap vermek yerine, kitabının üzerine bir şeyler karaladı. Ne bu, sabah uyandın ve inek olmaya mı karar verdin? Kitabı kapatıp kalemi elinden çektim. Ben bir şey sorduysam başka şeylerle ilgilenemezsin...

"Atilla, çocuk gibisin ben sana onu mu ima ettim." Dedi, iç çekerek devam etti. "Bu yılı sorunsuz geçirmek istiyorum, biraz normal davran..." ima etmedim mi dedi o, sen mal mısın direk söyledin ya! Ders boyunca hatta ders sonrasında Kaan'ın bozuk plak misali öğütlerine maruz kaldım.

Amfiden, kafeteryaya gidene dek bütün bir yol boyunca aynı şeyleri tekrar edip durdu. Kafeteryada ki kalabalığı görmezden gelip Kaan'a bağırdım; "Kaan, başımda kız gibi konuşup durma. Biraz sussan ve bende kafamı dinlesem..." dedim. Sabrımın sonuna geldiğimi hissediyorum. Kaan, susmak yerine konuşmaya devam ederse kalbini kıracağımdan eminim ve en yakın arkadaşımla aramızın bu saçma sebeple bozulmasını istemiyorum.

"Lan ben sana ne diyorum, sen ne diyorsun. Mal mısın?" İkimizde sinirlerine hâkim olamayan adamlarız pek çok kez mantıklı sayılabilecek sepeklerden yumruk yumruğa geldik. Şimdiyse şerefsizinin biri için, en yakın arkadaşım yakama yapışmış bir halde duruyordu. Gardımı alıp suratıma inecek yumruğu karşılamaya hazırlandım, normal şartlarda bizi bekleyen senaryo, kafeteryanın ortasındaki kavgamızken onu görmemle bütün sinirlerim yok oldu.

Oradaydı işte, insan bolluğunun arasında, sipariş veriyordu. Güzel, etkileyici, havalı, sevimli, oldukça çekici bir kız... Neden konuşmayım ki? Alt tarafı gidip "Merhaba." diyeceğim. Çok zor olmasa gerek.

"Atilla, sen beni dinlemiyor musun?"

Kaan'ın yönelttiği soruya, "Dinliyorum..." diyerek cevap verdim.

Kaan'a cevap vermiştim vermesine de gözlerimi Karamelimden ayıramadım. Yakamı sıkı sıkıya kavrayan elden kurtulup, Kaan'ın yanına geçtim. Ona doğru attığım ilk adımda yan dönüp saçını savurdu ve ben olduğum yere çakıldım.

Tamam, şimdi gidemezsen bir daha hiç gidemeyeceksin ve eminim şimdi gidemezsen sonra çok geç olacak...

Boğazımı temizleyip;" Ben içecek almaya gidiyorum. Siz bensiz devam edin." Deyip, sipariş sırasına doğru ilerledim. Kaan'ın ardımdan bağırdığını işitebiliyorum ama ne söyledi diye sorarsanız cevap veremem. Şu an koca bir bardak suyu kafama dikmek istiyorum, boğazımın kuruması ve nefes alırken ciğerlerimin battığını hissetmem normal mi?

Bir müddet geride durup, çok fazla yanaşmadan güzelliğini izledim. Gülümserken kısılan gözlerini, konuşurken saçlarını savuruşunu, kelimeleri yutmadan tane tane konuşmasını... Sanki etrafına ışıklar saçıyordu ve bende hayranlıkla onun ışıltısını izliyorum... Kabul! Hepten delirdim.

Akbabalar etrafına üşüşmemiş olsa, dakikalarca gözümü kırpmadan bu eşsiz manzarayı saatlerce izleyebilirdim. Beni tanıyanlar karamelimin yanındaki varlığımı hissedince ondan uzaklaştılar, daha tanışamadığım çömezleri uzaklaştırmak için sert kullanmak zorunda kaldım. Sert dediysem ufak tefek ittirdim, yere yatırıp yumruklayacak halim yok ya!

Hemen arkasında, onun için kavga eden Atilla'dan habersiz arkadaşıyla konuşmaya devam ediyordu. Dikkatli, fazlasıyla dikkatli, çevresinde olup bitenleri duymayacak kadar dikkatini tek noktada topluyor. Böyle olmamış olsa çok geçmeden benim varlığımı hissederdi. En sonunda müdahale etmekten yorulup hemen arkasında durdum.

Benim güven çemberimdesin tatlım, şimdi rahat rahat ne içeceğine karar verebilirsin, hatta uzunda sürebilir. Hiç sorun değil, seni sonsuza kadar beklerim.

"Hadi İnci karar ver artık." Şu işe bak, karamelimin adı İnciymiş. İşte bunu beklemiyordum, adıyla ne kadar uyumlu göründüğünü düşündüm. Parlak, sevimli, temiz, güzel... Tıpkı ismi gibi...

Seçim yapması tahmin ettiğimden daha uzun sürdü, bense yumuşacık görünen kıvırcık saçlarını incelemekle meşguldüm. Saçları düne göre daha kısaydı, ama bu haliyleyken dahi bazı bukleleri neredeyse kalçasına değecekti. Bir dakika, dün saçlarının düz olduğuna eminim. Şayet, dün tanışmış olsaydık güzelim, saçlarını düz yaptığı için bugün kızardım.

Ellerimi hafifçe saçlarında dolaştırmaktan kendimi alamadım. İçlerinden gözüme kestirdiğim en kıvrımlı olanını esnetmeye başladım. Saçı bir yay misali gerilip eski haline geldi. Çok iyi, yani kıvrımları. Kıvrımları dediysem, saçının kıvrımlarını kastediyorum... Gerçi... Tamam itiraf ediyorum fiziği de çok güzel. Baya hoş...

Beni fark etmemiş olmasına sığınarak bukleleriyle doyasıya oynadım. Saçını her savuruşunda ciğerlerim kokusuyla tekrar ve tekrar bayram etti.

Biraz daha böyle durursak ve İnci saçını böyle savurmaya devam edersen dayanamayıp onu ısıracağım. Ağzım sulanmaya başladı ve içimdeki dürtüye engel olmam şu an imkansızmış gibi görünüyor.

Pekâlâ, beni sapık sanacağından ve bütün okulu başımıza toplayacağından eminim, ancak buna daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum. Dişlerimi gıcırdatıp; yanık, nefis teninin üzerinde ısırabileceğim bir yer aradım. Kabul ediyorum, şu an aklımdan pek çok olasılık geçiyor ki bunları hayata geçirmemin şu an için imkânsız olduğunun elbette bilincindeyim.

Aç gözlülük yapma Atilla...

Saçma sapan düşünceleri aklından çıkar...

.

Minicik, masumane bir ısırık.

Alternatiflerimin içerisinden kulağa en masum geleni tercih ettim. Omuzundaki gamzesinden ısırdığım için bana meydan dayağı atmaz herhalde. Atarsa atsın be! Bu kadar lezzetli olmak onun suçu, gözlerimi omuzundaki gamzesine kilitleyip tam ısıracağım sırada, konuşmasıyla kendime geldim. Onu ısırmak yerine dişlerimi yumruğuma geçirip, sabırla konuşmasının bitimini bekledim.

" İki tane filtre kahve, iki tanede soğuk kahve lütfen." Tamam, bir kadının her şeyinden etkilenebilirsin. Bakışı, fiziği, saçı, boyu ne biliyim böyle şeylerden etkilenirsin ve bu normaldir, ama sesi... Sesiyle sevişmek istiyor olmam normal olmasa gerek.

Kasiyer siparişleri anlamayınca tekrarladı ve ben ikinci kez ebruli sesinin derinlerinde kayboldum. Bak Karamel zaten sabrımın sonuna geldiğimi hissediyorum, uçlarda dolaşmaya devam edersen kendimi frenleyemem. "İki filtre kahve, iki soğuk kahve, bide soğuk kahvelerden birisi şekerli olursa sevinirim. Teşekkürler." Sen söylememiş olsan, kahveni şekerli istediğini ben söylerdim. Seni ilk gördüğüm anda detoks yapan, şeker tüketmeyen, diyet kolik, gösteriş meraklısı kızlardan olmadığını hissetmiştim. Hislerimde yanılmadığımı göstermiş olman beni nasıl mutlu etti tahmin edemezsin.

Ona biraz daha yaklaştım, şimdi aramızda bir adımdan daha az mesafe vardı. Biraz sonra sipariş vereceğim ve İnci refleks olarak geriye dönüp bana çarpacak. Bu fırsatçılık değil, hayatın doğal akışında olan olayların, bilinçli olarak hayata geçmesine ortam hazırlamak. Yoksa fırsattan istifade edip sarılacak değilim. Sadece dengesi bozulup yere düşmesin diye belinden tutacağım o kadar.

Ya da şey... Kayıp düşmesin diye kollarımı ince beline sarada bilirim.

Aslında... düşündüm de ilk tanışma için hoş olabilir.

Kasiyerle göz göze gelip, "İki kola, üç çay." siparişlerimi söyledim. Sonra kollarımı açıp manolyamı kucaklamaya hazırlandım.

-eeee hadi, seni bekliyorum, geriye çekil, arkanı dön ve bana bak. Hemen sağındaki boşluğa geç ne biliyim put gibi duracağına hareket etsene, söz veriyorum nereye gidersen git seni yüreğimde ağırlayacağım.

İnci den hayatta olduğuna dair tek bir hamle yokken, kısa saçlı arkadaşı; "Güzel gözlü çocuk!" deyip güldü. Aslında bunu İnci'nin kulağına söylemişti ama o kadar yakınlarındayım ki duymamam için sağır olmam lazım. Tatlı manolyam utanmasın diye içimdeki coşkuyu bastırıp, duymamış numarası yaptım.

Demek kız arkadaş grubunda kod adım;" Güzel gözlü çocuk!" bunu sevdim! Görünen o ki manolya kokulum düşündüğüm aksine beni fark etmiş. Tamam utanıp kızarmak yerine kendini kollarıma bıraksan nasıl olur.

Hiçbir şey yapmadan öylece durdu, arkadaşına cevap vermedi, bana bakmadı hatta bir süreliğine nefes de almadı. İleride hazırlanan kahveleri izledi ve nihayetinde konuşmaya karar verdi," Pardon, şekerli olan soğuk kahve." Tamam, beni umursamayıp kahveni izlemen canımı yakmadı. Ciddiyim, sadece biri ciğerime kor ateşler basıyor hepsi bu kadar, canım hiç acımadı!

Öfkeyle kollarımı birbirine bağlayıp, kahvesini hazırlayan çocukla yaptığı sohbeti izledim. Bu çocuk, sevgilimin ağzına düşmeye devam ederse, ilerleyen saatlerde afiyetle dayağımı yiyecek.

Dikkatimi buralarda ilk kez gördüğüm çocuktan çekip, İnciye yönelttim. Konuşurken peri kızı misali etrafına ışıklar saçmaya devam ediyordu, "Bi bana şöyle bakmadın alacağın olsun zalim kız". Her zaman bu kadar uzağımda olmayacaksın, zamanı geldiğinde mutluluğunu paylaşan tek kişi ben olacağım. O an'a kadar, başkalarıyla gülmeni sorun etmemeye çalışacağım.

Sohbete dalıp bir adım ileriye gitti, konuşmanın hararetiyle kolunu havaya kaldırıp indirmesiyle, kıyafetinin askısı omzundan sıyrıldı. "Hop, Hop, Hop Yavaaaaaş!"

Farkında olmadan elim askıya gitti, iç güdülerimle harekette ettiğimi idrak ettiğimde ona çoktan dokunmuştum. Avucumun altındaki askıyı omuzuna sürüklerken; "Pardon! Siparişlerimi alacaktım." Dedim, umarım yer vermesi için dokunduğumu düşünmüştür. Eğer öyle düşünmediyse, hele birde amacımın kıyafetini düzeltmek olduğunu anladıysa, vay halime...

Saniyeler içinde uslu bir kedi gibi yana kaydı, bende, az önce onun durduğu yerde durdum. "ohhhh!" derin bir oh çektim, içimdeki ateş dışarıya taşıp İnci'ye ulaşıyor mu bilmiyorum lakin şu an kalpten gidebilirim. Lanet olasıca kalbim sakın! Sakın, beni yarı yolda bırakayım deme!

Aldığım birkaç derin solukla sakinleşmeyi başardım. İnci'nin bana bakıp bakmadığını anlamam için başımı çevirmeme gerek kalmadı. Hemen sağ omuzumun üzerinden göz ucuyla birkaç kez bakışlarını kontrol etmem yetti. Meraklı, fazlasıyla meraklı...

İri kehribar rengi gözleri kırpmadan, benim hareketlerimi takip ediyordu. Gülümsememek için kendimi zor tuttum. Onun beni incelediğinin farkında olduğumu anlarsa, eminim utancından bir daha bana bakamaz. Neden bilmiyorum ama İnci, delici bakışlarına rağmen, utangaç ve çekingen bir kızmış gibi geliyor.

Parmak uçlarında olmasına rağmen beni yeterince inceleyememiş olsa gerek, başını kaldırıp doğruca dudağıma baktı. Cazibeli, korkusuz, acımasız bir o kadarda davetkar...

Ne dersin... birazcık, yavaş mı ilerlesek?

Söylesene, sen özgürce benim dudaklarıma bakabiliyorken, benim elim kolum bağlı bir şekilde bekliyor olmam haksızlık değil mi? Bakışlarını birkaç saniyeliğine arkadaşına çevirdiği sırada, fırsattan istifade dudağını inceledim. Gördüğüm manzara karşısında zihnimde belirenler; Pembe, canlı, pürüzsüz ve nemli oldu... Böyle ifade edince bir anlığına, sanki bakışlarımın rahatsızlık verdiği hissine kapıldım ki bence, benim bakışlarım onun bakışlarının yanında masum kalır...

Saçlarını savurup, kaldığı yerden beni incelemeye devam etti. Söylesene, bu kadar yakınımdayken, kokun ciğerlerime böylesine hücum ederken, kendime hâkim olmayı nasıl başarabilirim? Benden uzak durmaya ne dersin? Şu an benden uzak durmanın tam zamanı. Biraz daha yaklaşırsan seni öpeceğim ve korkarım ki, bu yaşına kadar aldığın en ateşli öpücüğün olacak.

Birden beynimin içinde şimşekler çaktı... Daha önce öpüşmüş müdür?

Öpüşmemiştir, hayır kesinlikle öpüşmüş olmasına imkân yok. Kabul ediyorum çok güzel, oldukça havalı, insanı içine içine çeken cazibesi var. Fazlasıyla seksi, pembe bir etek beyaz bir atlet ve spor ayakkabıyla bu kadar seksi görünebiliyorsa, onu ateş kırmızısının içinde hayal edemedim. Düşünme, saçma sapan şeyler düşünme Atilla! başkasıyla öpüşmemiştir, kimseyle yakınlaşmamıştır, hatta hiç sevgilisi olmamıştır. Buna kalıbımı basarım.

Hayır hayır, kesinlikle olmamıştır. Kabul etmiyorum....

Üzüldüğümü hissediyorum. Alışık olmadığım kıskançlık hissi, bütün damarlarımı yakıp kavururken, en nihayetinde beynime hücum etmişçesine katlanamadığım baş ağrısıyla başımı tuttum. Kendini kandırma aptal herif, yaydığı enerjiyi hisseden tek kişi sen değilsindir. Fakültedeki pek çok kişi yana yakıla numarasını bulmaya çalışıyordur, belki ulaşıp yazmaya başlayanlar olmuştur da.

Acaba görüşmeye başladığı birisi var mı?

Kim lan o!

Oha kıskanıyor muyum? Ben... ben birini kıskanamam. İlk görüşte aşka inanmam, beni cezbettiği için böyle hissediyor olmalıyım. Bu durumun başka bir açıklaması yok...

Bakışlarına daha fazla kayıtsız kalamayıp nihayetinde başımı ona çevirdim. Ne düşündüğüne dair hiçbir fikrim yok. Sadece gülümsemesine odaklanabildim.

"Siparişiniz hazır." Tam zamanıydı! durup durup şu an aptal tepsiyi önüme iteklediğin için bildiğim tüm küfürler sana göt herif. İnci bir bana bide tepsiye baktı ve mecburen tepsiyi alıp gitmek zorunda kaldım.

Masaya gitmesen önce uzunca bir süre kafeteryanın ortasında yüzüm İnci'ye dönük bir şekilde bekledim, başını çevirdiği an beni görecek ve bende böylelikle yanına gideceğim. Arkasını dönmedi, göz ucuyla dahi olsa bana bakmış olması yeterliydi ama hiç bakmadı. Pes edip diğerlerinin yanına döndüm.

"Yavaş lan!" Tepsiyi masaya yüksekten bıraktığım için kolalar devrilip çaylar taşmıştı. Kaan'la tekrar dan münakaşaya girmek yerine İnci ve arkadaşlarının olduğu masayı görecek şekilde konumlandım. Önümüzdeki insan yığınından beni görmesine imkân yoktu, lakin ben karamelimi keyifle izleyebiliyordum.

"Dikkatli, dikkatli nereye bakıyorsun yoksa gözüne yeni birini mi kestirdin?" Soruyu soran Furkan'dı. Bu boktan arkadaş grubunun içinde en sevmediğim herif, normal şartlarda yüzüne dahi bakmadığım adamla Kaan sayesinde aynı masaya oturduğum için kendime kızmalıyım. Sırf Kaan iki yıldır takıntı yaptığı kızla yarım saat sohbet edebilsin diye Furkan'ın saçmalıklarına katlanabilirim. Bütün saçmalıklarına katlanabilirim ancak sınırlarını zorlarsa sonuçlarına katlanan kişi o olur.

"Furkan... Kendi iç dünyana dön ve benimle konuşma!"

"Beyzademiz yine sinirli sana kıyamam, ne oldu aşk acısı mı çekiyorsun. Ben aranızı yaparım." Dedi, iğrenç gülüşleriyle.

Konuşurken bana uzattığı elini büküp; "O elini..." Dua et kızlar var yoksa dilime gelip te söyleyemediğim kelimeyi uygulamaya dökerek gösterecektim. Dirseğinden tutup itekledim, hafifçe iteklediğimi düşünüyordum ama ölçüyü kaçırdığımı fark ettiğimde Furkan oturduğu sandalyeyle beraber yere yuvarlanmıştı. "Furkan, defol git belanı benden bulma." Dedim, ama yüzü o kadar asıktı ki gülmeden edemedim.

Kaan'ın yardımıyla ayağa kalktı, "Gülmeyin be, sana da şaka yapılmıyor." Ah evet şaka yapmışmış, iğrenerek bozuntuya verme çabalarını izledim. O kadar zavallı görünüyordu ki.

Daha sonrası klasik sohbetler, gereksiz ve saçma bulduğum şakalar, peş peşe gelen itiraflar ve bu yılki derslerin hocalarına yönelen küfürler. Pekâlâ masadaki on kişinin içinden arkadaşım olarak gördüğüm tek kişi Kaan olmasına rağmen, yine de sohbetleri bir şekilde ilerliyor. Yani en azından sıkılmıyorum ve bazı esprilerini saçma bulmuş olmama rağmen gülebiliyorum. Damla yanıma gelene kadar bir şekilde bu saçmalıklara katlanabiliyordum. Ancak Damla'nın gelmesiyle sinirden gülmeye başladım.

"Aşkım nasılsın?" hemen yanımdaki boş sandalyeye oturup bana bakarak konuştu, bu durumda aşkım dediği kişi ben oluyorum. Cevap vermek yerine Kaan'a baktım," Bu kadar oynaştığın yeter, kalk gidelim artık." Dedim gözlerimle, kafasını çevirip sohbetine devam etti. Ulan Kaan bir kız için beni soktuğun hallere bak.

İçten içe kendimi yiyip, sinirden gülerken Damlanın konuşmasına dayanamayıp ona baktım; "Bebeğim?" bebeğim mi? benim bebeğin olacak halim mi var? Demeyi planlıyordum ki karamelimin kıskançlık kokan bakışlarını yakaladığım an'a kadar.

Kadınlar ilginç canlılar, onları anladığım söylenmez ama bu bakışları nerde görsem tanırım. Gözleri ben ve Damla arasında gidip geliyordu, şefkatle baktığını söyleyemem. Kıskançlık, nefret, kin, öfke bu duyguların hepsi Karamelimin gözlerinde mevcuttu. Elinden gelse beni çekip alacakmış gibi hissettim, yanıma gelse elimden tutup;" Senden hoşlandım, hadi tanışalım." Dese, çok iyi olmaz mı? şu an bunu yapsa dizlerimin üzerine çöker, evlenme teklifi ederim.

Elbette böyle bir şey yapmayacak, bunun farkındayım ama hayali bile öyle güzel ki. Zaten onun için deliriyorken, cesaret edip atacağı küçücük adımda ona tapabilirim.

İçimdeki şerefsize engel olamadım, neden bilmiyorum ama gözlerindeki öfke hoşuma gitti, canımızı alacakmış gibi bakıyordu ve İnci'nin sınırlarını zorlamak istedim. Damlaya yaklaşıp sanki onunla vakit geçirmekten keyif alabiliyormuşum gibi davrandım. Kurduğu cümlelerde mantık aramadan gülüp geçtim, tabi bütün bunları yaparken bir gözüm hep Karamelimdeydi.

"Atilla! sen beni dinliyor musun? Sana kardeşim hastalanmış diyorum bütün geceyi hastanede geçirmişler. Karşımda salak salak sırıtıyorsun." Deyip beni sarsmasıyla dikkatimi sevgilimden çekip Damlaya yönelttim.

"Pardon, başka bir şey düşünüyordum. Söylediklerini duymadım, geçmiş olsun şimdi iyi mi?" diye sordum. Öküzüm ama o kadar da duygusuz değilim.

"Sen kimi düşünüyorsun? Söylesene biriyle görüşmeye başladın demi? Kim o?" anladı, lanet olsun ki anladı. Benim dakikalardır baktığım yöne göz gezdirip tespitte bulunmaya çalıştı.

Tanrım, lütfen İnci'yi fark etmesin... İnci yumuşak yüzünün altında sert bir kişilik barındırıyor, bunu anlamam için onunla sohbet etmeme gerek yok. Yıkılmaz kurallarının, keskin köşelerinin olduğu belli. Benimle ilgili aklında soru işareti olursa daha hayatına girmemişken, o saniye şutlanacağımdan eminim.

Damla'nın kumaşındaki kızlarsa, takıntı yaptıkları şey için ellerinden geleni yaparlar ve hiç utanmadan ellerini kirletirler. Benim görmediğim yerlerde İnciyle konuşup ona yalan yanlış bilgiler verebilir ki yapar da, o maalesef ki iğrenç birisi.

İnci'yi kazanamamışken kaybedemem. Dikkatini dağıtmak için;" Bahçeye çıkalım mı? hava almam lazım, yalnız gitmek istemiyorum." Dedim. İşe yarayacağından şüpheliydim, Damla çaresizliğinden olsa gerek sorgulamadan kabul etti, aferin Atilla aylardır soğuk davranman işe yaramış.

Bahçeye çıkan ana kapıdan fazla uzaklaşmadan, İnci'yi görebileceğim mesafede durdum. "Atilla, sen tekrardan sigara içmeye mi başladın?" paketi cebime tıkıştırıp, derin bir nefes çektim. Kulağına eğilip; "-şhhhh başlamadım. Sadece keyif sigarası, içmem gerektiği için." dedim fısıldayarak. Böyle söyledim çünkü İnci camı açıp bizi dinlemeye çalışıyordu. Çok ayıp Karamel, insanların özeli dinlenilmemeli ama ne yalan söyleyeyim saatlerdir beni izliyor olman çok... hoş.

Hemen açık camın ardından gözlerini kırpmadan beni izliyordu, tıpkı avcı gibi. Sayesinde hayatımda ilk kez kendimi, avlanmayı bekleyen kuzu gibi hissettim ve bu, güzel bir duyguymuş, yani avcı değil de av olmak. Hoşuma gitti.

Tek sıkıntı, beni gözleyen avcım fazlasıyla hırçın görünüyor, her an yanımıza gelip pençelerini suratımıza geçirecek bir aslan gibi bakıyordu. Anne ve babasını tanımış olsam ikinci isim olarak Pars adını önerirdim, zira bu isim benden çok İnci'ye yakışır.

Damlaya daha çok yaklaşıp hiç olmadığımız kadar samimi davrandım, en sonunda dayanamayıp pencereyi çarparak kapattı. Damla sese irkilip yerinde sıçrarken ben keyifle gülüyordum. Neden keyif almayım ki Karamelim benden etkilenmiş hatta onu sinir ettiğimi düşünürsek, bana abayı yakmış olabilir.

Pekâlâ sevgini ömrümün sonuna kadar yüreğimde taşıyacağımdan emin olabilirsin, zira senin gibisiyle daha önce hiç tanışmadım. Hadi, dişlerini bana geçir. Söz veriyorum, mücadele etmeden sana teslim olacağım. Fazla vakit kaybetmeden tekrardan kafeteryaya döndüm

İnci'nin bize bakmamak için direndiğini görebiliyorum. Tam oturdukları masanın yanından geçerken, duyabileceği yükseklikte, "Damla, sen otur. Ben kahve alacağım, ne istersin?" diye sordum.

Sesimi duymasıyla bakışlarını bize çevirdi. Sakin ol hırçın kız, bana nefretle bakma! Damlayı, baş başa kalabilelim diye gönderiyorum, onun ne istediği umurumda değil. Tanıdığım kadarıyla, dayanamayıp yanıma geleceksin ve bende seni kaçıracağım. Gerçekten, ciddi ciddi kaçıracağım. Elinden tutup arka kapıdan çıkaracağım, gerisini planlamadım lakin konuşacak bir şeyler buluruz. Ya da bizim yerimize bedenlerimiz konuşur, aynen bırakalım da ruhumuz ahenkle dans etsin, konuşup anlaşma işini sonraya erteleyebiliriz.

Tahminimde yanılmamışım, çok geçmeden yanıma geldi ancak Damla defolup gitmemişti ve İnci de peşinde kuyruğuyla gelmişti. Kızlar arkadaşları olmadan neden yürüyemiyor ki, alt tarafı sipariş alacaksın başına ne gelebilir? On saniye ayrı kalsanız dünyanız mı yıkılır?

"Damla, sen git! Boşuna bekleme." Yalnız kalma çabalarım Damlanın bana sokulmasıyla sonuçlandı.

Şu an saçmalığın içindeymişim gibi hissediyorum. Ben, hemen yanımda Damla ve onun yanındaysa İnci sıralanmış sipariş bekliyoruz. Damla inadıma yapar gibi yanıma daha çok sokuluyor, İnci'yse olduğu yerde durmaktansa Damlanın üzerine yürüyordu.

Korkarım ki Damla her an Karamelimin tokadıyla yere devrilebilir, şu an o kadar hırslı bakıyor ki... Avının yanındaki avcıyı tek hamlede yere indirebileceğini görebiliyorum. İndirir de...

İnci'yi; hırçın, hırslı, güçlü, asi, yırtıcı, durdurulamaz önüne geçilemez güçlü bir Pars olarak tanımlıyorsam. Damla, onun aksine ev kedisi sınıfına giriyor. Tek bakışıyla Damla'yı parçalara ayırabilir, kuracağı tek cümleyle Damla'yı günlerce ağlatacağından eminim.

Normal şartlarda, diğer erkekler böylesine güçlü kadınlardan uzak durur, hatta bu karakterdeki kızları sindirmeye çalışır. Ben, memnuniyetle İnci'nin ev kedisi olurum. Hiç sorun değil.

"Bak karamel, Damla benim hiçbir şeyim, onu boşuna kıskanma ve içini ferah tut. Sonsuza kadar sana ait olabilirim." demek yerine, "Kankan, kenara çekilsene insanlar sipariş bekliyor." Demeyi tercih ettim. Bunu söylerken de Damlayı aramızdan çekip aldım. Şimdi İnciyle yan yanaydık.

Mesajımın yerine ulaşıp ulaşmadığını teyit etmek için, gözlerimi İnci den ayırmadım. Gülümsediğini görebiliyorum, yanakları al al olmuştu ve birkaç kez gözlerini kırpıştırıp arkadaşına baktı. Hadi buradayım, bir kez olsun bana bak!

Tamam bu kadar naz yeter! Tanışmamızın zamanı geldi de geçiyor. İnci'ye yaklaştım, sesleneceğim sırada bir el beni durdurdu.

Ben, Kolumu kurtarmaya çalıştıkça Damla neredeyse üzerime çıkacaktık; "Ne yapıyorsun sen? Bırak!"

Görme görme sakın bakma, lanet olsun saatlerdir yemin etmiş gibi bakmayıp tamda Damlanın sırnaştığı zamanda mı bakarsın geldi! Şaşkınlık, öfke, sinir, nefret, kin gözlerinde bütün olumsuz duygulardan birazcık vardı. Ama en çok vazgeçiş gördüm.

"İkimiz arasında düşündüğün tarzda bir şey yok! Ne olur benden vazgeçme. "Diye bağırmak istedim. Ne kadar bağırırsam bağırayım sesimi işitmeyeceğinden eminim. Siparişlerinin hazırlanmasını beklemeden çekip gitti...

İnci'yle çıkmayı planladığım kapıdan tek başına çıkmanın verdiği sinirle bahçedeki bankları tekmeledim.

"Atilla, dur canın acıyacak." Canım mı acıyacak? Canım zaten acıyor, senin saçmalığın yüzünden...

"Damla! Sırnaşık hareketlerinden bıktım. Neydi o! Az önce söylediklerin neydi? Benim o bahsettiğin buluşma, yemek planlarından neden haberim yok! Bilerek yaptın demi? Hepsini bilerek söyledin. Bizi sevgili sandın diye öyle konuştun demi? Hayatımdan çık artık! Uzak dur, benden de ailemden de."

"Ama biz-"

"Biz diye bir şey yok! Anla artık. Bak...." Kollarından tutup az önce tekmelediğim banka oturttum. "Ben sana sevgili olduğumuzu söyledim mi? Cevap veremiyorsun çünkü öyle olmadığımızı sende biliyorsun. Ansızın hayatıma girdin, ailemle görüşmeye başladın annemle kanka oldun. Herkese sevgili olduğumuzu söyledin."

"İyi ama ikimiz çok yakındık-"

"Yakın olmamız sana karşı duygularım olduğu anlamına gelmiyor. Ben seni hiçbir şey için zorlamadım, en başından beri seni sevmediğimi defalarca kez söyledim. Artık inkâr etme. Baksana bana, oradan bakıldığında seni seviyor gibi mi görünüyorum?" Ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı.

"Damla, ilk kez duyuyormuşsun gibi tepki verme. Bu konuyu milyonlarca kez konuştuk. Durumu dramatize etme, göz yaşlarından etkilenmiyorum. Bunu anlamış olman lazım." Başını kaldırıp bana baktı, benden nefret etmesini küfürler edip hayatımdan çıkmasını o kadar çok istiyorum ki...

Damlayla ne kadar ağır koşuşursam konuşayım, günlerce yüzüne bakmayım, hayatıma başkalarını alayım, bana yine de nefretle bakmadı. En kötü zamanımda koşan ilk kişi her zaman o oldu, yaralarımı sarıp tüm kötülüklerimle beni kabul eden belki de tek kadın Damlaydı. Ama yok işte, olmuyor. Ne kadar iyi davranırsa davransın, ne kadar düşünceli olursa olsun eksik olan parçaları tamamlamama yetmedi.

Şu an bana yine nefretle bakmıyor; " İnci den uzak dur." Ondan uzak durmayacağını biliyorum, her fırsatta canını yakmaya çalışacak. "Damla, lütfen İnci benim için çok özel. Onun canını yakarsa sakinliğimi koruyabileceğimi sanmıyorum." Konuyu daha fazla uzatmadan yanından ayrıldım.

Eve gitmek istiyorum, uyumak sadece uyumak... Hiçbir şey düşünmeden uyumak...

Şimdi eve gitsem Damla yine başımın etini yiyecek, ya da hiç konuşmamışız gibi yapıp her şey yolundaymış gibi davranacak. Ellerim cebimde binanın giriş kapısında kurtuluşumu aradım. Çok zor yani evine gidemiyor olmak. Anahtarlığımı çıkarıp binanın dış kapısını açacakken eski evimin anahtarına baktım. Geçen yıl kardeşimle paylaştığım evimin anahtarı, Savaşla tartışıp evleri ayırdığımız günü hatırladım.

"Ne boktan gündü... Keşke evleri hiç ayırmasaydım. Demek küfür kıyamet terk ettiğim eve dönme günüm bugünmüş." Evimin tersi istikametinde yürüyüp sokağın başındaki siyah binanın önünde durdum. Salonun ışıkları yanıyordu, elbette yanar Savaş ev kuşu geceleri dışarı çıkmak mı yoksa evde durup TV izlemek mi diye sorsam, evde durup hiçbir şey yapmamayı seçer. Bi süre ışıkların kapanmasını bekledim, planım o uyuyunca sessizce girip sabah erkenden çıkmaktı. Şerefsizin uyumayası tuttu, bütün katların ışığı yavaş yavaş kararırken 7. Katın ışığı hala yanıyordu.Sokak lambasının altından eski odamın olduğu köşeye baktım. Eşyalarımın bir kısmını çıkarmakta ne büyük hata yaptığımı anladım. Odamdaki tekli koltuğa kıvrılıp uyuyacağıma, kuş tüyü yatağımda rahatça uyurdum.

Binadaki bütün ışıklar birer birer kapanırken, bizim ışıklar hala yanıyordu. Uyumuştur, bu saate kadar durmaz, kesin ışıkları kapatamadan uyuya kaldı. Anahtarı yavaşça deliğe yerleştirdim. Ailesinden habersiz geceyi dışarıda arkadaşlarıyla geçiren ergen misali, oldukça yavaş ve elimden geldiğince ses çıkarmadan anahtarı çevirdim.

Kapı gıcırdayarak açıldı ve karşımda dikilen Savaşla göz göze geldim. "Bu saatte burada ne işin var?" Dedi, çatık kaşlarını aralamada. Bak sen uykucu şirin hala uyumamış. Sana da merhaba kardeşim, son birkaç saati bok gibi geçirdim ama çok iyiyim merak ettiğin için teşekkürler, sen nasılsın?

"Atilla?" Kapıyı kapatıp uzun koridorun başında beni izleyen kardeşime baktım. Kaşları hala çatıştı, sinirli görünüyordu. O kadar sinirliydi ki soluk beyaz teni gözüme daha da beyaz geldi. Ellerini göğüs kafesinde birleştirip, ergen oğlunu gecenin bir yarısı yakalayan baba misali öfke dolu baktı bana. Korkunç sarı gözlerini üzerinde çek Savaş!

Savaş'a daha fazla bakamayıp vestiyerin kapağını araladım; "Oha terliklerimi de mi attın?" diye sordum, eskiden terliklerimin olduğu boşluğa bakıp. Savaş, vestiyerin kapağını kapatıp, "Ne istiyorsun? Arkadan yas mı tutayım? Burası benim evim." Dedi. Benden kurtulduğuna sevinmemiş gibi yapsan nasıl olur? Bir yerde senin kardeşin sayılırım, insan kardeşine kötü davranmamalı.

"Bugün onu gördüm." Dedim alakasızca. Bunu neden söylediğimi bilmiyorum ama söyledim işte. Gözlerini devirip köşeye çekildi, aklınca bana yer veriyor, evine girmem için müsaade ediyordu. Burası benim evim ve seni evime kabul ediyorum demişti bakışlarıyla.

"Konuştun mu?" Diye sordu. Yani sözlü konuşmadık ama konuştuk gibide. Damla her şeyi bok edene kadar çok güzeldi, hatta belki şu an burada Savaşın aksiliklerine katlanacağıma, karamelimle sohbet ediyor olurdum.

Cümleme, "Konuşmamakta kararlıydım, hayatından çekip gidecektim." diyerek başladım. Savaş dalga geçercesine suratını buruşturdu. Ne olmuş göt herif birkaç saatliğine de olsa kararlıydım. "Ne diyecektim? Gözlerin bana ölen annemi hatırlattı çocukluk travmalarımla ilgilenir misin? Desem, ilk konuşmamız için fazla iddialı olurdu demi?" Diyerek cümlemi bitirdim.

Onu fark etmemi sağlayan şey iri kahverengi gözlerindeki sıcaklıktı. Annemin fotoğraflarında gördüğüm sevecenlik vardı gözlerinde. Sonra güzelliği dikkatimi çekti. Duruşu, konuşması, ses tonu ve sayabileceğim pek çok özelliği. Huyu nasıl bilmiyorum ama içimden bir ses onunla çok iyi ikili olabileceğimiz söylüyor. Bazen, iki yakın arkadaşın samimiyetini paylaşırız. Kimseye söyleyemediğimiz sırlarımızı birbirimizle itiraf ederiz, bizden çok iyi sevgilide olur. Tutku dolu dizginlenemez bir sevdayı bir ömür yüreğimizde taşırız. Zamanı geldiğindeyse güzel bir aile kurarız. İki kişilik sıcak bir yuva, onun için sorun olmazsa birde köpek sahipleniriz. Güzel olur demi...

Ben hayatımda ilk kez geleceğimle ilgili hayaller kurarken, Savaş başını eğip gözlerini kıstı. Yine mi aynı konu Atilla bırak bu işleri diyordu. "Atilla, belki de kızı kendi haline bırakmalısın. Baksana ondan etkilendiğini sanıp ümitlenebilir." Dedi, gerçekten etkilenebilme ihtimalimin aklının ucundan geçmiyor oluşuna üzüldüm. O kadar duygusuz mu görünüyorum? Birini sevemeyecek kadar kalpsiz miyim ya da daha kötüsü, tek başıma ölmeyi hak edecek kadar zalim miyim?

Bir süre halının üzerindeki beyaz şeritleri izledim, o kadar orantısız o kadar biçimsizdi ki halıyı toplayasım geldi. "Sen bu gizemli kızdan etkilenmiş olmayasın?" derken omuzuma dokundu. Elini itekledim çünkü bana destek olmak için değilde, benimle eğlenmek için böyle konuştuğunun farkındayım.

Karşımdaki koltuğa oturup kaldığı yerden pis pis sırıtmaya devam etti. Bir senin dalga geçmen eksikti tam oldu. Yastıkları alıp içinde bulunduğum halden keyif alan kuzenime fırlattım. "Kes lan sesini!"

Ellerini kendine siper ederken; "Dur, dur, dur... Sakın bana âşık olduğunu söyleme." Yastıklardan birini alıp suratına basmaya giderken, Savaş kahkahalarını durdurmaya çalışıyordu. Omuzlarımdan tutup beni silkeledi, gerçek kimliğimi hatırlatmak istercesine;" Sen Atilla'sın, var oluş amacın çapkınlık. Kendini bir hatunla sınırlandıracak mısın gerçekten?" diye sordu.

"Hayır- "düşünmeden cevap verdiğim için pişman oldum, neye hayır diyorsun ki? Çapkın oluşuna mı hayatında sadece İnci'nin olmasını istediğine mi yoksa her şeyi geride bırakmak istediğine mi neye?

"Yani evet- offffff..." saniyeler içinde değişen kararlarım karşısında Savaş pes edip koltuğa yayıldı. Bacaklarını sehpaya uzatıp dikkatle beni izledi. Salonun içersin de dönüp durdum.

"Ne yapacağımı ya da ne istediğimi bende bilmiyorum. Sadece, sadece onu arzuluyorum..." dedim sessizce.

Savaşın tepkisi benim aksime daha coşkulu birazda kinayeliydi, "ÇÜŞ!" dedi, bağırarak.

"Öyle değil hayvan! O konuşsun, ben saatlerce onu izleyim. O gülsün ben o mutlu diye mutlu olayım. Kimse kalmasın, yanımda bir tek o olsun istiyorum." Dedim. Açıklamamı başını sallayarak dinleyip en sonunda, "Ha, duygusal olarak bağlandın. Anlıyorum..." dedi. Başını çevirip gözlerini benden kaçırdı. İnanmıyordu, onun yerinde ben olsam bende bana inanmazdım. Ama bu kez, bu kez çok farklıydı.

"Savaş! Ben ciddiyim, bugün omuzuna dokundum. Ellerim titredi inanabiliyor musun?" Alnı kırıştı, gülümsemesini bastırıp söyleyecekleri yuttu. Konuşmasına gerek yok şu an aklından geçenleri az çok tahmin edebiliyorum." Hadi lan oradan, eli titremişmiş miş. "Dedi. Yüzüne düşen siyah saçlarını geriye itekleyerek.

Savaş'ı inandırmak için ya da onu ikna etmek için değil sadece hissettiklerimi dile getirmek istedim. İçimde kopan fırtınaları kendi kulağım işitsin istedim. "Ona bakamadım bile, düşünebiliyor musun, ben bir kızla konuşamadım. Şöyle yaparsa böyle yapacağım, şimdi bakarsa yanına gideceğim diyerek kendimi kandırdım. İlk adımı ondan bekledim." Dedim, içten içe bildiğim ancak dile getiremediğim çaresizliğimi duymak canımı sıktı. Neden konuşmadım ki.

Savaşın dakikalardır bastırdığı kahkahaları nihayet taştı, karnını tutarak gülüyordu şerefsiz. "GÜLME!" diyerek bağırdım. Elbette susmadı birden aklıma onu gördüğüm son an geldi, "Galiba beni Damlayla sevgili sanıyor." Dedim. Kardeşim istifini bozmadan bir gün içinde her şeyi bok etmemi alkışladı. Evet bu kadarını yaşayabileceğim benimde aklıma gelmezdi ama bak, başardım.

"Siz sevgilisiniz zaten." Dedi, alkışlamasını kesip. "Sevgili değiliz." deyip kestirtip attım.

"Ya bi git... Kendine yalan söylüyorsun, bari bana yalan söyleme. Birlikte yaşıyorsunuz Atilla, ikiniz arasındaki ilişkinin boyutunu sana hatırlatan kişi ben olmayım." Dedi, ciddiyetle.

"Herkes bu şekilde düşünebilir, ama ben değiliz diyorum." Dedim.

"Tamam, benim için sıkıntı yok öyle diyorsan öyledir. Sadece yatıp kalkıyorsunuz, ailelerimiz bile görüşüyor ama siz sadece ev arkadaşınız. Suratını ekşitme, senin yaşadıklarını dile getiriyorum sadece. Ne o, duymak canını mı yaktı" Dedi ukalaca. Teşekkür ederim göt herif, keşke bu kadar şeffaf olmasan.

"Atilla, amacım seni üzmek değil. Buna neredeyse tıpa tıp benzeyen bir konuşmayı lise son sınıfta yapmıştık. O kız şu an nerede?" yapma beee, onunla bu konunun ne alakası var? Mal mısın? Cevap vermedim, çünkü o zamanlar çocuktum.

"Bir anlık hevesle Damlayı yüz üstü bırakma. Damla sana çok emek verdi. Ayrıca annemi unutuyorsun, kadın Damlaya aşık." Tamam, Savaşın söylediklerinde bence haklılık payı yok. İtiraf etmeliyim, doğru noktaya değindi. Annem sahiden de Damlayı kızı gibi seviyor. Ahahahah, of anne şu kızı neden seviyorsun ki... Damlayı düşünürken zihnimde bir anda Karamelim belirdi.

"ÇOOOOK GÜZEL!" aklıma İncinin güzelliği gelince kendimi tutamayıp bağırdım, "Minicik, sarıp sarmalayıp kendimle her yere götürebilirim." Gerçekten de öyle, onu görmemeye onsuz yaşamaya dayanabileceğimi sanmıyorum.

Ben kaldığım yerden hayaller kurmaya başlamışken Savaşın sorusuyla kendime geldim. "Adı ne bu kızın? Bakalım kimlerdenmiş?" Dedi, Savaş her açıdan babamın aynısıdır. Bakışları konuşması hatta düşünceleri bile ama şu an soruyu bana yönelten kişi Savaş değil de Adil SARUHAN gibi hissettim.

Adil beyin soğuk bakışları vardı Savaş'ın şu anki gözlerinde. Her şeyi bilen ukala tavırları... Küçükken amcamın sert davranışlarının sadece bana karşı olduğunu düşünürdüm. Zaman ilerleyip ben büyüdüğümde, tavrının bana karşı değil de hayatın kendisine olduğunu anladım. Omuzuna genç yaşta yüklenen sorumlukların etkisiyle erken olgunlaşmıştı. Neredeyse iflas edecek şirketi tekrardan zirveye çıkarmak her baba yiğidin harcı değil.

Dedemi yıllarca tanıyamadım ancak çocuk aklımla hatırladığım bazı yönleri var. Dış dünyaya karşı; sert bir adamdı, kuralcı ve planlı birisiydi. Torunlarına karşıysa çok sevecendi, Savaş ve beni yorulmadan saatlerce oynatırdı. Ama beni onunla ilgili en çok etkileyen şey, fedakarlığı ve yüce gönüllülüğü oldu. Yeğenini bir anlığına olsun öz oğlundan ayırmadan büyüten biri bence saygı duyulmaya değer. Bizim için harika bir dedeydi ama oğluna karşı hep mesafeli davranırdı. Şimdi babasının kedisine yaptığını, Adil amcamda Savaş'a yapıyor. Ne acı, Savaş adına üzülüyorum. Babasının minyatürü olduğunu bilmeden kurulmuş bebek misali onun yönlendirmesiyle sürdürüyor yaşamını.

Bazen ailemin hayatta olduğunu hayal ediyorum, birlikte kahvaltı yaptığımız sıradan günlerinin nasıl hissettireceğini düşünüyorum. Acaba bende Savaş gibi mi olurdum? Hayır, hayır! Babamı tanıyanlar onun, sakin mizaçlı olduğunu söylüyorlar. Oda ailesini erken yaşta kaybetmiş olmanın hüznüyle yaşamış. Kuzeniyle kardeş gibi büyümüş, tıpkı benimle Savaş gibi. Çoğu kişi Amcamla babamı öz kardeş olarak bilir, hatta Adil amcam babamdan hep Kerem abim diye bahseder. Aslında onlar kuzen.

Şu an babamın kaderini yaşıyor olmam ne acı, oda amcasının çocuğu olarak büyümüş, bende amcamın oğlu olarak büyüdüm.

Peki benim zavallı çocuğum? Onu da Savaş mı büyütecek?

Asla çocuk sahibi olmayacağım, Savaş kötü bir insan olduğu için değil, kader motifi dedikleri saçmalık benimle birlikte mezara gideceği için.

Düşüncelerimden sıyrılıp; "Oha, babam gibi konuştun." Dedim gülerek, kafama vurup aklınca beni konuşturmaya çalıştı. Adını söyleyeceğim sırada güzel yüzü gözlerimin önüne geldi. Şu an yanımda olsan... sakin ol şampiyon, kendine gel, hayvanlaşma. Derince nefes alıp düşüncelerimi zihnimden uzaklaştırmaya çalıştım. "Hadi dışarı çıkalım, yoksa hayali beni çıldırtacak." Dedim.

"Oğlum söylesene kim? ATİLLA..."

Savaş sus! Şu an İnciyi hatırlamak istemiyorum, bıraksan da kendimle verdiğim mücadeleden yenik çıkmasam. Arkamı dönüp dış kapıya doğru yürüdüm. Bu konu gereğinden fazla uzadı, "Hadi gel, seni kendine rağmen eğlenebileceğin bir yere götüreceğim." Dedim.

Savaşın bağırışlarını kapalı kapanın ardından duyabiliyorum, umurumda değil. Şu an ihtiyacım olan tek şey İnci'yi birkaç saatliğine unutmak.

----

İçki sahiden de kötülüklerin anası...

Artık daha iyi bir insan olacağım... olacağım, sadece buna öncelikle benim inanmam lazım.

Saat 07.25 gibi Damlanın bana seslenmesiyle uyandım. Atilla, şerefsizin önde gidenisin. İnci senden kaçmakta haklı, nefret edip ağzı dolusu küfürler etse az kalır. Yaptığımın farkında olduğum için gözlerimi açmadan Damlanın söylediklerini dinledim. Aşk sevgi ve dün geceye yaşadıklarımız hakkında konuşuyordu. Şu an söylediklerine karşı çıkıp reddetsem, ki aynı yatakta çıplak bir şekilde uyandığımızı düşünürsek alacağım tepki elbette normal olmayacak.

Gecenin bir yarısı evine Damlayla geldiğim için Savaş çok sinirliydi, sabahın köründe Damla'nın bağırışlarıyla uyanırsa en iyi ihtimalle beni bıçaklar.

Elimi tutup, "Atilla, Bir şey söylemeyecek misin?" diye sordu. Görmüyor musun uyuyor numarası yapıyorum, bu demek oluyor ki konuşmak istemiyorum. Beni rahat bıraksan ve vicdan azabından ölsem nasıl olur?

Ben sessiz kaldıkça Damla daha çok yakınıma sokuldu. "Damla, gider misin?" dedim, gözlerimi açmadan. Sadece git ve beni yalnız bırak, dün gece yaşandığı için sana döndüğümü düşünüyorsan, dünya üzerindeki en aptal canlı sensin.

Neyse ki uzatmadan evi terk etti. Rezalet çıkarmadan gitmiş olmasına sevinsem mi yoksa dün sarhoş kafayla sırf Savaş'a inat olsun diye onu aradığım için kendime kızsam mı bilemedim.

Yatakta doğrulup kendimi tokatladım, Aptal kafam. Arayıp yanına çağırdın tabi ki de gelecekti, pisliksin... Bütün kötülükleri hak eden adi herifin tekisin.

Yorganı kafama kadar çekip aralık perdeden içeriye süzülmeye başlayan ışığı engelledim. İliklerimi kadar işleyen kötülüğü şu an hiçbir aydınlık temizleyemez.

Ancak her şey düzelsin yani Damla işinden zayiat almadan kurtulayım ve tabi birde İnci'ye kendimi doğru ifade edebileyim, iyi bir insan olmak için elimden geleni yapacağım. Söz veriyorum...

Ayaklarımı sürüyerek banyoya girdim, eskiden Savaşın odasındaki banyoyu kullandığımda saatlerce kavga ederdik. Şimdi o uyurken hızlıca duş alabilirim.

Uyandığımda yaşadığım faciayı bir kenara bırakırsam, içimde anlam veremediğim bir coşku var. Koşup, zıplamak istiyorum saatlerce dans etmek hatta şu an şarkı bile söyleyebilirim. Neden böyleyim ki?

Şarkı söylemekten oldum olası nefret etmişimdir, zaten ses rengimin güzel olduğu da söylenemez gerçi çoğu kişi beğeniyor ama, nedense bana her zaman garip gelmiştir. Yine de iyi olduğum bir şey var, herkesten sakladığım gizli gücüm. Açıktan bağıra bağıra şarkı söyleyemiyorum belki ama, çok güzel ıslık çalarım. Evde yalnız kaldığımda, duş alırken, araba sürerken, kendimle baş başa kaldığım her an gizli gücümü devreye sokarım.

Bu sabahta ben hazırlanırken gizli gücüm bana eşlik etti, dudağımda kendi uydurduğum şarkının melodisi eşliğinde, eski odamın kapısını açtım. Evet bana ait pek çok şey artık odada yoktu aslında neredeyse hiçbir şey. Yeri kaplayan koyu yeşil perdeleri aralayıp odanın karşı duvarını boydan boya kaplayan camı açtım. Koyun yününü andıran kabarcıklı halıların ayaklarımın tabanında bıraktığı hissi her zaman sevmişimdir," Bunları yeni evime götürsem iyi olacak."

Zavallı çalışma masam benim yokluğumda boynunu bükmüş, Savaşın üzerine yığdığı ders notlarının ağırlığı altında eziliyordu. Meşe ağacından yapılma masamın üzerindeki oymalarda parmaklarımı dolaştırdım bir süre, "Üzgünüm, yeni evimde sana ihtiyacım yok, Savaşın seni faydalı bir iş için kullandığını düşünürsek kendini işe yaramaz hissetmediğin için sevinmen lazım." dedim.

Ahahahah harika! Az önce masayla konuştum.

Sürgülü dolabın kapağını itekleyip içerisinde kalan sınırlı sayıdaki kıyafetlerimden gözüme en normal görünenleri seçtim. Zavallı ben! kardeşim olacak şerefsiz bana ait her şeyi birkaç ay içerisinde nasılda yok etmiş.

Saat neredeyse 10.00' a geliyordu ama beyimiz hala güzellik uykusundaydı.

"Savaş... Savaş!" Seslenmelerim fayda etmeyince kırlentlerden birisini kafasına fırlattım. "Hele şükür uyandın. Ramazan hoca bizi görmek istiyormuş." Dedim.

Koltukta doğrulup yüzünü ovuşturdu," Sabah sabah derdi neymiş?" diye sordu. Belini tutup yavaşça ayağa kalktı. Evet, o koltuğun ne kadar rahatsız olduğunu bende biliyorum. Dün gece yatağını bana verdiğin için teşekkür ederim.

Dün geceyi hatırlamasın diye konuyu değiştirmeye çalıştım. "Ne sabahı, saat neredeyse 10:00 olacak. Hasta falan mı oldun sen? Son zamanlarda çok uyuyorsun." Ne büyük hata Savaş asla unutmaz.

Eli hala belindeyken üzerime yürüdü, bana bok muşum gibi bakıyordu; "Ya evet(!) Gereksiz arkadaşımla, sevgilisi sayesinde geceyi uykusuz geçirmek zorunda kaldım... Sizin eviniz yok mu oğlum neden bende kalıyorsun?" dedi, sinirle.

"Var elbette, hatta damlayla ortak evimiz var. Sadece o evde damlayla daha fazla paylaşımda bulunmak istemiyorum." Demek yerine yalan söylemeyi tercih ettim. "Anahtarımızı unutmuşuz, ne yapsaydık. Alt tarafı odanda kaldık, mobilyalarını kemirmedik ya." Dedim. Anormal davrandığımın farkındayım, sadece Savaşın laflarının altında ezilmek istemedim, hepsi bu.

Savaşın, sarı gözlerinden her zaman ürkmüşümdür, bana çoğunlukla nefret dolu bakar. Gözlerini öfkeyle açıp; "Tekrarlanmasın. Ben hızlıca duş alayım. Sende kahvaltı hazırla, sonra çıkarız." Dedi. Kendini ne sanıyorsun? Prens falan mı? Aynı ailenin evlatlarıyız göt herif.

Karnına indirdiğim sert yumrukla birkaç adım geriye gitti. "Emredersiniz, başka bir isteğiniz var mı efendim?" dedim. Beni ciddiye almayıp konuşmaya devam etti.

"Var tabi ki de. Daha anlatacakların var. Dün akşamki konuşmamızı unutmuş değilim." Dedi. Yüzüme Damlayı vuracağından o kadar eminim ki, şu an Savaşın ithamlarına verecek tek cevabım yok. O halde, bu konuşma benim için bitmiştir.

Ona cevap vermeyip mutfağa yöneldim. "Ben mutfaktayım." Kapıyı sertçe kapatıp söyleyeceklerine kulaklarımı tıkadım. Banyoya girmeden hemen önce bağırarak; "Kaç bakalım. Damla öğrendiğinde canına okuyacak." Dedi.

Kimin kimin canına okuyacağına dair fikrim yok. Damla'nın elinden geldiğince İnciyi benden uzak tutmaya çalışacağından eminim. İnciyle bir yola çıkarsak ve damlayla aramızdaki saçmalığı sonlandırmazsam önce beni sonra Damlayı param parça eder.

Oflayarak tavalardan birini ocağın üzerine koydum, kendimi çıkmazda hissediyorum. Oldukça basit görünüyor aslında, Damlayı hayatımdan tamamen çıkarıp İnciyi kalbimin başköşesinde ağırlayacağım. Peki bunu başarmak neden zormuş gibi geliyor.

Kahvaltılıkları birer birer çıkartıp masaya sıraladım. Bana göre oldukça lezzetli duran omleti masanın tam ortasına yerleştirdiğimde Savaş mutfağa girdi.

Yüzünü ekşitip;" Kaç kez söyledim sana içine düşen yumurta kabuklarını çıkart diye." Sahanı bana doğru itekleyip masadaki her şeyi kendi önüne çekip, karşımdaki sandalyeye oturdu. İki kişilik minicik masamızda gerçekleştirdiğimiz kavgaları düşünüp güldüm.

Onun için özenle kızarttığım ekmeklerden en az yanmış olanı seçip üzerine marmelat sürerken tek gözüyle beni inceledi. "Bugün normal görünüyorsun" dedi, gömleğimin yakasından tutup sırıtarak;" Mavi seni açmış." Dedi. Ne var yani, Atilla her zaman siyah giyer diye bi kural varda benim mi haberim yok.

Sandalyeme gömülüp; "Bad boy kimliğimi bir süreliğine rafa kaldırdım artık daha..." yeni kişiliğimi tarif edebileceğim uygun kelimeyi aradım, "Sıradanım diyelim." Dedim. Evet sıradan, herkesin kolaylıkla karşılaşabileceği ve çabucak ulaşabileceği basit birisi olacağım. Böylelikle İnci benden korkup kaçmayacak.

"O kızcağıza acıyorum, senin ne kadar içten pazarlıklı biri olduğunu bilse eminim koşarak uzaklaşırdı." Hah prensimiz yine tespitte bulunuyor. "Adi, baş belası ve çekilmez olduğunu da ekleyim." Dedi gülerek.

Cevap vermedim çünkü benimle ilgili söylediklerinin hepsi doğruydu. Biten tabakları tezgâha bırakıp arkamı döndüğümde gülümseyerek bana bakıyordu, "Atilla, sen âşık olmuş olmayasın?" dedi ciddiyetle. Onun ciddiyetine karşın ben boş vermiş bir şekilde" Saçmalama geri zekalı Aşk denen şey insanın kendini kandırdığı yalandan ibaret. Hadi, saçmalamayı bırak, okula gidip Ramazan'la konuşalım. Bugün çok fazla randevum var." Dedim. Yalan söyledim, bir tane randevum bile yok.

Doğrusu Aşka hala inanmıyorum, yoğunlaşan duyguların yarattığı illüzyondan ibaretmiş gibi geliyor. Ne yani, İnci aklıma her geldiğinde içimin sızlaması ona âşık olduğumu mu işaret ediyor. Sadece onu düşünmekten kendimi alamıyorum ki bu normal, o çok güzel bir kız.

Telefonumu alıp evden çıktım, ağır adımlarla merdivenlerden inip otoparka ulaştığımda, Savaş beni asansörün önünde bekliyordu.

Savaş, arabasına doğru yürüyüp; "İnmen uzun sürdü, altı üstü dokuz kat." Dedi.

---------

FAKÜLTE

Neredeyse bir saattir Ramazan'ın odasında kurbanlık koyun gibi bekliyoruz. Bizi çoktan infaz etmişti, sadece verdiği kararı bize kabullendirmeye çalışıyordu. İlk yarım saat sesimi çıkarmayıp Savaş'ın ortamı yumuşatma çalışmalarını izledim.

İkisinin konuşmasını bölüp; "Hocam Savaş defalarca kez açıkladı. Size karşı yapılmış bir hata ya da saygısızlık göremiyorum. Ne istediyseniz onu yaptık." Dedim.

Ramazan'ın aşağılamalarına daha fazla tahammül edemeyip odasını terk ettim.

Aptal moruk...

Her şeyi bildiğini sanan önünde el pençe durmamızı isteyen gösteriş meraklısı budala. Sen ve senin gibi insanlardan nefret ediyorum. Merdivenleri birer ikişer inip bahçeye çıktım.

Yağmur damlaları yüzüme çarptı." Bir sen eksiktin!" yağmurdan, soğuktan ıslanmaktan nefret ederim.

Tentenin altına geçip yağmurdan sakınmaya çalıştım, ilk sigaramın sonuna geleceğim sırada biriken yağmur suları olduğu gibi üzerime aktı. Ulaşabildiğim tüm yağmur tanelerine yumruk atarken bahçenin en köşesinden gelen kıkırdama sesi ile sinir seviyem Nirvana ya ulaştı.

Ağız dolusu küfrü bana gülen kişiye yöneltecekken, bahçenin ortasında bir başına duran İnciyle göz gözle geldim. Küfürlerin hepsini yuttum. "İnciymiş..."

Has...tr az önceki saçmalıklarımın hepsini görüp bana güldü. Kafamı arkamda duran cama vurmak istiyorum, koşarak buradan uzaklaşmak ve bir daha onunla yüz yüze gelmemek. Eminim ahmağın önde gideni olduğumu düşünüyordur. Hangi normal insan boşluğa yumruk atar ki.

Gitmedi, bütün saçmalıklarıma rağmen gitmedi, geride duran çardağın altına girip kollarını vücuduna sardı.

Ah karamel, üşüdün mü? Üşüdüğünü titreyen bedeninden anlayabiliyorum.

Tamam, bugün bu işi noktalandıracağım. Sadece bana birkaç dakika ver.

BÖLÜM SONU..

††††††

Normalde bölümleri uzun tutarım, ilk iki bölüm gözünüz korkmasın diye kısa yazmayı tercih ettim. 7247 kelimelik uzun bölümle karşınızdayım.

Aynı anda 3 kurguyu birbiriyle bağlantılı bir şekilde ilerletmek birazcık zor. Ancak okumasının keyifli olduğunu düşünüyorum. Olayları üç farklı kişinin gözünden okumak hoşuma gidiyor. umarım sizin de hoşunuza gidiyordur.

Bu bölüm, Atilla & İnci yakınlaşmalarına şahitlik ettik.

Sonraki bölümde bombalar bizi bekliyor.

Aklınıza takılan noktaları sormaktan çekinmeyin.

3. Bölümden en sevdiğiniz kısım neresi oldu?

SEVGİYLE KALIN..

AŞKLA YAŞAYIN

İNSTAGRAM ADRESİ: incil01

††††††

ATİLLA

İNCİ

İNCİ 3. BÖLÜM KOMBİNİ

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.